Murat OBENLER
“History of Cypriot Photography 1839–1939: The Story of a Century” (Kıbrıs Fotoğraf Tarihi 1839-1939: Bir Asrın Hikayesi) kitabının yazarı fotoğraf sanatçısı, araştırmacı yazar Kadir Kaba ile kitabı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
“Toplumsal bir etkinlik olarak sanatımı icra ediyorum ve sanata bakışım da odur”
Kadir Kaba’nın fotoğrafa bakışı ile başlamak isterim. Fotoğrafa hangi felsefe ile yaklaştığınızı biraz konuşarak başlayabilir miyiz?
Kaba: Fotoğraf çok geniş bir alanı kapsar ancak fotoğrafın sanat alanı çok farklı bir şeydir ve beni ilgilendiren şey de odur. Toplumsal bir etkinlik olarak sanatımı icra ediyorum ve sanata bakışım da odur. Sanat toplumsal olmalıdır.
Fotoğraf makinesi ile tanışmanızdan onu toplumsal bir sanat olarak icra etme farkındalığına ulaşma yolculuğunda önemli köşe taşları nelerdir? Fotoğraf çekmekten toplumsal fotoğrafçılığa giden süreçleri biraz bizlerle paylaşabilir misiniz?
İlk fotoğraf makinesi ile tanışmam 6-6,5 yaşlarına dayanır. Mahalleye gelen bir abimiz sürekli fotoğraf çekerdi. Sonra fotoğrafa ilgim hep sürdü ama esas bu fotoğrafa tutkumun başladığı kırılma noktası 1974 ve sonrasına tekabül eden Londra’da oldu. Tabi fotoğrafa başlayana kadar bende toplumsal bilinç oldukça gelişmişti. 1968’de başlayan üniversite yıllarında (Muhasebe eğitimi aldım) Marksist-Leninist felsefeyi benimsedim. Tüm çalışmalarım o felsefe üzerinde yürür. Benim küçüklüğünden beri insan adaletsizliğine tepki gösterme dürtüsü vardı. Emperyalizmin beşiği İngiltere’de ustamın fotoğraf makinesini alıp sokakta fotoğraf çekmeye çıktım. Orada yaşayan birisi için dıştan hoş, güzel görünen ama çok zor, ağır koşulları barındıran unsurlara eğildim. Buradaki başlangıçtan sonra hiç aralıksız toplumsal fotoğrafçılığı sürdürdüm. Tabi onun için 24 saat fotoğrafçılıkla ilgilenmem yani fotoğrafçılığı meslek olarak yapma kararı aldım ve evimin odasını stüdyoya çevirerek hem toplumsal fotoğrafçılık hem de mesleğini aynı anda yaptım. Fotoğrafçılığın hem mesleki hem sanatsal yönünü böylece hayatıma kattım. Bu arada kafamda bir sürü cevap bekleyen sorular da dolaşmaya başladı. Bu işler nasıl başlar? Işık filmi nasıl etkiler? Neden film daha az ışık alır da kart daha çok alır? Kitaplar okumaya başladığımda İngiltere’de fotoğrafçılıkla ilgili eğitici çok kitap yoktu. O zaman bu işin okuluna gidelim ve orada öğrenelim diyerek ilk bilgiye dayalı köklere yolculuğa da orada çıkmış oldum. 3 yıllık kolej eğitimi (Paddington College School of Photography) sonrasında Kıbrıs’a döndüm.
“Bir şeyin tarihini bilmezseniz yaptığınız her ne iş ise temeli boştur”
İngiltere tabi ki Kıbrıs’tan çok ilerdeydi ve Kıbrıs’a döndükten sonra da bu farkı hem mesleki hem de toplumsal olarak yaşadınız herhalde. Nasıl ilerledi Kıbrıs’ta fotoğraf mesleğiniz?
Kaba: İngiltere’deki koşullara alışınca ve belli bir süre çalışınca Kıbrıs’ta da koşulların benzeri olduğunu düşünürsün ama özellikle bir şeyin tarihine, geçmişine ulaşma konusunda tamamen başka bir ortam olduğunu yaşayarak öğrendim. Kıbrısta fotoğrafın tarihini öğrenme sevdam ta o yıllara dayanır. Çünkü bir şeyin tarihini bilmezseniz yaptığınız her ne iş ise temeli boştur.
