“N-82 konusu kişisel değil toplumsaldır”

Kıbrıs’ta iki toplumun yakınlaşmasına katkıda koymak amacıyla hafıza ve sözlü tarih çalışmaları yapan Asi Productıon adına Mine Balman’ın yönettiği “KOD 82” belgeseli hakkında yönetmen ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Murat OBENLER

“Biz 2020 müdahalesi ile yüzleşmediğimiz sürece bazı şeyleri de çözmemiz imkansızdır. Kimsenin duymak, görmek, bilmek istemezmiş gibi davrandığı bir atmosferde biz de tam tersine herkes görsün, duysun, bilsin istedik.”

Belgeselin düşünce anlamında senin kafanda nasıl oluştuğuyla başlamak isterim. 

Mine Balman: Diğer bütün projelerim gibi Asi Production bünyesinde çıkan bir fikirdir ve sonrasında da bu bir belgesele dönüştü. 2014 yılından bugüne üretimlerde bulunan Asi Production tamamen gönüllü emekle yürüyen bir yapıda hem siyasi tarihimize hem iki toplumun yakınlaşmasına katkıda koymak amacıyla hafıza ve sözlü tarih çalışmaları yapıyor. Konunun politik olarak çizgisinin oturması, ana metnin yazılması, röportajların yapılması ve kurgusu ile proje gösterime hazır hale geldi.

İlk olarak 2020’de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da aday olduğu seçimlere Türkiye’nin müdahalesinin ardından 2021’de Türkiye’ye girememe durumlarıyla karşılaşmaya başladık.  İlk 2017’de Özay Hüseyin Kurtdere böyle bir durumla karı karşıya gelmişti ama biz ilk kez 2021’de Ali Bizden ile bu durumun farkına vardık. 2021-2025 arasında ara ara ülkedeki durumlara karşı ortaklaştığımız insanları Türkiye’ye almama durumları yaşandı. Bende bu insanların Türkiye’ye girememe durumları yanlarına kaldı hissiyatı oluşmaya başlamıştı ama olaya toplumsal bir boyuttan yaklaştığımızda da bu hem bizim toplum olarak yüzleşmekten kaçtığımız 2020 seçimlerindeki müdahale ile bire bir bağlantılı hem de Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin ilişkisini çok iyi yansıtan bir durumdur. Biz 2020 müdahalesi ile yüzleşmediğimiz sürece bazı şeyleri de çözmemiz imkansızdır. O süreçte gerçekleştiremediğimiz toplumsal duruş daha sonrasındaki süreçleri de doğrudan etkiledi. Oradan başlayarak hem bu insanların kişisel hikayelerinin kayda geçirilmesi, o hikayelerin görünür kılınması hem bu kişilerle dayanışma hem de çok unutmaya, unutulmaya meyilli bir ortam içindeymişiz ve kimsenin duymak, görmek, bilmek istemezmiş gibi davrandığı bir atmosferde biz de tam tersine herkes görsün, duysun, bilsin istedik.

“Her zaman kollektif çalışmaya inanırım”

Süreçte bazı sektörden isim ve/veya şirketlerle de iş birliğinin olduğunu biliyorum. Zaten gönüllü işler hep iş birlikleri ve manevi desteklerle oluyor. 

Balman: Ben her zaman kollektif çalışmaya inanan bir kişi olarak isimlerden daha çok kurumsal olarak yapım şirketlerinin öne çıkmasını tercih ediyorum. Mine’den çok gönüllü insanların konuyu sahiplenip, o çatının bir buluşma noktası haline gelmesini arzuladığım için Asi Production’u öne çıkarıyorum. 

Konunun süreklilik arz etmesi ve hala daha devam etmesi de sürecin canlılığını ve gündemde olmasını getiriyor. Bu listede kaç kişinin daha olduğunun bilinmemesi de tüm Kıbrıslı Türkler için bir korku iklimi, caydırma politikası uygulandığı hissiyatı yaratıyor.

Balman: Evet. Bizler kaç kişinin bu yasaklı listesinde olduğunu bilmiyoruz ve şu anda basına yansıyan 15 kişi var ama bazı kişilerin de bu yasakla karşı karşıya gelmesine rağmen konuyu kamuoyuyla paylaşmamayı tercih ettiğini de duyuyoruz. Süreç böyle ilerlerken Türkiye’ye giremeyenlerin arasında gazetecilerin de oldukça fazla yer tutması nedeniyle bir sohbet sırasında bunu gazeteci Canan Onurer ve Huri Yontucu ile paylaştım ve onların sağlam desteği ile bu süreç gerçekten ilerledi. Bu süreçte Olivia filmimize de destek veren Heavy Mountain Productions tarafında Evren Maner, Sound Balancing-ses editlemede ve Canan Onurer dış seslerin seslendirmesinde katkı koydu.

Bu 15 kişi ile de röportajlar yapıldı mı yoksa bazıları seçilerek mi ilerlendi?

