Kıbrıs’ın Gurbetleri, Son Gezginler

Fatma Arpalıklı, farklı yaşam ve kültürleriyle aramızdaki gurbetleri belgeselleştirdi

“…kendi içlerinde birtakım yaşanmışlıklarından dolayı böyle davrandıklarını biliyordum ama yine de farklı yüzlerinin de olduğunu, aslında sizin, bizim gibi insanlar olduğunu, bu topraklarda bizimle aynı havayı soluduğunu, aynı yemekleri yediğini ortaya koymak istedim.”

“Çok daha kolay aralarına girebileceğimi, çok daha kolay onlara ulaşabileceğimi düşünürken, kamerayı gördükleri anda agresifleştiler, reddettiler. Kabul etmek istemediler. Çok sıkıntı yaşadım.”

“…bu insanlar çok güzel insanlar, bir anda kabarabiliyorlar, tansiyon yükselebiliyor, bir anda şen şakrak, kültürel anlamda çok zengin, gerçekten üzerinde inceleme yapılması gereken. Bilim insanları da bunu zaman zaman yapmaya çalışıyor.”

“Mesela Güney Kıbrıs’ta Rum okulunda Türk olarak eğitim alan gurbet çocukları var, buradan Kıbrıs Türk tarafından öğretmenler var, güneyden maaş alıyorlar onlara eğitim vermeleri için… AB’ye girdikten sonra gurbetlere maddi kaynak sağlanması konusunda çalışılıyor…”

“Mandiler artık Kıbrıs Rum toplumunun içerisindeler. Ayrıştıramıyorsunuz, kökenlerinin Çingene olduğunun farkına varmıyorsunuz. Müslüman olup da kuzeyde kalan, kuzeyden tekrar güneye Kıbrıslı Türk olarak geçen, göç eden insanlardır orda yaşayan gurbetler.”

 

Tayfun ÇAĞRA

BRT çalışanı Fatma Arpalıklı ‘Kıbrıs’ın Gurbetleri, Son Gezginler’ isimli bir belgesel yaptı. Çocukluğunda tanıştığı ve tanıdığı gurbetlerin yaşamlarını bir belgesel olarak tarih kayıtlarına bırakmak istedi. Çeşitli zorluklarla karşılaştı Arpalıklı, belgeseli ve röportajları yaparken… Bazı insanlara ulaşmakta zorluklar yaşadı, şimdi önemli ve başarılı yerlerde olan bazı kişilerle röportaj yapamadı. İçindeki mütevazilikle daha iyi olabilirdi derken bu belgeseli yapmanın memnuniyetini yaşamıyor değil!.. Fatma Arpalıklı belgeseli adres Kıbrıs için anlattı.

Tayfun Çağra: Öncelikle, Kıbrıs’ın Gurbetleri Son Gezginler Belgeseli fikri nasıl oluştu, nasıl başladı anlatır mısın sevgili Fatma?

Fatma Arpalıklı: Niye belgesel işine girdiğimle ilgili çok kısa bir şey söylemek istiyorum; Biliyorsunuz ciddi bir rahatsızlık geçirdim, 16 yıldır faal olarak haberlerde çalışmıştım. Bu rahatsızlık sonrası biraz daha sakin, daha rahat bir iş ortamı sağlanması için kendim talepte bulundum yönetimime, onlar da saygı duyup kabul ettiler. Benim bir belgesel hep hayalimdi zaten, bir belgesel üzerinde çalışmak en büyük arzularımdan biri idi. Bir de insan bir kere zor şartları ve sağlığında zoru görünce bir şeyleri hep yapmak ister. O yüzden daha fazla ötelemeden bunu yapmak istedim. Gurbetlerle ilgili çalışmak istedim.

TÇ: Neden gurbetler?

