Dünya Bankası’nın 2026 Kuzey Kıbrıs Raporu, bizim tespitlerimizi de doğruladı. Ama sadece rapor yazmak yeterli değildir…
Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen ve Dünya Bankası tarafından yürütülen Kıbrıs'ta Ekonomik Yakınlaşmayı Destekleme Programı kapsamında hazırlanan "Zorlu Koşullarda Yol Almak: Enflasyon ve belirsizliği Yönetmek" konulu 2026 Makroekonomik İzleme Raporu geçtiğimiz hafta açıklandı.
Uzun zamandır, ben ve başka ekonomist arkadaşlar yazılarımızda ve açıklamalarımızda rapordaki benzer konulara işaret ediyoruz. Raporda yapılan tespitler, bize yabancı değil ve şaşırtmadı. Bu raporun , bizi teyit ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Bugünkü yazımda, bu raporun içeriği ile ilgili olarak önemli gördüğüm hususları içeren bazı özet bilgiler verip, kendi değerlendirme ve yorumlarımı sizlerle paylaşacağım.
2026 Makroekonomik İzleme Raporu'nun ana konusu, uzun süredir yüksek seyreden enflasyondur. Rapora göre, ülkede yaşanan enflasyonun farklı nedenleri var ve iç dinamiklerden kaynaklı nedenlerin, karar alıcıların bazı reformları ile iyileştirilebileceğidir.
AB ve Dünya Bankasının çalışmaları, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin gelişimine katkı koymalı, adadaki ekonomik entegrasyonu sağlamalı ve KKTC reel sektörünü güçlendirmeyi hedeflemelidir. ok
Rapora göre, Kıbrıs Türk ekonomisindeki büyüme, 2025 yılı itibarıyla hız kesti. Genel Enflasyonun geçmiş yıllara göre bir miktar gerilediği, ancak hizmetler alanında yüksek seyretmeye devam ettiği, bu bağlamda, eğitim alanında yüzde 66,6’lık oranıyla en yüksek enflasyona sahip olduğu belirtildi.
Eğitim ve sağlık alanlarındaki enflasyonun genel enflasyon oranından yüksek olduğunu bizde uzun zamandır belirtiyoruz.
Ülkede yıllardır süren yüksek enflasyondan dolayı, çalışanlara ödenen maaş ve ücretlerin, ekonomik baskıyı arttırdığı da belirtildi.
Rapora göre, yerel iş piyasasında, yabancı iş gücüne bağlılığın arttığı, bu doğrultuda gençlerin aldıkları eğitimin potansiyelinden tam olarak yararlanılamadığı, genç nüfusta işsizliğin arttığı belirtildi.
Ayrıca, iş gücü piyasasında erkeklerin yaklaşık yüzde 65, kadınların ise yüzde 35 oranında temsil edildiği, bunun önemli nedenlerinden birinin de çocuk veya yaşlı bakımı gerekçesi olduğu dile getirildi. Bunlar yanında, eğitim durumu, iş tercihi ve beklentileri de bence göz önünde bulundurulmalıdır.
Öte yandan, raporda, Bankacılık sektöründe krediler alanında genişleme yaşandığı, ancak bu genişlemenin yatırım odaklı değil, daha çok tüketici kredileri ve işletme sermayesi kredileri yönünde yaşandığı belirtildi.
Bütçedeki mali açığın büyümesinin, yüksek maliyetli iç borçlanmaya bağımlılığı arttırdığı ve bunun sürdürülebilir bir yapı olmadığı da açıklandı.
Türkiye’de yaşanan makroekonomik şokların, KKTC’de yaşanan enflasyona da hızla yansıdığı, bunun Türkiye Cumhuriyeti ile yapılan ticaret, ortak kullanılan para birimi, mali transferlerde kendini gösterdiği belirtildi. Enflasyon üzerinde, enerji fiyatlarının da baskı unsuru oluşturduğu belirtildi.
Raporda, Enflasyonu azaltmak için, çözüm önerileri de getirildi. özellikle ithalat prosedürlerinin sadeleştirilmesinin önemine vurgu yapılarak, ithal ürünler için yüksek fiyat uygulaması olduğu ve söz konusu fiyatların düşürülmesinin maliyetleri de düşüreceği ifade edildi.
Mali disiplini yerleştirmek gerektiği de belirtilerek, iç piyasalarda güven ve öngörülebilirliğin sağlanmasının da altı çizildi.
Dünya Bankası raporu ile ilgili bazı özet bilgileri sizlere aktardım. Şimdi de, raporla ilgili görüş ve değerlendirmelerimi aktaracağım.
Rapor içinde kıymetli bilgiler mevcuttur. Ancak, bu bilgiler bizim için yabancı değildir. Bildiğimiz verilerin, konuların ve sorunların tespiti ve tekrarıdır.. Bu tespitlerin ve sorunların çözümü için hem siyasi iradeye, hem de ekonomik desteklere ihtiyaç vardır.
Petrol fiyatlarının aşırı yükselmesinin yanı sıra, tedarik zincirlerindeki değişimler, TL’nin değer kaybı, yüksek enflasyon ve Türkiye ekonomisine bağımlılık nedeniyle, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin, kırılgan bir durumda olduğu aşikardır.
Ülkemizdeki Hükümet ise, ekonomideki kırılganlığa karşı tedbirler almamış, diğer yandan yüksek enflasyonu önlemek için, fiyat istikrarını sağlamaya yönelik maliye politikaları uygulamamış ve ekonomik istikrarı oluşturamamıştır.
Ekonomideki dengesizliklerin yaşandığı, yüksek enflasyon ortamında, Hükümet, sürdürülebilir bir borç yönetimi de oluşturamamış, aynı zamanda ekonomik büyümeyi artırmaya yönelik maliye politikaları da uygulamamıştır.
Ülkedeki ekonomik istikrarın güçlendirilmesi, sürdürülebilir büyümenin desteklenmesi, yatırım ortamının geliştirilmesi ve ülkenin ihtiyaç duyduğu reformların hayata geçirilmesi hükümetlerin öncelikleri olmalıdır.
Sonuç olarak, AB, IMF ve Dünya Bankası, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin kendi ayakları üzerinde durması için, sadece raporlar yazmak değil, yeterli ekonomik ve mali destek programlarını uygulamaya koymalıdır. AB, Güney Kıbrıs’a önemli ekonomik katkılar yaparken, maalesef Kuzey’e yaptıkları katkılar yetersizdir.
Kuzey Kıbrıs ekonomisinin mevcut durumunun ve sorunlarının neler olduğu noktasında rapor yazmak önemlidir. Zaten, bunları biz de yapıyoruz. Esas önemli olan, sorunların çözümü için somut adımlar atılmasıdır. AB, Yeşil Hat tüzüğünün, mali yardım tüzüğünün geliştirilmesi ve Doğrudan Ticaret tüzüğünün uygulamaya başlaması için, daha somut adımlar atmalıdır.






