Deniz Büyükbozkırlı
denizaytac69@yahoo.com
Çocukluktan yaşlılığa ilerleyen çizgide belirgin iniş çıkışlara yol açabilen birçok neden sayılabilir. En önemlilerinden biri, yer değişikliğidir. Kişinin alışkın olduğu mekânı geride bırakarak bambaşka bir ortamda yaşamını sürdürmesi çok aşamalı, karmaşık bir süreci de başlatır. “Kültür şoku” adı verilen bu kavram psikoloji, psikiyatri, sosyoloji ve antropoloji disiplinleri tarafından ortaklaşa kullanılmaktadır. Şok sözcüğünün çağrıştırdığı kadar anlık bir olay değildir, zamana yayılan ve giderek karakter değiştiren bir süreklilik içerisinde değerlendirilir.
Kim, neden yaşadığı yeri hatta ülkeyi değiştirir? Bilgisini, deneyimini artırmak isteyen bir turist ya da öğrenci, gezmeyi seven, uzaktan iş yapan bir dijital platform çalışanı, iş için başka şehre giden emekçi, çalışmayı bırakıp köye yerleşen emekli, savaşmak için birliğine giden asker, savaştan kaçan göçmen ilk akla gelenler olabilir. Şüphesiz ki, yer değiştirme ile ilgili ayrı amaçlar, farklı süreler ve değişken ekonomik imkanlar söz konusuyken herkesin aynı şeyleri yaşadığını söylemek mümkün değildir. Öte yandan çeşitli grupları konu alan sosyal araştırmalar, kültür şoku ile ilgili ortak bir çerçeveye işaret etmektedir.
Yeni bir yere varmakla hissedilen ilk duygu, çoğu zaman, öfori yani büyük bir mutluluk ve heyecan halidir. Bu aslında aşka benzemektedir, hatta bu ilk döneme, ”balayı evresi” ismi verilmiştir. Sokaklar, doğa, insanlar gizemli ve güzel görünür, keşfetme arzusu verir.
İlk izlenimi er ya da geç soğuk bir duş izleyecektir. Sebep resmi bir işlemde kolayca çözülemeyen bir aksaklık, geciken bir ödeme, beklenmedik, düşmanca bir tavır ve daha pek çok şey olabilir. Balayı bitmiştir artık. “Kültürel şok” ikinci evreye ismini verir. Bu aşamada kişi bir tür hastalığa yakalanmış gibidir. Daha önceki alışkanlıklarına uymayacak şekilde aşırı titizlik, gecikmeli öfke krizleri, abartılı bir soyulma korkusu, yakıcı hale gelen yurt özlemi bu evre ile ilgili duygusal paletin içerisindedir. Olumsuz hislerle başa çıkmak ve konuşabilmek için kendi kültüründen insanlar arayıp bulur, yakınlık kurabildiklerine aşırı bağlanabilir.
Üçüncü evre, gösterilen çabaların az ya da çok meyve vermeye başladığı bir “iyileşme” dönemidir, öte yandan bu göreli iyilik hali geçici, sendeleyen, kararlı olmayan bir karakterdedir. Yerel dilin öğrenilmesi yönünde çaba harcandıysa uyumu kolaylaştıran önemli bir avantaj sağlanmış demektir. Dördüncü aşama, ruhsal ve sosyal dengenin sağlamlaştığı “adaptasyon” evresidir. Bu son basamak birçok insan için hem içsel olarak her iki kültürü bağdaştırabilmek hem de gündelik bir hayat ritmine kavuşmak anlamına gelir.
