CTP Milletvekili Ürün Solyalı, Meclis Başkanı hakkında ortaya atılan ciddi iddialar üzerinden yaptığı açıklamada, masumiyet karinesinin ceza hukuku açısından tartışılmaz olduğunu ancak bunun siyasi sorumluluktan kaçmak için kullanılamayacağını vurguladı.
Solyalı, “Hiç kimse yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Bir avukat olarak bu ilkenin tartışılmaz olduğunu biliyorum. Ancak masumiyet karinesini siyasi sorumluluktan kaçmak için bir siper haline getirmek, demokrasinin ruhunu boğmaktır” dedi.
Demokrasilerin yalnızca ceza hukuku üzerinden işlemediğine dikkat çeken Solyalı, hukuki sorumluluk ile siyasi sorumluluğun aynı şey olmadığını belirtti. Yargının “suç var mı?” sorusunu sorduğunu, siyasetin ise aynı anda “Bu makam, bu iddialar altında taşınabilir mi?” sorusunu sormak zorunda olduğunu ifade etti.
Meclis Başkanlığı makamının sıradan bir görev olmadığını vurgulayan Solyalı, bu makamın yasamanın, tarafsızlığın, çoğulculuğun, ciddiyetin ve kamusal güvenin temsili olduğunu kaydetti.
“Hakkında çok ciddi iddialar varken bu makamda ısrar etmek, masumiyet karinesini savunmak değil; makamı kişisel bir savunma hattına dönüştürmektir” diyen Solyalı, bu tutumun Meclis’i ve demokrasiyi tartışmanın merkezine sürüklediğini söyledi.
Aynı dava kapsamında savcılığın sorgu ve yönlendirmesi altında olan bir tanığın, ilk isim olarak Meclis Başkanı’nı işaret etmesinin ve bu ismi “makul şüphe” yaratabilecek bir zeminde İçişleri Bakanlığı dönemine ilişkin görevini kötüye kullanma ile, vatandaşlık verme taahhüdü ya da vermeme tehdidi iddialarıyla ilişkilendirmesinin, konuyu “kuru bir iftiranın ötesine” taşıdığını belirten Solyalı, sekreterinin ilk tutuklananlar arasında yer almasının da meseleye derinlik kattığını ifade etti.
Savcılığın bu noktadaki yönlendirmelerinin yeni dosyaların gelebileceğine işaret ettiğini dile getiren Solyalı, “Gelmelidir de” dedi.
“Mesele iddiaların doğru olup olmaması değildir” diyen Solyalı, asıl meselenin bu iddialar altında Meclis’in saygınlığının korunup korunmadığı olduğunu vurguladı.
Yargı süreci devam ederken koltuğa tutunmanın “yargıya saygı” değil, açık biçimde koltuğu kalkan olarak kullanmak anlamına geldiğini belirten Solyalı, görevden ayrılmanın suçun kabulü olmadığını, aksine gelişmiş demokrasilerde bunun kurumu ve demokratik işleyişi koruma sorumluluğunun gereği olduğunu kaydetti.
“Koltuğu terk etmemek direnç değil; etik körlük ve siyasi inattır” diyen Solyalı, Meclis Başkanlığı makamını bir mevziye ve dokunulmazlık alanına dönüştürmenin Meclis’e duyulan güveni derinden yaralayacağını söyledi.
Solyalı, “Bu yaklaşım siyasi ahlak değil, güce tutunma kültürüdür. Demokratik olgunluk, her koşulda koltuğu korumakta değil; gerektiğinde koltuktan kalkabilme cesaretini gösterebilmekte ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.
Açıklamasının sonunda CEZA (Değişiklik) Yasası’na da dikkat çeken Solyalı, “Tüm bu çürümüşlüğün ve kokuşmuşluğun konuşulmasını engellemek için Meclis’e CEZA (Değişiklik) Yasası gönderme ihtiyacı da başlı başına başka bir ahlak sorunu değil midir?” diye sordu.