Sizin hep dile getirdiğiniz burjuvazi ekonomisi süreci ile fotoğrafçılık kültürünü buna paralel ilerlemesi meselesi de bu temel tarihsel saptamalardan bir tanesi değil midir?
Tabi ki. Zaten fotoğrafçılık kapitalizmin bir ürünüdür. Bunu daha önce ayrıntılı olarak izah etmiştim.
Gelelim bu kitabın da temellerini atacak olan sizin uzun yıllara yayılan Kıbrıs’ta fotoğrafçılık tarihini öğrenme maceranıza. Gerçekten büyük bir açlık, merak, tutku, kararlı takipçilik, disiplinli araştırma ve toplumsal yaklaşım örneği ortaya koydunuz. Büyük bir okyanusa açılmak gibi görüyorum bu konuyu biraz da. Büyük bir keşif dönemi.
Kaba: Evet güzel ifade ettin. Bu merak beni geniş bir arşiv oluşturma, yazılar, makaleler ve kitaplar yazmaya kadar götürdü. İlk fotoğrafçılar kimdi, dükkanları neredeydi diye yola çıktım ve 1982’de Kıbrıs'taki araştırmalarıma başladım. Her kafadan bir ses çıktığı bir ortamla karşılaştım (Fevzi’nin ilk fotoğrafçı olduğu ortak fikri vardı). Komşumuz Kemal Andız dayı ilk kesin teşhisi koydu. Fevzi’ye kendi fotoğrafını çektirmişti ve onun çok iyi hafızasındaki bilgilerden de faydalandım. Oradan yola çıkarak örmeye başladım. Bu çok uzun bir süre gitti ve bu süreçte 24 saat araştırma ile uğraşmadım. Odak adlı Stüdyomu da açarak ekmek paramı kazanıyordum. Araştırma sürecimde o kadar çok kişiyle konuştum ki zamanla fark ettim ki bu kişiler vefat etmeye başladı. Ben bu bilgileri kendi bilgi dağarcığımı doldurmak için toplamıştım ama bana katkıları çok olan, tecrübesine çokça başvurduğum Harid Fedai abimiz bana “25 yıldır araştırıyorsun. Daha fazla bekleme ve yayınla. Yayınladıktan sonra da bazı bilgiler gün yüzüne çıkacaktır” tavsiyesinde bulundu ve onun da tavsiyesini dinleyerek 2007’de “Ahmet ve İsmet Şevki: İlk Kıbrıslı Fotoğrafçılar” adlı kitabımı yayınladım. Bu bana toplumda bir güven ve itimat da kazandırdı. Benle bilgilerini paylaşan bir amatör fotoğrafçı abimizle konuştuğumda bana birçok kişinin kendisine gelip bilgileri aldığını ama hiçbir yayın, eser üretmediğini ve artık paylaşmaktan vazgeçtiğini söylemişti. Kitapla beraber bilgiler de gelmeye başladı. Zaten toplumda artık bir bilgi kültürü de canlanmaya başlamıştı.
Teknolojinin geliştiği hatta uçtuğu bu çağda sizin çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?
Özellikle fotoğraf paylaşma konusunda olumlu katkısı oldu. Eskiden bir fotoğrafı bulurdunuz ve gelip/gidip stüdyoda çekerdiniz ama teknolojik ilerlemelerle beraber dijital arşivlerin oluşmasıyla daha hızlı ve güvenli paylaşımlar olmaya başladı. Tabi teknoloji gittikçe bu alana da egemen oldu.
Güneyde araştırmalarınız herhalde geçişlerin açıldığı 2003’lü döneme mi denk geliyor? Kıbrıs’ın bölünmüş hali sizin araştırmalarınızı da bölmüştür mutlaka.
2003’e kadar Rum tarafına el atamadım. Kapıların açılmasıyla birkaç stüdyoya, tanıştığım kişilere sordum.
Adanın geneline baktığınızda (bence az olarak bakan kişilerden birisiniz) fotoğrafçılık tarihiyle ilgili basılan ciddi kaynak kitapların durumu nedir? Bu konuda üretimler ne durumda?
