Costas Constantinou; “Kıbrıs’ta ilk kez etnografya konulu bir film festivali yapılıyor”

Kıbrıs Üniversitesi ile Dayanışma Evi’nin katkılarıyla gerçekleşecek Festival, farklı kültürleri, olayları anlatan sekiz etkileyici yapımdan oluşuyor.

Simge Çerkezoğlu

Kıbrıs’ın ilk Etnografi Film Festivali 27-28 Eylül tarihlerinde Lefkoşa’da ara bölgede yapılacak. Kıbrıs Üniversitesi ile Dayanışma Evi’nin katkılarıyla gerçekleşecek Festival, farklı kültürleri, olayları anlatan sekiz etkileyici yapımdan oluşuyor. Her yıl Nisan ayında, Paris’te yapılan dünyanın en prestijli Uluslararası Etnografi Film Festivali’nin bir parçası olan organizasyonda bir de Kıbrıs-Filipin ortak yapımı film gösterilecek. Festivalin Kıbrıs sorumlusu, akademisyen Costas Constantinou sinemaya olan ilgisini ve festivalin içeriğini bizimle paylaşarak, festivali sadece Kıbrıslılar için değil, adada yaşayan herkesi kucaklayabilmek için düzenlediklerini anlatıyor.      

 

Uzun zamandır Kıbrıs Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Costas Constantınou’yu biraz daha yakından tanıyorum. Sinemaya olan ilgisinin bir izleyiciden çok daha öteye gittiğini böylece öğreniyorum.

“Kıbrıs Üniversitesi’nde Uluslararası ilişkiler alanında öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Uluslararası ilişkiler teorileri, diplomasi, çatışma gibi konularla yakından ilgiliyim. Tüm bunlar yanında imaj ve görsel ile öyküleme konusuna da özel ilgim var. Anlatmak istediğimiz bir olguyu görselle nasıl düşünüp, nasıl anlatabileceğimize yönelik çabalarım var. Bu bağlamda da sinemaya ilgim var. Elbette ben profesyonel bir film yapımcısı değilim akademisyenim, yine de mesleğimin görsel düşünme konusunda bana ilham verdiği kanısındayım. Bu güne kadar üç film yaptım. Bu çalışmalarıma deneme filmi demeyi tercih ediyorum. İçerik olarak etnografi belgeseli olmaya yakın içerikleri var. Dünyayı, Kıbrıs’ı anlamaya, anlatmaya yönelik çabalarımın sonucu ortaya çıkan çalışmalar oldu. Bir akademisyen olarak yazarak anlatmaya çalıştığım olguların, görsel ile daha fazla insana ulaşabileceğini fark ettim. Bir akademisyen olarak okuyorum, yazıyorum, dünyayı gözlemliyorum tüm bunlar sonucunda da aslında dünyayı izliyorum. Zaman zaman izlediklerimi de filme dönüştürerek başkalarıyla paylaşıyorum. İlk yönetmenlik deneyimim 2011 yılında yaptığım bir belgeselle oldu. Third Motherland  (Üçüncü Anavatan) ismini verdiğim bu belgesel Kıbrıs ile ilgiliydi. Bazılarımız Yunanistan ve Türkiye olarak iki anavatanımız olduğunu düşünür ya, ben de bundan farklı olarak Ada’da bulunan Maronit’leri de düşünerek bu belgeseli yaptım, üçüncü anavatanın da Lübnan olabileceğini anlatmaya çalıştım. Bu belgeselle hedefim Ada’da yaşayan diğer etnik grupların varlığına dikkat çekmekti. Bizim, hepimizin şöyle bir sorunu var; Kıbrıs konusu denilince akla sadece iki toplum, Kıbrıslı Türk ve Rumlar geliyor. Herşey onların üzerinden düşünülüyor. Oysa aramızda farklı toplumlardan insanlar da, Maronitler de var. Bu insanların her iki toplumla da çok yakın ilişkileri, hayatımıza yadsınamaz katkıları var. Bu nedenle ilk belgeselimde bu konuyu işledim. 2017 yılında da Makarios ile ilgili bir belgesel yaptım. Bu belgesele The Blessed Envoy (Kutsal Elçi) ismini verdim. Bu deneysel çalışmamda Makarios’un farklı yönünü, devlet adamı olduğu yıllarda adeta bir elçi gibi dünyayı dolaşmasını, farklı coğrafyalara yaptığı ziyaretleri, Afrikalı çocuklara yardım çabalarını anlattım. Onun dünyada yaratmaya çalıştığı Kıbrıs imajını, halklara yönelik yürüttüğü diplomatik çalışmalarını anlattım. Son olarak henüz tamamlanan Lines (Sınırlar) isimli çalışmam. Bu belgesel de yeşil hattı, sınırların yarattığı karmaşayı anlatıyor.”

