Ayasofya (Selimiye) Meydanı ve Mahallesi

Ayasofya (Selimiye) Meydanı ve Mahallesi

Tuncer Bağışkan

Bizans dönemi sonlarından başlayarak günümüze kadar Kıbrıs’ın başkenti olan Lefkoşa’da değişik işlevler yüklenen üç önemli meydan vardır. Geçtiğimiz haftalarda ilkin Lefkoşa’nın idari merkezi olan Sarayönü Meydanı’nı anlatmış, daha sonra ise bir ticaret ve konaklama merkezi olan Asmaaltı Meydanı üzerinde durmuştum. Bu haftaki yazım ise asırlar boyunca Lefkoşa’nın en önemli dini merkezi olan ve demorafik yapısının bozulmasıyla birlikte bir yok oluş sürecine giren Ayasofya (Selimiye) meydanı ile yakın çevresi üzerine olacaktır. Ortaçağda kentlerin en önemli dini yapılarının kent merkezlerine inşa edildiği ve zamanla çevrelerine yapılan binalarla kentlerin oluştuğu bilinmektedir. Nitekim 1987 yılında surlar içi Lefkoşa’nın ölçümünü yapan G. Hykle, kent merkezinin, meydanın güneyindaki Necmi Avkıran’ın eski dükkânının bulunduğu yer olduğunu belirlediğinden dükkânın köşesine bakır bir levha monte edilmiştir. İngilizce olan levhadaki yazıtın tercümesi şöyle: “Kuyumcular sokağı no. 49’daki bu tabelayı okuduğunuz sırada surlarla çevrili eski Lefkoşa şehrinin merkezinde duruyorsunuz demektir. Bu noktadan Lefkoşa’nın çevresindeki 11 burcun her birine uzaklık tam olarak yarım mil veya 804 metredir. G. Hykle 1987”.
Meydanın oluşum tarihi kesin olarak bilinmiyor olmasına karşın, Roma döneminde oluşmaya başladığı tahmin edinilmektedir. Nitekim caminin batı cephesindeki avluda tuvalet yapımı sırasında bulunan sütun gövdesi şeklindeki silindirik kaide üzerindeki Latince yazıtın M.S 2’inci yüzyıla ait olduğu İstanbul Üniversitesindeki Roma Sanatı hocam Prof. Dr. Jale İnan tarafından bilgime getirilmişti. Şimdilerde bu kaidenin üzerinde, bir Lefkoşa aşığı olan rahmetlik Haşmet Muzaffer Gürkan’ın büstünün oturduğunu da kaydetmem gerekiyor.

Ortaçağ’da Aya Sofya Meydanı ve yakın çevresi

Konuya genel olarak bakıldığında meydan ile yakın çevresi Roma, Bizans, Lüzinyan ve Venedik dönemleri boyunca merkezi katedral, kilise, başpiskoposluk sarayı ve diğer anıtsal yapıların yoğunlaştığı önemli bir dini merkez durumundaydı. Bu yapılar dini amaçlarla kullanılmalarının yanı sıra, savaş gibi siyasi konularda önemli kararların verildiği ve halkın manevi duygularına hitap edilmek suretiyle motive edildikleri bir toplanma yeri olma işlevleri de vardı. Nitekim Osmanlıların Lefkoşa kuşatması sırasında şehirde bulunan İtalyan Rahibi Angele Calepio’nun anlatımından, Latin Piskoposu Francesco Contarini’nin 1570 yılının haziran ayında Lefkoşalıları meydandaki St. Sophia katedraline toplayıp onları Osmanlı ordusuna karşı kahramanca savaşmaya teşvik edip kışkırttığı, konuşmasından sonra söz alan Venedikli kont Giacomo’nun da tüm Kıbrıslılar adına Venedikli efendilerini değiştirmektense kılıçla ölmeyi tercih etme sözü verdiği bilgileri edinilmektedir. Gerçekten de verilen söze sadık kalan Lefkoşalılar, şehri Osmanlılara karşı savunmak için canla başla savaşırlarken, savaşmayacak olanlar da Katedrale sığınmışlardı.
Meydanda bulunan Venedik ve özellikle de Lüzinyan döneminin başyapıtlarından olan ve Osmanlı ile İngiliz Sömürge dönemlerinde de kullanılmaya devam eden binalardan günümüze gelebilenler arasında St. Sophia Katedrali (Ayasofya / Selimiye camisi), St. Nicholas Kilisesi (Bedesten), Chapter House (Papazların meclis binası), Latin Başpiskoposluk Sarayı (Kadı Menteşoğlu Konağı / Küçük Mehmet binaları) ve Venedik Evi (Lapidary Müzesi) bulunmaktadır.

