Murat OBENLER
Metinden konuşarak başlamayı arzu ediyorum. Athol Fugard’ın “Ada” oyunu ile bir tema ve metin benzerliği olduğunu görüyoruz. Achilleas Grammatikopoulos ile Μιχάλης Κολοκοτρώνης’un bu oyunun metnini ortak olarak yazdığı bilgisinden hareketle nedir bu konudaki benzerlikler ve farklılaşan noktalar?
İzel Seylani: Teknik olarak cezaevinde aynı hücrede iki mahkumun olma hali benzer. Fugard’ın Ada’sı Afrika’da Nelson Mandela’nın da olduğu bir dönemde geçer. Antigone metni orada da verilir. Sofokles’in en önemli yapıtlarından olan ve Antik Yunan Tragedyası’nın temeli olan Antigone kendi doğru gördüğü, düşüncesi uğruna kralın, devletin sözüne karşı gelen bir tragedya kahramanını anlatıyor. Burada da özgür Kıbrıs’ı savundukları için o dönemin faşist yönetimi tarafından ölüme mahkum edilen iki insan var ve bir paralellik kuruluyor.
"Metin gerek Kıbrıs ağzı olarak gerekse Kıbrıs’taki siyasi dengeler ve iki temsilcisinin sosyal ve toplumsal boyutu üzerine odaklanması açısından yeniden yazıldı"
Yönetmen Achilleas Grammatikopoulos bu oyunun fikrini ne zaman oluşturmaya başladı?
Seylani: Bir yıldır yönetmenimiz bu fikir üzerine çalışıyor. Athol Fugard’ın Ada’sını metin olarak çok iyi bilmesine rağmen bizim Kıbrıs’ta tarihsel geçmişimize, siyasal tarihimize uyarlamak adına Μιχάλης ile birlikte yeniden bir metin yazmak istediler. Fikri çok beğendi ama metnin gerek Kıbrıs ağzı- Kıbrıs Türkçesi ve Kıbrıs Rumcası- olarak yazılması gerekse bizim ülkemizdeki siyasi dengeler (yeraltı örgütleri TMT ve EOKA’nın icraatları ) açısından ve onların iki temsilcilerinin sosyal ve toplumsal boyutu üzerine odaklanması açısından yeniden yazıldı. Biri Aya Napa’lı biri de Baf’lı iki karakteri 1958’de bir İngiliz Sömürge Yönetimi hapishanesinde biraraya getirdi.
“Çok ciddi, titiz ve iyi çalışılmış bir metin görüyoruz”
İki fiziksel karakter yanında sömürgeci İngiliz İdaresi’nin de sesini duyuyor ve Antigone Tragedyası’nın gerilimini hissediyoruz. Araştırma süreçleri nasıl oldu?
Seylani: Oyunun metninin yazım sürecinde (Buna karakterler de dahildir) çok ciddi bir araştırma, çalışma vardır. Çok ciddi çalışılmış bir metin görüyoruz. Kimlikten aile yapısına, sosyo-ekonomik durumdan politik duruma, din meselesinden iş yaşamına, Yunan tragedyalarından Kıbrıs tarihine kadar iki yazarın hem K/T hem de K/R kaynaklardan çok iyi bir araştırmalar bütününü yaptığını ve bunu oyuna çok iyi yansıttıklarını görüyoruz. Fikri Kıbrıs ağzına getirdiğimizde, Kıbrıs sosyo-kültürüne getirdiğimizde kelime kelime bunları oyunda görüyoruz. Çok titiz ve iyi bir çalışma yapıldı ve ben de bu projede olmaktan heyecan ve gurur duydum. Politik olarak temsil ettiği değerler, insana yaklaşımı, iki toplumun aslında empoze edilen TMT’cilik-EOKA’cılık ve bu uğurda insanları manüpüle edilerek toplumda bir takım eylemlere sebep olduklarını, içeride mahkum olarak karşı tarafa tanık olma, içeride öteki/düşman olarak betimlediğimiz insanın da insan olduğunu anlayarak aslında hayatı yeniden tanımlamak çok önemlidir.
“Yönetmenin kafasında bizimle ilgili bir şeyler oluştu, sahne üzerinde ve dışındaki enerjimiz ile uyumumuzla ilgili bizimle birlikte bir şeyler yapmak istediğine inandı”
Sizlerin bu projeye dahil olmanız nasıl oldu? Geçtiğimiz Yaz mevsiminde Othello Kalesi’nde sahnelediğiniz oyunda birlikte sergilediğiniz harika performansın bu oyuna yansıması da oldu mu?
