‘Hükümetin ardından’… ‘Siyasete güvensizlik artıyor”

1975’ten bugüne, hiçbir hükümetin 5 yıllık görev süresini tamamlamaması, kısa sürelerle siyasette yeni arayışlara girilmesi toplumda ‘istikrar’ ve ‘güvene’ ilişkin sorgulamayı da beraberinde getirdi.

Ayşe GÜLER

1975’ten bugüne, hiçbir hükümetin 5 yıllık görev süresini tamamlamaması, kısa sürelerle siyasette yeni arayışlara girilmesi toplumda ‘istikrar’ ve ‘güvene’ ilişkin sorgulamayı da beraberinde getirdi.

Siyasi kulislerde, yeni koalisyona yönelik nabız yoklayışı sürerken, YENİDÜZEN uzmanlarla görüştü, hükümet değişikliklerinin yansımasını irdeledi.

Sosyolog Nihal Sayman, her geçen gün toplumun siyasete olan güvensizliğinin arttığını söyledi, bireysel menfaatin daha ön planda tutulduğunu ancak kamuoyundaki ihtiyaca göre hareket edilmesi gerektiğini belirtti.

YDÜ Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi, Yrd. Doç. Dr. Bilge Azgın ise “Güven bunalımı yerine yolsuzluğa dayalı güven bunalıma geçebiliriz, bu da ayrı bir sorun” diyerek, yeni seçim sisteminin gündeme gelmesinin şart olduğunu aktardı.

Öte yandan halk ve devlet kurumları arasındaki ilişkilerin koptuğunu ifade eden Keele Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi, Sosyal Psikolog Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Çakal, “İşin en korkunç tarafı; halk artık seçime katılmanın, oy vermenin de işe yarayacağına inanmıyor. Bireyler bu karmaşadan kurtulmak için de bir çıkış yolu arayışında” dedi.

Siyaset Bilimci, Doç. Dr. Şevki Kıralp ise örgütlenme ve birlikte hareket etme şeklimizde sorun olduğunu ifade ederek, “Siyaseti daha sağlıklı çalışabilen, insan yaşamına daha verimli katkılarda bulunabilen bir kurum haline getirmenin anahtarı tek başına hükümetlerde, yani iktidarda değildir. Burada muhalefete düşen görev de son derece önemlidir” şeklinde konuştu.


İLGİLİ KESİMLER ‘HÜKÜMET’ DEĞİŞİKLİĞİNİ NASIL YORUMLADI?

 

Sosyolog Nihal Sayman:
“Toplumun siyasete olan güvensizliği artıyor”

“ Siyasetin düzensizliğine karşı benzer olayla karşılaştığımız için halkta müthiş bir güvensizlik var. Her yıl seçime gelenlerin sayısındaki azalmadan bunu görüyoruz. Olası bir seçimde bu sayı daha da azalacak. Göreve her gelen ya da giden hükümet, yetersiz icraatları sonucunda halkın güvenini kaybediyor. Hükümetin bozulması, bozulma nedenlerinin basına yansıması da güvensizliği artırmıştır.

Şu anda ne olacağı belirsiz, atamalar olacak, müdürler müsteşarlar değişecek. Halk bunlara o kadar alışmış, bıkmış ki siyaset ve siyasilere karşı güvensiz ve saygısızlık var.

İstikrarsızlık başarısızlıktan kaynaklanıyor, halkın beklentileri yerine getirilemiyor. Yapılması gerekenleri yapmıyorlar. Doğal olarak istikrarsızlık söz konusu oluyor. Hükümetler, ‘belki diğeriyle daha iyi olur’ diye bozuluyor.