Osmanlı döneminde meydan ve çevresi

Kıbrıs’ın 1570/71 yılında Osmanlı İdaresine girmesinden sonra meydan ile mahallenin çehresi daha da bir değişim ve gelişim sürecine girmiştir. Meydan, bu dönemde de dini bir merkez olma işlevini sürdürürken, buna Ortaçağdan daha da yoğunluklu olarak, ticaret, konaklama, dini eğitim ve öğrenim merkezi olma işlevleri de yüklenmiştir.
Osmanlı ile İngiliz Sömürge dönemlerinde meydandaki cami ile mahalle ‘Ayasofya’ adıyla bilinirken, 13.8.1954 tarihinde zamanın müftüsü Mehmet Dana Efendi’nin aldığı bir kararla adları, Kıbrıs fatihi II. Sultan Selim’in adından dolayı, Selimiye olarak değiştirilmiştir.
Bu dönemde mahalledeki Kütüphane, Ayasofya, Borazanbaşı, Zühtüzade, İdadi, Mecidiye, Müftü Hilmi, Müftü Asım, Yorgancıbaşı ve diğer sokaklarda, varlıklı Osmanlılar ve özellikle de başta Ayasofya camisinde görev yapan şeyh, imam ve diğer din görevlileri oturmaktaydı. 1831 tarihli Osmanlı nüfus defterinde mahallenin tamamının Müslüman olduğu ve 396 kişilik bir nüfusunun bulunduğu bilgiler yer almaktadır. Mahalle, Osmanlı ile İngiliz Sömürge dönemi boyunca da dini işlevini sürdürmesi itibarıyla 1879 yılı ile öncesinde “Cami Mahallesi” adıyla bilindiği ‘British Cyprus’ adlı kitabın yazarı W. Hepworth Dixon tarafından kayda geçirilmiştir.
Osmanlı döneminde meydandaki ortaçağ mimarisinin başyapıtlarından olan St. Sophia Katedrali, Venedik Evi, St. Nicholas Kilisesi, Chapter House, Saçaklı Ev ve Latin Başpiskoposluk Sarayı ayni şekilde, ya da fonksiyon değişiklikleriyle yeniden kullanılırken, Vakıf geleneğinin Kıbrıs’ta kökleşmesiyle meydanın çevresindeki mahalleye zaman süresince daha değişik Osmanlı yapıları da inşa edilmiştir. Bunlar arasında medrese (Büyük Medrese ve Küçük Medrese),  II. Sultan Mahmut Kütüphanesi,  Han (Deveciler Hanı ve Mısırlı Hanı), Çarşı (Lefkoşa halkının tüm yiyecek ve diğer sair ihtiyaçlarını karşılayan ve Suk-u Sultani olarak bilinen Büyük Pazar, Bedesten, Kuyumcular Çarşısı, Balık Pazarı, Kadınlar Pazarı ve büyük bir olasılıkla XVI. Yüzyıl çarşısının bir devamı olan Arasta Çarşısı),  Alay Müftüsü Aziz Efendi Tekke ve türbesi, Çeşme (Büyük Medrese Çeşmesi, Küçük Medrese Çeşmesi, Selimiye Camisi Çeşmesi), Şehit Türbeleri (İttik Dede ve  Ethem Dede Türbeleri), Ayasofya cami mezarlığı ve sivil mimari örnekleri arasında yer alan bahçeli, cumbalı ve saçaklı konaklar yer almaktadır.

İngiliz Sömürge döneminde meydan ve çevresi

Mahalle İngiliz Sömürge döneminde kesme sarı taştan yapılan eski Lise Binaları (Bayraktar), Tarakçı Mektebi (eski Haydarpaşa Ticaret Lisesi) ve Osmanlı etkisi taşıyan cumbalı konutlarla daha da bir zenginleşmiştir. Kısacası söylemek gerekirse mahalle, Roma, Bizans, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve İngiliz Sömürge Dönemi mimari örneklerini barındırmaktadır. Bu ise, mahallenin geçmiş kültürlerin karışımıyla oluşan özgün kimliğini yansıtmaktadır.

