Ertuğrul SENOVA
Kıbrıs’ın kuzeyine son bir yılda "turist" maskesiyle çok sayıda suç örgütü mensubu, ağır yaralama ve hırsızlık zanlısının rahatça giriş yaptığı tartışmaları sürerken, adaya üç günlük tatil amacıyla Türkiye’den gelen iki doktorun limanda maruz kaldığı muamele şaşkınlık yarattı.
Önceden otel rezervasyonları ve pazar gününe dönüş biletleri bulunmasına rağmen Girne Turizm Limanı’nda muhaceret kontrolü sırasında durdurulan natropatik hekim Sergen Sucu ve çocuk psikiyatristi eşi İmren Sucu, hiçbir somut ve yasal gerekçe gösterilmeksizin gözaltına alındı.
Sucu, yaklaşık 20 saat boyunca yaşadıkları hak ihlallerini, sınırdışı edilmek üzere bindirildikleri gemiden YENİDÜZEN’e anlattı.
"Siyasi polisler geldi, kitaplarımı sordu"
Liman karakoluna çekildikten sonra siyasi polisler tarafından sorgulandıklarını aktaran Sergen Sucu, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
"Telefonlarımız ve çantalarımız didik didik arandı. Siyasi polisler hiçbir yasal tebligat yapmadan yazdığım kitapları inceledi, internetten araştırdı. Bana Türkiye’deki çözüm süreci ve Abdullah Öcalan ile ilgili sorular yönelttiler. Bütün hukuki haklarımız gasbedildi. Muhaceret polisinin mesaisi bittikten 3 saat sonra eşyalarımızla birlikte telefonlarımız bize teslim edildi. Ülkeye girişimizin tamamen siyasi sebeplerle engellendiği açıktır."
"Su talebimizi bile oyaladılar, yemeğimizi kendimiz istedik"
Gözaltı süresince temel insani ihtiyaçların karşılanmasında dahi ciddi engeller çıkarıldığını aktaran Sucu, polisin keyfi tutumuna dikkat çekti:
"Gözaltına alındığımız andan itibaren polis bize bir bardak su dahi getirmedi. Su talep ettiğimizde kimisi iyi davrandı, kimisi talebimizi yerine getirmeyip bizi oyaladı. Yemeğimizi ancak gözaltına alındıktan yaklaşık 8-10 saat sonra, kendi imkânlarımızla dışarıdan sipariş ederek yiyebildik."
Yüzde 98 engelli hastaya sağlık engeli ve İstanbul Protokolü ihlali
Daha önce 2018 yılına kadar Kıbrıs’ta yaşadığını ve adadan resmi yollarla sorunsuz ayrıldığını belirten Sucu, yüzde 98 engelli raporu bulunduğunu, çoklu kronik rahatsızlıkları olduğunu ve 2024 yılında böbrek nakli ameliyatı geçirdiğini hatırlattı:
"Yemekten bir süre sonra, gece saat 24.00 sıralarında fenalaştım. Ambulans 15-20 dakika içinde geldi ancak doktor beni polis gözetiminde muayene etti. İstanbul Protokolü gereğince, muayenenin gizliliği ve güvenliği korunmadığı için bu açıkça bir insan hakları suçudur. Sağlık personeli beni acile sevk etmek istediğini söylemesine rağmen polis 'Sizin gitmenize gerek yok, burada kalacaksınız' diyerek hastaneye erişimimi engelledi. Ne hekimden ne polisten sağlıklı bir bilgi alabildik."
"Eşime çıplak arama yapıldı"
Kıbrıs'a ilk kez gelen eşinin de ağır bir hak ihlaline uğradığını ifade eden Sergen Sucu, ceza hukukunun en temel prensiplerinin yok sayıldığını dile getirdi:
"Eşim çocuk psikiyatristi ve adaya ilk kez geliyor. Kıbrıs’la hiçbir bağı, geçmişi yok. Eğer bana yönelik siyasi bir tavır ya da bir gerekçe varsa bile ceza şahsidir, bireyseldir. Çıplak arama bana yapılmadı ancak eşime uygulandı. Kıbrıs'a ilk defa gelen bir kadına, bir hekime bu muamelenin reva görülmesi kabul edilemez."
"Devlet mi, devletsizlik yapısı mı belli değil… 8 yıldır hiçbir şey değişmedi"
Kuzey Kıbrıs'taki idari ve askeri yapının hukuka aykırı pratiklerini eleştiren Sucu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kıbrıs, bir insan hakları suçu işleyerek kendi devlet mi, yoksa devletsizlik yapısı mı olduğunu tekrar gösterdi. Nasıl karmaşık bir yapının içinde olduklarını açıkça görüyoruz. 2018 yılında burada yaşarken Kürt öğrencilere yönelik gayriinsani gözaltılara tanık olmuştum. Aradan 8 yıl geçmiş, koşullar aynı biçimiyle sürdürülüyor. Hukuk yok, insan hakları yok. Bu durumdan hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümeti hem de polisin bağlı olduğu Türk askeri güçleri doğrudan sorumludur."
"Hukuk ve sağlık herkese lazım"
Yaşananların sadece kendilerine yönelik bir haksızlık olmadığını vurgulayan Sucu, adadaki hukuksuzluklara karşı ortak mücadele çağrısı yaptı:
"Hukuk herkese lazım, insan hakları herkese lazım, insan onuru herkese lazım, sağlığa erişim herkese lazım. Bunun için daha fazla mücadele etmeli, daha fazla direnmeli ve bu hukuksuzlukları daha yüksek sesle dile getirmeliyiz."
20 saatlik bekleyişin ardından sınır dışı
Gözaltında fenalaşan Sucu'nun durumu sosyal medyada duyurmasının ardından CTP Milletvekili Doğuş Derya, İçişleri Bakanı Dursun Oğuz ile temas kurmayı denedi. Ancak Bakan Oğuz'un konuyu öğrendikten sonra Doğuş Derya’nın telefonlarına bir daha geri dönüş yapmadığı öğrenildi.
Önceki gün saat 15.00 sıralarında limana varan doktor çift, yaklaşık 20 saat boyunca liman bölgesinde tutulduktan sonra ertesi sabah saat 10.00'da gelen ilk gemiye bindirilerek sınır dışı edildi. Sucu, yaşanan ağır hak ihlalleri karşısında sessiz kalmayacaklarını ve hukuki süreci takip edeceklerini belirtti.
Limanlarda "siyasi gözaltı odaları" mı var?
Doktor çiftin Girne Turizm Limanı’nda yaklaşık 20 saat boyunca tutulduğu odanın duvarlarındaki yazılar, limandaki alıkoyma merkezinin niteliğine dair dikkat çeken soru işaretleri yarattı.
Odanın duvarlarında yer alan; "Jin Jiyan Azadî (Kadın, Yaşam, Özgürlük)", "Azadî (Özgürlük)", "Umuda Kelepçe Vurulmaz" ifadeleri ile zafer işareti ve çeşitli siyasi semboller, buranın daha önce de benzer profildeki pek çok kişinin tutulduğu bir alan olduğunu gözler önüne serdi.
Söz konusu yazıların kendilerine ait olmadığını ve odaya alındıklarında bu manzarayla karşılaştıklarını belirten hekim çiftin aktardıkları; limanlarda belirli siyasi veya muhalif kimliklere sahip yolcuların alıkonulması için özel olarak kullanılan gayriresmî "siyasi gözaltı odaları" mı bulunuyor sorusunu gündeme getirdi.