“Kıbrıs anlaşma olmasa da şiddetten arınmış yaşayan coğrafya”

Costas bugüne kadar akademik hayatında çatışmalı bölgelere dair pek çok çalışmaya imza atarak, pek çok çatışmalı bölgelerde bulundu. Bunun en önemli nedeninin yaşadığımız coğrafya olduğunu düşünüyorum.

“Elbette çatışma konusu üzerinde bu kadar çok çalışmamın, çatışmalı bölgelerde bulunmamın sebebi Kıbrıs’ta doğmam olmalı. Sonuçta yaşadığım coğrafya son elli yıldan bu yana çatışmalı bir bölge. Yıllardır insanların çatışmalı bölgelerde nasıl yaşadığı, bunu nasıl deneyimlediği, sorunu nasıl aştığı üzerine çalışıyor, gözlemler yapıyorum. Aslında diğer çatışmalı bölgelerle kıyasladığımızda Kıbrıs çok ilginç bir coğrafya. Tam anlamıyla barış anlaşması yapılmış olmasa da, şiddetten arınmış olarak yaşamayı başaran bir coğrafya. Aslında bizler 2003 yılından bu yana bir şekilde bir arada yaşıyoruz. Siz günlük hayat içinde bunu kanıksamış olsanız da akademik anlamda bu çok farklı deneyimleri beraberinde getiriyor. Çatışma yaşayan toplumların, bu çatışmaları nasıl geride bırakarak yaşamaya devam ettiğine Ada’da birebir şahitlik ediyoruz. İşte tüm bunlar diplomasi ile ilişkili konular… Ben birçok çatışmalı bölgede bulundum; Hindistan, Nepal, Kenya, Lübnan, İsrail, Türkiye gibi... Dünyanın farklı yerlerinde çatışmalı bölgelerde bulunma nedenim, kendi coğrafyamda yaşanan çatışmaları, milliyetçilik duygularını daha iyi anlamak, analiz edebilmekti. Karşılaştırma yapabilmem anlamında bu deneyimlerin bana çok kazancı olduğunu düşünüyorum. Samimiyetle söylemeliyim ki Kıbrıs bu bağlamda çok şanslı. Özellikle İsrail ve Filistinli akademisyenler, öğrenciler Ada’ya sıklıkla geliyor, onlar da her zaman bana Kıbrıs’ın anlaşma olmadan, çok önemli başarılar yakaladığını söylüyor. Burada hiçbir zaman çok sıkı, boğucu güvenlik önlemleri olmadığını, toplumlararası şiddete tanıklık etmediklerini söylüyorlar. Haklılar, onlar gerçekten zor bir hayat yaşıyorlar.”

“Etnografi filmleri farklı kültürleri, coğrafyaları anlatan içeriklere sahip”

Kuşkusuz Costas ile bir araya gelme nedenimiz Kıbrıs Üniversitesi ve Dayanışma Evi işbirliğinde yapılacak olan Etnografi Film Festivali… Kendisi de organizasyonun Kıbrıs sorumlusu olarak bize festivale dair bilgiler veriyor.

