Kıbrıs’ın Ermenileri belgeselde anlatılıyor; Mine Balman-Besim Baysal ile BİRLİKTE

Mine Balman ve Besim Baysal’la birlikte Lefkoşa Surlariçi’nde dolaşıyoruz. Her gün geçtiğimiz sokaklara bu kez Kıbrıslı Ermenilerin gözünden bakıyoruz.

Simge Çerkezoğlu

Mine Balman ve Besim Baysal’la birlikte Lefkoşa Surlariçi’nde dolaşıyoruz. Her gün geçtiğimiz sokaklara bu kez Kıbrıslı Ermenilerin gözünden bakıyoruz. Bazı evler hala zamana karşı direniyor olsa da, Kıbrıs’ın çok kültürlülüğüne dair ne çok değeri kaybettiğimize hayıflanıyoruz… Metruk evlere bakarken, Kıbrıslı Ermenileri anlatan ‘Birlikte’ belgeselini konuşuyor, Kıbrıs’ın gerçek tarihine ışık tutmak adına gösterdikleri çabayı takdir ediyorum. 9 Ekim Salı gecesi Severis Vakfı’nda gösterilecek belgeseli herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum…         

 

“SANAYİ HOLDİNG BELGESELİNDEN SONRA DA ÜRETMEYE DEVAM ETTİK”

En son Sanayi Holding belgeseli için biraraya gelmiştik, üzerinden yıllar geçti. Ancak arada geçen zamanda Mine ve Besim üretmeye, toplumu aydınlatmaya yorulmadan devam etmiş. Besim aradan geçen zamanda neler yaptıklarını hatırlatıyor.

“Elbette üretmeye devam ettik. Bir kısa film yaptık. ‘Bir Parça Çaput ve Yanan bir Mum’ isimli bu filmde Vakıflar İdaresi’nin yatır ve türbelere tabela asıp İslam dininde mum yakmak, bez bağlamak yoktur gibi emir içeren ifadelerini eleştirdik. Bunun Kıbrıslı Türklerin geleneği ve geçmişten gelen ritüeli olduğunu anlattık. Kültürel asimilasyonu eleştiren bir film oldu. Sanıyorum amacına da ulaştı çünkü daha sonra da bu tabelalar söküldü.”

Öte yandan bu kısa filmin devamında, 2015 yılında, ‘Kadının Soyadı Yok’ isimli bir belgesele imza attıklarını söyleyen Mine, bu filimle de önemli bir soruna dikkat çekerek, kadınlar adına önemli bir değişime katkıda bulunduklarını söyle ifade ediyor.

“CTP Milletvekili Doğuş Derya’nın öncülüğünde aile yasasının değişme sürecinde bu film kampanyanın bir parçası oldu. Evlendikten sonra devlet eliyle soyadlarını değiştirmek zorunda bırakılan kadınların deneyimlerini paylaştık. Kadınların bu konudan ne denli rahatsız olduklarını ortaya çıkardık. ”

“TEKNİK MALZEMELERİMİZİ HER ZAMAN PAYLAŞMAYA HAZIRIZ”

Uzun zamandan bu yana üretimlerini Asi Production ismiyle kamuoyu ile paylaşan Mine ve Besim, yaptıkları filmleri sadece kendilerine mal etmemek adına böyle bir tercihte bulunduklarını anlatıyorlar.

“Aslında Asi Production bir şirket değil. Sadece bu üretimlere bir kimlik oluşturmak için aldığımız bir isim. Kayıtlı bir şirket kurmadık. Farklı filmlerde, bizlere destek olan arkadaşlarımız oldu. Bir şekilde insanların bir çatı altında toplanabileceği, alternatif sinemaya gönül verenlerin de buradan yararlanabileceği bir yapı oluşturmak istedik. Çok fazla bir teknik malzememiz yok ama yine de kamera, ışık gibi temel teknik malzemelerimizi de bu şekilde başkalarıyla paylaşmayı düşündük. Her zaman da böyle bir dayanışmaya açık olacağız. 2014 yılında bir sosyal sanat girişimi olarak Asi Production’ı kurduk. Eşitsizlik, adaletsizlik, ayrımcılık, resmi tarih ve kültürel asimilasyona karşı üretimi hedefledik. Toplumsal belleği harekete geçirirken, geleceğe de bir şeyler bırakmak istedik.  Bu ismi almamızın da özel bir nedeni var. Hem siyasal anlamda bir tavrı ifade eder hem de kişisel olarak sevdiğimiz bir isim…”

“BAZI KIBRISLI TÜRKLER BİLE ERMENİLERİN VARLIĞINDAN HABERSİZDİ”

2004 yılından bu yana çok özel bir proje olan, Kıbrıslı Ermenileri anlatan ‘Birlikte’ belgeseli üzerinde çalıştıklarını söyleyen Mine böyle bir belgesel yapmalarının ardındaki geçmişlerini bizimle paylaşıyor.  