Ayia Sophia Katedrali (Ayasofya / Selimiye Camisi)

Sadece Lefkoşa’nın değil, tüm adanın da en görkemli yapısı olarak görülen Ayasofya meydanındaki St. Sophia Latin katedrali, Lüzinyanların 1192 yılında adaya hakim olmaları üzerine Kıbrıs’taki hakimiyetlerinin bir simgesi olarak Lefkoşa’nın merkezine inşa edilmiştir. Yapımına karar verildiği sırada Fransa’daki gotik mimari doruğa erişmiş bir durumdaydı. Böylece Paris’teki Notre Dame Katedrali’nin bir benzerinin yerel şartlara uygun bazı değişikliklerle inşa edilmesi karara bağlandığından Paris’in ünlü taş ustaları ile heykel sanatçıları 1209 yılında Başpiskopos Thierry tarafından Kıbrıs’a getirilir. Ayrıca daha sonraları Lüzinyan Kıralı I’inci Henry’nin eşi olacak olan “Lady Alix of Champagne” da katedralin ilk taşını koymak üzere Kıbrıs’a davet edilir. Katedralin inşaatına katkı sağlayan en önemli kişiler arasında Kıbrıs Latin Başpiskoposu Eustorge De Montaigu (1217-1251), Fransa kralı St. Louis ile mimarı Eude de Montreuil ve kral St. Louis gösterilmektedir. İnşaatına başlandıktan yaklaşık 117 yıl sonra Katedralin ibadet amacıyla kullanılabilecek kadar tamamlanması üzerine 5 Kasım 1326 tarihinde Başpiskopos Giovanni del Conte Pole tarafından dini bir törenle kutsanarak St. Sophia adıyla ibadete açılır. Lüzinyanların baş katedrali olması itibariyle Lüzinyan krallarının Kıbrıs krallık tacını giydikleri ve içinde Lüzinyan soylularıyla bazı kralların da gömülü olduğu bir Latin Katedrali olarak ünlenir. Ancak önce 1373 yıllarındaki Ceneviz akınlarından ve 1491 ile 1547 yıllarındaki iki büyük yer sarsıntısından hayli zarar görür.
Osmanlıların Lefkoşa’yı ele geçirdikleri 9 Eylül 1570 tarihinde kullanılamayacak derecede harap durumdaydı. Bu nedenle tamir edilmesinin yanı sıra binaya mihrap, minber, kürsü eklenmek ve içi de beyaza boyanmak suretiyle camiye çevrilir. Yapının batı cephesinin iki yanındaki 49 metre boyunda olan iki minare ise II. Sultan Selimin 1.Mayıs.1572 tarihli buyruğuyla camiye eklenir. Yapının batı avlusundaki şadırvanın 1903-1909 yılları arasında veya 1909 yılında inşa edildiği Evkaf arşiv belgelerinde kayıtlıdır. Lefkoşa’nın alınması sırasında kentte bulunan Angelo Calepio katedralin camiye çevrilmesini şu şekilde anlatmıştır: “Türkler Latin Katedrali S. Sophia’yı temizlemeye başladılar. Koro bölümünü kaldırdılar, mihrapları ve saireyi tahrip edip binanın içini kendi tarzlarına uygun olarak düzenlediler. Müteakip Cuma günü 15 Eylül.1570’de (Lala Mustafa) Paşa maiyetiyle birlikte oraya tanrıya ibadete ve böylesine büyük bir zafer için O’na şükranlarını sunmaya gitti”.
Cami daha sonraları Sultan Selim Han Evkaf’ına (Selim Vakfı’na) bağlanırken, yaşatılması için başka kişiler tarafından da vakfiyeler oluşturulur.  Bu dönem boyunca  sadece Lefkoşa’nın değil, tüm adanın da en büyük camisi olarak hizmet vermiştir. Osmanlı valileri, üst düzey yöneticileri ve kentin ileri gelenleri Cuma namazlarını hep bu camide kılarlardı. 1760-1767 yıllarında camiye gitmek için atına binen Kıbrıs valisinin beraberinde dört veya beş ileri gelen Türk bulunduğu ve bu grubun arkasında ise tüm saray mensuplarının yürüdüğü kaydedilmektedir.
1874 yılında Sultan  Abdülaziz'in  Kıbrıs'ı  ziyaret  edeceği  söylentileri  üzerine, katedralin orjinal güney kapısı sökülerek doğu apsitindeki pencerenin yerin monte edilmiş ve kapıya Sultan Abdülaziz’ın adından dolayı "Aziziye  Kapısı"  adı  verilmiştir. Ayrıca kapı kemerinin üst başına Abdülaziz'in tuğrası ve eski rüştiye okulunun güzel yazı öğretmeni "Hattat E's Seyyid  Ahmet Şukri Efendi"nin  Abdülaziz'i metheden yazıtı da yerleştirilmiştir.
   
