1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Pile’de gülümsemek, masada uzlaşmak
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Pile’de gülümsemek, masada uzlaşmak

A+A-

İki umutlandırıcı gelişme oldu aslında…
Pile’de liderler yan yana geldi, bir sofrada buluştu, iki toplumlu “barış festivali”nde birlikte gülümsedi.

Uzun zamandır isminde “barış” geçen bir “ortaklık” olmuyordu pek…
Hasret giderdik.

Ne güzel görüntülerdi; eller birleşti, ortak ezgiler ve figürler anımsandı, adımlar atıldı.

***
Bir diğer olumlu gelişme, Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman’ın Kıbrıs Rum basınına konuşmasıydı.

Uzun zamandır görmediğimiz, değerli bir adımdı bu…

Böylesi bir tereddüdü vardı Tufan Hoca’nın…
Yüz yüze görüşmelerimizde, bunun anlamlı olacağı konusunda her daim hemfikir oluyorduk.
Ama gerçekleşmiyordu nedense…

Nikos Hristodulidis, Kıbrıslı Türk gazetecilerle bir araya gelmek konusunda çok daha rahat, çok daha cömertti oysa…

***
Kıbrıs Rum basını, çözüm süreçlerinde her daim “gündem belirleyici” olabiliyor.
Kimi gelişmeleri ilk oradan okuyoruz.

Üstelik bunlar her zaman manipülasyon ya da yanlış yönlendirme de içermiyor.
Çoğunlukla kimi girişimleri, belgeleri, yanıtları ve hazırlıkları da oradan öğreniyoruz.

Epeyce bilmediğimiz var hâlâ…
Örneğin “7 öneri” deniyor.
Tek tek neymiş bunlar?

Bildiğimiz, Kıbrıslı Türk liderliği bunların altısını kabul etti.
Geçiş noktalarının açılmasıyla ilgili önerinin ise daha ayrıntılı görüşülmesini istedi.

Kıbrıslı Rum liderliğinin önerilere olumsuz yaklaştığı anlaşılıyor.
O da “geçiş noktalarına dair olanı kabul ettim” diyor.
 

Tamam da…
Kim, neyi, neden reddediyor?
Birleşmiş Milletler keşke bunları açıklasa toplumlara…
Yani görüşmelerin belirli aşamalarında gelinen noktayı anlayabilsek.

***
Pile’de görüntüler umut verici olsa da…
Yine de “gizli” bir gerilim vardı.

Nikos Hristodulidis’in şu sözlerinde olduğu gibi: “Sürecin önünü açabilecek ve olumlu bir sonuç almamızı sağlayabilecek olan kesinlikle siyasi iradedir. Her şey buna bağlıdır.”

Kendince bir “avantaj” geçirmiş eline…
Bunu her fırsatta kullanıyor.
O da şu…
Türkiye’nin tavrı!

Çünkü Türkiye, Kıbrıslı Türklerin çok açık, bariz ve net seçim tercihine rağmen Birleşmiş Milletler zemini dışında, “ayrılıkçı” bir politika izliyor.

Bu da Tufan Erhürman’ın hareket alanını daraltıyor.

Bana kalırsa, “federal çözüm” ifadesinden kaçınmasının gerisinde de bu sıkışmışlık var…
Politis’ten Andreas Paraskos’un ısrarlı sorularına rağmen…
Elbette “içerik, etiketlerden daha önemli” ama…
“Federal çözüm” dese bir kez aslında…

Çünkü “siyasi eşitlik” başka hangi çözüm modelinde var ki?
Ya da “dönüşümlü başkanlık.”
İki ayrı devlet formülünde olmadığına göre bunlar…

Kaçtıkça peşinize düşüyor bu “federal çözüm” söylemi.
Boşu boşuna nefes tüketiliyor…
Üstelik bu durum, Nikos Hristodulidis’in “niyetsizliğine” de kalkan oluyor ya…
Öfkem buna…

Tufan Erhürman’ın şu değerlendirmesini çok daha fazla konuşabilmeliyiz: “Genel Sekreter’in önerilerinin neredeyse tamamını kabul ettim ve geçiş noktalarını daha ileri düzeyde görüşmeye hazır olduğumu söyledim.”


***
Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs Temsilcisi Maria Angela Holguín de bir mektup kaleme aldı geçtiğimiz hafta…
Burada “seçim” atmosferi de var ya…
Pek umursamıyor kimse…

Maliye’yi borç batağına sürükleyen kirli ortaklık uçaklar uçuruyor, konutlar konduruyor, 90’lı yıllara benzer bir vaat ve korku siyaseti yürütüyor.

Neyse…

Angela Holguín şunu soruyor:
“Eğer son iki yıl içerisinde iki taraf, iletişimi kolaylaştıracak bir barikatın açılmasında, mayınsızlaştırmada ya da tüm adayı plastik kirliliğinden arındıracak ortak bir çabada ve iş birliği yapılabilecek diğer birçok alanda bile uzlaşamadıktan sonra, özellikle sınır hatları günbegün daha belirgin hâle gelirken, iki toplumun artan uzaklaşmasını ve onlarca yıllık bölünmüşlüğü aşacak siyasi, ekonomik ve sosyal bir modelde nasıl uzlaşacaklar?”

Tamam da…
Birleşmiş Milletler de bizim merak ettiğimiz soruları soracaksa eğer…
Yanıtları kim verecek?

Kimin ne önerdiğini, neyi kabul ettiğini, neyi reddettiğini ve neden reddettiğini kim anlatacak toplumlara?

Diplomasi elbette mahremiyet gerektirir.
Ama mahremiyet, sorumluluğu görünmez kılmanın gerekçesi olamaz.
Çünkü ortada bir sonuç yoksa bunun nedenini bilmek de bu adada yaşayan insanların hakkıdır.

Yoksa herkes kendi kamuoyuna kendi hikâyesini anlatmayı sürdürecek.
Herkes kendince haklı, herkes karşı tarafı suçlu gösterecek.
Böyle sürerse de barış Pile’deki güzel bir fotoğrafın içinde kalacak.

 

Bu yazı toplam 211 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar