“Heykellerimin hikâyesi aslında hayatımın hikâyesi” diyen Seçkin Pirim ile ‘Birden Bütüne’

Dünyanın önde gelen heykeltıraşlarından biri olarak anılıyor Seçkin Pirim… Her malzemeye ruh katabilecek yetenekte, kişiliği ve eserleriyle müstesna bir sanatçı

Dünyanın önde gelen heykeltıraşlarından biri olarak anılıyor Seçkin Pirim… Her malzemeye ruh katabilecek yetenekte, kişiliği ve eserleriyle müstesna bir sanatçı bana göre. Heykellerinde çoğunlukla katmanlar kullanıyor, katmanların hayatta yapmamız gerekenleri, düzlüklerinse bizim özgür alanlarımızı simgelediğini anlatıyor. Ayrıca heykellerini galerilerde sergilemekle kalmıyor, kamusal alanlara da taşıyor, toplumla paylaşıyor. Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi'nin davetlisi olarak Girne’de bulunan sanatçıyla gerçekleştirdiğimiz sohbette onu yakından tanıma fırsatı yakalıyorum. Yıllar önce Disiplin Fabrikası sergisiyle beni etkileyen sanatçının, zaman içinde ne denli yol kat ettiğine şahitlik ediyorum.  

“ANKARA’DA DOĞDUM, KUZGUNCUK’TA DÜNYAYA GELDİM”

Seçkin Pirim bir röportajında diyor ki, aklımdaki sadece heykel yapmaktı, geri kalanı hayat tamamladı… Bunun nasıl gerçekleştiğini, İstanbul Kuzguncuk’ta büyümenin buna katkısını merak ediyorum.

“Ankara’da doğdum ancak henüz altı aylıkken Kuzguncuk’a yerleştik. Kuzguncuk benim için kaderdi. O nedenle ben her zaman Ankara’da doğdum, Kuzguncuk’ta dünyaya geldim derim. Benim orada olmamın çok büyük bir önemi var. Henüz sekiz yaşındayken bir heykeltıraşın atölyesine çırak olarak gittim. Daha sonra da hayatım boyunca hep heykeltıraş olmak, sadece heykel yapmak istedim. İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nden sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel bölümünden mezun oldum. Aklımda sadece heykel yapmak vardı. Hep heykel yaptım. İnancımı da hayat tamamladı. Bu da nasıl oldu; Önce biri madem sen heykel yapıyorsun hadi sana bir sergi açalım teklifiyle geldi, bunu yurt dışından başka teklifler takip etti. Böylece ben hiç koşmak zorunda kalmadım. Bunun da en önemli sebebi işte aklımdaki sadece heykel yapma düşüncesiydi.”

“ZAMAN İÇİNDE OLGUNLAŞTIM, BİLEĞİM, BEYNİM GÜÇLENDİ”

Sanatçının yaptığı her iş hayatının her dönemi ile doğru olarak değişiyor, gelişiyor, yol alıyor. Ben şu anda kendini hangi evrede gördüğünü merak ediyorum. Gençlik ile olgunlaşma arasında olduğunu söylesem doğru olur mu, sormadan edemiyorum.

“Hayatım her zaman doğru orantılı gitti. Her işimin manifestosunu, konseptini kendi hayatımdan doneler alarak kurgularım. Bu çok megalomanca bir şey değil. Sadece benim derdimin dünyanın başka bir yerinde başka birinin de derdi olduğunu düşünürüm. Hayatım değiştikçe işlerim değişmeye başladı. Her çalışmamı samimiyetle yapıyorum. Herhangi bir tavra, modaya göre yapmıyorum. Güzel sanatlar lisesinde okurken hep simsiyah giyinirdim. İşlerimi de hep siyah yapardım. Daha sonra hayat değişti, renkli bir şeyler giymek de güzel olabilir dedim. Renkli giyindikçe, heykellerim de renklenmeye başladı. Bir dönemim çok suskun geçti. İşler tamamen beyazdı. Bir dönem bir rahatsızlık geçirdim, işlerim de deforme oldu. Bu zaman içinde hem zihnen hem de zanaat anlamında olgunlaştım, bileğim güçlendi, beynim güçlendi işlerim olgunlaştı. Bu gün artık sanatta olgunlaştım diyemem ama ruhsal olarak o olgunluğu hissediyorum. Yine de hala bir şeylerin eksik olduğuna çok eminim. Hayatımla ilgili tamamlanmamış bir şeyler var. Evet, hala gençlikle olgunlaşma arasında olduğumu söyleyebilirim. Seksen yaşındayken Pablo Picasso’ya şu ana kadar yaptığınız en önemli eseriniz hangisi diye sormuşlar, daha henüz yapmadım demiş…”