Vallahi ne o tarafta ne bu tarafta o dönemde Kıbrıslıların yazdığı ciddi bir şey bulamadım. Bir, iki monografik kitap çalışması vardı. Tarihsel, estetik bir üretim yok ve içinde Kıbrıs Türk fotoğrafı da yok. Ben araştırmalarıma başlayınca olumlu/olumsuz tepkilerle de karşılaştım. Güneydeki ulaştığım elit kesiminin bir kısmı ile yakın temasım oldu ve bana çok yardımcı oldular. Çok değerli kişisel ve aile albümleri var. Onların yardımıyla yavaş yavaş güneyin durumuna da hakim olduk. Kıbrıs fotoğrafı ile ilgili en derli toplu bilgileri bayan Anna Michailidis’in ada çapında yaptığı gezileri sonucunda yaptığı fotoğraflı gezi kitaplarından bulabildim. Rum akademisyen arkadaşlarım sağ olsunlar onları İngilizceye tercüme ettiler. Severis ailesinden çok önemli bilgi ve fotoğraflar buldum. Yine köklü bir ailenin kızı olan Pitcas Piridakis vardı. Ermeni fotoğrafçılarla (Dedeyan, Agop Mangoyan vs.) da konuştum. Kitabın Kıbrıslı Türklere ait bölümü zaten hazırdı, Güney Kıbrıs bacağını da bu araştırmalarım ile tamamladım. Kolonizasyon hareketlerinin, toplumsal olayların, iç çatışmaların fotoğrafı nasıl etkilediğini veya tam tersi durumları hep bu araştırmalarımda ortaya çıkardım.
Fotoğraf çekmekten onun köklerini araştırmaya geçildiği “Kıbrıs Fotoğraf Tarihi 1839-1939: Bir Asrın Hikayesi” isimli kitabı ne zaman yazmaya karar verdiniz?
Kaba: Hem bilgi topluyordum hem de yazıyordum. Çok derin bir araştırma süreci oldu ve hiç bulunmayacak şeyleri bulduk. Özellikle Anna Michailidis’in arşivi çok yön gösterici oldu. Kendisinin 80 yaşında olan akrabalarına ulaştım ve bu arşivden yararlanabildim. Yine 1880’lerde bilinmeyen fotoğrafçıların çektiği fotoğraflara ulaştım. 2018 yılında araştırmalarımı toparlayıp bu kitabın Türkçe olarak daha küçük bir edisyonunu yayınladım. Hem somut eser olsun hem de geri dönüş de olsun diye yayınladım ama Kuzeyden pek bir dönüş olmadı, güneyde Severis Vakfı’nda yaptığım konferans sonrasında büyük geri dönüşler oldu. Oluşan güven ortamı ile hem Severis’in müthiş arşivinden hem de daha farklı kişilerin arşivinden yararlanma imkanı doğdu. Rita Severis’in 1850’lerden aile köklerine ait fotoğraf Kıbrıs’ta elimizde olan 2’nci en eski fotoğraftır. İnternet de niteliksel olarak yararlı oldu. Oradan 1849 tarihli fotoğrafa ulaştım. O fotoğrafı paylaşan insanlarla temasa geçtim ve onların verdiği çok değerli bilgilerle araştırmaları genişlettim.
“Ülkemizde çok cehalet var. Ancak bilgi ile cehaleti aşabiliriz”
Bu yüzyıllık hikayenin başlangıcına bakmak gerekecek fotoğrafı doğru anlayabilmek için.
