Ortadoğu’daki savaş, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO üyeliği sorunsalını bir kez daha gündeme taşıdı.
Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis, adanın üzerine çöken güvenlik tehdidiyle beraber, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO üyesi olması yönündeki arzuyu yeniden dillendirmeye başladı.
Kıbrıs’ın NATO üyeliği arzusu, yeni değil.
NATO’nun kurulduğu dönemde, Büyük Britanya’nın sömürgesi olması nedeniyle, ada doğal olarak örgütün bir parçasıydı.
Fakat 1960 Cumhuriyeti’nin kuruluşunun, yani bağımsızlığın ardından, durum değişti.
Türkiye ve Yunanistan, yeni devletin NATO üyeliğine destek verse de dönemin Cumhurbaşkanı Makarios ülkeyi, soğuk savaşın dışında yer alan Bağlantısızlar Hareketi içerisinde konumlandırarak, NATO üyeliğini reddetti. Hatta Kıbrıs, 1961 yılında Yugoslavya’da düzenlenen konferansta resmi olarak ilan edilen Bağlantısızlar Hareketi’nin, kurucu ülkelerinden biriydi.
Cumhuriyet, 2004 yılına kadar Bağlantısızlar Hareketi’nin bir parçası olmaya devam etse de, Avrupa Birliği'ne katılımının şartlarından biri, organizasyondan ayrılmasıydı.
Artık bir AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin parlamentosu 2011 yılında, NATO'nun ‘Barış İçin Ortaklık’ programına üyelik başvurusunda bulunma yönünde karar aldı. Ancak dönemim Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, bunun Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yürüttüğü müzakereleri olumsuz yönde engelleyeceği gerekçesiyle, Temsilciler Meclisi’nin kararını veto etti. AKEL, dolayısıyla da Hristofyas, zaten tarihsel olarak NATO karşıtı bir politikanın parçasıydı.
Barış İçin Ortaklık programı, Hristofyas’ın ardından Cumhurbaşkanlığı görevine seçilen Nikos Anastasiadis döneminde de zaman zaman gündeme gelse de, dışişleri ve savunma politikaları, dönemin Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis’in de önemli etkisiyle, AB çerçevesinde tutuldu (AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası-CSDP).
Ancak Hristodulidis, 2023 yılında Cumhurbaşkanı olmasının ardından, NATO konusundaki tutumunu değiştirdi ve ülkesinin NATO ile ilişkilerini geliştirme ve nihayetinde örgüte tam üye olarak katılma yönünde bir planı olduğunu açıkladı.
Peki Kıbrıs Cumhuriyeti, istemesine rağmen neden NATO üyesi olamıyor?
Gelin konuyu tarihsel bir perspektiften ele alalım.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya kendini, Amerika ve Sovyetler arasındaki rekabetin şekillendirdiği, ‘Demir Perde’ ile bölünmüş, iki kutuplu bir düzenin içinde buldu.
Bir yanda Amerikanın domine ettiği Batı bloku, diğer yanda Sovyetler Birliği’nin liderliğindeki Batı Bloku.
Doğu Avrupa üzerindeki kontrolünü pekiştiren ve Amerika Birleşik Devletleri’nin karşısına bir ‘Süper Güç’ olarak çıkan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, batı tarafından ciddi bir askeri tehdit olarak görüldü ve buna bir yanıt olarak Batı, kollektif bir savunma alanı sağlamak amacıyla, NATO ittifakını kurdu.
1949’da 12 üyeyle kurulan NATO, ya da açık adıyla Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü, bugün 30’u Avrupa, 2’si Kuzey Amerika’dan olmak üzere, toplam 32 üyesi bulunan askeri bir organizasyon.
Türkiye ve Yunanistan da 1952’den bu yana ittifakın bir parçası.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO üyeliği ise mevcut siyasi şartlarda, imkansız.
Çünkü NATO üyesi Türkiye’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üyeliğini’ne karşı kocaman bir vetosu var.
NATO’ya yeni bir üyenin kabulü için, diğer tüm üyelerin kabulü gerekiyor. Tek bir ülkenin itirazı dahi, üyeliğin onaylanmaması için yeterli. Bunun canlı örneğine geçtiğimiz yıllarda, İşveç ve Finlandiya’nın üyelik sürecinde şahit olduk.
Kıbrıslı Rum lider Hristodulidis bundan kısa bir süre önce, “koşullar elverseydi, derhal NATO’ya üyelik başvurusu yapardık” demişti. Ve eklemişti; "Türkiye'nin bilinen tutumunu dikkate alarak, siyasi koşullar nedeniyle bunu yapamayız."
Tam bu noktada, şu soruya yanıt arayalım.
Türkiye, neden Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO üyeliğine karşı?
Çok genel anlamıyla bunu, Kıbrıs sorununun çözülmemiş olmasıyla, yani adanın bölünmüşlüğüyle açıklayabiliriz.
Bunu biraz açmak gerekirse...
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, adadaki sorun çözülmeden NATO üyesi olması, uluslararası anlamda konumunu güçlendirecek, bu da müzakere masasında Türk tarafının elini zayıflatabilir.
Halihazırda NATO üyesi olan Yunanistan’ın yanına Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de eklenmesiyle, NATO içerisinde Türkiye’ye karşı oy blokları oluşturma olasılığı, Ankara’nın bir diğer kaygısı.
Bir diğer konu ise, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO’ya girmesiyle birlikte, iki NATO ülkesi arasında toprak ve egemenlik sancılarının ortaya çıkacak olması...
Yani NATO üyesi bir ülkenin topraklarında, diğer bir NATO üyesinin askerlerinin, uluslararası terminolojide tanımlandığı şekliyle, “işgalci” konumundaki varlığı.
Tüm bunlar, az önce de bahsettiğimiz gibi, Türkiye’nin veto gerekçeleri.
Ve başa dönecek olursak, adadaki siyasi konjonktür değişmeden, yani Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO üyeliği, neredeyse imkansız bir hedef.
Ancak eğer savaşın, ortadoğuda yeniden şekillenen güç dengelerinin, Rusya’nın irtifa kaybeden bölgesel etkinliğinin, ABD ile Çin arasında tırmanan ekonomik ve jeopolitik rekabetin, alternatif enerji işbirliklerinin ve dahasının, bölgeye ve artçı dalgalarıyla dünyaya yeni bir ‘düzen’ kurmakta olduğu perspektifinden hareket edersek, bu yeni ‘düzenin’ Türkiye ve Kıbrıs’a ne gibi olasılıklar sunacağını kestirmek, zor.
Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki en büyük engellerden bir tanesi durumundaki ‘Güvenlik ve Garantiler’ meselesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her üç garantörünün de tam üyesi olduğu NATO şapkası altında ele alınması olasılığı da, bunlardan bir tanesi olabilir.