“AKILLICA KULANIM BİÇİMİ GELİŞTİRİLİRSE HER MALZEMEDEN HEYKEL OLABİLİR”

Her malzemeden heykel yapılabilir diye bir şiarınız var. Oysa heykel denince genelde gözümüzün önünde mermerden, bronzdan yapılan eserler canlanıyor. Öyle sanıyorum ki geçen zaman bu düşünceyi yavaş yavaş kıracağa benziyor.

“Yüzyıllardır sanat teknoloji ile çok doğru orantılı işledi. O yüzden de teknoloji değiştikçe, hayat değiştikçe, sanatçı da meraklı bir çocuk gibi olduğu için bunları kullanma, araştırma derdinde olur. Özellikle de heykeltıraşlar böyledir. Heykeltıraşlar mimar, mühendis gibidir… Bir sürü malzeme ile uğraşır. Sadece taş yontacak olsanız bile otuz, kırk alete, onları kullanma bilgisine ihtiyacınız vardır. Bendeki araştırmacı kişilik oradan geliyor ayrıca ustam da öyleydi, çok malzeme severim. Çok araştırırım. Teknoloji ile de pek çok malzeme ortaya çıktı, şimdi üç boyutlu yazıcı diye bir şey var. Her şeyden heykel olur. Günümüzde çağdaş sanatta akıllıca bir kulanım biçimi geliştirilirse her malzemeden heykel olabilir. Bu da teknolojinin gelişimiyle çok ilişkili tabii… Elbette her sanatçı için hayatı boyunca bir malzeme daha önemlidir. Ben de son yirmi yılda metal, ahşap, taş, pleksi, akrilik… Pek çok malzemeden heykel yaptım ama hayatımdan hiç çıkmayan malzeme kağıt oldu. Kâğıtla iş üretmeyi çok seviyorum. Kâğıdın dinamiklerini keşfetmeyi seviyorum. Elbette yeni malzemeler denemeye devam ediyorum, mesela bu günlerde ilk kez çelikten heykel yapmayı deniyorum.”

“HER HEYKEL SANATÇIDAN BAĞIMSIZ, YENİ BİR KİMLİK KAZANIYOR”

Her heykel bir bireydir diyor Seçkin Pirim, bu açıdan bakıldığında yaptığı her heykeli hikâyesiyle yarattığını düşünüyorum.

“Her heykelimin aslında ilk çıkışının bir hikâyesi oluyor ama heykel bireye zamanla dönüşüyor. Önce atölyede yapılıyor, sonra bir sergi alanına yerleştiriliyor, artık kendi özgürlük alanını yaratıyor. İzleyici geliyor ondan bir şey alıyor, beğeniyor, beğenmiyor, sanatçıdan bağımsız, yeni bir kimlik kazanıyor. Heykellerimin hikâyesi aslında hayatımın hikâyesi, bana heykellerimi anlat deseler, aslında kendi hikâyemi anlatmış olurum. En son New York’da açtığım serginin adı Hipokondriyak’dı. Bu da hastalık hastası anlamına geliyor, iki yıldır bununla mücadele ediyorum. Bu süreçte yeni işlerim bu hastalığın sonucu gibi ortaya çıktı. Benim için tedavi süreci gibiydi. Ortaya hastalıklı işler çıktı. Böyle daha pek çok hikâyem var.”

