Ecrin Bulut: Kadınların Görünmez Çabası

Ayrıca kadınların hem resmi iş gücüne katılımı hem de karşılıksız emeklerini sürdürmelerinin bir diğer nedeni “iyi eş/anne” mitolojisi ve toplumsal baskıdır.

Ecrin Bulut
b3447710@gmail.com

Bir aile buluşmasında kimler bütün buluşma boyunca yemekler ve temizlik için uğraşır ve kimler sadece oturup güler? Özellikle Akdeniz tipi ataerkil toplumlarda kadınların asla mutfaktan çıkmayıp “dırdır etmekten başların etini yiyen kadın” olarak damgalanması alışılmadık bir durum değildir. Güzel bir bayram günü, kuşlar öter ve güneş sapsarı parıldar kadın saat sabah 5’te geçen akşamın yorgunluğundan uyanır ve hemen mutfağa koşar…ilk önce yerleri süpürür sonra siler, ardından çocukları ve eşi için kahvaltı hazırlar ve ondan sonra misafirler gelene kadar öğlen ne yenecek, tatlı ne servis edilecek, koltuklar temiz mi gibi dertleriyle tek başına mücadele eder. Kadın ardından saat öğlen 1’e kadar orayı burayı temizler ve yemekleri hazırlar. Hemen ardından daha “sergilenebilir” gözükmek için hızla kendine bir çeki düzen verir, makyajını yapar ve daha feminen parçalar giyinir. Hepsi çabalarının üstünü örtmek içindir, çünkü bunlar zaten yapılması gereken ama “zahmet edilmemiş” gibi gösterilmesi gereken işlerdir. Misafirleri ağırlar, onların isteklerinin arkasından koşar, kırk kişiye tek başına yetmeye çalışır ve yetmezmiş gibi bunları yaparken asla tek bir yardım eli istememesi lazımdır. Misafirler gittiğinde ise bütün ortalığı toparlar ve ondan sonra çocukları ve eşine duygusal bir ilgi göstermesinin vakti gelir. Çalışıyorsa da yarınki işi için hem kendisinin hem kocasının üniformalarını ve çocuklarınınkini de ütüler. Buna sosyolojide “triple shift” yani “üçlü vardiya” deniliyor. 1995 yılında Jean Duncombe ve Dennis Marsden tarafından evli kadınlar üzerine yaptıkları araştırmalarda ortaya konulmuştur. 1. Meşhur vardiya modern sanayi devriminden sonra kadınların iş hayatına katılması ile gelen tam veya yarı zamanlı aileye ekonomik kazanç sağlayan resmi iştir. 2. Vardiya neredeyse her toplumda kültürel norm olarak yerleşmiş olan kadının işten geldikten sonra yaptığı ev işleridir (“ücretsiz ev işleri” burada yapılan yemek, temizlik, çamaşır ve çocuk bakımı gibi işlerdir, yani kısaca annenin sorumluluğu, babanın ise yaptığında “yardım” olarak algılanan iştir). 3. Vardiya ise zamanla kadınlıkla ilişkilendirilen duygusal işleri yüklenmektir, örneğin akraba ilişkilerini sürdürme veya ev içi organizasyonu planlama veya morali yüksek tutmaktır.

Ücretsiz emek bir değil binlerce ekmeğe eşit

“Ücret ödenmeyen bakım emeğine değer vermek ve desteklemek, yoksulluğu azaltmanın ve cinsiyet eşitliğini ilerletmenin anahtarıdır. Kaliteli bakım sistemlerine erişim sağlamak, kadınların eğitim, iş ve liderlik için zaman ve fırsat kazanmalarını sağlar. Bakıma temel altyapı olarak yatırım yapmak, kadınları güçlendirir, toplulukları güçlendirir ve daha adil ve kapsayıcı bir ekonomi inşa eder.”- Beatrice Punt