FA: Gurbetler benim çocukluğumdan beri Güzelyurt Bölgesi’nde, ben biliyorsunuz Akçaylı’yım, çok yoğun bulunuyorlardı. Çok ilgimi çekiyorlardı. Ailem hayvancılıkla ve tarım işi ile uğraştıkları için bu insanlarımız işçi statüsünde yanımızda çalışıyorlardı. Mesela Güzelyurt’a gelip de annemin hellimlerinden tatmayan gurbet yoktu diyebilirim. Çocukluğumda çok ilgimi çekiyordu bu insanların yaşam şekilleri, sizin bizim gibi insanlardı ama ben kendim rahatsız oluyordum bu insanların toplum tarafından rencide edilmelerine...  İnsan haklarına, eşitliğe baktığımız zaman çok da uygun değildi. Tabii ki kendi içlerinde birtakım yaşanmışlıklarından dolayı böyle davrandıklarını biliyordum ama yine de farklı yüzlerinin de olduğunu, aslında sizin, bizim gibi insanlar olduğunu, bu topraklarda bizimle aynı havayı soluduğunu, aynı yemekleri yediğini ortaya koymak istedim.

 

“İNSANLARA ULAŞMADA ZORLUKLAR YAŞADIM”

TÇ: Peki nasıl bir plan çizdin bu belgesele başlarken, şunu bunu yapmalıyım, bu insanları şöyle tanıtabilirim diye bir plan oluştu mu kafanda?

FA: Öncelikle ön okumalar yaptım, mesela dünyada bu işler nasıl yapılıyor, coğrafyamızda bu işler nasıl yapılıyor, başka belgeseller çalışıldı mı diye baktım, ama pek yoktu; vardı aslında ama tam da aynı oldukları söylenemez. Çalışmaları önce izledim, bu konuda yazılmış kitaplar okudum, 3 ay boyunca sürekli bir çalışma yaptım. Bunu yaparken de belgeselin kurgusunun nasıl yapıldığını kafamda planlamaya çalıştım. Çünkü bir plan yapıyorsunuz, o plan üzerine inşaatı kuruyorsunuz, o plan olmadan bina çöker. Ben binanın sağlam olmasını istedim. Tabii bunu yaparken bir de ara ara o insanlara ulaşmaya çalıştım.

TÇ: Belgeseli yaparken karşılaştığın sorunlar nelerdi?

FA: Çok samimiyetle söyleyebilirim ki onları çocukluğumdan tanıdığım için hani daha kolay onlara yanaşabileceğimi, gazetecilikten gelen röportaj yapabilme alışkanlığıyla insanlara nasıl yaklaşılabileceğini, bir takım etik kurallar içerisinde bir avantaj olarak bunu kullanmaya çalıştım. Fakat hayali sükûta uğradım çünkü beklediğim şartlarda beklediğim karşılığı bulamadım. Çok daha kolay aralarına girebileceğimi, çok daha kolay onlara ulaşabileceğimi düşünürken, kamerayı gördükleri anda agresifleştiler, reddettiler. Kabul etmek istemediler. Çok sıkıntı yaşadım.

 

“RÖPORTAJLAR HİÇ KOLAY OLMADI”

TÇ: Belgeselde gördüğümüz röportaj verenlerde aslında bir sevecenlik, bir sıcaklık vardı. O kişiler arasında da reddedenler olmuş muydu?

FA: Tabii ki ama ben vazgeçmedim. Dedim ki ben bu yola kendim için değil, sizler için baş koydum. Bu toplumda sizlerin de var olduğunuzu birilerinin görmesi ve bilmesini istiyorum ve bunun için de sizler bana yardımcı olacaksınız dedim. Hatta daha da ileriye gidip diyebilirim ki bu toplumda çok ileri noktada çok güzel, dürüst insanlarımız var bu gurbetler arasında ama maalesef bizlerin onlara yapıştırmış olduğumuz bu imajlar nedeni ile gurbet olduklarının bilinmesini bile istemiyorlar. Deşifre olmak istemiyorlar. Bu da bir gerçek maalesef. Dolayısı ile ben, bu insanlarımızın araştırmacısı da vardır, akademisyeni de vardır, eskisi gibi değil bu insanlarımız ve bu kişilerden yardım bulabileceğimi umut edip giriştim bu işe. Ama hayal kırıklığına da uğradım. Ama ne yaparsanız yapın ben bu işe girdim bir kere dedim. Onlara yaklaşırken kendi dillerinde ‘ola ben geldim’ diyebilmek de çok önemli. Kendi dillerinden konuşmak gerekir…

TÇ: Belgeseldeki röportajlar kolay oldu mu diye bir de soru hazırlamıştım ben ama anlaşıldığına göre hiç kolay olmamış!