Giorgos (Yorgos) Evagorou: Ethal Tiyatrosu’nun kadrolu bir oyuncu kadrosu yoktur. Birçok oyuncu ile çalışır. Daha çok Limasollu oyuncuları tercih edebilir. İzel ile yıllar önce THOC’da bir oyun daha çalışmıştık. “Kalede Bir Yaz” oyununda birlikte rol aldık. Yönetmen Achilleas Grammatikopoulos’un kafasında bizimle ilgili birşeyler oluştu, bizim sahne üzerinde ve sahne dışındaki (sosyal diyalog) enerjimiz ile uyumumuzla ilgili bizimle birlikte birşeyler yapmak istediğine inandı. Bizi insan olarak birleştiren bir enerjimiz olduğunu fark etti. Oyunu okumaya başladığımızda ikimiz de sahnede birbirimize gurur ve değerler bütünü içinde bir alan tanıdık. Sahne üzerinde kurduğumuz denge de çok önemliydi. Oynamaktan daha fazla bir iletişim ve paylaşım söz konusu idi. Biz gözlerle çok iyi anlaştık. Baştan sona birlikte oynadık. Dereden akan bir su gibi geçti bu proje.
“Tarihi gerçekleri bildiğimiz, bununla yüzleştiğimiz için oynamak bizim için zor değildi”
Oyuncu role hazırlanır ve sahnede performans yapar. Bu rol eli kanlı bir yeraltı örgütü üyesi olduğu için ortak yaşama ve barışa inanan birisi olarak seni duygusal olarak zorladı mı?
Evagorou: İyi ki öncesinde İzel’i tanımışım çünkü birlikte bu kadar güçlü bir iletişimimiz olacağını kestiremeyebilirdim. Ben partnerimin gözlerinde sadece sevgi gördüm. Çok zordu çünkü rolü oynarken karşımda çok sevdiğim bir insan vardı. Tarihi olarak birtakım gerçekleri bildiğimiz, bununla yüzleştiğimiz için oynamak bizim için zor değildi. Bu benim işimi kolaylaştırdı. Ben Yorgos olarak bu rolü oynarken İzel benim kafamdakinin ve kalbimdekinin ne olduğunu biliyordu. Seyircilere karşı ne kadar sert oynasam da İzel’le birlikte kurduğumuz ilişki çok samimi ve derindir.
“Yönetmen politik tiyatro yapıyorum diyerek zorlama yapanlara mesaj veriyor. Oyun seyirciyi politik kutuplaşma yerine birleştirici, toplumları bir görme durumu içine sokar"
Yönetmen de “Ben 40 yıldır politik tiyatro yapmıyordum. Ben insanla ilgilenirim. Bu bir ilk olacak” diye ironiyle karışık mesajını veriyordu. İnsanın olduğu yerde politika, politikanın olduğu yerde insan yok mudur zaten.
Seylani: Orada bir ironi vardır. Yönetmen politik tiyatro yapıyorum diyerek zorlama yapanlara bir mesaj veriyor. Benim amacımız politik tiyatro değildir ama yaptığımız şeyin bizatihi kendisi politiktir. Amaç politik tiyatro yapmaksa o başkadır ama amacın insanı önceleyerek, insana dair bir oyun yapmaksa amacın kendisi politiktir ama amacın politik değildir.
Evagorou: Biz ilk oyunlarımızda seyircinin gerçekten ne tepki vereceğini, nasıl karşılayacağını çok merak ediyorduk çünkü bu çok hassas olan ince bir çizgiydi. İzel ve ben oyunun sonunda insan olduğumuz noktasında birleşince oyun seyirciyi politik kutuplaşma yerine birleştirici, toplumları bir görme durumu içine sokar. O zaman biz de işimizi çok iyi yaptığımız kanısına varıyoruz çünkü amacımız tam da kutuplaşma yerine insana dair ortak acıları gündeme taşıyan, ortak acının karşılıklı olduğunu vurgulayan bir oyun yaratmaktır. Oyunda kutuplaşma ve iki farklı uç politik değerlerin dışavurumunu görsek de oyunun sonunda insani değerler bizleri birleştirir.
Seylani: Oyunun başında EOKA üyesi,baş eğmeyen bir direnişçi olan karakter oyun sonunda öteki olarak tanımlanana karşı tavrını değiştirir ve karısına eğer Enosis olursa Kıbrıslı Türklere dokunmamaları mesajını gönderiyor. Oyunda karakterin dönüşümünü gözlemliyoruz.