Balman: Sadece 10 kişi ile röportaj yaptık. Ben yine de tüm isimleri buradan bir kez daha paylaşmak isterim. G-82 veya N-82’den Türkiye’ye girişi yasaklanan kişiler: Özay Hüseyin Kurtdere, Ali Bizden, Ahmet Cavit An, Ali Kişmir, Okan Dağlı, Can Sözer, Abdullah Korkmazhan Aysu Basri Akter, Münür Rahvancıoğlu, Başaran Düzgün, Hasan Küdenler, Ulaş Barış, Koral Aşam, Evrim Hınçal ve Mertkan Hamit. Biz röportajlarla bu kişilerin profili ve nasıl bir seçkiyle bu insanların Türkiye’ye alınmadığı, uygulanan muameleyle ilgili süreçleri ortaya koymak istedik.

“Bu uygulama belli bir politikanın yansımasıdır”

Bir gazeteci olarak G-82, N-82 Kodu’nun ne olduğu ile ilgili toplumu biraz daha bilgilendirmeni rica edeceğim çünkü toplumsal olarak nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzun yeteri kadar farkında olmadığımız kanısındayım. 

Balman: G-82, N-82 meselesi Türkiye’nin kendi yasal mevzuatı içinde olan bir şeydir ve çeşitli sebeplerle Türkiye’ye girişinin uygun olmadığını düşündükleri T.C. vatandaşı olmayan kişilere yönelik uygulanıyor. Bu tür milli güvenlik uygulamaları başka devletlerde de mevcuttur tabi ki ama özellikle 2020 sonrasında belli bir kategorideki Kıbrıslı Türkleri mahkeme kararı olmadan, belli bir suçlama olmadan, sadece “Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Güvenliğini Tehdit Etmek” gerekçesiyle bu uygulamaya maruz bırakmak belli bir politikanın yansımasıdır.    

“Bu insanlar üzerinden bir korku yaratma yöntemi ve toplumu baskı altına alma politikası uygulanıyor. Ben başarılı olduğunu düşünmüyorum”

Konunun psikolojik tarafına bakarsak bir korku imparatorluğu yaratarak bir nevi toplumun “muhalif” kesimlerinde psikolojik bir yıldırma politikası uygulanmıyor mu?

Balman: Bu insanlar üzerinden (muhalif, ilerici, düşünen, aydın kesimler diye nitelendirebiliriz) bir korku yaratma yöntemi ve toplumu baskı altına alma politikası uygulanıyor. Ben başarılı olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar Türkiye’ye giderken bir çekinceye kapılıyorlar ama bunun insanlarda kendilerine otosansür yapacak şekilde fazla olduğunu düşünmüyorum. Bu insanlar havalimanlarındaki ülkeye giriş kapılarından geri gönderiliyorlar, bu insanlar huzursuz ediliyorlar ama onlarca sendikacı, gazeteci, düşünce insanı da Türkiye’deki muadilleriyle çalışmalarını sürdürüyorlar. 

İşin insan hakları boyutu, uluslararası yurttaşlık hakları boyutu, dolaşım özgürlüğü boyutu gibi farklı boyutları da var.  Bunlara da değinmek isterim.

Balman: Eğer KKTC’yi tek tanıyan devletin Türkiye olduğunu iddia ediyorsak oradaki büyükelçiliklerin, konsoloslukların bir işlevi olması gerekir, bu yurttaşlarımıza uygulanan bu haksız, hukuksuz, insan haklarına aykırı duruma karşı devreye girmeleri gerekirken yurttaşları o ortamda kendi başlarına bıraktılar.  

“Filmde AKP iktidarına yönelik hiç kimsenin girişimde bulunmaya cesaret etmediği gerçeğini de gösteriyoruz. Bu isimlere suçlu muamelesi yapıldı”

Konu Türkiye’deki ve Kuzey Kıbrıs’taki muhalefet milletvekilleri tarafından defalarca meclislerde dahil gündeme taşınsa ve yazılı taleplerde bulunulsa da mesele cevapsız kalmaya devam ediyor. Bu süreci nasıl değerlendirebiliriz?

Balman: O da var ama AKP iktidarına yönelik hiç kimsenin girişimde bulunmaya cesaret etmediği gerçeğini de gösteriyoruz. İnsan kendi devletinin Dış İşleri Bakanlığı’nın elçilikleri vasıtasıyla bir girişimde bulunmasını bekler ama bu konuda sıfır diplomasi var. Bizim belgeselde dikkat çekmek istediğimiz noktalardan birisi de bu isimlere uygulanan muamele idi. Parmak izi alınarak, fotoğrafı çekilerek, telefonları ve içindeki bilgiler kopyalanarak bu kişilere suçlu muamelesi yapıldı. Suçunun ne olduğunun bilinmediği, neyle suçlandığının bilinmediği bir ortamda hiçbir güvenlik garantisi olmadan bu kişilerin verilerinin alınması çok tehlikelidir. Açıkça Kişisel Verilerin Korunması Yasası’na aykırı davranışlar yapılıyor. Dünyada buna büyük hassasiyet gösteriliyor. Bu çok ciddi bir durumdur. Keyfi bir uygulama gibi duruyor. 