Kadınların emekleri Havva elmayı yediğinden beridir dünya üzerinde görmezden geliniyor ve birçok feminist her geçen gün bu görünmeyen veya görünmek istenmeyen emeklerin de işten sayılması için çabalıyor. Lakin doğrusu şudur ki, kadınlar asırlar boyu çalıştı, çalışmayan kadın yoktu ama kadınlar en çok da kendi çabalarının işten sayılması için çabaladı. Ev içi emek ve bakım ile uğraşırken sistem onları istihdamdan uzaklaştırdı, bunun en büyük örneği International Labor Organization (ILO) yani Uluslararası Çalışma Örgütü bu ücretsiz emeklerin 708 milyon kadını istihdamdan uzak tuttuğunu öne sürüyor. Özellikle 25-54 yaş arası 379 milyon kadın bakım sorumluluklarından iş gücüne katılamıyor. Kadınlar bu uzaklaştırma ile hayattan ve yaşamaktan da uzaklaştılar. Ekonomik bağımsızlık bir kadının elde edebileceği bir hak değildi. Çünkü patriyarkal sistem kadınları her zaman ikinci sınıf vatandaş konumuna indirgemeyi tercih etti. Bu tür toplumun ilerlemesi için gerekli olan temel işler ilk önce aşırı derecelerde feminize edilmiştir ve bu aslında kadınları cezalandırmıştır. Lakin bugün ücretsiz emeğin 75%’i kadınlar tarafından yapılıyor. Ayrıca Borgen Proje’sinin sonuçlarına uygun olarak dünya çapında her gün kadınlar ve kız çocukları 12.5 milyar saat ücretsiz iş yapıyor, bu global olarak yapılan bütün ücretsiz emeğin dörtte üçünden fazla demek.

UN Women (Birleşmiş Milletler Kadın) uzmanı Shahra Razavi’ye göre ”ücretsiz emek” teoride gayrisafi yurtiçi hasılanın (GYSİH) bir parçası olarak hesaba katılmalıdır. Mesela feminist ekonomistler ve istatikçilerin araştırmalarına göre Arjantin’de ücretsiz emekler GYSİH’in yüzde yedilik bir parçasını oluşturuyor. Ve bu rakamlar ülke daha az gelişmiş bir ülke oldukça artıyor, örneğin Tanzanya’da bu rakam 63%! Ortalama olarak gelir seviyesinin düşük olduğu ülkelerde kadınlar kırsal alanlarda günlük 14 saat sadece ev işlerine harcıyorlar. Ayrıca İsviçre’deki ücretsiz emek bankacılık ve sigortacılık endüstrisinin değerleri göz önüne alındığında birbirlerine eşitler. Razavi’nin düşüncesine göre bu emekleri ekonomik takdirle karşılayabilmek çok önemlidir, çünkü bu emekler resmi sektörlerin ve ekonomilerin temellerinin sağlam olabilmesinin nedenidir. Bu emeklerin önemini tanımayan bir toplum sağlıklı bir biçimde çalışamaz.

Kadınların karşılıksız emeği tarih boyunca aileleri geçindiren, ekonomileri destekleyen ve çoğu zaman yetersiz sosyal hizmetlerin eksikliklerini gideren maliyetlerini sübvanse etmektedir. Lakin hala daha bu karşılıksız emek neredeyse hiç işten sayılmıyor. Bu emeklerin işten sayılmamasının nedenini anlamak için Pierre Bourdieu’nun Habitus ve Kültürel Sermaye teorisini incelemeliyiz. Bourdieu’ya göre bireylere, onlara farkında olmadan içine doğdukları toplum ve kültür bir takım benimsenmiş davranış kalıpları ve eğilimler yükler. Ve asırlardır toplum kadınlara ücretsiz emeklerinin değerli olmadığını ve işten sayılamayacağını empoze etti. Bu emeklerin kadınların zaten sahip olması gereken doğal bir içgüdü olması gerektiği inandırıldı, asla toplumsal  bir empoze (habitus) olduğu doğruca dile getirilmedi, çünkü o zaman patriyarkal sistem bundan faydalanamaz ve karşılıksız emeği işten saymaları gerekirdi.

Kıbrıs’ın Üstü Örtülmüş Emekleri

Adamız tartışmasız derin ataerkil kökleri ve tarih boyunca evrimleşmiş kültürü ile idealleştirilmiş bir aile profili çizmekten sakınmadı. Ama kime göre ideal bu tipik aile profili? Kimin yararına? Kadınların seçme ve seçilme hakkı kazanması veya hukukun önünde zaten normal insan hakları olan haklarının onlara geri verilmesi aile içinde bir ilerleme olarak sayılamaz. Bir insanın doğasında sahip olduğu, onu insan yapan hakların kadınlardan önce gasp edilip sonra onlara geri “kadın hakları” adı altında bir lütuf gibi satılması patriyarkanın en büyük oyunlarından biridir.

