"İnsanlar, gözlerinizin içine bakarak, elinizi tutarak ‘Ben ölmek istemiyorum’ diyor"

Sağlık çalışanları, hekimler, hemşireler pandemiyi ve yaşadıklarını anlatıyor…

Pandemi Hastanesi’nde hemşirelik yapan Esra Kamçı pandemideki zorlu süreci YENİDÜZEN’e anlattı… COVID-19 hastalarının kendilerine ‘Ben ölmek istemiyorum’ dediğini anlatan Kamçı duygularını, “Bu söz size denildiğinde zaten orada her şey bitiyor. Üst düzey çaba sarf etmek istiyorsunuz, zaten yapıyorsunuz bunu ama daha da çok şey yapmak istiyorsunuz” sözleriyle aktardı.

Hüseyin ÖZBARIŞCI

Mart 2020’den bu yana mücadele verdiğimiz COVID-19 sürecinde sağlık çalışanlarımıza mikrofon uzattık, onların hikâyelerini dinledik, başından geçen olayları öğrendik.

'Virüse Karşı Mücadele' yazı dizisinin ikinci haftadaki konuğu 2021 yılının Şubat ayından bu yana Pandemi Hastanesi’nde hemşirelik görevini yürüten Esra Kamçı…

30 yaşındaki Kamçı, bu süreçte yaşadıklarını YENİDÜZEN’e anlattı… Maske-mesafe-hijyen kurallarına dikkat edilmediğine işaret eden Kamçı, “Büyük bir çoğunluğumuz ne yazık ki özen göstermiyor” dedi.

Şubat ayından itibaren Pandemi Hastanesi’nde görev yapmaya başlayan Hemşire Esra Kamçı, “İlk kez pozitif hastanın yanına gireceğim zaman ister istemez bir tedirginlik vardı. Üst düzeyde koruyucu önlemlerimizi alarak hastalarımıza bakıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ülkemizde son zamanlardaki ­COVID-19 kaynaklı genç ölümlere de değinen Esra Kamçı, “Özellikle böyle küçük yaştaki çocuklarda ya da gençlerde ölüm yaşandığında eve gidiyor ve çocuğunuza daha sıkı sarılıyorsunuz, kaybetme korkusunu yaşıyorsunuz. Yine de ateş düştüğü yeri yakar derler, sizin ne kadar içiniz titrese de, o korkuyu hissetseniz de, evladını kaybeden insanların yaşadıkları bambaşka…” şeklinde konuştu.

İşte Esra Kamçı’nın anlattıkları:

  • Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
  • Esra Kamçı, evli ve iki çocuk annesiyim. 6 yıldır hemşirelik yapıyorum. Buraya gelmeden önce 5 buçuk yıl özel bir hastanede çalıştım. 2021 yılının Şubat ayından beri de Pandemi Hastanesi’nde hemşirelik yapıyorum.
     
  • Bildiğiniz gibi salgınla tüm dünya mücadele ediyor. Bizim ülkemiz bu salgınla mücadelede ne noktada?
  • Birçok ülkede aslında salgınla mücadelede Kuzey Kıbrıs bence ileri seviyededir. Ama sadece sağlık çalışanlarının bundaki mücadelesi değil, aynı zamanda halkımızın vereceği mücadele de önemlidir. Yani tek taraflı olmaz hiçbir şey. Aşılanmaya güvenip de, maske-mesafe-hijyen kurallarına dikkat edilmediğinde oradaki boşluk yakalanıp çok fazla vaka patlıyor maalesef. Bunda bence büyük bir sıkıntı var.

