İçindeki öz sesi trompetiyle notalara yansıtan ve tutkuyla evrene gönderen Sardunyalı bir caz ustası: Paolo Fresu

Sardunyalı trompet ve flugelhornist,besteci,aranjör,festival yöneticisi, eğitimci, sanatın farklı disiplinleri arasında dolaşan usta bir sanatçı Paolo Fresu ile yoğun festival programı içerisinde Kıbrıs’taki trio konseri öncesinde keyifli bir sohbet ettik

Murat OBENLER

Sardunyalı trompet ve flugelhornist,besteci,aranjör,festival yöneticisi, eğitimci, sanatın farklı disiplinleri arasında dolaşan usta bir sanatçı Paolo Fresu ile yoğun festival programı içerisinde Kıbrıs’taki trio konseri öncesinde keyifli bir sohbet ettik. Müziğin özünü derinlemesine ve tüm müzikal sınırlamaların ötesinde bir yaratım sürecinden geçirerek  kendi özüyle de birleştirerek insanlarla paylaşan cömert ,mütevazi ve tutkulu Paolo Fresu ile iletişebilmenin ayrıcalığından süzülenleri sizlerle paylaşıyorum.

Bir programda “Caz için okula gerek yok” dediniz. 40 yıllık engin bir tecrübeden bahsediyoruz. Bunu biraz daha konuşmak isterim.

Paolo Fresu: Caz müziğine 40 yıl önce başladım ve caz benim için insanlarla iletişim kurduğum 40 yıllık çok özel ve güçlü bir deneyim. Sardunya adasından ve fakir bir aileden gelen bir genç olarak köyde müziğe ilgi duyan tek kişi bendim. Radyodan dinlediğim müzik (Bebop şarkıcıları) beni o kadar çok etkilemişti ki caz müzisyeni olmaya karar verdim ve Siena’ya giderek 2 yıl orda okudum. 1985 yılında University Faculty of DAMS- Cagliari Konservatuarı’nda profesör olarak çalışmaya başladım. 11 yaşında trompet çalmaya başladım o yüzden benim için bu yeni yolu yürümek çok hızlı oldu. 1985’te ilk debut albümüm Ostinato’yu çıkardım.
Tabi ki konservatuar insana teknik olarak bir şeyler katar ama caz söz konusu olduğunda bu tam böyle değildir. Benim caz serüvenim ilginçtir çünkü 1980’lerde İtalyada eğitim veren konservatuarlarda şimdiki gibi her yerde caz dersleri yoktu.  Ben cazı radyo ve daha sonra CD kayıtlardan dinleyerek ve kayıtlarım sürecinde öğrendim diyebilirim.  

“Yeni kuşak cazcılar caza yeni yorumlar getirmeye başladı, kendi yeni yollarını açarak o yoldan ilerlediler”

Cazı öğrenmek ve iyi standartlarda icra etmek için belli ülkelerde(Amerika gibi yaygın ve aktif olan) olmak mı gerekir?

Fresu: Tabi ki caz Afro-Amerikan kökenli bir müziktir. Kökleri 1950’lere ve Amerikalı anaakım caz ustalarına gider. 1990’lar ve 2000’li yıllarda benim de içinde olduğum yeni kuşak cazcılar caza yeni yorumlar getirmeye başladı, kendi yeni yollarını açtılar ve o yoldan ilerlediler. Bugün caz evrensel bir müzik türüdür ve operayla, klasik müzikle karşılaştırılabilir bir seviyede icra ediliyor. Tabi ki popüler bir tarafı da vardır çünkü sokakta doğdu ve halkın içinde olan bir müziktir de aynı zamanda. Biz de popüler İtalyan cazını kendi tarzımızda sunuyoruz.

“Çağdaş caz müzisyenler olarak geçmişi ve geleneği çok iyi bilmek gerekir”

Siz klasik caz dönemi ile bu yüzyılda icra edilen çağdaş caz müziğini birleştiren yaşayan en tecrübeli sanatçılarındansınız. Öyle değil midir?
Fresu: Çağdaş caz müzisyenler olarak geçmişi ve geleneği çok iyi bilmek mesela Charlie Parker, Miles Davis,Chet Baker,Ray Brown vs. ve onları yeni döneme kendi stilinizle uyarlamak gerekir.

Siz nostaljik bir müzisyen olduğunuzu da söylüyorsunuz değil mi?

Fresu:Evet öyleyim de aynı zamanda. Ancak mucizevi çağdaş müzik kariyerimi de çok seviyorum. İskandinav cazcılar ile çokça çaldık. Klasik cazcılar ile de çokça çaldım. Michael Nyman, Evan Parker, Ornella Vanoni, Gunther Schüller, Negramaro ve Farafina bu değerli müzisyenlerden sadece bazıları. Ben eski klasik cazı da çağdaş formu da seviyorum ve onları karıştırmayı da seviyorum.

Bestecilik benim için bir müzisyende baktığım ayırt edici özelliği gibidir. Kendi bestelerin varsa ayırt edici özelliğin vardır. Eğer yoksa büyük çoğunluk gibi sadece yorumcusundur.

Fresu: Kesinlikle haklısın. Ancak benim müziğimde bu gecenin açılışını yapacağımız gibi (Chet Baker’den Honey Happy Valentine) klasik caz standartları da vardır. Materiyaller çok da önemli değildir, sizin bakış açınızla bu yolu nasıl yürüdüğünüz önemlidir.


“Cazı özgürlük olarak tanımlarım. Özgürlük ise saygı duymaktır, dayanışmadır, iletişim kurmadır, paylaşmaktır”

Cazı bunca yıllık tecrübeli bir caz sanatçısı olarak nasıl tanımlarsınız?