“Dönüşümü önceleyen bir süreç oyunun ana fikri olabilir”
Kendinde bir öteki ve ötekinde de bir ben olduğunun farkına varmak oyunun gelişim süreci içinde hep karşımıza çıkıyor. Tüm farklılıkları bir yana bırakarak ortak insani değerlerde birleşmek.
Seylani: Cezaevinde hücredeki süre içinde karşıdakinin de insani olarak ailesi, eşi ve çocukları olduğunu, hayalleri olduğunu ve yaşamak istediğini anlayınca insan hayata biraz farklı bakar. Bugün de çok önemli ve geçerli olan bir şeydir bu.
Evagorou: Oyunun tabi ki bir politik karakteri var ama o kadar düşünceleri uğrunda inançlı karakterler görüyoruz ki onların dünyasına ve büyük bir dönüşüme tanıklık ediyoruz. Dönüşümü önceleyen bir süreç bu oyunun ana fikri olabilir.
Bu değerlerden en önemlisi de ailedir galiba…
Evagorou: İnsan bir aile olunca hayatında başka bir dünya açılır. İnsanı diğer insanlardan ayıran bu derinlik ve kapsamdır. Bu oyunda ikisi de babadır, eşleri ve çocukları var. Oyunun doğası içinde odak incelmeye başladığında ve son safhaya geldiğinde insani değerler kalır. Ölüme yaklaştığında ev,mal, mülk,para değil aileni düşünün.
“Achilleas Grammatikopoulos okul gibi bir yönetmendir”
Yönetmen İngiliz sömürgecinin (ve tabi ki yanında çalıştırdığı K/T ve K/R polisler) sesi ve uygulanan şiddet etkisini kullanarak ve onu bir nevi saklayarak seyircinin sadece iki karaktere odaklanmasını sağlıyor.
Seylani: Çok iyi bir noktaya temas ettin. Bu tamamıyla yönetmenin dehasıdır. Yönetmen odağı oyunda çok iyi yönetiyor. Ben Achilleas Grammatikopoulos’dan birçok şey öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum. Kendisi okul gibi bir yönetmendir. Herkesin bildiğini zannettiği bazı değerleri yerle bir edip aslında öyle olmadığını öğreten bir yönetmendir.
Senin yönetmen ile hikayen nasıl oldu?
Evagorou: Ben yönetmenle aynı okuldan (Selanik Devlet Tiyatrosu) mezun olduk. 2017’de Kıbrıs’a geldiğimde kendisi beni bir oyunda izledi. Sonra kendi oyunundaki Kristian karakteri için daha iyisini yapabilmem adına beni motive etti, çok çalıştım ve rolü sonunda 14 kişi içinden bana verdi. Başka yönetmenlerle de çalışmaya başladığımda ruhsal olarak, düşünsel yapı olarak ondan neler kazandığımı anlama imkanım oldu. Onun sanat yönetmeni olduğu Ethal Tiyatrosu’nda da oyunlarda oynadım. Ona ne zaman senin yöneteceğin bir oyunumuz olacak diye sorduğumda o da bana hazır mısın diye soruyla cevap verdi ve ben de hazırım dedim. Bana beklememi söyledi, başka bir oyunda beni denedi ve Ada oyunu için de “Şimdi senin zamanındır” dedi. Kendisiyle çalışmayı 2019’dan beri bekliyordum.
Birlikte var olma ihtimali için yok olmanın yani ölümün kıyısına mı gelmek gerekiyordu?
Seylani: Burada felsefi bir sorgulama var. Uçurumun kenarına geldiğinde başka değerler (aile, eş, çocuklar ve sevdikleri) olduğunu anlıyor.
Evagorou: Ne zaman ki ölüm yaklaşır kafanın içindeki gereksiz şeyler kaybolmaya başlar ve sadece kalp kalır. Bu bizim içimizdedir ve güdüsel bir duygudur. Oyunda da yorgun olduğumuz sona doğru sadece içimiz yani kalbimiz çalışır. Uçuruma çok yaklaştığımız için kalbimizin ve ruhumuzun açılmasını sağlarız.
“Bizler tiyatro sahnelerimizde neden K/T gerçek dilini konuşmayalım? Kendimi ifade ederken kendi ağzım varken neden Türkçeyi tercih edeyim ki?”
Türkçe ve Rumca dillerinin birleşik bir adada kullanıldığı şekilde oyun metninde yer aldığını görüyoruz. Bu bilinçli tercihle diller de bir farklılık değil de birbiriyle iletişime katkı koyuyor.