“İlk kez pozitif hastanın yanına gittiğimde tedirginliğim vardı”

  • İlk kez bir COVID-19 hastasının yanına gittiğinizde ne hissetmiştiniz?
  • 6 yıldır pek çok hastayla karşılaştım ama bulaşıcı hastalık anlamında bir ilkti benim için. O yüzden ilk kez hastanın yanına gireceğim zaman ister istemez bir tedirginlik vardı. Daha sonra buna alışmaya başladık. İşimiz gereği hastalara yardımcı olabilmek adına hepimiz her şeyi yapmaya hazırız zaten. Bu anlamda git gide burada çalışmaya alıştık. Üst düzeyde koruyucu önlemlerimizi alarak hastalarımıza bakmaya devam ettik. Hemşirelik, merhamet, vicdan ve ahlakı içinde barındıran bir meslek... O insanlara yardımcı olabilmek adına her şeyi göze alırsınız. Kendi sağlığımızı riske atarak hastalarımız için üst düzey bakım vermeye çalışıyoruz.
     
  • Hastane içerisinde başınızdan ilginç, unutamadığınız bir olay geçti mi?
  • Burada aslında her gün ilginç bir olayla karşılaşıyoruz. Her hastada farklı bir yaşam öyküsü var. Çok farklı şeyler her gün yaşıyoruz. Bir gün bakıyorsunuz çok iyi olan bir hasta ertesi gün kötüleşebilir. Bununla alakalı üzücü durumlar yaşadık. Tek dileğim, bunların olmaması ve pandeminin azalarak bitmesidir.  

“Eve gidiyor ve çocuğunuza daha sıkı sarılıyorsunuz”

“Özellikle küçük yaştaki çocuklarda ya da gençlerde ölüm yaşandığında eve gidiyor ve çocuğunuza daha sıkı sarılıyorsunuz, kaybetme korkusunu yaşıyorsunuz”

 

  • Arka arkaya önce 15 yaşında, sonra da 8 yaşında çok genç yaşta iki hastayı kaybettik. Bir hemşire olarak o anda neler hissettiniz?
  • İki hasta da bizim bölümümüzde değil, farklı bir bölümdeydi. Hem bir hemşire olarak, hem de bir anne olarak gerçekten böyle durumlar çok üzücü. Ne kadar soğukkanlı duruyorsak da, sonuçta biz de insanız. Her gün buradan çıktıktan sonra çocuklarıma sarılırken işin zor tarafları aklıma geliyor, gözlerim doluyor. Biz de COVID atlattık ve o zaman da aklımıza gelen şey ‘Onlara bir şey olması’ düşüncesiydi. Kendimizden önce çocuklarımızı, etrafımızdaki insanları, annemizi babamızı düşünüyoruz. Özellikle böyle küçük yaştaki çocuklarda ya da gençlerde ölüm yaşandığında eve gidiyor ve çocuğunuza daha sıkı sarılıyorsunuz, kaybetme korkusunu yaşıyorsunuz. Yine de ateş düştüğü yeri yakar derler, sizin ne kadar içiniz titrese de, o korkuyu hissetseniz de, evladını kaybeden insanların yaşadıkları bambaşka…”

“Hastalar bize ‘Ben ölmek istemiyorum’ diyor

“Halen COVID‘e inanmayan insanlar da çok var ama hastaneye yatan hastaların büyük çoğunluğunda da ölüm korkusu var. İnsanlar buraya gelirken “Hastaneye yattım benim durumum kötü. Biliyorum öleceğim” gibi bir psikolojiyle geliyor”

 

  • Bir hastanın size söylediği ve etkilendiğiniz söz oldu mu?
  • En başta insanlar hastaneye yattıktan sonra gözlerinizin içine bakarak ve elinizi tutarak ‘Ben ölmek istemiyorum’ diyor. Bu söz size denildiğinde zaten orada her şey bitiyor. Üst düzey çaba sarf etmek istiyorsunuz, zaten yapıyorsunuz bunu ama daha da çok şey yapmak istiyorsunuz. Bu bakımdan burada hastalara verilen psikolojik destek de çok önemli. Bizler hastalarımıza karşı mümkün olduğunca moral sağlamaya çalışıyoruz burada. Bazen hastalar bize “Biliyorum, bana moral olsun diye böyle diyorsunuz. Aslında başka türlü…” diye söylüyor ama hepimiz mümkün olduğunca onları o karanlıktan çıkarmaya çalışıyoruz. Hastaların moralini üst düzeyde tutmak, verilen tedavinin yanında çok önemlidir. 

“İnsanlar sanki dışarıda bu pandemi yokmuş gibi, kendileri bulaştıramayacakları veya herhangi bir yerden bulaşmayacaklarmış gibi sizden korkuyorlar. ‘Sen pandemidesin, bana bulaştırırsın’ düşüncesini direkt belli etmeseler de bir şekilde dolaylı yollardan size belli ediyorlar”

 

  • Pozitif hastalar nasıl bir psikolojiyle buraya geliyor?
  • Bazılarında bir boş vermişlik var. Hala daha COVID‘e inanmayan insanlar da çok var ama hastaneye yatan hastaların büyük çoğunluğunda bir ölüm korkusu var. İnsanlar buraya gelirken “Hastaneye yattım benim durumum kötü. Biliyorum öleceğim” gibi bir psikolojiyle geliyor.
     
  • Tanıdığınız birisi pozitif hasta olarak geldi mi buraya?
  • Tanıdıklarım oldu evet. Tanıdığınız olunca belki duygularınız daha farklı olabilir ama bütün hastalar benim gözümde eşittir. Kim olursa olsun buraya yatan bütün hastaların aynı şekilde bakım hakkına sahip olduğunu biliyorum ve ona yönelik bakım vermeye çalışıyorum.
     
  • Pandemi Hastanesi’nde pozitif hastaların içerisindesiniz. Buradan çıktığınızda insanların size bakış açıları ne yönde? Bu durumdan Psikolojik olarak nasıl etkilendiniz?
  • İnsanlar sanki dışarıda bu pandemi yokmuş gibi, kendileri bulaştıramayacakları veya herhangi bir yerden bulaşmayacaklarmış gibi sizden korkuyorlar. “Sen pandemidesin, bana bulaştırırsın” düşüncesini direkt belli etmeseler de bir şekilde dolaylı yollardan size belli ediyorlar. Bir soyutlanma söz konusu oluyor açıkçası... Ama bence bizden değil, dışarıdan daha fazla korkmaları gerekiyor. Çünkü dışarıda bir boş vermişlik var. İnsanlar günlük hayatlarına dikkat etmeden devam edebiliyorlar, kalabalık ortamlarda önlemlerini almadan bulunabiliyorlar. Bunları yaparken korkmuyorlar ama siz onlarla aynı bir ortamda, koruyucu önlemlerinizi almış olduğunuz halde sizden korkuyorlar. Bu da psikolojik olarak biraz yoruyor açıkçası…

“Üst düzey bir özveri gerektiren günlerdi”

“Bazen çok kötü şeylerle karşılaşabiliyoruz, çok üzülüyoruz. Bazen biz de ağlayabiliyoruz ama o insanlara yardım elini uzatabilmek bizi mutlu eden bir durum”

 

  • Vakaların çok arttığı dönemleri de yaşadık. Özellikle o dönemde buradaki ortam nasıldı?
  • dönemde burada hummalı bir çalışma vardı. Vakaların patladığı dönemlerde sayı olarak maalesef yetersiz kalıyoruz. Yani bir kişi çok fazla çaba göstermesi gerekiyor. İçeriye girerken tüm koruyucu önlemlerinizi alıyorsunuz ama ne kadar uzun süre kalırsanız o odada sizin de bulaşma riskiniz olabiliyor. İnsanlar gerçekten bakım bekliyorlar, siz bir taraftan işlerinizi yetiştirmeye çalıştırıyorsunuz. Üst düzey bir özveri gerektiren günlerdi. Hepimiz fazla mesailer tutarak burada kalıyoruz. Bu da bizim için ekstra yorucu ve yıpratıcı oluyor ama her zaman, her şekilde bütün arkadaşlarımız hazır durumda beklemek zorundayız.
     