Özellikle her iki kültürün birbirinden çok farklı olduğu durumlarda, sosyal destek de yetersizse iyileşme ya da adaptasyon tam olarak gerçekleşemez, psikolojik sorunlar karmaşıklaşarak dallanıp budaklanır. Endişe, depresyon ve duygusal tükenmişlik yaşanır. Çözüm arayışı içerisinde, bazı insanlar, içinden geldiği ve yeni karşılaştığı kültür arasında bir seçim yapmak zorunda hisseder. Kimisi doğduğu kültürden vazgeçer, kendisini yalnızca yeni kültür içerisinde görmeyi tercih eder. Kimileri ise tam tersine yeni kültürü benimsemeyi reddeder. Sadece kendi kültürü içerisinde, kısıtlı bir çevrede yaşamayı tercih eder ya da buna mecbur kalır. Bu durum kişiyi aşırı milliyetçi yapabilir, gruplar arası sürtüşmelere, derin bir yalıtılmışlığa sürükleyebilir. Çalışmalara göre tek bir kültürü sürdürenler, - bu geldikleri kültür de olabilir, yaşadıkları kültür de - ruhsal sorunlar yaşama yönünden daha büyük tehlike altındadır.
Hem geldiği hem de içerisinde bulunduğu kültürün kıyısında durup her ikisine de dahil olamayan, yani marjinal kalanlar da vardır. Bu kişiler ya da grupların sorunları çok derin olabilir; barınma, iş bulma, sağlık hizmeti alma ile ilgili ciddi sıkıntılar, hukuki açmazlar yaşayabilirler.
Birçok kişi kendi dünyasında iki kültürü uzlaştırmanın yollarını bulur. Kültürel şoku izleyen iyileşme ve adaptasyon evreleri bu sayede gerçekleşmektedir. Bu konudaki tartışmalardan biri şudur; kişinin her iki kültürün rozetini de taşıyarak kendisini çift kültürlü olarak tanımlaması mı daha iyi sonuç verir, yoksa her iki kültürü sentezleyerek ikisine de benzemeyen, farklı bir kültür üretmesi mi? Tanpınar, ülkemizde çokça tartışılan Doğu-Batı çatışması üzerine düşünürken şöyle der:
“En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet’ten daha keskin bir ‘olmak veya olmamak’ davası içinde yaşıyoruz… Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kafidir…”
Seksenli yıllardan itibaren ivmelenen küreselleşme olgusu sayesinde kapılar çalınmaya gerek kalmadan ardına kadar açılmış, kültürler arasındaki etkileşim fazlasıyla artmıştır. İki kültürden çok daha fazlası temas halindedir. Çok sayıda yabancı kültürle karşılaşma ile kültürel şok belirtileri de değişim geçirerek “yurtsuzluk” hissine ve “sürekli yolda olma” haline evrilmiştir:
“… Küresel köy göz kamaştırdığı kadar korkutmaktadır da (Turner 1999). Evin psikolojik bir gereksinim olduğu, depresyonun evini yitiren ruhun bir tepkisi olarak görülebileceği ifade edilmiştir. Yabancı bir diyarda kendilerini gurbette hisseden Püritenler, ‘Yeni Dünya’da bir cennet kurmak istemişlerdi ve bu yeni diyarda kendilerini asla ‘evde’ hissetmediler. Amerikan ruhunun sürekli ‘yolda’ olduğu duygusunun o tarihten bu yana derinleşerek hüküm sürdüğü dile getirilmektedir.” (Romanyshyn ve Whalen, 1987)
Küreselleşme bilgisayar ortamlı iletişim biçimleri ile daha da pekişirken başkalarıyla bir araya gelmemiz için artık evden çıkmamız hatta koltuktan kalkmamız bile gerekmiyor. İnsanlarla yüz yüze gelmeden “siber-mekanlar”da karşılaşıyoruz. Yoğun çevrimiçi etkileşim sayesinde “sanal topluluklar” oluşuyor. Bu topluluklarda istenirse gerçek kimliğini gizlemek hatta birden fazla kimlik yaratmak oldukça sıradan bir durum:
“Benliğin dışındaki kimlikler, bir giysi gibi kolayca giyinilip soyunulabilmektedir. Temelde değişmeyi, dönüşmeyi ümit eden benlikten; o anda, hemen, en etkili ve çekici kimliği kuşanmayı bekleyen benliğe bir geçiştir söz konusu olan. “ (Cushman ve Gilford, 1999)
Kimlikler arasındaki geçişler doğallıkla hiç düşünmeden yapılabilmektedir. Odasında bilgisayar başında sanal bir topluluk içerisinde oyun oynamakta olan bir genç, oyundaki kimliğinden bir anda soyunup kapıdan seslenen arkadaşına dönerek kendisine de çay getirmesini söyleyip hızla sanal kimliğine bürünebilir.
