“İki taraf da ‘çok şey veriyoruz ama almıyoruz’ algısı yaratılıyor”

CTP Milletvekili ve MYK üyesi Armağan Candan, çözümsüzlük ve belirsizlikten başta Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar olmak üzere bölgedeki herkesin zarar gördüğüne vurgu yaptı

Ödül AŞIK ÜLKER

  

CTP Milletvekili ve MYK üyesi Armağan Candan, çözümsüzlük ve belirsizlikten başta Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar olmak üzere bölgedeki herkesin zarar gördüğüne vurgu yaptı ve “Çözüm konjonktürünü değerlendirmeliyiz” dedi.

   “Her iki tarafta da sadece birşeyler veriyoruz ama karşılığında birşey almıyoruz algısı bilinçli bir şekilde yaratılmaya çalışılıyor” diyen Candan, sürecin dikkatli götürülmesi ve korunması gerektiği bilincinden hareketle popülizm yaparak siyasi kazanç elde etme peşine düşmenin Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına hizmet etmediğini kaydetti.

   Candan, hem Kıbrıs’taki taraflar, hem garantör ülkeler, hem de BM ve diğer uluslararası aktörlerin Cenevre’ye odaklandığına dikkat çekerek, tarafların Cenevre’nin başarılı ve sonuç odaklı bir zirve olması için çalışması gerektiğini söyledi.

   Armağan Candan, Cenevre’deki toplantının formatına ilişkin olarak iki liderin üzerinde mutabakata vardığını, ilk üç günde adadaki iki tarafla başlayacak konferansın, 12 Ocak’ta garantör ülkelerin katılımıyla devam edeceğini, AB’nin katılımının her iki tarafın anlaşarak davetine tabi olduğunu ancak BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerine ortaya herhangi anlaşma metni çıktıktan sonra rol düşebileceğini belirtti.

    İki liderin bugüne kadar ciddi ilerlemeler kaydettiğini ifade eden Candan, şunları söyledi:

   “Sürece dönük olarak gerek Güney’den, gerekse Kuzey’den çoğu zaman da eksik bilgilerle bazı çarpıtmalar da gündeme getiriliyor. Mevcut yakınlaşmalardaki bazı unsurlara atfen her iki tarafta da toplumların bazı noktalardaki hassasiyetleri kullanılmaya çalışılarak sadece belli şeylerin altı çizilerek olumsuz tablolar çizilmeye çalışılıyor. Üstelik de bu daha plan bütünlüklü bir şekilde ortaya çıkmadan yapılıyor. Her iki tarafta da sadece birşeyler veriyoruz ama karşılığında birşey almıyoruz algısı bilinçli bir şekilde yaratılmaya çalışılıyor.”

   Candan, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz kaynaklarının değerlendirilmesi için sonsuza dek Kıbrıs sorununun çözülmesinin beklenmeyeceğini de söyleyerek, “Avrupa’nın, Türkiye’nin, İsrail’in bu işbirliğine ihtiyacı var. Sadece Kıbrıslı Türklerin değil Kıbrıslı Rumların da bu denklemin dışında kalma lüksü yok... Önümüzdeki aylarda Kıbrıs sorununu çözebilirsek bu denklemde oyuncu olabileceğiz. Aksi halde bunca yıldır yaşadığımız kayıplara ek olarak yeni olanakları elde etmekten de mahrum kalacağız” diye konuştu.

“CTP’nin söyledikleri uluslararası camiada ciddi bir referans”

Soru: Geçtiğimiz günlerde CTP’yi temsilen İspanya’nın Malaga kentinde Sosyalist Enternasyonel Akdeniz Komitesi toplantısına katıldınız. Bu toplantıda iki lidere ve tüm taraflara iki kesimli, iki toplumlu federal çözüme en erken zamanda ulaşma çağrısı yapıldı.

