Prof. Dr. Ceyhun Dalkan*
dalkanc@yahoo.com
Sağlığa Erişimde Hasta Hakları: Sağlık Bir Ayrıcalık Değil, Anayasal Bir Haktır!
Bir toplumun gelişmişliği, yalnızca ekonomik göstergeleriyle değil, sağlık hizmetlerine ne kadar adil ve eşit erişebildiğiyle de ölçülür. Sağlık, bireyin satın aldığı bir hizmetten çok daha fazlasıdır; yaşam hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasamızın 45. maddesi, devletin herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla yükümlü olduğunu açıkça belirtmektedir. Dolayısı ile sağlık hakkı bir ayrıcalık değil, anayasada güvence altına alınmış bir insan hakkıdır.
Ancak, anayasal güvence altında olması, Kıbrıs’ın kuzeyinde bu hakkın fiilen eşit ve adil şekilde kullanılabildiği anlamına gelmemektedir. Sağlığa erişimde yaşanan gecikmeler, uzun bekleme süreleri, altyapı, ilaç eksiklikleri, sağlık çalışanı yetersizliği, organizasyon sorunları ve sistemsizlik, hasta haklarının en temel ayağı olan “zamanında ve nitelikli sağlık hizmetine erişim hakkını” zedelemektedir.
Özellikle son yıllarda plansız nüfus artışı, sağlığın yönetilememesi, sağlık altyapısının aynı hızda geliştirilememesi, kamu sağlık sisteminin kapasitesini zorlamakta, sağlığa erişebilirliği engellemektedir. Yolsuzluk iddiaları dolaşan yeni hastanelerin açılış tarihleri sürekli açıklanıp ertelenmekte, koruyucu önleyici sağlık hizmetleri, birinci basamak hekimliğinde organizasyon, planlanma için tek bir adım atılmamakta; hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanı sayısının da ihtiyaca uygun şekilde artırılamaması sağlığa erişebilirlikte ciddi ve kabul edilmez aksamalara neden olmaktadır. Üstelik yeni açılacağı duyurulan sağlık tesislerinin sağlık çalışanı ihtiyacı, planlması için ortada herhangi bir plan, program bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak hastalar daha uzun süre beklemekte, sağlık çalışanları ise artan iş yükü altında hizmet vermeye çalışmakta, sağlıktaki kaos gün geçtikçe derinleşmektedir.
Sağlık hizmetlerinin temel amacı, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek değil, hastalığı oluşmadan önlemektir. Bunun yolu ise basamaklı, güçlü bir sağlık sisteminden geçmektedir. Birinci basamak sağlık hizmetleri; koruyucu hekimliğin, kronik hastalık takibinin, aşılama programlarının, anne-çocuk sağlığının ve erken tanının merkezidir. Etkin çalışan ve koruyucu sağlık hizmetlerine odaklı bir birinci basamak sistemi, hem hastanelerdeki yoğunluğu azaltır hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlar. Buna rağmen uzun yıllardır birinci basamak hizmetlerinin yeterince güçlendirilememesi, hastanelerin üstlenmemesi gereken yükleri taşımak zorunda kalmasına yol açmaktadır.
Sağlıkta yaşanan sorunların önemli bir bölümü yalnızca kaynak eksikliğinden değil, planlama eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Sağlık hizmetleri günlük kararlarla değil, bilimsel veriler ışığında yapılan uzun vadeli insan gücü ve altyapı planlamalarıyla yönetilmelidir. Nüfus projeksiyonları dikkate alınarak hangi bölgede kaç hekime, kaç hemşireye, kaç yatağa ve hangi branşlarda hizmete ihtiyaç duyulacağı önceden belirlenmelidir. Aksi halde sistem sürekli kriz yönetmeye çalışan bir yapıya dönüşmektedir.
