"Bu katliamdır, cinayettir, aç gözlülük, vicdansızlıktır"

Adıyaman’daki İsias Otel faciasında hayatını kaybeden Asya Tülek’in babası Mehmet Tülek, yaşadıklarını YENİDÜZEN’e anlattı…

BİR BABANIN EN ACI VEDASI…

“Kızımla bir çadırda baş başa kaldım…  O’na son kez,  benim için ne kadar değerli olduğunu söyledim…”

Fehime ALASYA

Adıyaman’daki İsias Otel faciasında hayatını kaybeden Asya Tülek’in babası Mehmet Tülek, yaşadıklarını YENİDÜZEN’e anlattı…

Hem Türkiye’de hem ülkemizde, ‘cehalete öfkeli olduğunu’ anlat acılı baba, “kızımın katilleri belli, buradaki katiller kimler olacak?” diye sorarak, toplumsal seferberlik olması gerektiğini işaret etti.

Olabildiğince geniş bir kitlenin ceza almasını istediklerini kaydeden baba, “3- 5 kişi ile sınırlı kalmaz umarım, katillerin hepsinin ceza almasını istiyoruz. Çocuğum belki geri gelmez ama sadece Bozkurt ailesi değil, onay verenin de denetleyenin de her kimlerse olabildiğince geniş bir kitlenin ceza almasını istiyoruz. Doğru olan da budur…” dedi.

Her Şubat tatilinde çocukların da sosyalleşmesi için kardeşleriyle Türkiye’ye tatile gittiklerini, Adıyman’da ise bu sebeple ailece bulunduklarını anlatan Tülek, depreme Antep’te yakalandıklarını ifade etti.

Kızına telefonla ulaşamadığını anlatan Tülek, hemen ailesi ve kardeşleriyle yola çıkarak Adıyaman’a gittiklerini belirtti.

Adıyaman’a ‘kızını alma ümidiyle’ giren acılı baba, karşılaştığı manzara karşısında adeta şoke olmuş, ailece hıçkırıklara boğulmuşlar…

Yerle bir olan şehirde, enkaz yığınlarıyla karşılaşan aile için orada ‘cehennem’ başlamış.

 

“Şimdi bazı şeyler daha somut…”

Cenaze töreni ardından bazı şeyleri daha somut görmeye başladığını anlatan babanın dilinden şu cümleler dökülüyor:

“Bu çok acı bir şey, kızımızı bizden alan oradaki cehalet, oradaki aç gözlülük. Deprem sürekli olan bir şey ve olacağı belliydi. Bu felaket göz göre göre oldu, bu bir katliamdır, cinayettir, çok büyük bir aç gözlülük, vicdansızlıktır… Ama ülkemizde de aynı cehalet yakamızı bırakmıyor. Okullarımız da aynı, ben aynı şeyi yaşamak istemiyorum ama süreç gösteriyor ki böyle giderse daha büyük acıyı biz burada yaşayabiliriz. Bu koşullarda bu felaketin kat kat büyüğünü yaşayacağımız bir gerçektir. Bu belki yarın, ama 20 yıl sonra değil… Çocuklar bu koşullarda nasıl bu okullara gidiyor anlamıyorum.”

 

“Kızımın katilleri otel sahibi, müteahhidi, denetleyeni, kontrol edeni, onay vereni, belediye görevlisidir, buradaki katiller bu durumda kim olacak?”

Yargı sürecinden söz eden baba, hem Türkiye’de hem ülkemizde, ‘cehalete öfkeli olduğunu’ anlattı.

Kızının katilerinin otel sahibi, müteahhidi, denetleyeni, kontrol edeni, onay vereni, belediye görevlisi olduğunu ifade eden baba, olası bir deprem durumunda ülkemizdeki okullarda yaşanabilecek felaketi işaret ederek, “Buradaki katiller bu durumda kim olacak?” diye sordu…

Tülek, şöyle devam etti:

“Hukuk mücadelesine girdik. Oradaki otel sahibini, müteahhidini, denetleyeni, kontrol edeni, onay vereni, belediye görevlisini, tümü de katil olarak kabul ediyorum ve hepsine de dava açıldı. Oradaki katiller bunlar. Ben Namık Kemal Lisesi’nde öğretmenim, yarın okul saatleri içinde bir deprem olsa binalarımız sağlam mı? bence hayır, bir deprem olsa kaç çocuk enkaz altında kalabilir herkes kestirebilir. Bu durumda katil kimdir? Benim kızımın katili otel sahibi, müteahhidi, denetleyeni, kontrol edeni, onay vereni, belediye görevlisidir, buradaki katiller bu durumda kim olacak?

