Dünyaya yayılmış kötülüğün zamansız ve mekânsız halleri

Yönetmen Talat Gökdemir, “Gece Vardiyası” ile dünyanın daha da kötü olacağı tahayyülü üzerine yoğunlaşıyor.

Murat OBENLER

Dünyanın daha kötüye gitme durumunda insanların nasıl davranacaklarını göstermeye çalışan ve gelecekte geçen Talat Gökdemir’in yönettiği Gece Vardiyası filminin ISFFC’deki gösterimi sonrasında yönetmenle Limasol’da keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 

“Beni tanımayan birisi filmlerimi arka arkaya izlese bunlar Talat Gökdemir sinemasıdır diyemez. Filmde benim için en önemli nokta hikayedir” 

“Gece Nöbeti” ile dört kısa filme ulaştınız. Hikayelere bakarsak birbirleri ile paralellikleri var mıdır?

Talat Gökdemir: Benim İngiltere’de çektiğim çok ticari kısa film vardır ama kalite olarak filmografimde 4 kısa film var. 2012 yılında Leave, 2016 yılında Haftasonu, 2020 yılında Konsomatris ve 2026’da Gece Vardiyası filmlerini çektim. Beni tanımayan birisi filmlerimi arka arkaya izlese bunlar Talat Gökdemir sinemasıdır diyemez. Filmde benim için en önemli nokta hikayedir. Örneğin Haftasonu’nun senaryosu sadeydi ve sade bir çekim gerçekleştirdik. Ailesinden ve ülkesinden ayrı kalan bir gencin tekrar köye dönüş hikayesini anlattım. Dostum Alasdair Bayne ile ortak yönetmenlik yaptığımız Konsomatris ise absürd ve uç noktalara gidiyordu. Daha canlı ve şehir hayatını işliyordu. Gece Vardiyası ise gelecekte geçiyor. Dünyanın daha kötüye gitme durumunda insanların nasıl davranacaklarını göstermeye çalışıyoruz. 

“Bir ülkeyi eleştirirsen sanki de kötülükler sadece orada olur iması yayarsın oysa bu kötülük tüm dünyayı sarmış durumdadır. Zamansız ve mekânsız bir film olsun istedim” 

Ortak senaryo yazımında da Alasdair ile uzun zamandır çok iyi bir ekip çalışması yapıyorsunuz. Nasıl bir çalışma sistematiğiniz var? Bu film için nasıl çalıştınız? 

“Bizler ticari kısa filmler çekeriz, ticari işlerimizi yaparız eğer zaman kalırsa da festivaller için kısa film çekeriz. Alasdair ile kafalarımız uyuyor, aynı bakış açılarımız var. Benim Kıbrıs bağım ile onun uluslararası bağını senaryo yazımında buluşturuyoruz. Birbirimizi motive diyoruz ve tetikliyoruz.

Bizim her film çekim sürecinde yaşadığımız şeylerden bir senaryo doğuyor. Haftasonu’nu çekerken yaşadığımız bir şahitlik Konsomatris filmine evrildi. Gece Vardiyası filmimiz için 2018’de Girne açıklarında görülen mülteci dolu bir tekneye iki Sahil Güvenlik (polis) görevlisinin ateş açmaları esin kaynağı oldu. Ben dünyanın herhangi bir yerinde geçen bir konuyu filme çektim. Filmde Türkçe konuşan karakterler vardır ama filmin Kıbrıs’ta geçtiğine dair bir şey yoktur. Bir ülkeyi eleştirirsen sanki de kötülükler sadece orada olur iması yayarsın oysa bu kötülük tüm dünyayı sarmış durumdadır. Zamansız ve mekânsız bir film olsun istedim.” 

Gece Vardiyası’nın senaryosundan çekimine süreci biraz uzun mu sürdü? 2021’den 2026’ya 5 yılda bazı aksilikler mi yaşadınız?

“2021’de senaryoyu yazdık. 2021’in sonunda senaryo geliştirme atölyelerine katıldık. 2023 başında hikaye yazımı bitti. Sonrasında ben Güney Kıbrıs’taki şirketlerle ortak yapımcılık arayışlarına başladım ama 6-8 aylık arayışlarımda kafa dengi birisini bulamadım. Genç yapımcı Ioanna Sinclair ile tanıştık ve ortak yapımcı olarak onu da ekibe dahil ederek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin fonlarına başvurduk. 2023’ün sonuna doğru bakanlık bize bütçemizin bir kısmını verince bu da bize filmi ileriye götürmemizin ivmesini yarattı. Ben ve Alasdair yine bir miktar para koyduk. 2024 Eylül’ünde filmimizi çektik. Sonrasında montajını yaparak festivallere başvurduk ve işte ISFF’de Ulusal Yarışmada finalistlerden biriyiz.” 

Bütçesel imkanlar ölçüsünde mi senaryonun mekan ve karakterlerini şekillendiriyorsun yoksa özgürce tasarlıyorsun?

