Korona Günlerinde Korku ve Esenlik Arasında

Korona Günlerinde Korku ve Esenlik Arasında / Bilge Azgın yazdı

Rollo May varoluşcu psikoterapinin gelişmesinde öncü kişi olduysa, bunu tüberküloz hastalığından dolayı 3 sene boyunca sanatoryumda yattığı zorlu sürece borçludur. May kendi biyografisinde üç sene boyunca ölümle burun buruna yaşarken, klasik Freudyen eğitiminin ne kendisi ne de orda kalan insanların durumu ile ilgili pek bir anlam ifade etmediğini anlatır. O süreçte özellikle Kierkegaard'ın Sickness unto Death (Ölümle Sonuçlanacak Hastalık), Fear and Trembling (Korku ve Titreme), Concept of Anxiety (Kaygı Kavramı) kitaplarının çok daha açıklayıcı ve ilham verici temaları kendisine sunduğunu söyler. İnsan, yaşadığı varoluş biçimine ve tecrübelerine göre hayatını şekillendirdiği için fenemolojinin sosyal bilimlere getirdiği açılımlar önemini korumaya devam edecektir.

Ölüm de, doğmak gibi insanın tek başına ve yapayalnız yaşaması gereken birşey. Ölümü genellikle doğa döngüsünün başka bir oluş haline geçiş safhası olarak değil de, kendi biricik benliğimizin mutlak sonu olarak algıladığımız için yer yer yüksek kaygı ve dehşet duygularına kapılmak insan varoluşunda olan bir şey. Bu ve elbette birkaç farklı sebepten dolayı, insanların çoğu kendi ölümü üzerine pek düşünmez. Ta ki ölümle fiziksel anlamda burun buruna gelene kadar. Tolstoy’un Death of Ivan Ilyich (İvan İlyiç’in Ölümü) adlı eseri ölüm yatağına giren bir devlet görevlisinin hayatını nasıl da yavan, bencil ve statü peşinde koşarak geçirdiğinin farkına varması ile içine girdiği ruhsal bunalımı anlatır. Çünkü artık Ivan Ilyich fiziksel ölüme doğru evrilirken, ruhani anlamda yeniden doğup yaşayacağı farklı bir hayatı sadece farkına varabilmiş ancak o ikinci hayatı yaşamadan ölecektir.

Bu açıdan bakıldığında, Ivan Ilyich’in trajik hikayesi bize dolaylı yoldan önemli bir şeyi müjdeleyip anlatır. O da, genellikle hiç ölmeycekmiş gibi yaşayıp davranış biçimleri gösteren insan egosunun kendisinden çok daha büyük ölüm karşısında bir nebze olsun çatlamasının (veya yeni koordinatlar kazanmasının) ona sınırlı ve kırılgan olmanın derin keşfi içinde beşeri bir mütevazılık kazandıracağı, kendi kendisiyle daha otantik (samimi) bir ilişki ve değerler bütünü yaratma imkanını sağlayacağıdır. Burada sözü edilen sadece felsefi veya edebi bir kelam değildir. Ölümle burun buruna gelen kazalardan veya tecrübelerden (near-death experience) sonra insanların hayatlarının yukarıda anlatılan şekilde farklı ve radikal dönüşümler yaşadığını belgeleyip analiz eden çalışmalar oldukça fazladır.

Corona günleri tam da ölümün yakınlığı karşısında bize bunları düşünüp yeniden değerlendirme fırsatını verebilir. Elbette Rollo May örneğinde olduğu gibi varoluşcu psikoterapi gibi yeni alanlar geliştirmek zorunda değiliz. Ortaçağdaki rahipler gibi ölümün bilgeliğini keşfedeceğiz diye odamızda kafatası bulundurmak zorunda da değiliz. Ancak daha önce düşünmekten kaçındığımız şeyleri düşünüp bu süreçte önemli farkındalıklar elde edilebilir ve kazanımlar sağlayabiliriz. Bu hususu sanırım biraz daha açmakta fayda var.

Corona salgını süreci bizi ve tüm toplumları bir çeşit ‘geçiş ritüeline’ (rite of passage – hayat evreleri arasındaki geçişi belirten rituel) zorlamaktadır! İnsanların yaşı ilerledikçe otomatik şekilde olgun bir birey haline dönüşeceklerini sanıyorsak yanılıyoruz. Bunun öyle olmadığını anlamanız için etrafta yaşları oldukça ilerlemiş ama hala daha ergenmiş gibi davranan insanları gözlemlemeniz yeterlidir. Modernite ve sanayi toplumu öncesi birçok farklı kültürel yapılarda ‘geçiş ritüellerinin’ çok önemli bir yeri vardır. Örneğin, Avustralya aborginilerinde genellikle uygulanan Walkabout, belli bir ergenlik yaşına gelen çocuğun kabileden ayrılıp çöl veya verimsiz topraklarda günlerce tek başına yaşayıp kendi ayakları üzerinde durma zorunluluğunu gerektirir. Bu geçis ritüeli, eşikte duran bir ergenin çocukluktan tamamen çıkıp kendi kendini aşarak yetişkin olmaya evrilmesini sağlamayı amaçlar.

