“Çöplük yangınları, halk sağlığını etkiliyor”

YENİDÜZEN’e konuşan BioDer Genel Sekreteri Hatice Benan Biçentürk, Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllardan beri devam eden katı atık probleminin, günümüzde etkisini son derece şiddetli şekilde gösterdiğinin altını çizdi..

Ödül AŞIK ÜLKER

Biyologlar Derneği (BioDer) Genel Sekreteri Hatice Benan Biçentürk, Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllardan beri devam eden katı atık probleminin, günümüzde etkisini son derece şiddetli şekilde gösterdiğinin altını çizdi.

Biçentürk, yanan çöplüklerden atmosfere salınan karbonmonoksit, karbondioksit, metan gibi gazların solunum sistemi üzerinde aşındırıcı etki yarattığını, yaşam kalitesini düşürdüğünü ve iklim krizini hızlandırdığını belirtti.

Biçentürk, “30 yıllık depolama kapasitesi öngörülerek planlanan Güngör Düzenli Katı Atık Tesisi, 11 yılda dolmuş ve vahşi depolama alanına dönmüştür. Ne yazık ki hükümet, bu tesisin sürdürülebilir hale gelmesi için tek bir kuruş bile harcamamıştır” diye konuştu.

Çöplüklerde aslında için için yanan yangınların, yaz aylarının gelişiyle katlanarak arttığını ve daha büyük yangınlara sebep verebildiğini söyleyen Biçentürk, sayısı 100’e yakın vahşi depolama alanının ülkenin her yanında oluşturulduğunu ve son zamanlarda özellikle Serdarlı, Alayköy ve Yılmazköy olmak üzere, tehlike saçmaya devam ettiğini anlattı.

Hatice Benan Biçentürk, katı atık master planının acilen hayata geçirilmesi ve atığı kaynağında azaltma adına seferberlik başlatılması gerektiğinin altını çizdi.

Orman yangınlarının sebeplerinin başında vahşi depolama yapılan çöplükler ve elektrik kaynaklı yangınlar olduğunun Orman Dairesi tarafından açıklandığını da kaydeden Biçentürk, orman yangınlarıyla etkin mücadelede önlemenin önemine vurgu yaptı. Biçentürk, yıllardır beklenen yangın söndürme helikopterinin gelmiş olmasının, orman yangınlarının sonu geldiği anlamına gelmediğini söyledi. Biçentürk, gözlem kulelerinin en etkili şekilde kullanılması, yüksek gerilim hatlarıyla ormanların temaslarının kesilmesi ve yol kenarlarının temizlenmesi gibi konularda yetersiz kalındığını ve yangın dönemine hazırlıksız başlandığını belirtti.

Zararlılarla mücadele, ormanların düzenli bakımı, ağaçlandırma gibi konulara gerekli önemin verilmemesi nedeniyle Kıbrıs’ın yeşilinin sarıya ya da kahverengiye dönmekte olduğunu kaydeden Biçentürk, “Belki de, yangınlarla mücadelede en zayıf halkamız Tarım Bakanı’nın ormanlara olan duyarsızlığı ve ormanları kaderine terk etmesidir” dedi.

Biçentürk, iklim krizinin insan faaliyetleri sebebiyle hızlandığına da dikkat çekerek, yıllardır yapılan uyarılara rağmen, Kıbrıs’ın kuzeyinde, iklim krizine karşı ne bir somut önlem alındığını ne de bir adaptasyon sağlandığını vurguladı.

Kıbrıs adasının, Akdeniz bölgesinde en çok etkilenecekler sırasında beşinci ülke olduğunun altını çizen Hatice Benan Biçentürk, “İnsanlardan önce de bu gezegen vardı, insanların nesli tükendikten sonra da var olmaya devam edecek. Önemli olan insanlar için yaşanılabilir olan bu gezegende sürdürülebilir şekilde var olmaktır” diye konuştu.

“İklim krizi, insan faaliyetleri sebebiyle hızlandı”

 Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde son dönemde peş peşe çıkan yangınları neye bağlıyorsunuz? Biyologlar Derneği olarak, daha önce çevresel tahribatın ve iklim krizinin yangın riskini artırdığı yönünde uyarılarınız olmuştu. Bilimsel açıdan değerlendirdiğinizde, iklim değişikliğiyle insan kaynaklı faktörlerin payı nedir?