“Bu konu kişisel değil tamamen toplumsaldır ve hepimizin meselesi olması gerekiyor”

Gelelim işin Kıbrıslı Türkler’in varlığına ve kimliğine müdahale boyutuna. Bizim yeteri kadar reaksiyon gösterdiğimizi söyleyebilir miyiz?

Balman: Bu süreç 2020’deki müdahalenin devamıdır. O insanların üzerinden tüm toplumu yıldırma politikası uyguluyorlar. Tabi ki bu uygulamaya en çok karşı çıkması gereken kişi Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Ersin Tatar olması gerekirken reaksiyon anlamında adeta sessiz bir dönem geçirdik.  Ersin Tatar, Türkiye’deki politik iktidar tarafından atandığı için 5 yıl onlarla aynı çizgide bir politika uyguladı ve kimseye sahip çıkmadı. Her bir giremeyen kişi için bir dayanışma gösterildi, toplumsal birliktelik sergilendi ama sorunun çözümüne ilişkin hiçbir şey olmadı.  19 Ekim’de Tufan Erhürman’ın halk iradesi ile Cumhurbaşkanı seçilmesiyle bu iradenin farklı şekillenip şekillenemeyeceğini hep birlikte göreceğiz. En azından bu konunun gündeme gelmesi, konuşulmaya başlanması çok önemlidir çünkü diğer durumda kişisel olarak bir insanın yaptığının yanına kalıyor olması hissiyatı ortaya çıkıyor ve bu çok kötüdür. Bu konu kişisel değil tamamen toplumsaldır ve hepimizin meselesi olması gerekiyor. Tam da susma sustukça sıra sana da gelecek sloganında olduğu gibi.  Bizlerin kişilerden çok toplumsal olarak olaya yaklaşıp ne yapıyorsak onu yapmaya devam etmemiz gerekir. Yani sırf o listede olma olasılığı olacak diye otosansür yapıp film çekmeyelim, yazı yazmayalım, sendikal faaliyet yapmayalım mı?

“İlk kez filmdeki röportajlar sırasında insanlar defalarca alkışladılar. Bu canlı hissiyat ve anında destek alkışları çok güzeldi. Bu aktüel tepkiyi görmek çok iyiydi.”

İlk gösterimi KTGB’nde yaptınız. Nasıl geçti?

Balman: Çok iyi geçti. Bugüne kadar filmlerimle ilgili yaptığım birçok gösterimden farklı olarak ilk kez filmdeki röportajlar sırasında insanlar defalarca alkışladılar. Bu canlı hissiyat ve duygu yoğunluğu ve anında destek alkışları çok güzeldi. Film sırasında bu aktüel tepkiyi görmek çok iyiydi. Film sonrasında da verimli bir tartışma yapıldı. 

“Filmle “Bakın bunlar da yaşanıyor, Türkiye’ye alınmayan aydın, ilerici, muhalif, Kıbrıs’ta barış isteyen insanlar var.” meselesini de göstermek istedik”

Bundan sonra filmin Kıbrıs'ta ve/veya yurt dışında insanlarla buluşma stratejisi nedir?

Balman: Bu filmin altyazı süreçleri de var. Biz bunu kendimiz kayıt altına alalım, dayanışma yaratalım motivasyonu yanında dünyaya da “Bakın bunlar da yaşanıyor, Türkiyeye alınmayan aydın, ilerici, muhalif, Kıbrıs’ta barış isteyen insanlar var.” meselesini göstermek istedik. Bu yüzden uluslararası alanda göstermek için İngilizce altyazı yazıyoruz. Kıbrıs’taki diplomatik misyonlar ile de farklı gösterimler için iletişim içindeyiz. Türkiye’de de bazı ilerici festivallere de başvuracağız. 

Filmin gösterimi ile ilgili adanın iki tarafından da talepler var. 1 Aralık 2025 tarihinde saat 19:00’da Mağusa Belediyesi’ne ait Bandabuliya’da gösterim olacak. Lefkoşa’da da gösterim düşünüyoruz. Gösterimleri Asi Production Facebook ve Instagram sayfalarından öğrenebilirsiniz.

Güney Kıbrıs’ta da filmin gösterilmesini önemsiyorum çünkü Kıbrıslı Rum ilericiler kurdukları ilişkiyi hep Kıbrıs Sorunu temelinde kuruyorlar. Burada yaşadığımız başka sıkıntılar da var ve bunlarla da dayanışmamız gerekir. Bu anlamda güneyden dayanışma da eksik kalıyor.  

Bu filme kimlerin katkısı olduğunu da sayabilir miyiz?

Balman: Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB) bizlere mekânı sağladı ve hem röportajları orada yaptık hem de ilk gösterimi orada yaptık. Kişisel katkılar da oldu.

Özel Haber Haberleri