Seçim tarihini beklemeden erken seçime gidiliyor. Toplumda o kadar bir güvensizlik var ki halk, siyasiler ne söylerse söylesin, manifesto ne olursa olsun bunları okumuyor. Her gelen hükümetin, diğerinin aynısı olduğunu görüyorlar. Bu durum, ciddi bir olumsuzluktur. Toplum ve devletin yönetiminde iktidarın ciddi etkisi var. Yönetim zafiyetinin çok yoğun olduğunu, maddi ve manevi her türlü noktaya baktığımızda görebiliriz. Örneğin, sağlık, eğitimde doğru düzgün yönetim yok. Siyasetteki devamsızlık bunun göstergesi. Siyasiler de aslında bu durumun farkında. Bu durum bir önce değişmeli. Topluma faydalı icraatlarda bulunulmalı. Toplumun her geçen gün siyasete olan güvensizliği artıyor. Bu da ciddi olumsuzluğu perçinliyor. Herkes;  bireysel menfaat derdinde... Hiç yoktan gemimi kurtarayım gözüyle bakıyorlar. Halk siyasilere, siyasiler de halka böyle yaklaşıyor.

Vatandaşlar oy verirken bunu gündeme getiriyor. Siyasiler de seçilmesi için buna önem veriyorlar.

Toplumun hayrına hiçbir şey yapılamıyor. Bir sonraki hükümet, toplumun ihtiyaçlarıyla ilgili icraat ve yasaları bir an önce geçirmelidir. Bunları yaptığı sürece zaman içerisinde siyasete güven artacak.”


 

YDÜ Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi, Yrd. Doç. Dr Bilge Azgın:
“Yolsuzluğa dayalı bir güvensizlik var. Endişe verici”

“Aslında bu durum, sıradan alışagelmiş bir durum oldu. Her hükümetin 1.5-2 sene ömrü olduğuna alıştık. 4’lü koalisyon hükümeti de standartlara yakın oldu… Halkta ‘hükümet yine bozuldu’ diye bıkkınlık var.

Ekonomik anlamında darboğazdan geçerken, siyasi istikrarın olmadığı bir siyasi arena var. İnsanlarda ‘koalisyonların biri gelir, biri gider’ algısı var. Genel kanının bu yönde olduğunu düşünüyorum. 4’lü koalisyonun doğma sebebi olağanüstü yaşanan koşullardı. Erken seçim şimdi de başlayabilir, yakın zamanda da gündeme gelebilir.

Toplumda istikrarsızlığa dayalı güven sıkıntısı var… UBP’de yolsuzluğa dayalı güvensizlik vardı. Yine bir şey olmadı, dosyalar hazırlandı, sonuca varılamadı. Hükümet bozuldu. Aslında seçim sisteminin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.  Yolsuzluğa dayalı da bir güvensizlik var. Endişe verici…”

 


 

Keele Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi, Sosyal Psikolog Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Çakal:
“Halk ve devlet kurumları arasındaki ilişkiler koptu”

“Aslında hükümetin istifası sadece güven değil aynı zamanda bir siyasi irade ve erk sorunudur. Daha önce birkaç farklı platformda değinmiştim; bugün geldiğimiz noktada halk ve siyasi yapı arasında korkunç bir güven bunalımı vardır. Bu, dünkü bugünkü bir olgu değildir. Kurulu düzenin suç oranlarındaki artış, bireylerin refah düzeyinin sürekli azalması,  gelir eşitsizliğinin artması, sağlık ve eğitim alanlarında standart altı hizmet verilmesi gibi alanlarda sorunları çözmek yönünde hiç bir adım atmaması veya atamaması bir erk yoksunluğunun göstergesidir. Geldiğimiz noktada bireylerin ve toplumun sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürmeleri mümkün değildir. Yani halk ve devlet kurumları arasında olan ilişkiler kopmuştur. Halk, yasama, yürütme ve yargı kurumlarının meşruluğunu sorgular durumdadır.

İşin en korkunç tarafı; halk artık seçime katılmanın, oy vermenin de işe yarayacağına inanmıyor. Bireyler bu karmaşadan kurtulmak için de bir çıkış yolu arayışında... Bunu nereden anlıyoruz? Yakında Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak. Bu seçimlere Kıbrıslı Türklerin çok yoğun oranda katılımı bekleniyor. Sosyal medyaya yazılı ve görsel basını incelediğimizde şunu görüyoruz; Kuzey Kıbrıs bugün fiilen seçim bölgesidir. Büyük bir olasılıkla bir Kıbrıslı Türk, Avrupa Parlamentosuna seçilecek. Bunun anlamı çok nettir. Halk artık siyasi ve ekonomik çıkarını Kuzey Kıbrıs’taki sistemde görmüyor. Yakın gelecekte Kıbrıslı Türkler seçme ve seçilme haklarını giderek artan bir oranda güneydeki politik yapı içinde kullanmaya başlarlarsa bunun sonu nereye varacak? Kanımca siyasilerin kafa yorması gereken esas konu budur.”


Siyaset Bilimci, Doç. Dr. Şevki Kıralp:
“Siyaseti daha sağlıklı kurum haline getirmenin anahtarı tek başına hükümetlerde değil, muhalefete de görev düşüyor”

“Hükümetleri bozan temel sebepler arasında genellikle siyasal aktörler arasındaki güç yarışlarının yatması siyasete olan güveni yıpratmaktadır. Ancak, güncel araştırmalara göre, siyasal mücadele alanlarındaki güvensizlik sadece hükümetlere, meclise ya da siyasi partilere yönelik değildir. Aynı zamanda sendikalara yönelik bir güvensizlik de söz konusudur. Bu da bizlere göstermektedir ki, örgütlenme ve birlikte hareket etme şeklimizde bir sorun ve eksiklik vardır. Toplum içerisinde birbirimize “ben seni önemsiyorum”, “senin sorununu kendi sorunum sayıyorum” ve “sorununu çözmende sana yardımcı olmak için çalışıyorum” mesajlarını veremiyoruz ya da verdiğimiz zaman inandırıcı olamıyoruz. İnsanlar hükümetlere ve o hükümeti oluşturan siyasal aktörlere yaşamlarındaki sorunlarının çözülmesi, yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi beklentisiyle güvenirler. O çözümler bulunmadığı, o mağduriyetler giderilmediği zaman ise, haliyle siyasete duyulan güven azalır. 

Siyaseti daha sağlıklı çalışabilen, insan yaşamına daha verimli katkılarda bulunabilen bir kurum haline getirmenin anahtarı tek başına hükümetlerde, yani iktidarda değildir. Burada muhalefete düşen görev de son derece önemlidir.

Muhalefet derken sadece kurulacak olası bir hükümet sonrasında muhalefette kalacak olan milletvekillerini ve onların partilerini kast etmiyorum. Muhalefet dediğimiz yapı, meclis dışındaki siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini, sendikaları ve vatandaşları da içeren geniş bir kesimdir. Kaç partiden ya da hangi partilerden oluşursa oluşsun, bir iktidarı sosyal adalete, çalışan haklarına, çevreye, insan özgürlüklerine ve demokrasiye daha duyarlı hale getirmek muhalefetin elinde olmayan bir şey değildir. Bu toplumun siyasi tarihinde “Annan dönemi” dediğimiz 2000’li yılların başındaki dönüşüm vardır. Bu dönüşüm siyasetimizi daha rekabetçi, daha özgürlükçü ve daha dünyaya açık yapmıştır. Bunu başaran da toplumsal muhalefetti. Geniş kitlelere yayılan, dayanışmayı ve dinamizmi esas alan bir toplumsal muhalefet gerçekten de dönüştürücü bir güç olur. Bu da “benim partiyi iktidara getireyim” anlamında bir muhalefet anlayışıyla değil, iktidarda kim olursa olsun, hükümeti toplum yararına icraat yapmaya itecek şekilde geniş kitlelere ulaşan, onların sorunlarını kendi sorunu bilen ve onlarla birlikte hareket edebilen bir muhalefetle mümkün olabilir. “

 

🗳️

Anket

'Dörtlü Koalisyon Hükümeti' sizce niçin bitti? (3 seçenek işaretleyebilirsiniz.)

Özel Haber Haberleri