Seylani: Dillerin kültürlerin ve toplumların temsilcisi olduğunu düşünüyorum ve K/T toplumu için Kıbrıs ağzı Türkçe, K/R toplumu içinde Kıbrıs ağzı Yunanca çok önemlidir. Bu dili konuştuğumuz zaman bir toplumun varlığını da kabul ediyoruz. Bu bilinçli bir tercihtir. Güneyde dil zenginliği vardır ve tiyatroda yaygın şekilde kullanılıyor ama kuzeyde profesyonel tiyatrolarda Kıbrıs ağzı duymak yabancılaştırır. Bu sanatçının dille kurduğu bağ ve dile karşı yüklemedikleri politik değerle ilgilidir. Bizler tiyatro sahnelerimizde neden Kıbrıslı Türklerin gerçek dilini konuşmayalım? Bunu ciddi olarak sorgulamak gerekir. Ben kendimi ifade ederken kendi ağzım varken neden Türkçeyi tercih edeyim ki? Şu andaki Ethal’in çalıştığı Lorca’nın Kanlı Düğün uyarlamasında da dil tercihi Kıbrıs ağzıdır.
Evagorou: Bizde de çoğu zaman Yunanca tercih edilir ama bence bu yanlıştır.
Yönetmen Antigone’yi oyuna dahil ederek (daha önceki örneklerinde de mevcuttur) Antik Yunan Tragedyası’nın karakterlerini ve anlatısını iki karakter üstünden günümüzle bağlıyor. Bu da oyunda güçlü bir anlatı ortaya çıkmasını sağlıyor.
Seylani: Antigone anlatısı Athol Fugard’ın “Ada”sından ilham alınarak bu oyuna taşınıyor. Antik Yunan Felsefesinin iki temel düşüncesinin (Diyonisoscu felsefedeki duygusal-insani değerler ve Apolloncu felsefedeki hukuk-yasa-devlet-otorite-erk) çatışması oyunda iki karakterin kendi yaşamlarında inandıkları değerlerin İngiliz devlet sistemi tarafından yanlış görüldüğü için cezalandırılmasına denk düşüyor (Kreon’un Antigone’nin cezalandırması gibi). Bir tarafta Antigone ve Kreon var diğer tarafta halk ve İngiliz idaresi var. Oyunda Antigone’den seçilen bölümler de çok önemlidir. Final sahnesinde İbrahim “Ey benim topraklarım. Zaman artık beklemez. Ben şimdi canlı canlı kendi ölümüme gidiyorum. Çünkü yerine getirmem gereken şeyleri yaptım, sorumluluğumu yerine getirdim” diyor. Oyunda Andrikos ve İbrahim inandıkları değerler uğruna bedel ödemeyi de göze alarak İngiliz Sömürgeci’nin kendilerine karşı dayattığı her şeye karşı gelerek (birer tragedya kahramanı gibi) sonuna kadar gidiyorlar.
Evagorou: Antigone’de bütün mesele Krallıktır ve bizim oyunda buna denk düşen İngiliz idaresidir. Antigone Yunanca “ailesine karşı çıkan” demektir. Oyunda biri ölür ama İngilizler oyunda diğerinin de sağ kalmasına izin vermez ve onları kardeş gibi gördüğü için (Antigoni ve erkek kardeşi gibi) onu da öldürür. O yüzden biz de kardeşçe bu sisteme karşı dururuz.
Oyunda sizi en çok zorlayan şey(ler) ne oldu?
Evagorou: Bütün oyun çok zordu. Oyun yüksek enerjide başlar ve bu çok zordur. Oyun yavaş yavaş yumuşadığında içindekileri dökmeye başlarsın. En zoru bütün bu değerleri taşırken devam edebilmektir. Böylece ben de ve sen de insanız diyebiliriz.
Seylani: Fiziksel olarak çok zorlayıcı (yoğun fiziksel şiddet içerir) bir oyun. Hem yönetmenimizin ustalığı hem de Sahne Döğüşü Koçumuz Anthi Kasinou’nun yardımlarına bir de çok iyi bir oyuncu ile sahneyi paylaşım birleşince bu zorlukları kolaylaştırdı.
“Bu süreç kimseyi ayrıştırmadan, dışlamadan bir amaca odaklı temiz bir yoldur. Bu yollar sürdüğü sürece daha büyük yollara vesile olacak”
Bundan sonra da yönetmen ve sizler yeni oyunda da birlikte çalışıyorsunuz. Yönetmenin daimi kadrosuna girdiniz hissine kapıldım.