FA: Hiç kolay olmadı.

TÇ: Normal durumlarda da gazetecilikten biliyoruz. Röportaj konusunda yaklaştığınız zaman insanlara istemiyorlar, kaçıyorlar…

FA: Bu bambaşka ama bir anda örgütlenip karşınıza dikilmiyorlar.

 

GERGİNLİK VE EĞLENCE BİR ARADA…

TÇ: Evet burada daha ciddi bir durum olduğunu anlıyorum, oldukça gergin durumlar olmuş.

FA: Ama güzeldi, bu insanlar çok güzel insanlar, bir anda kabarabiliyorlar, tansiyon yükselebiliyor, bir anda şen şakrak, kültürel anlamda çok zengin, gerçekten üzerinde inceleme yapılması gereken. Bilim insanları da bunu zaman zaman yapmaya çalışıyor. Biz belgeseli yaptığımız süre içerisinde bir kitap da basıldı ama bunlar çok sınırlı şeyler, yeterli değil, gerçek anlamda kendi içlerinden de birinin desteği ile geleceğe dair bir eser bırakılabilir yazılı anlamda. Ama görsel olarak bir şeyleri gün yüzüne çıkartabildiğimi düşünüyorum ve bundan da çok mutluyum.

TÇ: Peki bu insanlar bir yerde yerleşik hayata geçtiler. Memnunlar mı bu yerleşik hayata geçtikleri için yoksa “keşke eski hayatımız olsa” derler mi arada bir...

FA: Aslında bu Akova’daki çadır kentten bahsettiğimiz yer vardı ya… Bu çadır kentle, geçmişteki gezgin olaylarını aslında manevi olarak tatmin yeri olarak görüyorlar. Eskisi gibi gezmiyorlar, göçmüyorlar, Ada’nın ikiye bölünmesi sonrası bir takım sınırlar vardı hayatlarında ama o manevi tatmini alabilmek için birçoğunun Güzelyurt’ta, İskele’de evleri var ama gidip çadır kuruyorlar. O özgürlükleri tatmin amacı ile yapıyorlar bunları. Bir de ilginçtir mesela şahit oldum ki güneyde yaşayıp sırf bu tatmini biraz olsun ailesi ile yaşayabilmek için çadır kurma dönemi Temmuz – Ağustos, yaz ayları, ağırlıkla, evini barkını bırakıp gelip amcasının, teyzesinin yanında kalan gurbetlerle karşılaşıyoruz.

 

“GÜNEYE TAŞIYAMADIK”

TÇ: Güneyde yok mudur bu gibi durumlar, bir de şunu sormak istiyorum bu belgeseli güneye taşımak gibi bir düşünceniz var mı kafanızda?

FA: Öyle bir düşüncem zaten vardı, aslında bu belgesel şimdi sonuçlanmayacaktı, birkaç ay daha devam edip ondan sonra montajı yapacaktık ama birtakım engellerle karşılaştık. Belgeselde de ben özellikle vurguladım bunu. Mesela Güney Kıbrıs’ta Rum okulunda Türk olarak eğitim alan gurbet çocukları var, buradan Kıbrıs Türk tarafından öğretmenler var, güneyden maaş alıyorlar onlara eğitim vermeleri için. Bunlar aracılığı ile ulaştım ben oradaki insanlara. Artı bir de Kıbrıs’ın güneyinde ayrı bir komisyon gibi bir şey oluşturdular. Ve sadece bu insanlar üzerinde çalışıyorlar. AB’ye girdikten sonra gurbetlere maddi kaynak sağlanması konusunda… Onun başkanı ile internet üzerinden yazışmalarımız oldu fakat BRT olduğumuz için fazla ilerletemedik. Olayı hemen siyasete bağlıyorlar, insani konularda dahi. İnsanlar kendileri de engel koydular, mevcut ekonomik kaygıları dolayısı ile biz BRT (KKTC Kurumu) olduğumuz için tv’ye çıkmak istemediler. Maaşları kesilir tehdidi üzerlerinde yoğundu. Siz de olsanız yapacağınız bir işte bir insanın zarar göreceğini bilirseniz çok da ileriye gidemezsiniz.