Kaba: Bir konuya da açıklık getirmek isterim. 1875’e ait elimizde yazılı belge yoktur ama elimizdeki fotoğraflardan biz bunu biliyoruz. Bu fotoğrafın gücüdür. Fotoğraf tarihini bilmemin önemini ben toplumumuza bir türlü anlatamadım. Fotoğraf tarihini bilmeden fotoğrafçı olamazsın, sadece fotoğraf çekersin. Kendimden örnek verecek olursam İngiltere’de elime makineyi aldığımda ben fotoğrafın aile albümü ve gazete için çekildiğini zannederdim. Makinemle sosyal rezaleti göstereceğim ve her şeyi sarsacağım sanırken oradaki sergilere gidince utancımdan yerin dibine girdim. Bizim ülkemiz hala daha o seviyeye ulaşamadı. Emperyalizm bu fotoğrafçıları intihara zorladığı durumlar bile olmuştur. Bir fotoğrafçı Nikaragua’yı yıktı (Nikaragua’da çekilen fotoğrafın gücü(uluslararası siyasette ve toplumlarda yarattığı etki ile) ile ABD oradan çekildi). Bizde bunları bilin öğrenin diyoruz ama yine aynı tas aynı hamam. Bizim buralardan bir arkadaş “X fotoğrafçı dünyada en iyi 10 fotoğrafçıdan biridir” diye de ahkam kesti. Yine bir arkadaş “Benim ablam Kıbrıs’ta ilk kadın fotoğrafçıdır” diye her yerde konuşuyor ama 1900’de bu ülkede kadın fotoğrafçı vardır diyoruz yine de “Benim ablam birincidir” diyor. Bilgisizlik bir de ben öne çıkayım duygusuyla birleşince yanlış bilgiler yayılıyor. Bilgi olmayınca böyle konuşmalar çokça duyuyoruz etrafta. Bunlar cehalettir. Bilgi ile cehaleti aşabiliriz. Dünyada fotoğraf tarihi ile ilgili yazılmış bir sürü kitap vardır ve Türkçeye de çevrilmiş olan birçok kitap mevcuttur. Gidip bulup okuyup öğrenin diyoruz. Akademia’ya da girip oradaki makaleleri de okuyabilirler. Ben ilk tarih kitabımı (1955 baskısı ve 2. El) İngiltere’de borçlanarak almıştım. Mehmet Refik Talan (Kokucu) arkadaşımız bilgi küpü bir kişiydi ve onun söylediği bir ifadeden Ahmet Şevki’nin fotoğraf tekniğini çözdüm. Ama tarihi bilmeniz gerekir.
Sizin bu felsefesi olan fotoğraf kavramının içinde arkeoloji de, tarih de, sosyoloji de, kültür de, toplum bilimi de ve tabi ki estetik de vardır.
Evet. Zaten adada ilk fotoğraf kutsal toprakların merakı ile başladı. İlk olarak arkeolojik kalıntıların fotoğraflanarak Avrupa’da gravür olarak pazarlanmasını görüyoruz. Askeri fotoğrafçılık İngilizin adaya gelişi ile başladı. İngiliz ile sosyal yapı fotoğrafın konusu olur. İlk olarak Osmanlı topraklarında olan İtalya’dan veya daha sonra İngiliz hegemonyası ile gelen ve stüdyo açan fotoğrafçılara rastlıyoruz. Liman şehri olan Limasol’da hem hayatın canlı olması hem de fotoğrafın ticari olarak kullanılması adına stüdyolar açıldı. Lefkoşa’da o dönemde stüdyo yoktu. 1880’de Lefkoşa’ya ilk stüdyoyu İtalyan açtı. İlk gelen Ermeniler ise İngilizin askeri fotoğrafçısı olan usta fotoğrafçı M.M.Papazian (1883) ve çırağı J.P.Foscolo idi (Araştırmacı Ahmet Erdengiz’den alınan bilgiye göre) ve ikisi de Leymosun’a yerleşir. J.P.Foscolo ve kardeşinin İzmirde fotoğrafçılık yaptığına dair sözlü bilgimiz vardır. Bu bilgiden Foscolo’nun İzmir’den Kıbrıs’a geldiğini öğreniyoruz. İlk Limasol’da ortak stüdyo kurdular ama sonra ayrıldılar. Papazian, İngiliz Komiseri’nin resmi fotoğrafçısı iken Foscolo ise askerin fotoğrafçısı olur. Papazian benim yorumuma göre Foscolo ile baş edemez, Lefkoşa’ya taşınarak Lefkoşa’daki ilk stüdyoyu açar ve 1902’de zatürreden vefatına kadar Lefkoşa’da fotoğrafçılığı sürdürür. Tarih bilgisinden yoksun birileri yine Papazian’ın 1920’lerde çekilen fotoğrafı diye paylaşımlar yaparlar. Bunlar Kıbrıs’ın ilk yerli kalıcı fotoğrafçılarıdır. Kıbrısta fotoğrafçılık temelleri atılıyordu ama halka yayılmamıştı ama gezgin/seyyar fotoğrafçılar ile tüm Kıbrıs’a yayılır. Tabi bu ikili Osmanlı’daki evrensel fotoğraf geleneklerini adaya getirirler. Yine İtalyan Marini, Lady Annie Brassey ve ekibi, Civilli, İlios, Rubellin, Carletti diğer adını saymamız gereken fotoğrafçılardır ama onlar kalıcı diye tanımlayacak kadar uzun süre kalmazlar.
