Simge ÇERKEZOĞLU
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası’nın bandosu, son dönemde gerçekleşen eylemlerde yalnızca ritim tutan bir topluluk değil; direnişte sanatın gücünü gösteren bir oluşuma dönüştü.
Sloganlara karışan trampet sesleri, kalabalığın temposunu belirlerken, dayanışmanın, cesaretin ve birlikte üretmenin sesini de yükseltiyor. Özellikle son eylemlerde dikkat çeken bando, öğretmenlerin yalnızca sınıflarda değil, sokakta da uyum içinde mücadele ettiğinin en iyi örneği. Biz de bandoda yer alan iki öğretmen, Emel İpçiler ve Meliz Kuset ile bir araya gelerek hem bandonun hikâyesini hem de müzikle kurdukları bağı konuştuk.
“Müzik hayatımın her zaman bir parçasıydı”
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası bandosunda yer alan Emel İpçiler, Güzelyurt Türk Maarif Koleji’nde ekonomi öğretmeni olarak görev yapıyor. Yedi yıldır öğretmenlik yaptığını söyleyen İpçiler, göreve başladığı ilk günden itibaren sendikal mücadele içinde olduğunu anlatıyor. Sanatla ilişkisi ise çocukluk yıllarına uzanıyor.
“Gerek öğrencilik yıllarımda gerekse sonrasında sanat dallarına her zaman ilgim vardı. İlkokuldan beri dans etmekteyim. Okul grubunda da çalardım. O zamandan ritim kulağım oluştu. Müzik de hayatımın parçası oldu.”
Lefkoşa Türk Maarif Koleji’nde fen bilgisi öğretmeni olarak görev yapan Meliz Kuset için de müzik yaşamın merkezinde duran bir alan olmuş. Yaklaşık yirmi yıldır şarkı söylediğini anlatan Kuset, profesyonel olarak sahneye çıktığını da ekliyor.
“Ben beş yaşımdan on yedi yaşıma kadar piyano çaldım. Eğitim aldığım Türk Maarif Koleji’nin de solistiydim. Yaklaşık yirmi yıldır şarkı söylüyorum. Profesyonel müzisyenim. Zaman zaman sahneye de çıkıyorum. Müzik zaten hayatımın büyük bir parçasıydı.”
İki öğretmenin yolu da zamanla sendika bandosunda kesişmiş. Emel İpçiler, sendikalı olduktan sonra bandonun ilgisini çektiğini anlatırken, Meliz Kuset ise trampetle ilişkisinin çok daha eskiye dayandığını açıklıyor.
“Sendikalı olduktan sonra sendikanın bandosu ilgimi çekti. Tanıdığım diğer öğretmenler sayesinde ben de bandoya dahil oldum” diyen İpçiler, bandonun görünen kısmının arkasında ciddi bir emek olduğunu vurguluyor. “Meliz ve ben bandoya ciddi şekilde zihin yoruyoruz. Müzik aletlerinin bakımı için de sık sık bir araya geliyoruz. Yeni ritimler çıkarıp ortak gruplarımızda paylaşıyoruz.”
Kuset ise bandoyla kurduğu bağı şu sözlerle anlatıyor. “Trampet çalmaya ilkokul yıllarında başladım. Zaten piyano çalardım. Ritme her zaman ilgim vardı. Böylece bu konuda biraz başı çektim diyebilirim. Birileri hep geldi geçti ama ben her zaman oradaydım.”
“Eylemlerde sinerjiyi yaratan şey müziktir”
Her iki öğretmen de bandonun yalnızca müzik yapan bir topluluk olmaktan öte, eylemlerin ruhunu taşıyan önemli bir unsur olduğunu düşünüyor. Özellikle son dönemde artan eylemlerle birlikte daha yoğun bir çalışma sürecine girdikleri performanslarından anlaşılıyor.
“Zaman zaman eylemler öncesinde birlikte çalıştığımız oldu” diyen Emel İpçiler, bunun yorucu ama aynı zamanda güçlü bir dayanışma alanı yarattığını söylüyor. “Sendikada müziğe ilgi duyan arkadaşlarımız da zaman zaman aramıza katılıyor. Ancak tabii ki yorucu bir iş. Özellikle üst üste gerçekleşen eylemlerde ciddi dayanıklılık gerekiyor.”
Meliz Kuset ise geçmiş yıllarda bandonun daha doğaçlama ilerlediğini, bugün ise daha organize bir yapı oluştuğunu anlatıyor. “Öğretmenler her zaman toplumun hakkını korumak adına eylemlerde yer aldı ancak eski yıllarda bu kadar sık eylem olmazdı. Yılda bir kez ancak çalardık. O zamanlar daha doğaçlama ilerlerdi. Son zamanlarda ise zaman zaman bir araya gelip çalışıyoruz.”
Kuset’e göre meydanlarda ortaya çıkan enerjinin en önemli etkenlerinden biri müzik.
“Eylemlerde sinerjiyi yaratan şeyin müzik olduğunu düşünüyorum. O yüzden sendikaların müzik grupları önemlidir. Ritim insanları bir arada tutuyor.” Bandoyla kurduğu bağı anlatırken verdiği bir ayrıntı ise dikkat çekiyor. “Hamile olduğum süreçte bile bandoda yer aldım. Bundan sonra da bayrağı Emel’e devredeceğiz.”
“Kimliğimiz sendikamızdır”
Eylemlerde görünür olmanın yarattığı baskıya rağmen geri adım atmayı düşünmediklerini söyleyen iki öğretmen, kendilerini siyasi kimliklerden çok sendikal mücadele içinde tanımlıyor. “Siyasi çekincelerim olmadı” diyen Emel İpçiler şöyle konuşuyor, “Mesleğimiz gereği insan önünde olmaya, konuşmaya ve anlatmaya alışığız. Bu alışkanlığım eylemlerde de sürdü. Göz önünde olmaktan çekinmedim. Geçmişimde farklı alan örgütlerinde de yer aldım. Ancak sendikamın çatısı altındaki her grevde ve eylemde kimliğim sendikamdır.”
İpçiler, son süreçte hakkında soruşturma açıldığını da anlatıyor.
“Polis bana soruşturma açtı. Beni kapsamayan davalar bile bana okundu. Hepimizin önüne aynı ithamlar kondu. Toplumu ayaklandırmak ve dağıl emrine uymamakla suçlanıyorum.”
Meliz Kuset de benzer şekilde soruşturma süreciyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. “Siyasal olarak birilerinin bayrakçısı değilim. Benim bayrağım sendikamın bayrağıdır.”
Kuset, Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından hakkında soruşturma açıldığını öğrendiğini belirterek şunları söylüyor.
“Topluma kötü örnek olmakla suçlanıyorum. İlk başta üzülmüştüm ama sonra gülüp geçmek gerektiğine karar verdim. Neler olacağını bekleyip göreceğiz. Bizi korkutmaya çalışıyorlar.”
FOTOĞRAFLAR: DOĞAN SAMER