Candan: Evet, yirmiden fazla Akdeniz ülkesinin temsil edildiği toplantının sonuç bildirgesinde bizim önerimiz kabul gördü ve 9 Ocak 2017’de Cenevre’de biraraya gelecek olan iki lidere ve ilgili tüm taraflara iki kesimli, iki toplumlu federal çözüme en erken zamanda varmak için çalışmaya devam etme çağrısı yapıldı. Bu önemli fırsatın kaçırılmaması gerektiği vurgulandı ve 12 Ocak’ta toplanacak uluslararası Kıbrıs konferansının başarılı olması dilendi. Ayrıca Kıbrıs adasının yakında Doğu Akdeniz’de barış, işbirliği ve refahın sembolü olmasının umut edildiği vurgulandı. CTP Sosyalist Enternasyonal tam üyesi olmak için uzun yıllar ciddi bir çalışma yürüttü ve başardı. Şimdi, bunun sonuçlarını alıyoruz. Kıbrıslı Türkler olarak böylesi uluslararası platformlarda sözümüzün geçmesi, söylediklerimizin dikkate alınması çok önemli. Ayrıca Avrupa Sosyalist Partisi ve Avrupa Parlamentosu Sosyalist Demokrat Grup’ta da statümüzü ve etkinliğimizi artırmaya çalışıyoruz. Unutmayın ki şu anda AB ülkelerinin yarısından fazlasında sol hükümetler iktidarda. Bunlar bizim kardeş partilerimiz ve onlarla kurduğumuz ilişkiler karar alma mekanizmalarında Kıbrıs’a ilişkin görüşlerini şekillendirmelerinde katkı yapabilmemizi sağlıyor. CTP’nin Kıbrıs konusunda söyledikleri bugün uluslararası camiada ciddi bir referans noktası.       

Meclis AP Heyeti’nin Bulgaristan temasları...

Soru: Meclis AP Heyeti olarak son olarak Bulgaristan’da temaslarda bulundunuz. Bu temas hakkında bilgi verir misiniz?

Candan: Bulgaristan’dan Avrupa Parlamentosu’na seçilen Türk milletvekilleri bizim için önemli. Kıbrıs konusunda AP’de birlikte konferanslar, toplantılar düzenliyoruz. Kıbrıslı Türkler’in oradaki görünürlüğünün artırılmasında, Kıbrıs’a ilişkin kararlara etki edebilmemizde yakın ilişki kurduğumuz diğer ülkelerden bazı milletvekilleri ile birlikte ciddi katkı yapıyorlar. Daha önce onları Kıbrıs’ta misafir etmiş, ülkemizi ve Kıbrıslı Türkleri daha yakından tanımalarını, Kıbrıs sorununu daha iyi öğrenmelerini sağlamıştık. Bu sefer de onlar bizi davet ettiler. İlk kez Kıbrıslı Türk milletvekilleri olarak Bulgaristan Parlamentosu’nu ziyaret ettik. Onlarca milletvekili, belediye başkanı, iş insanı ve sivil toplum temsilcisi ile görüştük, ne gibi işbirlikleri yapabileceğimizi konuştuk. Bulgaristan’da 800 bin civarında Türk nüfus var. Üniversiteler, turizm, ticaret, kültür ve belediyecilik alanlarında yapabileceğimiz birçok işbirliği var. Gerekli bağlantıları kurup bunları ileriye götüreceğiz. Kıbrıs sorununun çözülmesi ve Kıbrıslı Türklerin de eşit ortak olarak AB’ye girmesi ile Türkçe’nin de AB’nin resmi dillerinden biri olacak olması yıllarca ayırımcılığa uğramış Bulgaristan Türklerini de çok yakından ilgilendiriyor. 

“Avrupa iyi haber bekliyor”

Soru: AP Heyeti olarak Avrupa’da pek çok temasta bulunuyorsunuz. Kıbrıs konusunda Avrupa’nın tutumu ve yaklaşımı nasıl?

Candan: Kıbrıs Avrupa’nın iyi haber beklediği ve sorunun çözülmesi için ciddi destek verdiği bir yer. Birçok kez de Kıbrıslı Türkler ve Rumların varacağı bir çözümü kabul edeceklerini açıkladılar. Bir çoğu Kıbrıs’ın çözüm olmadan AB’ye alınmasının hata olduğunu kabul ediyor. Biz de kendilerine kendi sorumluluklarını hatırlatıyor ve geçmişteki hataların tekrarlanmaması gerektiğini vurguluyoruz.

“AB de, Türkiye de işbirliği zorunluluğunun farkında”

Soru: Yıllarca İstanbul’daki İktisadi Kalkınma Vakfı’nda Türkiye-AB ilişkileri konusunda çalışmış biri olarak Türkiye-AB ilişkilerinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Candan: AB tarafı da Türkiye tarafı da zaman zaman yükselen tartışmalara rağmen bu ilişkinin öneminin ve karşılıklı bağımlılığın ve işbirliğinin zorunluluğunun farkında. Mülteci krizi gibi konjonktürel sorunlarla başa çıkılmasından, AB-NATO işbirliğinin daha ileri bir noktaya taşınmasına, enerjiden, ticarete kadar birçok konuda iki tarafın da birbirine ihtiyacı var. Bakın Türkiye İstatistik Kurumu geçen günTürkiye için ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı. Buna göre güven aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 18.5 oranında azaldı. Gelinen nokta 2012 yılı Ocak ayından bu yana Türkiye’deki en düşük seviye. Diğer yandan Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımlar 2016’nın ilk 10 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44 geriledi.2016 yılı Ocak-Ekim döneminde gerek yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımları, gerekse Türkiye’den yurtdışına yapılan doğrudan yatırımlar yüzde 40’ın üzerinde geriledi. Şu da bir gerçek ki Türk şirketleri yurtdışındaki doğrudan yatırımlarında ağırlıklı olarak Avrupa’yı tercih ediyor. 2015 yılında yurtdışı yatırımların yüzde 54.9’u Avrupa’ya yapıldı. 2016 yılı Ocak-Ekim döneminde ise Avrupa’nın payı yüzde 62 oldu. Yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımlarında da Avrupalılar yüzde 66’lık pay ile ilk sırada. Bütün bunlar Türkiye ile AB arasındaki karşılıklı bağımlılık ve işbirliğinin ne kadar büyük ve önemli olduğunu gösteriyor. Biz bazen bütün bunları gözden kaçırarak bazı şeyleri tartışmaya çalışıyoruz.

   Türkiye ile AB arasında bugünlerde yaşanan en önemli gelişme ise gümrük birliğinin tarım, hizmetler ve kamu alımlarını da kapsayacak şekilde güncellenmesi ve genişletilmesi. Türkiye’nin, AB’nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı serbest ticaret anlaşmalarındaki karar alma mekanizmalarında yer alması ve otomatik olarak taraf olması gündemde. Yeni gümrük birliği anlaşması ile birlikte Türk şirketlerinin Avrupa’da, Avrupalı şirketlerin Türkiye’de hizmetler sektörünün her alanında hizmet verebilmesi, belediye hizmetlerinde bile bütün hizmetlere Avrupalı şirketlerin girebilmesi, Türkiye’de kamunun tüm alımlarına Avrupalı şirketlerin katılabilmesi, aynı şekilde Türk şirketlerinin Avrupa’daki kamu ihalelerine katılabilmesi mümkün hale gelecek.  Bununla birlikte, toplam ihracatın normal artış hızının üzerine yüzde 24,5’luk, ithalatın üzerine de yüzde 23 bir artı getirecek. Türkiye Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de geçen gün yaptığı açıklamada AB ile ekonomik ortaklık kurabilen bir Türkiye’nin dünyada diğer ekonomilerle sağlayacağı çok başka avantajlar olacağını, Türkiye’nin bundan ekonomik olarak çok büyük kazançla çıkacağını ifade etti.

   Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in “AB’ye entegrasyonu devam ettirerek sorunları aşarız, AB bizim için önemli bir çıpa, bunu kaybetmeyeceğiz” demesi tesadüf değil. Unutmayın AK Parti’yi Türkiye’de iktidar yapan ekonomiydi. Ekonominin yeni açılımlar olmadan sürdürülebilir olması mümkün olmaz. Bunun, siyasi tabloda da yansımaları olur. 

“Avrupa’nın, Türkiye’nin, İsrail’in işbirliğine ihtiyacı var”

Soru: Doğalgaz konusunda Güney Kıbrıs’ta bazı gelişmeler oluyor. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve Kıbrıslı Türkler’in bu sürecin dışında kalma tehlikesi var mı?