Biçentürk: Intergovernmentel Panel on Climate Change-IPCC’nin 2023 raporunda da açıklandığı gibi iklim krizinin insan faaliyetleri sebebiyle hızlandığı tartışmasız bir gerçektir. Bu süreçte ülkeler uluslararası antlaşmalarda belirtildiği gibi atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde kalmasını sağlamak adına acilen önlem ve adaptasyon protokolleri geliştirmelidir. Ülkemiz adına konuşacak olursak, yıllardır yapılan uyarılara rağmen iklim krizine karşı ne bir somut önlem alınmış ne de bir adaptasyon sağlanmıştır. Dahası, çevrenin sömürülmediği ve yok sayılmadığı tek bir an bile yoktur. Halbuki Kıbrıs adası, Akdeniz bölgesinde en çok etkilenecekler sırasında beşinci ülkedir. Kıbrıs’ta süregelen çevre sorunlarının toplam etkisi bizi her gün iklim krizine daha çok yaklaştırmaktadır.

Orman yangınları bu çevre sorunlarından sadece bir tanesidir. Yazları yüksek sıcaklık, düşük nem oranı ve orta derecede esen rüzgarlar orman yangınlarına “mükemmel” ortamı sağlarken; çöplüklerde oluşan yangınlar, yüksek gerilim hatları ve bilinçsiz insan davranışları kaynaklı sebepler de buna ciddi katkı sağlıyor. İklim krizine karşı bir planı olmayan, atıkları üreten ama yönetemeyen, enerji kullanımını çevre dostu hale getirmeyen, çevre eğitimini desteklenmeyen ve çevrenin ne ülkeyi yönetenler ne de toplum tarafından yeterince önemsendiği bir ülkede, orman yangınları kaçınılmaz bir gerçektir. Hal böyle iken, olmaya da devam edecektir.

“Maalesef haberler kötü”

Soru: Geçmiş yıllarda yaşanan büyük orman yangınlarından yeterince ders çıkarıldığını düşünüyor musunuz? Orman yangınlarına karşı gerekli tedbirler alındı mı?

Biçentürk: Maalesef haberler kötü. Tarım Bakanlığı’na bağlı Orman Dairesi’nin zararlılarla mücadele etme, orman yangınlarını önleme ve ağaçlandırma görevlerini yerine getirebilmesi için ne bütçe ayrılmış ne de hükümet veya bakanlık tarafından ortaya bir vizyon konmuştur. Çam kese böceği özelinde ormanlarımız şu an en kötü dönemindedir. BioDer’in ciddi çalışmaları sonucu 20 yıla aşkın süre ile devam eden çam kese böceği ile biyolojik mücadele ne yazık ki Tarım Bakanı Hüseyin Çavuş döneminde tamamen durmuştur. Derneğimizin tüm uyarılarına, bilimsel raporlara ve gözle görünen sonuçlara gözlerini yuman Tarım Bakanı biyolojik mücadeleyi sürdürmeyerek ormanlarımızı sessiz bir yangına teslim etmiştir. Kuruyan çok sayıda ağaç ve 15 bin hektara varan enfekte çam ağacı Çavuş’un bu konuda sorumluluk almamasının ağır bilançosunun görünen yüzüdür.

“Helikopterin gelmiş olması, orman yangınlarının sonu geldi anlamına gelmemektedir”

Orman yangınlarıyla ilgili en etkin mücadele aslında önleme aşamasıdır. 10 Temmuz’da STÖlerin ciddi baskısı sonucunda yıllardır beklenen yangın helikopterinin gelmiş olması, orman yangınlarının sonu geldi anlamına gelmemektedir. Her yıl, yeterli sayıda orman mühendisinden oluşan bir bakım ekibi, gözlem kulelerinin en etkili şekilde kullanılması, yüksek gerilim hatlarıyla ormanların temaslarının kesilmesi ve yol kenarlarının temizlenmesi gibi konularda yetersiz kalıyor ve yangın dönemine hazırlıksız başlıyoruz.

“Orman yangınlarının sebeplerinin başında vahşi depolama yapılan çöplükler var”

Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde bir yangın söndürme helikopterinin konuşlandırılmasının yanı sıra 20 farklı noktada konumlanan 40 yangın gözetleme sistemiyle ormanların büyük bölümünün izlendiği de açıklanmıştı...

Biçentürk: Orman Dairesi Müdürü Ercan Poyraz’dan aldığımız son bilgilere göre, haziran ayında ihalesi gerçekleşen 1 adet yangın dozeri ve 8 adet yangına ilk müdahale aracı araç envanterine halen eklenmemiştir. 40 adet yapay zeka destekli kameranın %70’i aktif bir şekilde çalışmakta ve %30’unun ise tamamlanması ve aktifleştirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Eğer kamera sistemi tam verime ulaşırsa ormanların büyük bir kısmı gözetim altına alınacaktır. Daha önce, Orman Dairesi’nin erken müdahale konusunda aksaklıklar yaşadığını fakat son iki yıldır KTBK, GKK, Sivil Savunma Teşkilatı, İtfaiye, Orman Dairesi ve gönüllü dernekler ile koordinasyonun sağlandığını ve erken müdahale tepkilerini geliştirdiklerini biliyoruz. Bunun yanında yapılan açıklamaya göre, orman yangınlarının sebeplerinin başında vahşi depolama yapılan çöplükler ve elektrik kaynaklı yangınların olduğu daire müdürü tarafından açıklanmıştır. Bu da bizi araç envanteri, erken müdahale ve koordinasyonun öneminden ayrı önlem noktasına geri getirmektedir.

Orman Dairesi’nin diğer görevi de ağaçlandırmadır. Karbon tutucu yeşilliğin yerini hızlıca çarpık beton yapılaşma almaktadır. Ne yazık ki, daha önceleri milyon fidan diken daire, son dönemde fidan üretimi ve ağaçlandırma konusunda sınıfta kalmıştır. 

“Güngör Düzenli Katı Atık Tesisi, 11 yılda doldu ve vahşi depolama alanına döndü”

Soru: Çöplük yangıları da bir diğer sorun, sık sık yangın çıktığını görüyoruz. Bu yangınları, sebeplerini, etkilerini, yapılması ve yapılmaması gerekenleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biçentürk: Ülkemizde, yıllardan beri devam eden katı atık problemi günümüzde etkisini son derece şiddetli şekilde göstermekte ve hava kalitesini negatif etkilemektedir. Yanan çöplüklerden atmosfere salınan karbonmonoksit, karbondioksit, metan gibi gazlar solunum sistemi üzerinde aşındırıcı etki yaratmakta ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Buna ek olarak, bu gazlar sera gazları olup iklim krizini hızlandırmaktadır.

30 yıllık depolama kapasitesi öngörülerek planlanan Güngör Düzenli Katı Atık Tesisi, 11 yılda dolmuş ve vahşi depolama alanına dönmüştür. Ne yazık ki hükümet, bu tesisin sürdürülebilir hale gelmesi için tek bir kuruş bile harcamamıştır.

100’e yakın vahşi depolama alanı...

Aslında farkında olmasak da, için için yanan bu alanlardaki yangınların, yaz aylarının gelişiyle katlanarak arttığını ve daha büyük yangınlara sebep verebildiğini gözlemleyebiliyoruz. Zaman zaman, eski Dikmen çöplüğünde de sorunlar yaşandığı gibi, sayısı 100’e yakın vahşi depolama alanlarının ülkenin her bir yanında oluşturulduğunu ve son zamanlarda özellikle Serdarlı, Alayköy ve Yılmazköy olmak üzere, tehlike saçmaya devam ettiğini göz ardı etmemeliyiz.

Bunun yanında, tüketicileri yeniden kullanıma teşvik etme ve atığı kaynağında azaltma çalışmaları oldukça yetersizdir. Okullarda davranış kazanımı için başlatılan atık ayrışımı projelerinde ayrıştırılan atıklardan biri olan ve yeraltı kaynaklarını kirleten metalleri yayan atık pillerin düzensiz bir şekilde Güngör’e atıldığı da bilinmektedir.