“İlk kez Kıbrıs’ta etnografya konulu bir film festivali düzenliyoruz. 27 ve 28 Eylül tarihlerinde Dayanışma Evi’nde yapılacak Etnografi Film Festivali’nde sekiz film gösterilecek. Bildiğiniz gibi dünyada pek çok film festivali yapılmakta. Bazı festivaller ise özellikle etnografya ile ilgili. Etnografya farklı coğrafyaları, kültürleri anlatan ama özellikle görünür, bilinir olmayan kültürel değerleri paylaşan bir alan. Bu bağlamda yapılan filmler de farklı kültürleri toplumsal gözün gördüğünden öte noktadan ele alarak işleyen içeriklere sahip. Ben uluslararası ilişkiler eğitimi veren birisi olarak elbette bu yapımlarla yakından ilgiliyim, bu tip filmleri takip etmeye çalışıyorum. Aslında bu festival her yıl Paris’te Nisan ayında yapılan Uluslararası Etnografi Film Festivali ile bağlantılı. Dünyanın en önemli etnografı film festivali olarak, beş gün süren dünyadan yoğun bir katılımla yapılan festivaldir. Ben de mümkün oldukça festivale katılırım. Son festivalde seçici kurulda da bulundum. Ne kadar büyüleyici, etkileyici filmlerin oraya gönderildiğine şahit oldum. İnsanı dünyayı düşünmeye, anlamaya yönlendiren sosyal içerikli, neo-liberalizme karşı, yerel kültürü yaşatmaya çalışan, ekolojik hayata vurgu yapan, biraz akademik ama kesinlikle sıkıcı olmayan filmler bunlar. Bizi sadece eğlendirmek için yapılan Hollywood ya da benzeri yapımlardan tabii ki çok farklı. Ben geçen yıl Paris’te bu festivali neden Kıbrıs’a da getirmeyelim diye düşünmeye başladım. Böylece gerekli bağlantıları sağlayarak bir yıl uğraştım. Böylece Paris için yapılan seçmelerden yeniden bir seçme yapıp, Kıbrıs’ta en ilgi çekebilecek olan filmlerin belirlenmesini sağladım. Bu filmleri sadece Kıbrıslı Rumların veya Türklerin değil Ada’daki herkesin izleye bilmesi için de ara bölgede yapmaya karar verdik. Dünyaya Kıbrıs konusundan bağımsız, daha evrensel bakalım istedik. Tabii bunu yapmak birlikte bir şeyler paylaşmamızı da sağlayacak diye düşündük. Dünyada çok ciddi sorunlar var. Üstelik bunlar dünyanın bütününü ilgilendiren, bizlerin çok da farkında olmadığı sorunlar. Biraz da bunlara dikkat çekmeye çalıştık.”

“Her insana her düşünceye açık bir festival olacak”

Filmlerin içeriğine baktığımda oldukça ilginç yapımları, açık alanda, sinema keyfi yaşayarak izleme şansına sahip olacağımızı anlıyorum.

“Festival ara bölge gibi özel bir alanda, hava şartları elverdiğince açık havada yapılacak, ücretsiz olacak. Her insana, her düşünceye açık olacak. 27 Eylül Cuma gecesi saat 20.00’de başlayacak. İlk olarak elli sekiz dakika süren bir Peru filmi olan El Rio gösterilecek. Bunu Hindistan filmi olan Thangam, Alman Macaristan ortak yapım film Ghetto Balboa takip edecek. 28 Eylül Cumartesi gecesi de yine bir Hindistan filmi olan Authenticity, Kolombiya filmi Arena, Senegal filmi Bamba- the Taste of Knowledge, Mozambik filmi Orphans of the Land takip edecek. Son olarak aynı gece Filipin-Kıbrıs ortak yapımı Together Apart filmi ile festival tamamlanacak.”

 

 

 

                

Dergiler Haberleri