“Proje uzun zaman aklımızdaydı, çekimlere 2015 yılında başladık. Tesadüftür ki ikimizin de hayatının bir döneminde Kıbrıslı Ermeniler var. Benim büyüdüğüm mahalle karma bir mahalleydi. Köşklüçiftlik’te büyüdüm. Kıbrıslı Türk, Rum ve Ermeniler burada birlikte yaşardı. Ben çocukluğumda elbette buna şahitlik etmedim ama hep o günler anlatıldı, bu hikâyeleri dinleyerek büyüdüm. Daha önce yaşayan komşularımızı, onların hikâyelerini hiç unutmadık. Çok kültürlü yapıyı yaşamasak bile bunları hayatımızın parçası yapmaya devam ettik. Güneye geçmeye başladıktan sonra da Kıbrıslı Ermenilerle görüşüp, tanışmak için çaba gösterdim. Mahallemizdeki eski komşularımızı buldum. Dostluklarımız ilerledikçe böyle bir belgesel yapmanın ne denli gerekli olduğunu anladım. İnanın bazı Kıbrıslı Türkler bile bu Ermenilerin varlığından habersizdi. Bize Kıbrıs’ta Ermeni mi vardı, diye soranlar dahi oldu. Bu durum resmi tarihin bir parçası olmadığı için zamanla unutulmuştu.”

Öte yandan ne ilginçtir ki Besim’in de Kıbrıslı Ermenilere dair çok önemli anıları var…

“Benim dedem Victoria Sokağında Alex Delifer isimli marangozun yanında çok uzun yıllar boyunca çalıştı. Baba ve oğul ilişkileri vardı. Ben de bunları dedemden, büyükannemden, babam ve amcalarımdan dinleyerek büyüdüm. Delifer usta Kıbrıs’ın en önemli marangozuydu. Kıbrıslı Ermeniler için de bir semboldü. Kimsenin yapamadığı dönemde içine buz kalıpları konacak biçimde ahşap buzdolapları yaptığı, kendine özgü perdeler, güneşlikler, sandalyeler ürettiği hep anlatılır. Dedem de bunları hep bize anlatırdı. Sınırlar kapalıyken bile iletişimleri hiç kopmadı. Birbirlerini unutmadılar. Mektuplaştılar, telefonla konuştular. Güneye geçişler başladıktan sonra da görüşmeye, karşılıklı olarak düğünlerimize, cenazelerimize gitmeye başladık. Delifer usta aramızdan ayrıldı ama İngiltere’de yaşayan bir oğlu var ve hala Kıbrıs’a geldiğinde dedemi de mutlaka ziyarete gelir. Ailevi ilişkilerimiz hiç kopmadı, işte belgeselde de bunlara vurgu yaptık. Kıbrıslı Türk ve Rumların dostlukları hep anlatılır da Ermenilerin ve Türklerin dostlukları pek anlatılmaz. Sanırım bunun nedeni  Türkiye’de tabu haline getirilen, konuşulmayan Ermeniler konusunun oluşudur. Kıbrıslı Türkler arasında Ermenice bilenler bile varmış ama insanlar geçmişte yaşanan bu yakınlıkları dile getirmekten çokça çekindiler. Bunu zaman içinde daha iyi anladık ve biz bu belgeseli işte tüm bunları gün yüzüne çıkarmak için yaptık.”

“KIBRIS’TA TAHAYYÜL EDEMEDİĞİMİZ BİÇİMDE ETKİN ERMENİ NÜFUSU VARDI”

Mine belgeselin içeriğine dair detaylı bilgi verirken, birebir dostlukları yaşayan, deneyimleyen Lefkoşa’da Suriçi’nde doğan, büyüyen yaş almış Ermenilere ulaştıklarını anlatıyor. 