TÇ: Peki belgeselden öğrendiğimize göre gurbetlerin çoğu Hristiyan olarak geldiler adaya, şimdilerde inançlarıyla ilgili durumları nedir?

FA: İki bölüme ayrılmıştır bu insanlar… Müslüman olanların sayısı çok azdı, kendilerini Hıristiyan olarak bilen gurbetler ki bunlara Mandi deniyordu. Mandiler artık Kıbrıs Rum toplumunun içerisindeler. Ayrıştıramıyorsunuz, kökenlerinin Çingene olduğunun farkına varmıyorsunuz. Müslüman olup da kuzeyde kalan, kuzeyden tekrar güneye Kıbrıslı Türk olarak geçen, göç eden insanlardır orda yaşayan gurbetler. Hıristiyan olarak bilinenler asimile oldular. Kimliklerine de sırf bu yüzden ulaşmak mümkün değil.

 

SIRADA YAZILI KAYNAK

TÇ: Bundan sonra filmin gösterimi için bir plan yapıldı mı, turneye çıkmak gibi bir çalışma var mıdır?

FA: Açık söyleyeyim bu çalışmayı ortaya koyarken, BRT’nin bir çalışanıyım günün sonunda, bu konuda bir planlama olacaksa idarenin de bu konuda çalışması olacaktır herhalde ama neyi biliyorum; o olmazsa ileride yazılı bir kaynağa dönüştürelim bu belgeseli hem görsel olarak, hem yazılı kaynak olsun hem de İletişim Fakültesi olan üniversitelerimiz var burada biliyorsunuz... Bu fakültelere birer kopyasını, bir kopyasını da İngilizceye de dönüştürerek bir şey bırakmak istedim kalıcı olarak bu ülkeye.

TÇ: O zaman belgeselle birlikte bir de kitap çalışması mümkün…

FA:  Bunun dışında turneye çıkma dediniz, ben şöyle düşündüm; bu gurbet arkadaşlarımızı bir yere toplayıp onlara bunu izletip, nasıl ki siz izlerken tepki gösterdiniz olumlu, olumsuz; ben onlardan gelecek tepkiyi merak ettim ama çekimler sırasında yaşadığımız birtakım olumsuzluklar nedeni ile bundan endişe duydum açıkçası. Orda bir olay çıkıp çıkmayacağı, yanlış anlaşılıp anlaşılmayacağımız, aslında nereye ulaşacağımızı bilmediğimiz için biraz çekince duydum.

 

BRT AMA…

TÇ: İzleyeni yanlış imajlara götürecek bir durum yoktu, gayet renkli, gayet sıradan ve farklı kültürleri yaşayan bir topluluk olarak sunuldu gösterimde.  Çok da olumsuz bir tepki geleceğini ben sanmıyorum… Son olarak eklemek istediklerin…

FA: Eklemek istediğim, kendimiz sonuçta ülkenin şartlarını biliyoruz, siz de yayıncılık yapıyorsunuz, bir şeylere ulaşmak, bir şeyler üretmek kolay değil, bütçe gereklidir, biz BRT imkânları ile yapabildik.

TÇ: Ama medyada en fazla olanağı olan, en büyük kurum devlet kurumu BRT…

FA: Dünyada gerçekten farklı çalışılıyor. Çok daha fazla imkânlar ve çok daha güzel üretimler yapılabilir. Turne dediniz de, ben kendimi çok da cesaretli düşünmüyorum bu konuda çünkü o boyutta bir iş çıktığını düşünmüyorum.

TÇ: O kadar da mütevazi olmaya gerek yok çünkü bence turneye çıkacak bir belgesel çıktı ortaya.

FA: Bir de seslendirme işini söylemek istiyorum. Hüseyin Köroğlu arkadaşımız seslendirmesini beni kırmayıp yaptı. Yani her şeyi ile yerli üretim… Ekip işi çok önemli. BRT çok büyük bir kurum olarak görünüyor çalışan sayısına bakılarak ama 5-10 kişi ile çalışılarak bir şeyler yapabileceğimizi gördük biz bu belgesel ile…

TÇ: Teşekkür ediyorum

FA: Emeği geçen herkese ben teşekkür ederim.   

Dergiler Haberleri