Candan: Kimse Doğu Akdeniz’deki doğal gaz kaynaklarının değerlendirilmesi için sonsuza dek Kıbrıs sorununun çözülmesinin bekleneceğini zannetmesin. Avrupa’nın, Türkiye’nin, İsrail’in bu işbirliğine ihtiyacı var. Sadece Kıbrıslı Türklerin değil Kıbrıslı Rumların da bu denklemin dışında kalma lüksü yok. Nitekim Kıbrıs’ın güney açıklarındaki yeni bazı parsellerde ihaleler belli oldu. Amerikan, Rus ve başka ülkelerin şirketleri de bunlarda rol alıyor. Diğer yandan Türkiye ile İsrail arasındaki altı yıl süren krizin aşılması ve ilişkilerin normalleşmesinden sonra bakanlar düzeyindeki ilk toplantı iki ülkenin enerji bakanları arasında geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Gündemleri de İsrail’den Türkiye’ye döşenecek doğal gaz boru hattının fizibilte çalışmasının ve teknik hususların ele alınmasıydı. Önümüzdeki aylarda Kıbrıs sorununu çözebilirsek bu denklemde oyuncu olabileceğiz. Aksi halde bunca yıldır yaşadığımız kayıplara ek olarak yeni olanakları elde etmekten de mahrum kalacağız. Hatırlayın Orta Doğu’da ve özellikle de Irak ve Suriye’deki krizlerin devam ettiği bir ortamda, Temmuz 2015’te, İran ile uluslararası toplum arasında İran’ın nükleer programının denetlenmesi ile İran’a dönük yaptırımların eş zamanlı olarak kaldırılmasına ilişkin tarihi bir anlaşmaya varılmıştı. Bu anlaşma 190’dan fazla ülkenin imzaladığı iklim değişikliğiyle mücadeleyi hedefleyen Paris Anlaşması ile birlikte uluslararası diplomasinin son on yıldaki belki de en büyük başarısıydı. Bu da bize bölgesel birtakım sorunlara rağmen başka bazı sorunların çözülebileceğini gösteriyor. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar olarak biz de Kıbrıs’a dönük olarak oluşmuş olan bu çözüm konjonktürünü değerlendirmeliyiz.

İki lider bugüne kadar ciddi ilerlemeler kaydetti ve süreci bu aşamaya kadar getirdi

“İki lider ciddi ilerlemeler kaydetti”

Soru: Bir hafta sonra liderler Cenevre’de buluşacak, ardından da bir Kıbrıs Konferansı yapılacak. Liderlerin farklı açıklamaları var, bir taraf beşli derken diğer taraf uluslararası konferans olacağından bahsediyor. Tarafların tutumlarına baktığınızda bu toplantıdan beklentiniz nedir? Konferansın yapılmama ihtimali var mı?