Geri dönüşüm yanılgısı ise, toplumu umarsızlığa sürüklemeye devam etmektedir. Son zamanlarda kıyılarımızı ve tüm adayı saran plastik kirliliği özelinden bahsedecek olursak, bilinmelidir ki, plastiklerin çoğu geri dönüştürülemeyen fosil yakıt kökenli maddelerdir. Yapılan araştırmalara göre pet şişelerin yarısı toplanıp, sadece yüzde 7’si geri dönüştürülebiliyor. Bu örnek geri dönüşümün ne kadar verimsiz olduğunu göstermekle kalmayıp, sürdürülebilir olmadığını da gözler önüne seriyor. Gözle gördüğümüz plastiklerden ayrı, mikroplastikler ise aldığımız her nefes, yediğimiz her yemek ve içtiğimiz her yudum suya nüfuz etmiş durumdadır. Daha doğmamış bir bebeğin vücudunda mikroplastiklere rastlanıyor olması, konunun ciddiyetini ortaya seriyor.

Yıllar önce, Çevre Koruma Dairesi Müdürü Abdullah Aktolgalı döneminde derneğimizle yapılan işbirliği sonucu, tek kullanımlık plastiklere yasayla sınırlandırma getirilmiş olsa da, bugün denetim eksikliği nedeniyle hala piyasada tek kullanımlık ve kalitesi çok düşük plastiklere rastlanılmaktadır. Özet olarak, acilen katı atık master planını hayata geçirmeli ve atığı kaynağında azaltma adına seferberlik başlatmalıyız. Bu hususta, hem yerel hem de merkezi yönetimlerin payına düşen ödevler vardır.

“Çevre politikası yok”

Soru: Sizce yangınlarla mücadelede en zayıf halkamız nedir? Önleme, erken müdahale, koordinasyon, denetim ya da toplumun bilinç düzeyi açısından eksiklerimizi nasıl sıralarsınız?

Biçentürk: Birçok çevre probleminde olduğu gibi, ülkede bir çevre politikasının olmaması, güncel olmayan ve denetlenmeyen bir Çevre Yasası’na sahip olmak, sanırım en başta geliyor. Bir öğretmen olarak, ikinci sıraya çevre eğitimi eksikliği koyuyorum. Çevre eğitiminin, Biyologlar Derneği tarafından yazılan Ekoloji ve Çevre kitabı ile sadece 9. sınıf öğrencilerine verildiğini ve bunun asla yeterli olmadığını vurgulamak isterim. Çevre eğitimi, çok küçük yaşlardan başlayıp, hayat boyu devam eden bir kültüre dönüştürülmelidir.

Önlem denilince de maalesef aklımıza Kıbrıs’ın kuzeyi gelmiyor. Üzerimize doğru gelen çığı sadece izlemekle yetiniyoruz. Erken müdahele ve koordinasyon elbette önemlidir, fakat bağlayıcı bir çevre politikası ve yasası, yüksek bir toplum çevre bilinci ve aşılamayan önlem mekanizmaları olduktan sonra, erken müdahale ve koordinasyon hakkında daha sağlıklı yorum yapabileceğiz.

“Belki de, yangınlarla mücadelede en zayıf halkamız Tarım Bakanı’nın ormanlara olan duyarsızlığı ve ormanları kaderine terk etmesidir”

Sonuç olarak, kamera sistemi gibi olumlu gelişmeler olsa da, zararlılarla mücadelenin yapılmaması, ormanların düzenli bakımının aksaması, gereken önlemlerin zamanında alınmaması ve ağaçlandırma çalışmalarının olmaması, adamızın yeşilini sarıya ya da kahverengiye teslim ediyor. Belki de, yangınlarla mücadelede en zayıf halkamız Tarım Bakanı’nın ormanlara olan duyarsızlığı ve ormanları kaderine terk etmesidir.

Soru: Bir orman yangınının ardından doğanın kendini yenileme süreci nasıl işler? Geçmiş yıllardaki büyük yangınlardan sonra yürütülen rehabilitasyon çalışmalarını bilimsel açıdan doğru ve yeterli buluyor musunuz? Ayrıca, yangın yönetimi ve sonrasındaki planlamalarda bilim insanlarının görüşlerinden yeterince yararlanılıyor mu?