“ZAMANLA FORUMLA RENGİN BİRBİRİYLE OLAN İLİŞKİSİNİ FARK ETTİM”

Heykellerin renklendiğinden bahsettik ama sanatçının özellikle kırmızı ve mavi renklerde eserler verdiğini konuşmadık. Öyle sanıyorum ki hiçbir şeyin tesadüf olmadığı gibi bu iki renk de tesadüfen ortaya çıkmadı.

“Haklısınız mavi hayatımın her döneminde oldu diyebilirim. En sevdiğim de renktir. Sonradan fark ediyorum ki kırmızı heykeller yaptığım dönem hayatımın en kızgın, en sinirli günleriydi… Bir de renklerin şöyle de özel bir yanı var, bir denemem olmuştu aynı forumdaki heykellerimden, tamamen aynı, beş tane yaptım ama her birini farklı renge boyadım. Her biri o kadar birbirinden farklıydı ki. Sanki aynı değildi. Böylece zamanla forumla rengin biri biriyle olan ilişkisini fark ettim. Artı forma göre renk belirlemeye başladım ama senin de dediğin gibi büyük de bir renk skalam yok. Mavi, beyaz, siyah var, arada da kırmızı oldu, kırmızı yaptığımda da hayatımın farklı bir dönemindeydim. Yoksa şunu da kırmızı yapayım, güzel olur diyerek hiçbir heykelimi renklendirmedim.”

“EN BÜYÜK HAYALİM HEYKEL GİBİ, İÇİNDE YAŞANABİLECEK BİR BİNA YAPMAK”

Geçmişten bugüne Seçkin Pirim’e baktığımda yaş aldıkça heykellerinin de hacim olarak büyüdüğünü fark ediyorum. Bunun nereye kadar süreceğini sormadan edemiyorum. “Üniversitede daha toysun, yapıyorsun yavaş yavaş para kazanıyorsun, her sanatçı devasa işler yapmak ister bence. Ben de büyük heykel yapmayı hep istedim, zamanla bu gerçek oldu. Heykel sonuçta maliyetli bir iş, mekân da lazım. Üniversitede hatırlıyorum maket yapardım, sonra bu işin hakkı 2 metre, hesap yapıyordum ekonomik olarak mümkün değil, 1 metre yapıyordum. İmkân buldukça bu işler de büyümeye başladı. En büyük hayalim heykel gibi içinde yaşanabilecek bir bina yapmak. Uzaktan bakılınca belki bir bina ama benim en büyük heykelim olacak.”

ARUCAD’DAKİ ATÖLYE BİRDEN BÜTÜNE…”

Seçkin Pirim Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi ‘Birden Bütüne’ atölyesi için Kıbrıs’taydı. Atölyenin detaylarını ve neden birden bütüne ismini kullandığını da anlattı.

“Birden bütüne, benim seçtiğim bir isimdi. Öğrenciliğimden itibaren tüm sanat hayatımın ilk cümlesiydi bu, Mevlana’nın bir mesnevisinde okuduğum cümleydi. Tüm heykellerim öğrenciliğimden beri bunun üzerine kuruldu. Bunun iki nedeni vardı; Birincisi benim derdimin dünyanın başka bir yerinde başka birilerinin daha derdi olması aslında bir bütün oluşumuz. İkincisi de benim bireysel yaşamım olmasına rağmen kelebek etkisi gibi bir insana etki edip, sonra tüm dünyaya etki etme duygusunu hissediyor olmam. İşlerim de böyle oluşuyor. Bir birim eleman, onun tekrarı ile bütüne ulaşmak… Hatta heykellerimdeki katmanlar da öyle her bir katman neredeyse aynı ama bir araya gelince bir bütün oluyorlar. O nedenle burada yaptığımız atölyenin de ismi bu oldu. Kendimize birim eleman yapıp, bunu çoğaltarak, onları bir şekilde plastik sanatlar kullanarak bir araya getirip, yeni bir bütün elde etmek… Aslında dünyanın kendisi gibi. Çok güzel bir atölye çalışması oldu, ortaya çok güzel işler çıktı. ”       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        

  

 

          

 

 

Dergiler Haberleri