Bu durumda katil, bunu göre göre çocuğunu okula gönderendir, okul idaresidir, bakanlıktır ve uzar gider… Herkes böyle bir durumda kendini nerede bulacağını bir düşünsün ve ona göre hareket etsin. Böyle bir somut gerçeği kimse görmezden gelmesin, bunu kimse göz ardı etmesin. Sadece okullar için de değil… Olay sonrası Türkiye’de ‘unutmadık, unutturmayacağız’ sloganları hep geçmişte kalıyor, aynı şeyi biz de mi yaşayacağız? Toplum olarak herkesin ses çıkarması lazım, gerekirse birlik olup kendi okullarımızı kendimiz yapalım. Bazı şeylerin önünü açalım, yeni eğitim merkezleri açalım, hiçbir devlet kurumundan hiçbir beklentim yok, hiçbir şey yapacaklarına da inanmıyorum. Benim okulumda aileler binaların sağlamlığını öğrenene dek çocuklarını okula göndermiyor, aynı hassasiyeti diğer okullar da göstermeli. Çocuğunuzu depreme dayanıklı olmayan bir binada okula gönderir misiniz? Eğitim kayıpları çocuklarımızın canından önemli değil.

Ömrüm boyunca çocuğum için uğraştım, koleje gitsin, özel ders alsın, sosyal olsun, günün sonunda çocuğum yok…”

 

“Olabildiğince geniş bir kitlenin ceza almasını istiyoruz”

Yargı sürecinde canını en çok da yakan şeyin her şey yolunda olsa da konunun gündemde tutulması gerekliliği yönünde olduğunu anlatan baba Tülek, “Acımızı mı tutacağız, tweet mi atacağız?” diye sordu… Süreci her zaman yakından takip edeceklerini anlatan Tülek, olabildiğince geniş bir kitlenin ceza almasını istediklerini şöyle anlattı:

“3- 5 kişi ile sınırlı kalmaz umarım, katillerin hepsinin ceza almasını istiyoruz. Çocuğum belki geri gelmez ama sadece Bozkurt ailesi değil, onay verenin de denetleyenin de her kimlerse olabildiğince geniş bir kitlenin ceza almasını istiyoruz. Doğru olan da budur… Acımız hiçbir zaman hafiflemeyecek, bununla yaşayıp gideceğiz ama inşallah bu acı bir şeylere vesile olur da burada bir şeyler değişir. Olası bir depremde zararımız en aza iner. Önemli olan deprem olmadan önce ne yapılabilir, olduktan sonra değil…”


“Yürüyerek, , ‘burası mı burası mı’ diye sora sora enkazı bulduk, oteli görünce yıkıldık”

O anları, enkaz başında beklediği çaresiz saatleri anlatan baba şunları dile getirdi:

“Biz Şubat tatilimizi 1-6 Şubat arasında Urfa-Antep turu olarak belirledik, akabinde Asya’nın şampiyonluğu ve Türkiye’ye gidip gitmeme konusu gündem oldu. Hatta önceleri, ‘keşke şampiyon olmasalar’ diye düşünsem de kendimi suçlu hissettim ve gülüp geçtik. Akabinde Urfa’da iki gün tatil yaptık ve Asya’yı geçip kafiyle bıraktık. Deprem olduğunda Antep’te oteldeydik. Çok şiddetli bir sarsıntıydı. Otelimiz yıkılmadı. Antep’te çok yıkım da görmedik. Çocuklara ulaşamadık, çok tedirgin olduk. Akabinde yola çıktık, telefonlar çekmiyordu. Bir anda çekti ve bize çocukların iyi olduğunu, kızların olduğu kafilenin kurtularak güvenli bir yere alındığı mesajı geldi. Doğru olmayan haberlerin yayılması en kötüsüydü. Biz bu umutla Adıyaman’a yola çıktık. Deprem merkezi Antep denince biz Adıyaman’da daha iyi bir senaryo olacağını düşündük. 

Gelen mesaj ile de rahatladık ve ‘çocuklarımızı alma’ umuduyla yola çıktık.

Adıyaman’ın girişinde o yıkım kendini göstermeye başladı, ağlamaya başladık, durumun farklı olduğunu anladık.

Yürüyerek, ‘burası mı burası mı’ diye sorar sora enkazı bulduk, oteli görünce yıkıldık. Biz aslında kızımızı alma ve dönme ümidiyle oraya gitmiştik ama enkazla karşılaştık…”

 

“Biz depremin üçüncü gününde hala otelin bodurumu var mı yok mu konusunu tartışıyorduk”

Enkazdaki çalışmalarda en büyük eksikliğin önce alet edevat, akabinde ‘koordinasyon’ olduğunu ifade eden baba, şöyle devam etti:

“Enkaza varınca eşimi, kızımı, geri Antep’e yolladım, ben kardeşlerimle enkazda kaldım. Saat 10-11 civarıydı, birkaç sivil, TSK askeri vardı, alet edevat kimsede yoktu. Enkazda bedeni dışarıda görünen canlı kişilere ulaşmaya çalıştık. 4 kişinin sesi geliyordu ama sıkıştıkları için çıkartamıyorduk. AFAD’tan birkaç kişi geldi ama onlarda da alet yoktu, o aynı saçma çaba devam etti. Akabinde alet geldi ama derine müdahale etmeden 3 kişiyi çıkardılar. Orası cehennem gibiydi… Üç kişiyi çıkardıktan sonra herkes gelip yalvarıyordu, bizim de çocuğumuz var gelin diyordu… O şokun etkisiyle enkazdan sürekli taşları temizledim, oradan hiç ayrılmadım, üç erkek kardeşimle hiç ayrılmadık…

Enkaz çalışmaları için yardıma gelenlerde insanüstü bir mücadele vardı, orada bulunan kimsenin hakkını ödeyemeyiz, çok uğraştılar ama ne yazık ki koordinasyon yoktu. Biz depremin üçüncü gününde hala otelin bodurumu var mı yok mu konusunu tartışıyorduk. Çok tuhaf bir durumdu… Çok garip bir süreçti. Kimsenin tecrübesi yoktu ama deneyimli bir koordinasyon olmalıydı, daha farklı bir enkaz olsaydı buna büyük ihtiyaç olurdu. Ne yazık ki koordinasyon eksikliği vardı.”

 

Günler geçtikçe ümitler kayboldu, farklı endişeler doğdu…

Saatler, günler ilerledikçe artık yavaş yavaş ümidini kaybettiğini anlatan baba Tülek, bu kez de ‘acaba teşhis edebilecek miyiz’, ‘acaba bulabilecek miyiz’ endişesi duymaya başladıklarını dile getirdi.

Tülek, “Oteldeki enkazı gördüğümüzde dahi ‘belki bir umut’ diyorduk… Oradaki büyük iş araçlarına enkaz üzerine çıkmaması için tepki göstermiştim, taş attım, ‘bizim çocuklarımızın olduğu yere bu şekilde giremezsin, yaşam alanlarını yok edeceksin’ demiştim. Artık yavaş yavaş ümidimiz kaybolmaya başladı…” dedi.

 

“Bizim için cehennem olan yer, onlar için panayırdı, insanlık dışı şeylere de tanıklık ettik”

Arama kurtarma çalışmaları sırasında ‘insanlık dışı’ olaylarına da tanıklık ettiklerini belirtti.

“Çok da güzel insanlar görüyorduk ama üçüncü günden sonra çok farklı bir ortam oluştu” diyen Tülek, şöyle devam etti:

“Hava çok soğuktu, tanımadığım insanların yanına birkaç dakikalığına sokuluyordum, insanların evleri yıkılmış, ateş başındalar, bir sigara istiyordum, bana hiç sigara bulunamayacak yerde elindeki paketi verenler oluyordu… Çok da güzel insanlar görüyorduk ama üçüncü günden sonra çok farklı bir ortam oluştu. Türkçe konuşmayan yağmacılar gelmeye başladı. Bizim için cehennem olan yer, onlar için panayırdı. İnsanlık dışı şeylere de tanıklık ettik, gerçekten çok kötüydü… Zaten sonu en kötüsüydü…”

 

“Kızımla bir çadırda baş başa kaldım, ona son kez benim için ne kadar değerli olduğunu söyledim”

Otel enkazı başında yaşadığı günleri anlatan baba Tülek, en kötüsünün de kızına son seslenişi, son vedası olduğunu dile getirdi…

Gözyaşlarına boğulan Tülek’in dilinden şu kelimeler döküldü:

“En sonu en kötüsüydü. Sonunda kızımla bir çadırda baş başa kaldım. Orada kızımla yalnız kalmak istedim, ona son kez benim için ne kadar değerli olduğunu söyledim. Çok kötüydü…”

 

 

Kargaşa dolu bazı anlar…

Yaşadığı bazı anlar hafızasına kazınan Tülek, “Cenaze töreni de çok kötüydü, kızımın tabutunun yanında durmak istedim, tanımadığım adamlar önümdeydi, gelen önüme geçiyordu, giderek geride kalıyordum, akabinde nefes alamaz duruma geldim, o da çok kargaşalıydı.” şeklinde konuştu.

 

Onları ayakta tutan şey küçük kızları…

Tülek ailesini şimdilerde ayakta tutan tek şey ise Asya’nın 5 yaşındaki kız kardeşi… Bu durumu anlatan baba Tülek, şunları ifade ediyor:

“Küçük kızım bizi ayakta tutuyor, zaman zaman ablasını çok özlüyor, sebepsiz yere ağlamaları oluyor ama destek de alarak süreci idare etmeye çalışıyoruz. Asya’nın samimi arkadaşlarını tanıyordu, annelerini, onları da soruyor, kendi kafasında farklı senaryolar kuruyor, ona dürüst davranıp anlayabileceği düzeyde açık oluyoruz”

Özel Haber Haberleri