Kültürel katmanın teknolojik katmanla birleşmesiyle artık “dijital bir kültür”den söz edebiliyoruz. Bu kültürün anadili teknolojinin kendine has lisanı, ev sahibi ise 1980 ve sonrasında doğmuş olup teknoloji evreniyle bebekliğinden itibaren haşır neşir olan “dijital yerliler”dir. 1980’den önce doğanları ya da teknolojiyle ileri yaşlarda tanışanları tanımlayan bir başka kavram daha var; “dijital göçmenler”. Sanal topraklara adım atar atmaz eklektik dijital bir kültürle karşılaşan dijital göçmenler, tıpkı gerçek dünyadaki göçmenler gibi kültür şoku yaşayabilir.
Yerlileri tarafından üretilen dijital kültür, şimdilik geçmişteki köklerinden beslense de gittikçe daha melez ve çoğul bir karakter kazanıyor. Hal böyleyken kültürel şokun da eski tadı yok. Kültürlerin birbirleri içerisinde erimesi çatışan unsurları ufalayıp dağıtıyor olabilir, ne var ki bu karışıma bir sentez demek de mümkün değil. Kültürel unsurları rasgele, özen göstermeden birleştirmeye çalışmanın bedeli otantik kültürlerin sonsuza dek kaybedilmesi anlamına gelebilir. Binlerce yılın mirası olan özgün yanlarımızı feda etmeden ortaklaştığımız, derinlikli bir dünya kültüründe buluşabilecek miyiz? Bunu zaman gösterecek.
Kaynaklar
- Furnham A. 2012. Culture shock. Journal of Psychology and Education, 7(1), 9-22.
- The University of Leeds. 2012. Culture Shock: Reexamining the Concept and the W-curve Model.
- Haihua Ying ve ark. 2025 Understanding the impact of culture shock on mental health. Acta Psychologica 259 (2025) 105344.
- Szapocznik, J. ve ark. 1980. Bicultural involvement and adjustment in Hispanic-American youths. International Journal of Intercultural Relations, 4(3-4), 353-365.
- Benet-Martinez, V. J. 2005. Bicultural Identity Integration. Journal of Personality, 73(4), 1015-1050.
- Wilson JL. 2024. Marginality: A Key Concept Revisited.
- Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir s.207-208 (İlk baskı:1946)
- Turner T . Homeworld. www.oneworld.org/ni/issue296/homeworld.htm, 1999.
- Romanyshyn RD ve Whalen BJ. 1987. Depression and the American dream. New York University Press.
- Uluç G. Yarcı A. 2017.Sosyal Medya Kültürü. DPÜ Sosyal Bilimler Dergisi 52. Sayı / Nisan 2017
- Yanıklar C. 2014. Sanal topluluklar ve geleneksel toplulukların arasındaki farklılıkların sosyolojik bir analizi. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi Cilt: 17 Sayı:1 - Bahar 2014
- Manovich, L. 2001. The Language of New Media, Cambridge, Mass: MIT Press.
- Cushman P ve Gilford K .1999. From Emptiness to Multiplicity: The self at the year 2000. Psychohistory Review 1999; 27:15 - 31.
- Prensky, M. 2001. Digital Natives, Digital Immigrants. On the Horizon, 9(4). MCB University Press.
- Tuğran FE. 2016 Dijital Yerlilerin Siber-Uzamda Çoklu Kimlik Kullanımı ve Oyun Oynama Pratikleri. Orta Karadeniz İletişim Çal. Derg. 2016. 1 (1): p-p
- Sayar. K. Küreselleşmenin Psikolojik Boyutları. https://kemalsayar.com/insana-dair/kuresellesmenin-psikolojik-boyutlari