1910’da Türkiye’den Ermeni göç hareketleri başlıyor ve ilk olarak adaya Kavukyan(Kavouksian) ve Berbedejyan geldi. İkisi de Lefkoşa’ya yerleşir ama dönem dönem kazalara gidip oralarda kalıp fotoğraf çekerek geri gelirler.
Çıraklara baktığımızda ise Foscolo’nun yanından çıkan Edward vardı. Kıbrıs fotoğrafçılığında sadece o kalıcı olur. Edward’ın babası Voskeritchian, Larnaka’ya gider ve orada stüdyo açar. Sonra İngiliz’in Larnaka’daki Ermeni toplumu kampının resmi fotoğrafçısı olur. 1919’larda Voskeritchian’ın oğlu Edward, Foscolo’nun yanında çalışmaya başlar. Edward da işi öğrenince oradan ayrılarak kendi işini kurar ve piyasaya girer.
Bu yıllarda yine birçok Ermeni adaya gelir. Biz bu kitaba en önemlilerini aldık. Haigaz Mangoian, Kıbrıs fotoğrafını yeniden tanımlayıp yeniden şekillendirir. Mangoian çektiği sosyal fotoğraflarla ona kadar olan manzara çek ve kartpostal yapma geleneğini de sonlandırır. Cartier Bresson tarzı evrensel fotoğraflar çeker. Ben de o akımın takipçisiyim.
Sizin takipçiniz var mı ülkemizde yeni kuşaklardan?
Kaba: LTB eski belediye başkanı Mustafa Akıncı ve ben bu ülkede bugün sürdürülen fotoğrafçılığın başlangıcını yaptık. Bizim anladığımız sanatı ve fotoğrafı kurumsal olarak finanse eden ilk yöneticidir. 1982’deki Lefkoşa Kültür ve Sanat Şenlikleri, toplumsal anlamda fotoğrafçılığın kurumsallaşması ve halka yayılması için çok önemlidir.
“Bilinçli bir şekilde evrensel boyutta insanoğlunu ahlaksızlaştırıyorlar”
Kıbrıs Türk fotoğrafçılığı bu dönemde nasıl doğar ve gelişir?
Ahmet Şevki amatör olarak 1887’de fotoğrafa başlayan ilk Kıbrıslı Türk fotoğrafçı olur. Derin bir teknik zekası vardır, makineyi yapar ve Anamur’daki ailesine gidişinde orman müfettişinden de kimya tekniğini öğrenerek ve 1887’de ilk fotoğrafı üretir. 1880’lerin sonu ve 1890’ların başında Tüfekcis amatör olarak başlar. Başarıları üzerine Yunanistan’da 2 yıl eğitime gönderilir ve dönüşte ilk stüdyosunu açar. Ahmet Şevki ilk özengen Kıbrıslı ve Tüfekcis İlk profesyonel Kıbrıslı fotoğrafçıdır. Tüfekcis ruhen amatör bir fotoğrafçı olduğu için stüdyoyu iki ortağına bırakarak hafta sonu katırların üstünde tüm Kıbrıs’ı dolaşır, fotoğraflar çeker ve kartpostallar yapardı. Ahmet Şevki 1890’da evlenerek karısına da fotoğrafçılığı öğretir ve birlikte fotoğraf çekerler. Bu dönemde yine Fevzi Akarsu ortaya çıkar. Fevzi, Mangoian’dan bir takım bilgiler alır ama onu asıl eğitin Şevket Baba’dır. Foto Sadık(Hacı Mehmet Sadık Efendi) da okul kurar ve kadınlara meslek öğretirken seyyar fotoğrafçılık da yapar. Fevzi’ye de seyyar fotoğrafçılığı öğretir ve birlikte fotoğraf çekerler. 1925’te Ahmet Şevki, Atatürk’ün çağrısı üzerine Ankara’ya gider (Atatürk’ü fotoğraf çekenlerden birisidir) ve orada kalır. Şevket Baba tek amatör stüdyo fotoğrafçısı olduğu için uzun yıllar hizmet verir. Onun hocası İngilizin hakkını yediğini düşündüğü için ülkeden ayrılıp Türkiye’ye gider. Fevzi ve Mangoian, Kıbrıs Türk fotoğrafının kaderini belirleyen iki isim olurlar. Bundan sonra çıkan bütün fotoğrafçılar bunların ardıllarıdır. Bir tek Havedisian ardılı değildir ama aynı yolu takip eder. Fevzi’nin yanına aldığı ablasının oğlu İbrahim da Kıbrıs Türk Fotoğrafında ilk resmi paralı çıraktır.