Geleneksel tarım dönemi öncesi (1960 öncesi) kırsal topluluklarda kadınlar, tarlada erkeklerle birlikte ağır fiziksel işlerde çalışırdı, aile içinde “ücretsiz aile işçisi” dışında pek bir rolleri yoktu. Kendi başlarına “kadın” olamazlardı, birinin karısı, yani birinin ücretsiz işçisi…Kadınlar gene de çocuk bakımı, yemek ve dokuma gibi bütün ev işlerinde tek başınalardı. Buna nazaran kadınların toplumsal değeri, ev içi emeğe olan yatkınlıkları ve ailelerinin sağlayacağı maddi güçle ölçülürdü. Örneğin çeyiz/προίκα (proika) geleneği, evlilikte mülkiyetin sadece erkeğe devredilmesi, kadını ev içine sabitleyen ataerkil otoriteyi yasal ve kültürel olarak pekiştirmiştir. (Bu gelenekte genelde kız tarafının inşa ettiği bir ev erkeğe devredilirdi.)

Geleneksel tarım düzeni yıkıldığında ve aileler kentlere yerleşmeye başladıklarında çift maaş zorunluluk haline gelmişti. Kent hayatının getirdiği yüksek maliyetler ve ekonomik yeniden yapılanma süreci, Kıbrıslı kadınları kitlesel olarak iş gücüne (hizmet veya kamu sektörleri) dahil etti. Ancak kadının dışarıda çalışmaya başlaması ev içi rollerin paylaşıldığı anlamına gelmedi. Ve günümüzdeki modern çalışma hayatı doğdu, kadınların iş gücüne katılım oranı oldukça yüksek lakin devlet destekli tam gün bakım hizmetleri yetersiz. Ayrıca kadınların hem resmi iş gücüne katılımı hem de karşılıksız emeklerini sürdürmelerinin bir diğer nedeni “iyi eş/anne” mitolojisi ve toplumsal baskıdır. Çünkü annelik ve kadınlık doğrudan namus ve itibar ile ilişkilendirilir.

Karşılıksız Emeğe Sınıfsal Çözüm

Ev işçilerinin çoğunluğunun göçmen olduğunu fark ettiniz mi? Özellikle 2000’li yıllardan sonra göçmen ev işçilerinin oranı adanın iki tarafında da yükseldi. Özellikle Güneydoğu Asya ve Doğu Avrupa'dan gelen düşük bütçeli göçmen kadınlar ev işlerini devralmıştır. Fakat ataerkil yapı korunmaya devam etmiştir. Orta ve üst sınıf Kıbrıslı kadınlar iş yerlerindeki pozisyonlarını koruyabilmek için kazandıkları parayı ev işçilerine de harcamaya başlamış ve yine de karşılıksız ev içi emek göstermeye devam etmişlerdir. Bu sistem aile içindeki geleneksel erkek rolünün sorgulanmasını engeller. Ev işleri yine kadınlar arasında (sınıfsal ve ırksal bir hiyerarşiyle) devredildiği için Kıbrıslı erkeklerin ev içi emeğe katılım gösterme zorunluluğu ortadan kaldırıldı. Marxist-Feminist teorisi olan sosyal yeniden üretim teorisine uygun olarak kapitalizm, işçilerin her gün işe dinç gidebilmesi ve yeni nesil işçilerin yetişmesi için kadınların ev içi emeğine muhtaç olduğunu öne sürer. Kıbrıs’ın kapitalist küresel ekonomiye entegrasyonu kadınların ev içi yükünü daha çok sırtlanmasını tetikledi. Eğer kadınlar ev içi yükü sırtlanmasaydı, erkek işgücü bu kadar yoğun çalışıp başarılı olamazdı.

Uzun lafın kısası; Havva’dan beridir görmezden gelinen ve küçümsenen kadının emeğinden doğar hayat. Hangimiz aç karnına uyuyabilirdi? Hangimiz pis bir ortamda yaşayabilirdi? Yaşadığımız toplumun norm ve değerlerini ilk kimden öğrendik? Bu tipik “normal sistemin” halan daha değişmemesinin tek sebebi patriyarkal sistemden yararlananların, bir gün sömürdükleri kadınların konumuna düşmekten ve kendilerine de öyle davranılmasından duydukları derin korkudur. Kadının emeği tam anlamıyla özgürleşmedikçe ve resmileştirilmedikçe, her gün mutfakta ve evin her bir diğer köşesinde yorgunluktan hayattan soğutulan kadınlar, insanlığın en büyük ortak suçu olarak kalacaktır.

Dergiler Haberleri