  • Mesaileriniz… En uzun ne kadar kaldınız, O gününüzü anlatabilir misiniz?
  • Bizim en uzun mesaimiz ya 17, ya da 14 saat olabiliyor. Ertesi gün için çıkıp dinlenmeye vaktiniz oluyor, yeterli gelmese de bir şekilde atlatmaya çalışıyorsunuz. Tüm sağlık çalışanları olarak hepimiz bir şekilde bu pandemi döneminde gereken katkıyı sağlamamız gerekiyor. Bizler de yıpranıyoruz, kendi ailemizden, çocuklarımızdan feragat ediyoruz ama bugünler kalmayacak, geçecek…
     
  • Özellikle bu süreçte hiç ‘Niye ben bu mesleği seçtim?’ diye kendi kendinizi sorguladınız mı?
  • Sorgulama mutlaka oluyor ama ben hiçbir zaman ‘Ben niye bu mesleği seçtim” demedim.  Bazen çok kötü şeylerle karşılaşabiliyoruz, çok üzülüyoruz, bazen biz de ağlayabiliyoruz ama o insanlara yardım elini uzatabilmek sizi mutlu eden bir durum. Onları bazen sağlıklı bir şekilde uğurlayabiliyorsunuz, bazen de olmuyor kaybediyorsunuz ama bir şekilde ben bu işin içinde olmaktan, yaptığım meslekten gurur duyuyorum. Hiçbir zaman pişman olmadım.

“İnsanlarda boşvermişlik var”

  • Dışarıda kurallara uyuyor muyuz? Gözlemleriniz nelerdir?
  • Bence kurallara uymuyoruz. Maalesef uymayan büyük bir çoğunluk var. Başta bir korku hakimdi, herkes kapanıyordu, kurallara uymaya dikkat ediyordu ama vakalar patlayınca maalesef insanlarda bir boşvermişlik başladı. Büyük bir çoğunluğumuz ne yazık ki özen göstermiyor.
     
  • Sizce aşılamada ne noktadayız, sizin ne gibi bir gözleminiz var?
  • Aşılamada iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum ama yine de bunun daha iyi bir noktada olması gerekiyor. Dün olduğu gibi, bugün de bu salgını yenmemizi sağlayacak olan aşılamadır. İnsanlarımızın maalesef bunda bir korkusu var. Bazen bilinmediği bir şey olduğu için hak verilebilir ama araştırarak, bilime güvenerek yol almak gerekiyor. Bence, mümkün olabildiğince herkesin en kısa sürede aşılanması gerekiyor.
     
  • Bitmeyen bir mücadele ve fazla mesailer… İnsanlarımıza ne mesajlar vermek istersiniz?
  • İnsanlarımız biraz gözlerini açıp çevresine bir bakmaları lazım. Burada yatan kendileri veya ailelerinden birileri olabilir yarın öbür gün. Aşısız olup da buraya yatan sonrasında da pişman olup “Keşke dinleseydim, keşke aşı yaptırsaydım, keşke kurallara uysaydım” diyen ve burada hüngür hüngür ağlayan çok hastalarımız oldu. Bu insanları görünce biz daha fazla üzülüyoruz. İşin farkına biraz geç varıyoruz. Yarın geç olmadan bugünden önlem ve tedbirlerimizi almalıyız. Biz, karı temizlemeye çalışıyoruz ama insanlar bizim önümüze çığ yaratıyorsa bizim mücadelemiz boşa gider.

 


NOT: VİRÜSE KARŞI MÜCADELE yazı dizisi Sağlık Bakanlığı, Pandemi Hastanesi yetkilileri ve sağlık çalışanlarının onayı ile yapılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Röportaj Haberleri