Kahramanın Hikayesi (Heros Journey) açısından bakacak olursak, her geçiş ritüelinde kişi önemli zoruluklarla karşılaşır ve bu zorluğu aştığında artık dönüşüm geçirmiş yeni ve farklı bir insan olur. Örneğin, Walkabout’u başarıyla gerçekleştirmek için bir insanın zorluklara dayanaklı olması, azla yetinmeyi bilmesi, taştan suyunu çıkarmayı becerebilmesi, kendi kendine güvenebilmesi, ve kendi kendine liderlik edebilmesini gerektirir. Bahsi geçen bu özelliklerin daha çok maskulin enerji gerektiren şeyler olması bir rastlantı değildir çünkü bir erkek çocuğunun kendi kendini sırtlayıp sorumluluk alabilin bir yetişken erkeğe dönüşmesini sağlamayı öngörür.

Geçiş ritüellerinin günümüz dünyasında kaybolması ise kanımca büyük bir kayıptır. Günümüzde, zorunlu askerlik süreci sahte bir geçiş ritüeli olarak adlandırılabilir. Bu süreç kişisel gelişimi tetikleyici bir işlev yerine getirebilir, ancak öldürmeyi ve nefreti teşvik edici bir yönünün olması, son kertede ona sahte bir geçiş ritüeli niteliği kazandırır!

Buradan bakınca, Corona salgınının toplumumuzda (hemen tüm toplumlarda olduğu gibi) daha önceleri pek de gündeme gelmeyen bir dayanışma, özveri, özen ve sükûnet içinde dirayetli duruş sergileme yönünde tetikleyici olduğunu söylemek mümkün. Bu hareketlenme, hayati tehlike sınırı içinde olmaları nedeniyle özellikle 65 yaş grubu üzerindeki insanlarımıza karşı koruyucu bir şefkat sorumluluğu yüklenmeyi gerekli kılıyor. Toplumsal olarak bunu başarabilmemiz için ise daha bir yetişkinleşme sürecinden geçmemiz şart! Bir başka ifadeyle bu süreçten yüz akıyla çıkmak, bu sorumluluğu yerine getiren insanlar olmakla mümkün ki bu da o yetkinleşme haline kavuşmakla mümkün olacaktır.

Evde uzun saatler geçirirken yapılabileceklerimiz

Son söz olarak tüm bu süreç boyunca evde uzun saatler geçirirken yapılabileceklerimiz kanımca şu şekilde sıralanabilir: 

  1. Korona günlerinde evde kapalı kalmak birçok insan için zaman zaman zorlayıcı olabilir ancak bu süreçte size ilham veren şeylere yoğunlaşmayı başarabilirsiniz. Yoğun iş hayatından veya gündelik koşuşturmadan fırsat bulamadığınız için hep daha sonraya ertelediğimiz konulara yönlenmek için şimdi elinizde paha biçilmez bir fırsatınız vardır. Herkesin ilgi alanları farklıdır. Olmadığını sanıyorsanız bu sizin için daha da güzel bir haber çünkü henüz daha keşfetmediniz ilgi alanlarınız var demektir ve bu süreç, bunları keşfetmeniz için önemli bir fırsat olabilir.
     
  2. Yine bu süreç içerisinde aynı evde uzun süre birlikte yaşadığınız insanlara kafayı takmamaya (ruminasyon) gayret gösterin. Kendi odanıza çekilip kendi özel alanınızda rahatlamaya ve sevdiğiniz şeyleri yapmaya ciddiyetle özen göstermeniz manevi açıdan nefes almanızı sağlayacaktır. İçinde bulunduğumuz şartlarda, kendinize özel alan ve vakit ayırmanız süpermarkette eldiven takmak kadar veya ellerinizi sık sık yıkamak kadar önemlidir. Kendi kendinizle vakit geçirmekten keyif almıyorsanız neden keyif almadığınızı sorgulayınız ve kendi kendinizle vakit geçirmekten keyif almanın yollarını arayınız. Unutmayınız, kendimizle daha fazla vakit geçirdikçe kendi kendimizi daha iyi tanımaya başlarız ve daha çok severiz.
     
  3. Canınız sıkıldıkça uzun zamandır görmediğiniz veya sohbet etme fırsatını bulamadığınız arkadaşlarınızı arayınız. Freud Londra yıllarında (yani ölmesine yakın zamanlarda) “terapide insanı iyileştiren şey aslında sevgidir” demişti. Evde yalnız olsanız bile telefon, whats up, veya facebook üzerinden sevdiğiniz insanlarla ilişki içinde olmanız, manevi açıdan bağlantı kurmanız ve birlikte olma duygusunu canlı tutmanız fevkalade önemlidir. Bu, sadece ruhunuzu değil bağışıklık sisteminizi de dirençli ve güçlü tutar.
     
  4. Son olarak gelecekte neler yapmak istediklerinizi, örneğin hangi ülkeye gitmek veya nelerle uğraşmak istediğinizi bir yerlere yazmaya başlayınız. Eğer bir aylık ömrünüz kalsaydı neler yapmak ve nasıl yaşamak isterdiniz acaba? Bunların planını yapmak için veya nasıl yaşamak istediğinizi kendi kendinize düşünmek için İvan İlyich gibi son dakikayı veya gerçek fiziksel ölümü beklememize gerek yok.

Yaşam Haberleri