Evagorou: Yönetmenin kafasında bir Kıbrıs üçlemesi yapmak var. Bu çok iyi bir fikirdir. Daha çok da “Ada” için kafasında bir yol tanımladı. Önceki ustalar Yaşar Ersoy, Hristos Zanos’dan çok şeyler gördü, deneyimledi. Bu değerleri kafasında tanımladığında şu anda yaptığı işleri çok daha net görüyor. Odaklanarak bir amaç uğruna o yolu yürümek çok daha temiz ve açık görünüyor. Biz şu anda yaptığımız şeye duygusal olarak da ruhen de dahil oluyoruz. Bu yollar sürdüğü sürece daha büyük yollara vesile olacak. Yavaş yavaş bu çarkın içine başka K/T ve K/R oyuncular dahil oluyor. Bu süreç kimseyi ayrıştırmadan, dışlamadan bir amaca odaklı temiz bir yoldur. Biz de daimi oyuncuları gibi elimizden gelen en iyisini vermeye çalışıyoruz.
“Tarihi okuyun ve kendi aklının sana ne dediğine bakın. Sorgulamaktan korkmayın”
Oyunun selam kısmındaki konuşmada “Sevgiye büyük bir ihtiyaç var. Gidenlere gelecek olanlara borcumuz var, adamıza borcumuz var” demiştiniz. Ondan sonra yine münferit şiddet olayları oldu. Sanat yeteri kadar panzehir olamıyor mu acaba toplumlara?
Evagorou: Her zaman tarih ya kazananların ya da kaybedenlerin hikayesini anlatır. Ama mesele tarihi nasıl okuduğumuzdur? Tarihi anlamayan ekipler, gruplar vardır çünkü okumadılar, sorgulamadılar sadece kafelerde duymuşlar, bir arkadaşından duymuşlardır. Tarihi okuyun ve kendi aklın sana ne dediğine bak. Sorgulamaktan korkma. Biz sanatçılar olarak tarihin içine girmemiz lazımdır. Bu oyunda tarihin gerçek yüzünü gösteriyoruz. Biz taraf tutmayız, tiyatronun amacı insanı değiştirmek değildir ama oyundan çıkan bir seyirci oyunda ne oldu diye düşünecektir. Tiyatro düşünmeyi sağlar. Sanatın işi budur. Bu birilerinin sınıra gelmesi, bir şeyler atması her zaman olur ve bu bizi yolumuzdan geri çevirmez. O şişe atan kişilere gelip Ada’yı izlemesini tavsiye ederim.
Seylani: Oyun güneyde çok büyük bir ilgiyle devam ediyordu. Kuzeyde de bu ilgiyle karşılandık. Girne’de Mağusa’da da oynamayı çok isteriz. Umarım oradaki yerel yönetimler aynı hassasiyeti gösterirler ve oradaki seyirciye de ulaşırız. Sanatın sorumluluğunun yerine getirilmesinde bu iş birliğinin devamını dilerim. Bir sanatçı olarak bana verdiği haz da çok fazla çünkü birçok oyunda oynarız ama bazıları daha özeldir ve unutulmazdır. Ada da her yönüyle öyle bir oyun.
“Sanatın özüne dair kendi araçlarının hangi yönde evrildiği ile ilgili, estetik değerlerle ilgili ciddi bir erozyon var. Sanatçının sorumluluğunun da yeniden tanımlanması, sorgulanması gerekir”
Bir ifadende “Tiyatro sanatı için otosansürün hortladığı, korkunun ve ataletin hüküm sürdüğü, sanatta ontoloji ve epistemolojinin gör ardı edildiği bir dönemden geçiyoruz. Dünyada tiyatronun, sanatçının kendi sorumluluğunu yeniden sorgulaması, bilincini tazelemesi ve bu çerçevede üretimine yeniden devam etmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.” diyorsun. Sanatın ve sanatçının karşılığının ne olduğuna dair neler söyleyebilirsin?
Seylani: Sanatın özüne dair kendi araçlarının hangi yönde evrildiği ile ilgili, estetik değerlerle ilgili ciddi bir erozyon var. Yakın coğrafyamızda aslında Türkiye’de ciddi bir erozyon yaşanıyor. İnsanın attığı her adım aslında politiktir. Türkiyede politik tiyatrodan uzaklaştıklarını, politik olandan da uzaklaştıklarını görüyoruz. Dünyada hiçbir sıkıntılı şey yokmuş gibi, herşey yolundaymış gibi, mutluymuşuz gibi bir dünya çiziliyor. Buna karşı duruş olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Bu noktada sanatçının sorumluluğu da çok önem arz ediyor. Yeniden tanımlanması, sorgulanması gerekir. Dünyada vahşetle bezenmiş, insanların öldüğü dünyada “Sanatın pozisyonu nedir? Ben ne yapıyorum? sorusuna verilecek cevabın yeniden tanımlanması gerekir. Sanatçı sanatın görevini tanımlama noktasında konuşmaya geldiğinde oldukça iyi ama sanatçı olarak özeleştirisini yapıp savunduğu değerlerin eyleme geçirilmesi noktasında bir adım geride duruyor. Güney Kıbrıs’a baktığımızda Tiyatro Antilogos yıllardır aynı duruş ve çizgisine devam ediyor. Limasol’daki Ethal’de çok ciddi bir politik tiyatro dönüşümü var. Kavramsal olarak da,estetik olarak da,felsefi olarak da güçlü bir değer ortaya koyuyor. Ada sonrası üçlemenin ikinci oyunu olan ve 1960’larda bir köyde geçen K/T ve K/R aile arasındaki bir olaya tanıklık ettiğimiz Federico Garcia Lorca’nın Kanlı Düğün oyunundan uyarlanan Kanlı Taçlar oyununda da bu politik dönüşümü görüyoruz. Oyunda Rum arkadaşlarımızla birlikte Zehra Evliya ,Cevahir Caşgir ve ben de varız.
Kendini sanatçı kavramı altına koyan insan sayısında ve sanatçı olmanın niteliği ile ilgili gerileme içinde olduğumuzu düşünüyorum.
Seylani: Çok ciddi endişelerim var. Senin söylediğin Decartes’in “Düşünüyorum O halde varım” yani Varoluşculuk felsefesinin temeli sorgulamaya dayanır ve eğer ben sanatçıysam (toplumda her açıdan misyon olarak bir sorgulamayı üstleniyorsam) bunun işime yansıması lazımdır.
Sadece sözel değil sahada sanatsal mücadele vermek zorundayım. Düzenin çarpıklığından, yozlaşmışlığından hepimiz şikayet ediyoruz. Sanatçı bunu sanatı ile de ifade edip, sanatlı bir perspektifle ve sanatlı bir biçimle ortaya koyması gereken kişidir. Ben bu adada barış istiyorsam, halkların kardeşliğine inanıyorsam, insanın hangi dilden, dinden, etnik kimlikten geliyorsa gelsin insan olduğuna ve sınıf çatışmasına inanıyorsam bunu sanatımla icra etmeliyim. “Ada” bu düşünceye hizmet ediyor. “Ada” içinde oynamam benim sanatsal misyon olarak görevimi yerine getirdiğimi gösteriyor. Hem gurur duyuyorum hem de haz aldığım bir oyundur. Bu oyun estetik değer,politik düşünce ve felsefik altyapı yanısıra iyi bir yönetmenle de çalışmakla, iyi bir metin çalışmakla, iyi bir oyuncuyla sahnede partner olmakla ilgili bir şeydir. Achilleas benim çalıştığım en iyi yönetmenlerden birisidir. Kalede Bir Gece’nin ardından Ada ikinci oyunumuzdur. Yorgos da bugüne kadar sahne üzerinde çalıştığım en iyi, en güçlü uyum sağladığım partnerimdir.
Bildiğim kadarıyla bir sinema filminde de çalıştınız. Sinemada da bu birlikteliği göreceğiz değil mi?
Seylani: Kıbrıs’ın çok değerli yönetmenlerinden Adonis Florides’in “Geçen Christması Nasıl Geçirdik?” filminde oynadık. 21-23 Aralık 1963’ü anlatan ve 1,5 yıl önce çekilen filmin bu yaz gösterilmesi planlanıyor.
Kıbrıslıların özgürleşme mücadelesi devam ediyor değil mi?
Evagorou: Kesinlikle devam ediyor.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Evagorou: Bütün bu oyunu küçük bir kutuya kapatarak bütün insanlara versek insanlar anlamış olacaklar ki hepimiz insanız. Hiçbir şey bunun ötesinde değildir. Bazıları için bu büyük bir farkındalıktır, ama egodan, bencillikten dolayı kendi elleriyle dokunamazlar ve başkasının ellerini kullanırlar, çünkü onlar hissiz ellerdir.