Bedesten (St. Nikolas Kilisesi)

  M.S XIV. Yüzyılda Ayasofya Camisi'nin güneybatısındaki Bizans kalıntılarının üzerine Gotik nizamda inşa edilmiş bir yapıdır. Lüzinyan döneminde kilise olarak inşa edilmiş, Venedik döneminde Ortodokslar tarafından St. Nicholas kilisesi adıyla Metropolit Binası  olarak kullanılmış ve Osmanlı döneminin ilk yıllarında ise kapalı tekstil pazarı (bedesten) olarak kullanılmak üzere Haremeyn vakfına verilmiştir. Bu tarihten itibaren sırasıyla tekstil pazarı, gıda pazarı, un pazarı, buğday deposu ve ambar olarak kullanıldıktan sonra işlevini yitirmiştir.
1760 ile 1767 yılları itibariyle Lefkoşa'nın ileri gelen Türk, Rum ve Ermeni tüccarların çeşitli gıda maddesi satışı yaptıkları bir iş merkeziydi. 1873 yılında un pazarı olarak kullanılmaktaydı. Burada genellikle Değirmenlik köyü civarından getirilen buğday ile az miktarda arpa unu devlet memurlarının kontrolünde okka okka satılmaktaydı. 
Bir zamanlar müze olarak kullanılmakla birlikte yıllardan beridir ziyarete kapalı tutulan yapının doğusundaki odada, Ömerge Camisi ile değişik yerlerden getirilen ortaçağa ait mezar  taşları,  mimari  parçalar ve  Osmanlı  dönemine  ait  çok  güzel  ahşap  bir  tavan bulunmaktadır.  Bir süre önce ise bu müzenin üstündeki odalar Kıbrıs Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmete sokulmuştur.
1880’li yılların başlarında Kıbrıs’ta ikamet eden İngilizlerin bazıları ve ünlü İngiliz haritacı Lord Kitchener, bu kiliseyi ya satın almak, ya da kiraladıktan sonra restore edip ibadet amacıyla kullanmak istemişlerdi. Çünkü onlar kilisenin Ortaçağ tarikatları arasında yer alan “Canterburglu Şehit Aziz Thomas Tarikatına” bağlı olan Aziz Nicholas’a ait olduğuna inanıyorlardı. Ancak vakıf olan mallar satılmadığından, Harameyn vakfına ait olan bu kilisenin satın alınması mümkün değildi. Ayrıca İslam hukuku da camilerin en aşağı 100 arşın (70 yarda) yanına başka dine ait herhangi bir kilisenin yapılmasına veya ibadet amacıyla kullanılmasına onay vermiyordu. Bu nedenlerle Anglikan kilisesi mensupları burasını ibadet yeri olarak kullanma fikrinden vazgeçmek zorunda kalmışlar ve daha sonra kiliselerini Lefkoşa surlarının dışına inşa etmişlerdir.

Chapter House (Rahiplerin Meclis Binası)

St. Sophia katedralinde görev yapan rahiplerin toplantı düzenlemeleri amacıyla M.S XIV’ünü yüz yılda katedralin güneydoğusuna inşa edilmiştir. Batı cephesindeki kemerli giriş kapısının üst başında bir Lüzignan arması bulunmaktadır. Bina Ortaçağ'dan sonra "konut" olarak kullanıldığından,1930'lu yılların ilk yarısında esaslı bir onarım geçirmiştir. İkinci Dünya savaşına asker olarak katılmak isteyenlerin kayıtlarının bu binada yapıldığı bilgileri de edinilmektedir.

Haftaya meydandaki diğer tarihi yapılar

Dergiler Haberleri