Feryal Sükan; “En iyi resmimi henüz yapmadım”

Feryal Sükan; “En iyi resmimi henüz yapmadım”

Simge Çerkezoğlu

Sanatçı Feryal Sükan ile 12’ınci kişisel resim sergisini konuşmak üzere bir araya geldik. Şahsına münhasır sanatçılardan biri olan Sükan, en çok yaptığı cinsiyetsiz figürlerle beni etkiliyor. Aklıma Zeus’un insanları cezalandırmak için ikiye bölmesi ve bizi cinsiyetlere mahkum ederek ömür boyu eksik yaşamaya mahkum etmesi geliyor. Bir sergi insana ne çok şey hatırlatıyor. 31 Ocak tarihine kadar devam eden sergi Lefkoşa Suriçi’nde bulunan Mosaic Restorant’ta sanatseverleri bekliyor.

“RESİM HAYATIM OLDU”

Feryal Sükan’la öncelikle ilk resim yaptığı yıllara gidiyoruz. Yaklaşık yirmi yıl öncesine tekabül eden bu süreçte kendini tamamen resim yapmaya vermiş görünüyor.
“Benim resim sanatıyla ilgili serüvenim yaklaşık yirmi yıllık bir hikaye. Öteden beri resme karşı yeteneğim olduğunu bilmeden sevgim vardı. Resim küçüklüğümden beri ilgi gösterdiğim bir şeydi. Resim eğitimi almayı da istedim ama o dönemler sanat bu kadar yaygın ve kabul edilebilir değildi. Öğretmenlerimiz bile sanatı fazla önemsemiyordu. Sonuçta İngilizce öğretmeni oldum. Yine de resme ilgim bitmedi. Ünlü sanatçı Aşık Mene ile tanıştım. Resim kursu veriyordu. Ben de kursa talip oldum. O da bendeki inadı ve ışığı gördü sanırım. Daha çok resim yapamam için ısrar etti. Onun da yüreklendirmesiyle bugün beklemediğim noktaya geldim. Resme bu kadar sevdalanmayı beklemiyordum. Önceleri bir hobi olur, yaşamımı doldurur diye başlamıştım ama öyle bir sevdaya düştüm ki sonunda resim hayatım oldu. Tuval ve boya olmadan bir hayat artık benim için düşünülemez. Nasıl resim yaptığımı iyi mi kötü mü olup olmadığımı sorgulamadan sadece resim yapıyorum. Tabii yaptıkça da noksan yanlarımı ortaya çıkarıp, bunlar üzerinde çalışmaya, sanatın farklı dallarından beslenmeye de devam ediyorum.”

Genel olarak hayali figürlerle çalışan Sükan, model kullanmayı tercih etmeyen ressamlardan…
“Öğrenme aşamasında elbette herkesin geçtiği yollardan geçtim. Doğruyu bilmeden farklı bir şey yapamazsınız. Şu an yaptığım tüm çalışmalar ise kendi hayat dünyam, yaşamdan biriktirdiklerim, fantezilerim ve hayallerim… Tuallerime bunlar akıyor. Akarken doğrudan çıkıp deformasyona da gittiğim oluyor. Kendi yorumlarımı da resimlerime yüklüyorum. En keyif aldığım yanı da bu oluyor zaten. Kopyalamak, model almak beni tatmin etmiyor. Gücümü ve yüreğimi harekete geçirmem gerekiyor. Bunu da ancak hayal dünyamla yapabiliyorum ve müthiş zevk alıyorum.”

“ERKEK VE KADINI BİRBİRİNDEN AYIRIP DURMAYIN”

Aslında erkek ve kadından çok cinsiyetsiz figürler çalıştığını söyleyen ressam, bana Zeus’un mitolojik hikâyesini hatırlatıyor. 
“Aslında figürlerim kadına benziyor çünkü estetiktir ama bazıları erkeksidir de. Bu konuda homojen düşüncem var. İnsanı bütünleştirmeye, erkek ve kadını bütün olarak anlatmaya çalışıyorum. Bazen baktığınız zaman figür kadın mı yoksa erkek mi algılayamıyorsunuz. Bu da aslında çok içsel bir yolculuk. Bu durumu çok da fazla sorgulamak istiyorum. Bana öyle geliyor. İnsanı tek görmekle ilgili bir durum. Aslında cinsiyet ayrımı insan modernleştikçe de oluşan bir şey. Eskiden bu denli bariz farklar yoktu. Belki de tüm bunlara karşı tepkim var. Erkek ve kadın bir bütündür. Onları ayırıp durmayın. Ben de toplumda bir kadın olarak en az bir erkek kadar kendim, var edebiliyorum. Erkeklere verilen birçok şansın da kadına da verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Şu anda Lefkoşa Suriçi’nde Mosaic Restoran’ta devam eden sergi, sanatçının hem geçmiş hem de yeni eserlerinden oluşuyor…
“Bu sergiyi daha önce açmayı planlıyordum. Olmadı. Daha sonra Mosaic Restorant açıldı. Sahipleri eski antikacılar. Çok güzel mekân. Onlar bana sergiyi burada açmayı önerdi. Ben de kabul ettim. Hem mekâna renk oldu, hem de eserlerim daha ulaşılabilir ve izlenilebilir oldu. Bu benim on ikinci sergim. Mekân çok büyük olduğu için geçmiş eserlerimden de sergiye ekledim. Çoğunluğu yeni olmakla birlikte karma bir sergi diyebilirim. Uzun süre de burada sergilenmeye devam edecek. Şu ana kadar ziyaretçiler tarafından resimler çok ilgi görüyor.”