Biçentürk: Bilim demişken, ülkemizde birçok konuda olduğu gibi çevre konularında da veri ve araştırma fakiriyiz. Elbette çok değerli bilim insanlarımızı ve çalışmalarını göz ardı etmek istemiyorum, fakat ihtiyaç olmayan mesleklere çocuklarımızı yönlendirip bir işsizler ordusu yaratacağımıza dünyanın geldiği bu durumda yeşil mesleklerin teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbette burada Eğitim Bakanlığı’na büyük iş düşmektedir. Orman Dairesi Müdürü’nün çalışmalarıyla, 3 adet orman mühendisliği kontenjanının açılmış olmasını bir başlangıç olarak görmek istiyorum. Ama bunun yanında çevre mühendisliği ve danışmanlığı, atık yönetimi ve geri dönüşüm uzmanlığı, sürdürülebilir tarım, yenilenebilir enerji gibi alanların önünün açılması ve geleceğe yatırım yapılması bu noktada elzemdir. 

Daha önceki yangınlarda STÖlerin öncülüğünde inisiyatifler kuruldu ve bilimsel çalışmalar, projeler yapıldı fakat sürdürülebilir hale gelmedi. STÖlerin ve bilimin açtığı bu yolda devletin de, bu tür davalara sahip çıkıp, elini taşın altına koyması gerekmektedir. Ama gaile bu yönde değildir.

“Kaybedecek bir günümüz bile yok aslında!”

Doğa elbet bir yolunu bulur. İnsanlardan önce de bu gezegen vardı, insanların nesli tükendikten sonra da var olmaya devam edecek. Önemli olan insanlar için yaşanılabilir olan bu gezegende sürdürülebilir şekilde var olmaktır.

Orman yangınları gibi, doğal afetlerden sonra yaşanan tahribatlarda doğanın kendini yenileme süreci sıfırdan başlar. Süksesyon dediğimiz bu süreçle o bölgenin eski haline dönmesi uzun yıllar alır. Atmosferdeki karbonu hapseden ve sera etkisini azaltan ağaçların yok olması, bizi daha da yenik duruma düşürür. İklim krizi kapımızı kırıp evimize girmişken, yıl değil, kaybedecek bir günümüz bile yok aslında!

“İnsanlar bu gezegene çoktan beridir borçlu”

Soru: Yangınları biyolojik ve ekolojik açıdan değerlendirdiğinizde, orman ekosistemine ve biyoçeşitliliğe en büyük etkileri neler oluyor?

Biçentürk: 30 Temmuz 2026, European Forest Fire Information System - EFFIS verilerine göre 2026 yılında dünyada gerçekleşen 1407 adet büyük yangında 434,000’e yakın hektar alan yanmış, milyonlarca insan etkilenmiş ve atmosfere 17,98 milyon ton karbon salınımı gerçekleşmiştir.

Yine aynı gün yani 30 Temmuz’da 2026 yılı içerisinde kullanmamız gereken doğal kaynakları tükettiğimiz açıklandı. Kısacası biz insanlar bu gezegene çoktan beridir borçluyuz.  Tek bir ağaç üzerinde milyonlarca canlı yaşayabilir. Yanan hektar alanla birlikte yok olan canlıların, habitatların ve sonucundaki karbon salınımı borcumuzu her seferinde katlıyor. Bitkilerin yok oluşu atmosferde daha az oksijen ve daha çok sera etkisi demektir. Doğal yaşam alanlarının yıkımı; canlıların popülasyonlarında azalmaya, besin kıtlığına, rekabet artışına, istilacı türlerin baskısına ve hatta belki de türlerin yok oluşuna sebep olabilir. Ekosistemlerin sağlığı yapboz mantığı ile işler. Her canlının ekosistemlerde elzem bir görevi vardır. Tek bir parçanın yani bir türün yok olması tüm ekosistemin çökmesi demektir.

“Kıbrıs’ın %57’si çölleşme riski altındadır”

Soru: Önümüzdeki 10 yıl içinde iklim değişikliğinin Kıbrıs’ta hangi çevresel riskleri daha da belirgin hale getirmesini bekliyorsunuz? Bugünden atılması gereken en önemli adımlar nelerdir?

Biçentürk: Kıbrıs’ın %57’si çölleşme riski altındadır. 2 günde tonlarca yağmur suyu düşse bile şanslıysak derelerden, değilsek yollardan, okullardan, hastanelerden akıp geçmesini izliyor ve bu suyu tutamıyoruz. Ciddi şekilde fosil yakıt tüketimine bağımlı bir hale gelen ülkemizde karbon salınımı ve hava kirliliği boyumuzu aştı. Atık yönetimi konusundaki boşluk sonucu oluşan çöplük yangınları hepimizi boğuyor. Yeşilin yerini alan betonlaşma şehirlerde hissedilen ısıyı yükseltiyor. Tüm bunlar çevre ve halk sağlığını şiddetli şekilde etkiliyor.