Fresu: Özgürlük. Özgürlük saygı duymaktır, dayanışmadır, iletişim kurmadır, paylaşmaktır. Özgürlük çok geniştir ve her şeyi içine alabilir. Caz için de özgürlük çok önemlidir. Özgür değilseniz her gece nasıl caz müzik yapabilirsiniz? Dün gece başka bir repertuar çaldık bugün başka çalıyoruz ve yarın gece de başka. Belli bir çalma listesi yoktur.

“Sahneye çıktığınızda müziğin nereye gideceğini bilmiyorsunuz. Biz sahne üstünde birlikte gitmenin iyi, güzel yollarını buluyoruz ve ilerliyoruz.”

İstediğin yöne sürebileceğin bir arabanın şoförü gibisin yani.
Fresu: Evet aynen öyle. Bu gece 3 sürücülü bir gecedeyiz ama herkes kendi alanında özgürdür. Birbirimizi takip ediyoruz ve birisi bir yan yola girdiyse veya şerit değiştiyse biz de onu takip ederiz. Demokratik olarak herkes dümenin başına geçebilir. Bu uyumu birlikte sürekli sahnede tutmak zor bir iştir ama bizler bunu başarıyoruz. Mare Nostrum projesinde de aynı yöntemle ilerliyoruz. Sahneye çıktığınızda müziğin nereye gideceğini bilmiyorsunuz. Biz sahne üstündeki yolculuğumuzda birlikte gitmenin iyi, güzel yollarını buluyoruz ve ilerliyoruz.

“Hayatıma yeni müzisyenler girmesini, birbirimizi müzikal potansiyellerimizle etkileyerek yeni parçalar çıkarmayı seviyorum, aksi hep bir monotonluk olurdu”

Siz diğer müzisyenlerle de işbirliği yaparak ortak müzikal üretimler yaratmayı çok tercih eden sanatçılardansınız. Bu özgürlüğünüzü diğerleriyle nasıl paylaşıyorsunuz?

Fresu: Bugüne kadar çokça ortak proje yaptım. Bugüne kadar 20’den fazla büyük orkestralarla proje yaptım. Hayatıma yeni müzisyenler girmesini, birbirimizi müzikal potansiyellerimizle etkileyerek yeni parçalar çıkarmayı seviyorum, aksi durumda hep bir monotonluk olurdu. Mesela son 4 günde 4 farklı yerde 4 farklı projede yer alıyorum.

 


“Bazı insanlar sürekli tur yapma yöntemimi sevmiyor ama bu benim hayat tarzımdır”

Bu sizin hayata ve müziğe bakışınız. Yorucu ama tutkulu değil mi?
Fresu: Evet. Bazı insanlar bu sürekli tur yapma yöntemimi sevmiyor (Tek mekanda hep aynı dinleyici kitlesine söylemeyi istiyor) ama bu benim hayat tarzımdır. Evliyim ve 2 çocuğum var ama ben yine de tur yapmaktan asla vazgeçmedim ve vazgeçmeyeceğim.

Yeni yüzyılda teknoloji inanılmaz ölçüde gelişimler gösteriyor ve müzik sektörü de bu teknolojileri kullanıyor. Siz müziğinize ne kadar yeni teknolojileri dahil ediyorsunuz veya bunları nasıl bütünleştiriyorsunuz?
Ben 5 yılda bir kendimi yeniden yapılandırıyorum. Covid döneminde ben de eve Audıo bir kayıt sistemi kurdum.  Bazı videolar yaparak paylaştım. Bu gece de Antik stilde sesler üreten elektronik aletleri de kullandığım parçalardan birisini de icra edeceğim. Programım da yok, pedal da kullanmıyorum. Bu ve kullandığım araçlar benim özgürlüğümü tanımlama biçimim. Bazen kullanıyorum bazen de kullanmıyorum. Ben ikinci bir enstrüman olan flugelhorn da kullanıyorum.

“Caz bir okyanus ve ben de istediğim biçimde, özgürce yüzmeyi seviyorum. Keskin ayrımları doğru bulmuyorum”

Yine tek bir caz dünyası olduğunu ve kategorizasyona gerek olmadığını ifade etmiştiniz…
Evet caz bir okyanus ve ben de istediğim biçimde, özgürce yüzmeyi seviyorum. Keskin ayrımları doğru bulmuyorum çünkü biz sahnede tek bir türe bağlı kalmadan her tarzda yüzebiliriz. Caz dünyası büyük bir okyanus gibidir.

Cazın kendine özgün, eşsiz yorumları da vardır. Siz de bunlara ağırlık veren bir müzisyensiniz anladığım kadarıyla.
Evet. Müziğe ticari bir kafadan bakmıyorum ve online kayıtlarda farklı bir hazırlıkla çalışıyorsunuz ama canlı konserlerde bu enerji ve üretim doğrudan insanlara geçtiği için daha çok keyif alıyorum. En son Omar Sosa ile “Food” albümünü kaydettim.

Sizin müzik festivali organizatörlüğünüz de müzisyenliğiniz kadar kutsal bir şey. Sayısız müzisyene kendi özgürlüklerini anlatma imkanı sağlıyorsunuz, birbirleri ile tanışıp yeni ortak özgürlük alanları yaratmalarının altyapısını oluşturuyorsunuz. Bu eşsiz liderliğinizden bahsetmeden bitirmek istemedim…

Evet yaz mevsiminde Sardinya’da uzun yıllardır öğretmen vasfımla yöneticiliğini yaptığım  Siena Caz Ulusal Seminerleri başarıyla sürüyor. Bu yıl Kıbrıs’tan da bir genç müzisyen katılacak. Bir de Berchidda Festival Time In Jazz’ın sanat yönetmenliğini yapıyorum.  

Röportaj Haberleri