“Kıbrıs bölünmeden öne Kıbrıslı Ermeniler sadece Lefkoşa’da yaşamazdı. Larnaka ve Limasol’da da Ermeniler vardı. Biz bu belgeselde sadece Lefkoşa’da yaşayan Ermenileri işledik. Bunun yanında özellikle milliyetçiliğin yükseldiği, toplumlararası çatışmaların başladığı ve 1974 yılında yaşanan dönemlerin onların nasıl etkilediğini anlattık.  Elbette geçişlerin başlamasıyla neler yaşadıklarını, sokaklarını, evlerini nasıl bulduklarını da dinledik. Tarihsel olarak belli dönemlere vurgu yaptık. Görüştüğümüz Kıbrıslı Ermeni dostlarımızdan da yardım alarak belli yaşın üzerindeki Ermenilere ulaştık. Bir zamanlar bu evlerde yaşayan, bu evlerin gerçek sahiplerine ulaştık. Yedi Kıbrıslı Ermeni, iki de Kıbrıslı Türk ile röportaj yaptık. Kıbrıslı Türkler Zahra Sokak’tan Fatma Kişmir, Köşklüçiftlik’ten Erdinç Gündüz’dür. Kıbrıslı Ermenilerden üç kişiye güneyde bulunan Kalaydjian bakım evinde ulaştık. Görüştüğümüz bir diğer Ermeni yaşayan en yaşlı izci Artin Anmahouni’dir.  Hatta Kıbrıslı Ermenilerin spor kulübü AYMA’nın kurucularındandır. AYMA buradaydı, Çetinkaya’ya yakın ve Cirit Hisarı’nda birlikte maç yaparlardı. Belgeselde de tüm bunlar anlatılıyor. Hatta o yıllarda bir anlamda Kıbrıs’ın milli takımını oluşturarak Türkler, Rumlar ve Ermeniler’in birlikte futbol oynadıklarını bile anlattılar… Bu belgeseli yaparken anladık ki Kıbrıs’ta bizim dahi tahayyül edemediğimiz biçimde etkin bir Ermeni nüfusu vardı.”

“ADAYA TÜM ERMENİLER SONRADAN GELMEDİ”

Tabii burada sorulması gereken bir diğer soru bu Ermenilerin Kıbrıs’a nasıl ve neden geldiğiydi… Mine bu konuda beni aydınlatıyor, belgeselde de yoğun bir duygusallık içinde bu göç hikâyeleri anlatılıyor.    

 Kıbrıs’ta Ermenilerin hikâyeleri 1900’lü yılların başında Anadolu’da yaşanan olaylar sonucu, buraya göç etmeleriyle başlıyor.  Bir kişi hariç görüştüğümüz insanların hepsi Lefkoşa’da doğdu ama aileleri Anadolu’dan adaya göç etti. Elsie Utidjian’nın ise bilinen en eski soyu Kıbrıs’ta başlıyor. Bu da bize bu adaya sonradan gelmeyen Ermenilerin de olduğunu gösteriyor. Adada tarihte bilinen üç tane de Ermeni köyü var. Maronitlerin nasıl ki köyleri varsa ve bugün bunları biliyorsak, Ermenilerin de böyle köyleri varmış. Anadolu’dan göç eden Ermeniler ise Türklerin yoğun olduğu bölgelere yerleşmeyi tercih etmiş. Belgeselde görüldüğü gibi hepsi çok iyi Türkçe konuşuyor, nasıl öğrendiklerini dahi hatırlamıyorlar. Evlerimizde hep Türkçe konuşurduk diyorlar. Mutlaka bu tercihlerinde dilin de etkisi olmuştur. Elbette aralarında Anadolu’dan buraya gelip de, buradan farklı ülkelere göç etmeyi tercih edenler de oldu.” 

“KIBRIS’TAKİ BARIŞA DA KATKI KOYMAK İÇİN ÜRETİYORUZ”

Bu belgeselle Demokrasi Şimdi (Democracy Today) isimli sivil toplum örgütü tarafından Uluslararası Genç Kadınlar Barış Ödülü’ne de layık görülen Mine önemli bir başarıya imza atarken, okullarda okuduğumuz resmi tarihle Kıbrıs’ta yaşanan pek çok önemli olayın göz ardı edildiğine de vurgu yapıyor.

“Tüm anlattıklarımız, anlatmak istediklerimiz, bizim kazıyıp da ortaya çıkardığımız detaylar. Bunları yok olmadan kayıt altına almak istedik. Bundan sonra da aynı şekilde üretmeye devam edeceğiz. Kıbrıs’ta hala yapılacak, işlenecek çok konu var. Yine sözlü tarih çalışmaları yapmayı hedefliyoruz. Bir kısa bir de uzun filmimiz olacak zaman içinde… Bir şekilde kişilerin deneyimlerini, toplumsal olarak bilinen, bilinmeyen bazı detayları kayıt altına almaya, bunları toplumla paylaşmaya çalışıyoruz. Elbette tüm bunları yaparken de Kıbrıs’taki barışa da katkı koymak için üretiyoruz.”

             

              

   

Dergiler Haberleri