“Yapılabilecek o kadar çok şey var ki...”

Zorluk ve zaman anlamında değişkenlik gösteren ama yapılabilecek o kadar çok şey var ki…

Bunların bazıları, doğal su kaynaklarımızın korunması ve yağmur suyunu tutmak için çalışmalar, katı atık master planının ivedilikle hayata geçirilmesi, yerel yönetimlerin yeşil şehircilik anlayışına geçmesi, ülkenin biyoçeşitlilik haritasının çıkarılması, ısı düşürücü etkenlerin ada genelinde kullanılması, çoğunlukla sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçilmesi, istilacı türlerle mücadele programlarının artması ve kuraklığa uygun tarım modellerinin geliştirilmesidir. Aksi takdirde su, gıda, enerji, sağlık gibi alanlarda kriz kaçınılmazdır. Özellikle su krizi kapımızda olup, Türkiye’den gelen suya değil, kendi kaynaklarımıza bel bağlamamız bu noktada çok önemlidir. Çünkü, sadece bizim değil, Türkiye de dahil birçok ülke su krizi yaşayacaktır. O zaman bize su göndermenin çok mümkün ve uygulanabilir bir plan olacağını düşünmüyorum.

Kıbrıslıların evlatlarından daha değerli bir şeyleri yoktur. Gelecek nesillere yaşanılabilir bir Kıbrıs ve gezegen bırakmak istiyorsak, bu adımların atılması için toplum olarak talepkar olmalı ve bilinçli oy kullanmalıyız.

“Ekolojik olumsuzluklara karşı birleşik bir cephe”

Soru: Yangınlar sınır tanımaz. Yangınların önlenmesi, erken uyarı sistemleri, hava ve kara müdahalesiyle, bilimsel veri paylaşımı konusunda iki toplum arasında etkili ve kalıcı bir iş birliği için hangi adımlar atılmalı?

Biçentürk: “We are all in the same boat”, deyimini Türkçe’ye “Aynı gemideyiz” şeklinde çevirmek ne kadar etkili olur bilemiyorum ama batacaksak hep beraber batacağız da diyebiliriz sanırım. Çevre dil, din, bayrak ve sınır tanımıyor. Yaşadığımız çevre problemleri ortak ve adamızın ekosistemi bir bütündür. Bizim de bu bilinçte davranmamız gerekmektedir.

Ne tesadüftür ki, 28. UN Climate Change Conference - COP28’den önce, Bioder’i temsilen bulunduğum Yerel Gençlik Konferansı - LCOY, Ledra Palace Otel’de 65 Kıbrıs’ta yaşayan gencin katılımıyla gerçekleştirilmişti. Bu iki toplumlu çalıştayın, iki toplum liderine de iletilen çıktısındaki bir öneri de sınırları acımasızca aşan ekolojik olumsuzluklara karşı birleşik bir cephe kurmak amacı taşıyordu.

Çalışılan modelde ekosistemimizi ve biyoçeşitliliğimizi tehlikeye atan orman yangınları için her iki toplumda da kendi alanlarında uzmanlar tarafından eğitilmiş, adadaki bu gibi afetlere kısa sürede müdahale edebilecek bir oluşum önerisi ortaya çıkmıştır. Bu amaçla sınırlar arası serbestçe hareket edebilecek şekilde akredite edilmiş bir genç gönüllüler ekibi kurulması ve potansiyel riskleri minimize etmek adına gönüllülerin gereken eğitimleri almaları öngörülmüştü. Bu, hem iki toplumun iletişimini veri paylaşımını artırmada bir adım olacak, hem de ekolojik kayıpları azaltma da büyük rol oynayacak bir öneriydi. Ne yazık ki, önerdiğimiz şekilde kaldı ve bugün hala yangınlar sırasında iki toplum birbirine yardım etmek istese bile, siyasi engellere takılıyorlar... Kıbrıs küçük bir ada gibi görünebilir, ama aslında benzersiz bir yaşam laboratuvarıdır. Biyoçeşitliliğimiz tek kopya bir arşiv ve buradaki canlıların çoğunun yedeği yok.

Haberler Haberleri