“RESİM, MEMUR ZİHNİYETİYLE YAPILMAZ”

Sükan resim yapmanın memur zihniyetliyle olabilecek bir şey olmadığını, içinden geldiği gibi çalıştığını söylüyor.
“Tamamen içimden geldiği gibi içimden geldiği saatlerde resimler yapıyorum. Bu zaten böyle memur zihniyetiyle olabilecek bir şey değil. Sabahları okula gidiyorum saati belli işimi yapıyorum ama resim benim için öyle değil. Bir anda içimden geliyor. Kendimi fırça ile birlikte buluyorum. Bunun zamanlaması yok. Bazı gün hiç resim yapmıyorum. Bu benim için biraz buluşma gibi. Atölyem evde olduğu için bu buluşmaları daha iyi yakalayabiliyorum. Resim yapmak için mekân değiştirmeme gerek kalmıyor. Uyandığımda ya da gece uyuyamadığımda da resim yapabiliyorum. Resimle yakın, iç içe yaşıyorum.”

Bu sergide figürler yanında doğaya da yer veren sanatçı bunun nasıl geliştiğini de bizimle paylaşıyor.
“Bu sergide doğa da var evet. Her zaman doğaya sevgim var ama ilk kez bu kadar bariz şekilde, özellikle son dönemlerde bu sevgi tuvallerime de aktı. Sanırım bunun nedeni 1.5 yıl kadar çalışmamam ve evde kalmam. O dönemde hem kendime bir bahçe oluşturdum, hem de doğaya döndüm. Tuvallerime de bu çiçeklerin yaprakları yansıdı. Bir süre figürden uzaklaştım.”

“TEK HAYALİM ÖLÜNCEYE KADAR RESİM YAPABİLMEK”

Resim konusundaki hayallerini konuştuğumuzda ise Sükan, tek bir hayali olduğunu söylüyor ve en iyi resmini henüz yapmadığını diyerek adeta Nazım Hikmet’in “en güzel söz henüz söylememiş olduğum sözdür” mısrasına atıfta bulunuyor. 
“Resim konusunda hiç büyük hayaller kurmadım ama şu an resme dair en büyük hayalim ölünceye kadar zihnen ve bedenen resim yapmama engel bir durum yaşamamak. Yaşadığım sürece resim yapabilmek. Hep diyorum ki en iyi resmimi henüz yapmadım. Onu yapmak istiyorum. Tabii bu yolda ilerlerken de en büyük misyonum insanları resme yaklaştırmak. İnsanlara sanatı sevdirmek ve onları sanatla buluşturmak. Elbette insan bunun için resim yapmayacak ama eserleriyle bunu başaracak. O resimleri görenlerin seviyesini yükseltecek bir şeyler ortaya koyacak. Sanat zaten budur. Görsel veya işitsel hazlarla ya da bir kitap okuyunca hayatınızda bir şeylerin değişmesi veya vizyonunuzun gelişmesidir sanat. Resim sanatı da aynı şekildedir. Bir resme baktığınızda size bir şeyler vermesi, bundan haz almanız, benim için esas hedef budur. Bunları hisseden inşaları çoğaltmak istiyorum. Bunu yaparken de en iyi resmimi yapmak için ilerlemeye devam ediyorum. Umarım ki resim yapmamı engelleyecek hiçbir şey olmaz hayatımda…”

Tablolarına nasıl isim verdiğini de anlatan Sükan tüm eserlerinin içinde barışın gizli olduğunu da sözlerine ekliyor.
“Ressamlar doğrudan barışı anlatan çok tablo yaptı, bana bu biraz tuhaf geliyor. İnsan zaten bir dürtüyü içinde taşıyorsa yaptıklarının içinde o vardır. Ben resimlerimi isimlendirirken resimden bir parçadan isimler takıyorum. Oradaki duyguları anlatan başka şeyler ama bir imgenin adına tablonun adını veriyorum. Bence yaptıklarımız içimizde hissettiklerimiz olduğu için yaptığımız her şeyde de o duygular var. Ben barışı içinde hisseden birisi olduğum için aslında tüm eserlerimde bu duygu var. Elbette bunu farklı dillerle anlatıyorum.”

Dergiler Haberleri