Prof. Dr. Bülent Evre hocam, derslerde sorularına verdiğimiz yanıtlarda da dersin genelinde de sıkça “Bilgi her zaman eksiktir.” der.
Bu tek bir cümledir; ancak sıradan değildir. İnsanın zihninde yankı uyandıran, önce huzursuz eden, ardından dönüştüren bir cümledir.
İlk zamanlar bu cümleyle karşılaştığınızda ister istemez kendinizi sorguluyorsunuz. Acaba yeterince bilmiyor muyum? Eksik miyim? Akademik dünyada, bilginin ölçüldüğü, tartıldığı, notlandığı bir alanda bu sorgulama kaçınılmaz. Ancak zamanla fark ediliyor ki bu cümle bir eksiltme değil, bir açma hamlesi. Bir kapatma değil, bir davet.
Aslında bu yaklaşım düşünce tarihine hiç de yabancı değil. Sokrates’in yüzyıllar önce söylediği “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” cümlesi de aynı damardan beslenir. Bilgiyi mutlak bir sahiplik olarak değil, sürekli genişleyen bir arayış olarak görür.
Karl Popper; bilimin kesin doğrular değil, yanlışlanabilir önermeler üzerine kurulu olduğunu söylerken aynı noktaya işaret eder: Bilgi tamamlanmaz, test edilir; yıkılır, yeniden kurulur.
Thomas Kuhn’un paradigma kavramı da bunu destekler. Bir dönemin “doğru” kabul edilen bilgisi, başka bir dönemde yerini bambaşka bir çerçeveye bırakabilir. Yani bilgi ilerlemez sadece; kırılır, dönüşür, evrilir.
Bülent Hoca’nın “bilgi her zaman eksiktir” cümlesi de tam burada anlam kazanır. Bu bir yetersizlik tespiti değil, bilginin doğasına dair bir kabuldür.
Çünkü bilgi durağan değildir. Hayat gibi, insan gibi, düşünce gibi hareketlidir. Her düşüncenin bir sonrası vardır. Her adım bir başka adımı çağırır.
Bilginin farklı versiyonları vardır; düşüncenin, davranışın, hatta hakikatin bile.
Ve evet, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Bu cümleyi dile getiren Herakleitos’tur.
Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız derken, sadece suyu değil, insanı ve bilgiyi de anlatır. Bugün doğru sandığımız şey, yarın eksik kalabilir. Dün eksik gördüğümüz, bugün başka bir anlam kazanabilir.
Bu yüzden “bilgi her zaman eksiktir” cümlesi, aslında günümüze atılmış sert bir tokattır. Tabiri caizse, “ben her şeyi biliyorum” rahatlığına indirilmiş bir şamar. Her konuda kesin konuşanlara, gri alanları yok sayanlara, tamamlandığını düşünen zihinlere karşı söylenmiş bir itirazdır.
Çünkü çoğu zaman tam da “oldum” dediğimiz yerde kırılırız. Tam bildiğimizi sandığımız noktada, bilginin başka bir boyutu çıkar karşımıza. Bugün emin olduğumuz düşünce, yarın başka bir verinin, başka bir bakış açısının gölgesinde kalır. Bilgi her geçen gün yenilenir; biz fark etsek de etmesek de.
Belki mesele bilginin eksik olması değildir. Belki mesele, eksik kalmayı kabul edemeyen zihindir. Oysa bilginin eksik olduğunu kabul etmek, insanı küçültmez; büyütür. Merakı diri tutar. Düşünceyi canlı tutar. İnsanı yolda tutar.
Ve yol dediğimiz şey, zaten hiçbir zaman tamamlanmaz öyle değil mi?
Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin, sağlıkla ve hoşça kalın…