Müziğin notaları İtalya’daki Pardenone'nin yüzlerce piyanosundan dünyaya yayıldı

Kıbrıslı Hüseyin Kırmızı yeni eseri ‘Mediterranean Shadow’un dünya prömiyerini gerçekleştirerek ülkemizi festivalde temsil etti.

Murat OBENLER

Bu yıl 19-21 Haziran tarihleri arasında İtalya’nın Pordenone şehrinde yapılan ve İtalya’nın önde gelen kültür-sanat buluşmaları arasında yer alan 8.Piano City Pordenone Festivali’nde İtalya, Avrupa ve dünya genelinden 150'nin üzerinde piyanist şehre yayılan 100'ün üzerinde farklı konserde sahne aldı. Kıbrıslı besteci ve piyanist Hüseyin Kırmızı da bu uluslararası festivale katılarak yeni eseri ‘Mediterranean Shadow’un dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Ülkemizi İtalya’da başarıyla temsil eden ve performansıyla İtalyan sanatseverlerden büyük takdir gören Hüseyin Kırmızı müziğin birleştirici gücünü binlerce notanın arasında bir kez daha deneyimlemiş oldu. Kırmızı, Kıbrıs’ı yöneten Venedikliler’in önemli yönetici ailelerinden Loredan Hanedanlığı’ndan Famagusta Kontu ünvanlı Kont Marco Loredan’ın da zamanında yaşadığı mekan olan ve günümüzde sanat amaçlı konserlerde kullanılan Corte Palazzo Loredan Porcia bahçesinde 20 Haziran günü çok önemli bir konser verdi.
 

“Müziğimin Pordenone’nin Binlerce Notasıyla Bütünleştiğini Hissettim”

Uluslararası festivalin nasıl geçtiğini konuştuğumuz Hüseyin Kırmızı şunları ifade etti: “Piano City Pordenone benim için sadece bir festival ya da konser deneyimi değil, müziğin insanlar, şehirler ve kültürler arasında nasıl köprüler kurabildiğini yeniden hissettiğim çok özel bir buluşmaydı. Festival boyunca Pordenone’nin sokaklarında yürürken her köşeden piyano sesleri yükseliyordu. Meydanlarda, tarihi binaların önlerinde, dar sokaklarda ve avlularda yer alan piyanolar sayesinde bütün şehir dev bir açık hava konser salonuna dönüşmüştü. Binlerce nota gün boyunca şehrin üzerinde dolaşıyor, birbirine karışıyor ve ortak bir enerji yaratıyordu. Kendi müziğimin de bu büyük müzikal akışın bir parçası olması benim için son derece anlamlıydı.”

“Kıbrıs’tan gelen bir besteci ve piyanist olarak Mağusa Kontu’nun malikanesinde sahneye çıkmak benim için sembolik bir anlam taşıyordu”

“Konserimi gerçekleştirdiğim Corte Palazzo Loredan Porcia’nın benim için ayrı bir önemi vardı. Kıbrıslılar için Loredan ailesinin adı tarihsel olarak tanıdık bir isimdir. Bir zamanlar Mağusa Kontu ünvanını taşıyan Loredan ailesinin mirasını taşıyan bu tarihi mekânda, Kıbrıs’tan gelen bir besteci ve piyanist olarak sahneye çıkmak benim için sembolik bir anlam taşıyordu. Tarihin farklı dönemlerinde birbirine bağlanmış iki Akdeniz coğrafyasının, yüzyıllar sonra müzik aracılığıyla yeniden buluşması gibi hissettim”
 

“Kıbrıs ezgilerinden, Doğu Akdeniz’in melodik mirasından ve bölgemizin kültürel hafızasından beslenen “Mediterranean Shadow” adlı eserimin dünya prömiyerini İtalya’da yaptım”

“Konser programının en özel anlarından biri ise yeni albümümde yer alacak olan “Mediterranean Shadow” adlı eserimin dünya prömiyeriydi. Tamamıyla Kıbrıs ezgilerinden, Doğu Akdeniz’in melodik mirasından ve bölgemizin kültürel hafızasından beslenen bu eser, üzerinde uzun süredir çalıştığım yeni albümün en güçlü çalışmalarından biri. Eser ilk kez Pordenone’da seslendirildi ve dinleyicilerden gördüğü ilgi beni son derece mutlu etti. Konser sonrasında aralarında Türkiyeli müzikseverlerin de yer aldığı birçok kişinin özellikle bu eser hakkında konuşması, Akdeniz’in hikâyelerinin ve melodilerinin farklı coğrafyalardaki insanlara da dokunabildiğini gösterdi.”
 

Müzik yine en evrensel ortak dil oldu

“Festival boyunca dünyanın farklı ülkelerinden gelen çok sayıda piyanist ve besteciyle tanışma fırsatı buldum. Konserler arasında yaptığımız sohbetler, fikir alışverişleri ve akşamları gerçekleşen jam session’lar festival deneyiminin en değerli parçalarından biriydi. Farklı müzikal geçmişlerden gelen sanatçıların aynı sahnede ve aynı enstrüman etrafında buluşması, müziğin aslında ortak bir dil olduğunu bir kez daha hatırlattı.”
“Festivalin başarısının arkasında ise kusursuz çalışan bir organizasyon vardı. Böylesine büyük bir etkinlikte her şeyin dakikası dakikasına işlemesi, sanatçıların ihtiyaçlarının düşünülmesi ve festival ekibinin profesyonelliği gerçekten etkileyiciydi. Her ayrıntının özenle planlandığı hissediliyordu.”
“Bu festivalden ayrılırken aklımda kalan en güçlü duygu, müziğin birleştirici gücü oldu. Kıbrıs’tan taşıdığım melodiler, Pordenone’nin sokaklarında yükselen binlerce notayla buluştu. Farklı dilleri konuşan, farklı kültürlerden gelen insanlar aynı müziğin etrafında bir araya geldi. Sanırım sanatın en büyük gücü de tam olarak burada yatıyor; bizi birbirimize yaklaştırmakta ve ortak bir hikâyenin parçası olduğumuzu hatırlatmakta.”

Kültür & Sanat Haberleri