Candan: Toplantının yapılmama ihtimali olduğunu düşünmüyorum. Hem Kıbrıs’taki taraflar, hem garantör ülkeler, hem de BM ve diğer uluslararası aktörler Cenevre’ye odaklanmış durumda. Cenevre’deki toplantının formatına ilişkin olarak iki liderin üzerinde mutabakata vardığı ve daha sonrasında BMGS Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin de tanımladığı şekil ortadadır. İlk üç günde adadaki iki tarafla başlayacak konferans, 12’sinde de garantör ülkelerin katılımıyla devam edecek. AB’nin katılımı her iki tarafın anlaşarak davetine tabidir. BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerine ise herhangi bir rol ancak anlaşma metni ortaya çıktıktan sonra düşebilir. Bu, Eide tarafından da açık bir şekilde ifade edildi. Çözüm bulunması halinde, anlaşılanların hayata geçirilmesi sürecinde BM’ye bir rol düşecekse bunun için zaten BM Güvenlik Konseyi kararı gerekecek ki bu da bilinmeyen birşey değil. İki lider bugüne kadar ciddi ilerlemeler kaydetti ve süreci bu aşamaya kadar getirdi. Tarafların şu anda odaklanması gereken şey Cenevre’nin başarılı ve sonuç odaklı bir zirve olması. Sürece dönük olarak gerek güneyden gerekse kuzeyden çoğu zaman da eksik bilgilerle bazı çarpıtmalar da gündeme getiriliyor. Mevcut yakınlaşmalardaki bazı unsurlara atfen her iki tarafta da toplumların bazı noktalardaki hassasiyetleri kullanılmaya çalışılarak sadece belli şeylerin altı çizilerek olumsuz tablolar çizilmeye çalışılıyor. Üstelik de bu daha plan bütünlüklü bir şekilde ortaya çıkmadan yapılıyor. Her iki tarafta da sadece birşeyler veriyoruz ama karşılığında birşey almıyoruz algısı bilinçli bir şekilde yaratılmaya çalışılıyor. Bizler gerek CTP gerekse müzakere tutanaklarını da birebir okuyan milletvekilleri olarak görüşlerimizi Sayın Cumhurbaşkanı ve özel temsilcisi ile uygun yöntemlerle paylaşıyoruz. Sürecin dikkatli götürülmesi ve korunması gerektiği bilincinden hareketle popülizm yaparak siyasi kazanç elde etme peşine düşmenin Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyoruz. CTP olarak Cenevre öncesinde de, Cenevre’de de, Cenevre sonrasında bu sorumluluk anlayışı ile hareket edecek ve halkın doğru bilgilenmesi ve sürecin başarılı bir şekilde sonuçlanması için elimizden geleni yapacağız. Kırkaltıncı kuruluş yıldönümü etkinliklerimiz çerçevesinde düzenlediğimiz konferanslar ile de Kıbrıs sorununun kamuoyu önünde sağlıklı bir şekilde tartışılmasına önemli katkılar yaptığımızı düşünüyorum. Benzer çalışmaları gerek kuzeyde, gerek güneyde, gerekse yurtdışında sürdüreceğiz.      

“Her iki kesimin de güvenliğe ilişkin hassasiyetleri dikkate alınmalı”

Soru: Konferansta Türkiye ve Yunanistan’ın garantiler konusundaki farklı duruşunda orta yol bulunabilir mi?

Yunanistan garantilerin sona ermesi konusunda ısrarlı, Cenevre tarihi yaklaşırken, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias, ülkesinin garantiler ve yabancı askerler olmadan adil ve uygulanabilir bir çözüm için Kıbrıs halkı ve hükümetiyle dayanışma içinde bulunduğunu söylüyor. Rum Lider Anastasiadis, çözüm sonrasında AB üyesi olan bir ülkenin üçüncü bir ülkeyi garantör edinmesinin söz konusu olmayacağından bahsediyor.

Candan: Bu konuda kamuoyuna dönük olarak kesin ifadeler kullanmanın sürece yardımcı olmadığını düşünüyoruz. Günün sonunda bu konunun tüm boyutları ile Cenevre’de ele alınacağını hepimiz biliyoruz. Bütün tarafların her iki kesimin de güvenliğe ilişkin hassasiyetlerini dikkate alan bir anlayışla hareket etmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanımız da Türkiyeli yetkililer de bunun altını birçok kez çizdiler. Diğer yandan Türkiye ile Yunanistan’ın garantiler ve güvenlik konusunu Dışişleri Bakanlıkları düzeyinde görüştüğünü biliyoruz. Önümüzdeki günlerde bu konunun iki ülke arasında daha üst düzeyde de ele alınması gündeme gelebilir. Bu konuda bir ara formül bulunması için ciddi bir çaba olduğunu da biliyoruz.

“Cenevre’den olumlu bir sonuç çıkmasına odaklanmalıyız”

Soru: Cenevre’den olumsuz bir sonuç çıkarsa, sonrasında ne gibi gelişmeler olur?

Candan: Bizim şimdi Cenevre’den olumlu bir sonuç çıkmasına odaklanmamız ve bunun için elimizden geleni yapmamız gerekiyor. Çözümsüzlüğün hiçbir tarafa fayda getirmediği görüldü. Çözümsüzlük ve belirsizlikten başta Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar olmak üzere bölgedeki herkes zarar görüyor. Bunun anlaşılmış olduğunu düşünüyorum. Bize düşen bunu anlamayanlar varsa onlara da bunu anlatmak için çaba göstermeye devam etmektir. 

Soru: Yeni yıl için mesajınız nedir?

Candan: Yeni yılın ülkemize, çevremizdeki ülkelere ve bütün dünyaya barış getirmesini diliyorum.

Röportaj Haberleri