Bizim Kıbrıs’ta da her dönem bu hak yenmeden dolayı ülkeyi terk eden nitelikli beyin göçü yaşanmıştır.
Küçük toplumda büyük balık olmaz derler ya. Mangoian “Küçük havuzda büyük balık yetişmez demişti. Bir şekilde önde duran, öne çıkanları toplum aşağıya çekmeye çalışır ve bunu da başarırdı. İngilizden günümüze (statüko dediğimiz yapı) bu iş devam ediyor. Toplumda herkes birbirini yemeye devam ediyor. Bu yapıya ayak uyduramayanlar da hep göçmek zorunda kalmıştır.
Sizden bu büyük yüzyılın içindeki kadın fotoğrafçılardan da bahsetmenizi rica edeceğim.
Kadın fotoğrafçılar kendi başlarına stüdyo yürütmediler. Eşleri ile birlikte çalıştılar. Ahmet Şevki çekimleri yaparken eşi İsmet Şevki de karanlık odayı yönetirdi. Kadın müşterileri de İsmet hanım çekerdi. Fevzi Akarsu’nun da iki kız kardeşi vardı ve onlar da karanlık oda işini yaparlardı. Bir kızkardeşi uzun yıllar Fevzi ile çalışır.
Bu kitapta uzun bir teşekkür listesi olduğunu gördüm ama ben yine de buradan özel teşekkür etmek istediğiniz birileri varsa onların adını analım isterim
Harid Fedai’n kıymeti ve katkıları bambaşkadır. Arşivler var, kişisel arşivler var. Eski Türkçe kaynakları tercüme eden Mustafa Kasapoğlu var.
Bu kitabı da çıkaran Lefkoşa Türk Belediyesi inisiyatifiyle Arabahmet Bölgesi Geliştirme Şirketi Ltd. tarafından kurulan Arkhe Lefkoşa ve ARKHE Yayınları’ndan da bahsetmeden geçemeyiz.
Bu kitap benim yayınevim Cypriot Photographers' Gallery (CPG) ve Arkhe ortak yayınıdır. Arkhe toplumumuz için çok değerli bir kuruluştur. Bu kitap 200 adet basıldı. Onlara da finansman için çok teşekkür ederim.
Toplumsal ahlak yitimi dediğiniz hal ve şerait içerisinde bu kitabın varlığı çok çok daha değerli.
Kaba: Kapitalizm, sonra emperyalizm ve sonra da Hikmet Kıvılcımlı’nın teşhisiyle finans kapital çağındayız. Dünyayı para yönetiyor. Ben buna “Siyonist Sermaye” diyorum. Bu sermayenin egemenliğini sürdürebilmesi için insanoğlunun ve toplumların ahlaksızlaşması gerekir. Bilinçli bir şekilde evrensel boyutta insanoğlunu ahlaksızlaştırıyorlar. Bu süreç içinde ortaya çıkan her bir dürüst eser bataklıkta açılmış bir çiçektir. Çıkar için taviz veren, inançlarından sapan insan kirlenir. Bugün politik arenaya baktığımızda çoğu bizim tezgahımızdan geçen solcuların hepsi kirlenmiştir. Bugüne kadar ben kirlenmeden yaşadım ve kirlenmeden de öleceğim.
“Kitabı İngilizce yazdım ve ISBN Numarası’nı Güney Kıbrıs’tan aldım çünkü Kıbrıs bibliyografyasına girsin isterim”
Kitabın dilini İngilizce seçmenizin nedeni dünyaya da ulaşmasıdır diye düşünüyorum.
Bu tür araştırma kitapları çok değerlidir ama kimin için? Ahali bu kitabı okursa geçmişini görecek, anlayacak bir şey bilmediğini o yüzden okumaz. Bu kitabı ülkemizde fotoğrafçılar bile almaz.
Ben bu kitabı İngilizce yazdım ve ISBN Numarası’nın Güney Kıbrıs’tan aldım çünkü Kıbrıs bibliyografyasına girsin isterim. Bundan sonra bu konuda tarih yazacak kişiler bu kaynak kitaba dokunmadan yazamaz.