“Önceden kendime bütçe konusunda otosansür uyguluyorum çünkü çok karakterli, çok mekânlı bir senaryo yazarsan zaten sana o büyük bütçeyi vermeyecekler. Bu da çeşitli handikapları getirecek.” 

“En büyük zorluğumuz başroldeki Yiğit Ege Yazar’ın Türkiye vatandaşı olarak Güney Kıbrıs’a gelebilme süreciydi”

Filmin ekibinde İngiltere, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ın her iki tarafından kişiler yer alıyor. Bu ekibi toparlamak da zor olmadı mı? Yapıma çok iş düşmüştür.

“En büyük zorluğumuz başroldeki Yiğit Ege Yazar’ın Türkiye vatandaşı olarak Güney Kıbrıs’a gelebilme süreciydi. Yiğit’in vize sorunu çekimlere son iki hafta kalana kadar sürdü. Yapımcımız Ioanna Sinclair ile çekimden kostüme, DOP’den mekân seçimine kadar her şeyi konuşup anlaştık ve yola çıktık. Onunla tanıştırılmamız benim ve filmim için büyük bir şans oldu.” 

Sınırları koruma görevindeki askerler, daha da kötüleşen şartlar arasında sürpriz bir doğum günü pastası. Zıt karakterlerin çatışması ile de film gerçekten seyirciyi şaşırtmayı başarıyor…

“Bu işi uzun yıllardır yapan ama çevresinden saygı görmeyen ve emekliliğine yakın deneyimli bir asker ile daha görevin ilk günlerinde olan genç çaylak arasındaki farklı bakış açılarını bir araya getiriyoruz. Deneyimli olan artık yaptığı işe o kadar alışmış ki mekanik bir şekilde insan öldürüyor ve buna da sıradanlaştırıyor. Onun tek derdi ise bir pastane açmak. Kendi içinde de uç noktaları barındırıyor.” 

Klasik askerlik davranışlarına baktığımızda sıradışı bir karakteri görüyorum. 

“Deneyimli askeri genç karakterin sonraki yıllardaki versiyonu gibi düşündüm. Ezik olan bu karakter biraz içine kapanık. Diğer genç olan ise seyircinin perspektifidir. O da bilmediği bir ortama giriyor ve “askerlik ile adam olabilme” sorunsalının peşinden gidiyorum. Konsomatris’te de bilmediği bir ortama giren gencin “milli olabilme” meselesini anlatıyordum. İki karakter bu açıdan birbirine benziyor. Bana göre kadının tekrar dirilmesi, kadına pasta yedirilmesi aslında baş karakterin beyninden geçiyor(hayal ürünü). Bu da seyirciye çoklu bir düşünme fırsatı veriyor.”

Film Gazze’de ölümlerin ve bu haberlerin sıradanlaşmasına da atıfta bulunuyor. Sınırların kırılganlığı, göçmen trafiği ve daha iyi bir dünyada yaşama hakkı da bu filmde hikayenin bir parçası olarak anlatıyı güçlendiriyor.

“Filmde cesetler isimsiz olarak veriliyor. O kişiler yabani olarak tanımlanıp tamamen dışlanıyor ve ölümleri de sıradanlaştırılıyor. Göçmen meselesine her zaman hikayelerimde yer vermeye gayret ediyorum. Haberlerde sürekli Gazze’de şu kadar bu kadar insan öldürüldüğünü okuyoruz/duyuyoruz ama değişen bir şey yok, ölüm/katliam da sıradanlaştırılıyor. İnsanların kendi topraklarında yaşama hakkını da dile getiriyoruz.”

“Teknik açıdan kendimi biraz zorlamak istedim”

Vardiyanın gece olmasının sebebi nedir? Karanlık işler gece mi olur diye?

“Daha önceki filmlerim gündüz çekilmişti ve teknik açıdan kendimi biraz zorlamak istedim. Anlattığım konu gereği de gece daha uygundu. Sakin ve sessizlik adına da geceyi tercih ettik.” 

Filmin prömiyeri ISFFC Ulusal Yarışması’nda yapıldı. 

“Evet prömiyerim Kıbrıs’ta oldu. Kendi ülkemde olmasından dolayı çok mutluyum. Buradaki festivali düzenleyen ekibin hepsini tebrik etmek gerekir. Başka festivallere de başvurdum.”

“Şu anda kara komedi türündeki “Relics” adlı yeni projem üzerine uğraşıyorum”

Film ekibine baktığımda gönüllü katkıları da görüyorum. 

“Filmde çok kişinin yardımları var. Ailemden başlayarak kuzeydeki arkadaşlara, güneydeki ekibe ve arkadaşlara çok teşekkürler. Şu anda “Relics” adlı yeni projem üzerine uğraşıyorum. Senaryosu yazılmış projem için yine aynı süreçleri takip edip 2028’de çekmeyi düşünüyorum. Kara komedi türündeki kısa filmimde iki Kıbrıslı Rum ve Türk oyuncu oynayacak. “

Özel Haber Haberleri