Sağlık hizmetlerine erişimin sürdürülebilir olabilmesi yalnızca betondan bina yaparak değil, doğru planlanmış insan gücü politikalarıyla mümkündür. Kıbrıs’ın kuzeyinde hekim dağılımı incelendiğinde bazı branşlarda yeterli sayıya ulaşılmış olmasına rağmen, Acil Tıp, Anesteziyoloji, Radyoloji, Kardiyoloji, Nöroloji, Patoloji, Göğüs Cerrahisi, Kalp Damar Cerrahisi, Çocuk Cerrahisi ve Gastroenteroloji, Endokrinoloji, Medikal Onkoloji gibi çok kritik alanlarda önemli uzman açığı bulunduğu ve gelecekte bu açığın daha da büyüyeceği görülmektedir. Buna karşın Dermatoloji, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi gibi bazı branşlarda ihtiyaçtan fazla asistan eğitimi amaçlı kontejan açılması, uzun vadeli sağlık, insan gücü planlamasının bilimsel verilere göre değil bireysel isteklere göre yapıldığını göstermektedir. OECD ülkelerinde ortalama bin kişiye 3,7 hekim düşerken, Kıbrıs’ın kuzeyinde bu oran yaklaşık 2,3’tür. Özellikle güçlü bir birinci basamak sağlık sistemi için gerekli olan pratisyen hekim sayısı da hedeflenen düzeyin oldukça altındadır. Sağlık hizmetlerinin geleceği; nüfus projeksiyonları, hastalık dağılımı ve bölgesel ihtiyaçlar dikkate alınarak uzmanlık eğitiminin planlanmasına, koruyucu hekimliğin güçlendirilmesine ve insan kaynağının dengeli dağılımına bağlıdır.
Günümüz sağlık sistemlerinin vazgeçilmez unsurlarından biri de dijitalleşmedir. Elektronik sağlık kayıtlarının bütün sağlık kuruluşlarında ortak kullanılabilmesi, e-reçete uygulamaları, merkezi laboratuvar ve görüntüleme sonuçlarının tek sistem üzerinden görülebilmesi, etkin-denetelenen sevk zinciri, çevrim içi randevu sistemleri ve sağlık verilerinin bilimsel analizlerde kullanılabilmesi hem hizmet kalitesini artırmakta hem de kaynak israfını azaltmaktadır. Dijitalleşme yalnızca teknolojik bir yatırım değil, hasta güvenliği ve sağlık yönetimi açısından stratejik bir gerekliliktir.
Hasta haklarının temelinde eşitlik ilkesi bulunmaktadır. Sosyal sigorta ve sağlık sistemi için prim ödeyen her birey, ekonomik durumuna, yaşadığı bölgeye veya sosyal statüsüne bakılmaksızın nitelikli kamusal sağlık hizmetine eşit ve adil şekilde ücretsiz ulaşabilmelidir. Hiç kimse maddi olanakları nedeniyle daha erken tedaviye ulaşırken, başka bir kişi aylarca beklemek zorunda kalmamalıdır. Sağlık hizmeti bir piyasa ürünü değil, sosyal devlet anlayışının temel sorumluluklarından biridir.
Elbette özel sağlık kuruluşları sağlık sisteminin önemli paydaşlarıdır ve kamu üzerindeki yükün paylaşılmasına katkı sağlayabilirler. Ancak güçlü bir kamu sağlık sistemi olmadan toplumun sağlık hakkını güvence altına almak mümkün değildir. Kamu sağlık hizmetleri, herkes için ulaşılabilir, sürdürülebilir ve kaliteli olmak zorundadır.
Sağlık politikalarının merkezinde hastalar kadar sağlık çalışanlarının da yer alması gerekir. Nitelikli çalışma koşulları, yeterli insan gücü, mesleki gelişim olanakları ve iyi planlanmış bir sağlık sistemi, hem çalışan memnuniyetini artıracak hem de hastalara sunulan hizmetin kalitesini yükseltecektir.
Sonuç olarak sağlıkta yaşanan sorunların çözümü yalnızca daha fazla bina yapmakla ya da yeni cihazlar almakla mümkün değildir. Bilimsel planlama, güçlü bir birinci basamak sağlık sistemi, dijital dönüşüm, yeterli insan kaynağı ve eşitlik ilkesini esas alan kamusal sağlık politikaları birlikte hayata geçirilmelidir.
Sağlık bir ayrıcalık değildir. Sağlık, her bireyin doğuştan sahip olduğu temel bir insan hakkıdır. Bu hakkın hayata geçirilmesi ise yalnızca sağlık çalışanlarının değil, toplumun ve ‘yöneticilerin’ ortak sorumluluğudur. Sağlıktaki kaosun çözümü meslek birlikleri, hasta dernekleri ile kavga etmek değil, gerçekten sonuç alıcı işbirlikleri ile mümkündür. Bu ülkede kaliteli, daha erişebilir bir sağlık sistemi kurmak için yeterince insan gücü ve kaynak vardır.
* Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı