Karin Schuitema: Kıbrıs’a aşık oldum

İçimizdekiler: Ülviye Akın Uysal

*(Bir kelimeyle anlatmak zor)

Kendimi tek kelime ile tanımlayacak olsam… Uh... çok zor bir soru. Bence sevgi. Empati daha çok doğrusu. Hem güzel bir şekilde hem de kotu bir şekilde başkalarının (insanların, hayvanlarının) hisleri ve basa gelen olayları bazen fazla hissediyorum.

Şu an yaptığım işi yapmasaydım… Ha ha. Bence çok farklı olmayacaktı çünkü zaten dediğim gibi tek bir is yapmıyorum. Genellikle her çalıştığım proje içinde sevdiğim şeylerinden en azından birkaç şey bulabildim. Mesela İstanbul’da araştırma yaptığım zaman, ayni zamanda bu araştırma hakkında film çekiyordum. Simdi mesela SeeD’le yaptığım işte araştırma yapıyorum, insanlarla görüşmeler yapıyorum ve insanların fikirlerinden yeni şeyler öğreniyorum. Bu en çok sevdiğim şeylerden birisi. Bu yüzden Kıbrıs’a gelmekten asla pişman olmadım. Gelecek ne getireceğini bilmiyorum tabii.

Benim gündemimi en fazla meşgul eden… Genellikle bu gündüz rüyaları ve düşünceli olmak olacaktı. Ama bugünlerde SeeD için yaptığım is oldu ha ha ha.

Kayıtsız kalamadığım şey… İnsanların kibiri ve adaletsizliği, birbirilerini önemsememeleri, çevre ve hayvanlara karşı duyarsız olmaları.

En büyük pişmanlığım… Kararsızlığım ve kendimi güvensizliğimle bazen istemeden insanlara acı vermiş olabilirim, özellikle aşk ve sevgide. Keşke bazı şeyleri biraz daha erken anlasaydım ya da öğrenseydim özellikle o şekilde. Ayni zaman dindar bir insan olmadan kısmete inanmak isterim ve her şey için tam doğru zamanda oluyor ya da olmuyor ve pişmanlığım azalıyor.

En büyük sevincim…   ;). Ailem ve arkadaşlarım tabii ki. Ve Kıbrıs’ta beraber kaldığım hayvanlar: kediler ve özellikle kopekler. Ayrıca İstanbul benim büyük aşkım ve ayni zamanda en büyük nefrettim), ve simdi Kıbrıs’a karşı da ask hissetmeyi başladım. Genelde (üzüntülerin dışında) çok iyilik hissediyorum.

Hayatımın dönüm noktası… Bu da zor bir soru ama bence bugüne kadar hayatımda üç tane dönüm noktası oldu. Ve bence ileride daha çok dönüm noktası olabilir. Birinci, ailemden Leiden’e (Hollanda’da bir üniversite şehri) taşınmak. Sanırım o zaman kendimi ilk kez özgür hissetim ve ilk sefer derin arkadaşlık tecrübe ettim, aşk hissettim ve kendi düşüncelerimi ve hislerimi başka insanlara anlatmaya cesaret edebildim.

İkinci nokta, bence 2002’de üç aylık bir arkeoloji projesi için Suriye’de kalmak. Bu benim ilk kez uzun süre evden ve ailemden uzak kaldığım tecrübeydi. Kaldığımız yer ilk gittiğimizde kaldığım köyde telefon hatları yoktu, internet yoktu ve sadece mektuplarla Hollanda’daki aileme ulaşabiliyordum. O zaman bazen zor ama çok güzel şekilde geçti. Bu proje bana kendimi biraz daha öğrenmek ve tanımadığım bir Dünya’yı daha çok öğrenmek için bir fırsat verdi.

Ama belki en çok hayatımı değiştiren nokta Türkiye’de yaşamak olabilir. 2011’de İstanbul’da Hollanda Araştırma Enstitüsünde çalışmaya başladım. Türkiye, İstanbul ve Türkçe hayatıma fazla bir boyut gibi vermişler, hem tanıştığım insanlardan hem de dilden dolayı. Mesela sanırım Türkçe, dil olarak, Hollandacadan (Ana dilim olduğuna rağmen ve Türkçe konuşurken ve yazarken çok hata yapmama rağmen) ya da İngilizceden kalbime daha çok yakın bir dil olduğunu düşünüyorum. Ve bence orada yasadığım zaman yüzünden simdi buradayım, Kıbrıs’tayım ve bu yüzden çok mutluyum.

Beni en çok etkileyen yazar… Tonke Dragt. Hollandalı bir yazar. Aslında gençler için yazıyor ama tam varoluşu bir atmosfer yaratabilir. Hem de sair olarak Nazım Hikmet’ten bazı şiirleri çok beğeniyorum, özellikle ‘ Severmişim Meğer’. Türkçe yazan sairlerle kısa zaman önce tanıştım çünkü sonunda benim Türkçem bunları okumak (ve daha önemli tam anlamak) için yeterli olmaya başladı. Bazı Hollandalı sairler de çok beğeniyorum (mesela Leo Vroman) ama Türk şiirler beni bazen ağlamaya kadar etkiler.

Başucumdaki kitap… Arjen Lubach (Hollandli bir yazar), ‘Magnus’ diye bir kitap ve ‘Nicosia, The History of the City’ Anna G. Marangou & Andreas G. Coutas’in tarafindan yazılan bir kitap.

En keyif aldığım müzik… Her birkaç haftada ya da her birkaç ayda dinlemek istediğim müzik değiştir. Şimdilik mesela Deniz Tekin’i ve Eda Baba’yı çok dinliyorum. Bazen de Beirut’u, Zaz’i, Morissey’i, Eels’i, Grup Abdal’i, Kostas Pavlis’i, Fikret Altınok’u, Cheb Khaled’i, Loreena McKennitt’i ve klasik müziği dinliyorum. Çok beğendiğim bir şarki varsa, bazen sırada 100 kez dinleyebilirim  (komsularım ve ev arkadaşlarıma sorma J).

En son izlediğim film… ‘Sharing an Island’, yönetmen Danae Stylianou. Ve beklemeden benim iş arkadaşım İlke’yi o belgeselde izlemek beni çok şaşırttı.

Kendim için son aldığım şey… Küçük bir taslak kitabi

Dolabımdaki en gereksiz şey… Genellikle dolabımda çok gereksiz şeyler var ama Kıbrıs’a sadece en temel eşyalarımla taşındığım için simdi çok az gereksiz eşyam var. Ama evdeki buzdolabımız hakkında sorma lütfen J.

Benim için alınabilecek en güzel hediye… Su an aslında aklıma hiçbir şey gelmiyor, güzel arkadaşlık, güzel bir hikaye ya da paylaştığı bir şarkı dışında.

Kendimle ilgili değiştirmek istediğim şey… Sevdiğim insanlar ve dünya hakkında daha az endişelenmek isterdim. Bazen biraz fazla ve gereksiz başkalarının problemleri için endişeleniyorum. Ve biraz daha fazla özgürlüğe ihtiyacım var. Bu da biraz daha az olsun belki.

Kendimde beğendiğim özellik… İçimdeki (hayatta, insanlara ve hayvanlara karşı) hissettiğim sevgi

Olmasa da olur… Son teslim tarihler, sabit planlar, bana göre yetersiz özgürlük ve yetersiz vakit.

Olmazsa olmaz… Fotoğraf çekmek, sevdiğim insanlar, doğa, okumak ve müzik dinlemek.

En iyi yaptığım yemek… Mercimek çorbası ve patlıcan salatası (bunların dışında çok iyi bir aşçı değilim aslındaJ. Arkadaşlarım daha iyi anlatabilirler).

Hayalimdeki dünya… Herkesin hayati (hayvanlar da dahil) eşit olduğu bir dünya.

Aşk benim için… Ruh bağlantılığı, özgürlük, ve bağışlayıcı olmak. Tabii ki biraz sihirle beraber.

Onunla çok tanışmayı isterdim… Her gün mahallede, sokakta, Dayanışma evinde, evimizde insanlarla tanışıyorum ve karşılaşıyorum, ve herkeste ilginç, güzel, enteresan hikayeleri var. Bence o zaman tanışmak istediğim insanlarla zaten tanışıyorum ve tanışmayı devam ediyorum. Ayrıca, bir insan demem lazımsa, Louis Couperus (1863-1923) diye Hollandalı bir yazarla tanışmak isterdim. Bence lisede okuduğum zaman en çok okuduğum  ve bana en çok güç veren yazardı.

Görmek istediğim yer… Kıbrıs’tı. Simdi oldu ama. Hem de Doğu Türkiye’yi, Kırgızistan’ı ve Güney Amerika’daki Sili.

Mutlaka yapmak istediğim… Kısa film yapmak ve kitap yazmak

Son olarak söylemek istediklerim… ‘Su atar yatağını bulur’ sözüne  inanmak istiyorum J ve hep Ahmet Kaya söylediği  ‘kendine iyi bak’ şarkısı aklıma geliyor.


* Leiden Üniversitesi’nde Orta Doğu Arkeoloji bölümünden mezun oldum, fakat meslek olarak birçok farklı dalda çalışmalar yapmaktayım ve sözel tarih konularında araştırmalar yapıyorum,  ve fotoğraf çekiyorum, resim yapıyorum. Hayatımda hep sure bu şeylerinden bir ya da iki şey is olarak yapıyorum. Bugünlerde Kıbrıs’ ta araştırmacı olarak SeeD (Sürdürebilir Barış ve Demokratik Kalkınma Merkezi) için çalışıyorum. Kısacası mesleğim bir kelimle anlatmak zormuş) 

 

Dergiler Haberleri