1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. Bir kitabı beklemek
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

Bir kitabı beklemek

A+A-

Yaş aldıkça şunu anlıyorum. İnsana hayatı bağlayan bir hedefinin olması. Gerçekleşmesi için çalıştığın, eline almayı, dokunmayı beklediğin bir şey örneğin. Herhangi bir şey olabilir bu. Bir bekleyiş hedefe ulaşmaktan bile heyecan verici ve keyiflidir kimi zaman. Ben de yeni şiir kitabım Zaman Fısıltısını bekliyorum bu günlerde.

Şiirle arayıp durduğum şeyin masumiyet olduğunu düşünüyorum. Dünyanın derdini yüklenmeye çalışırken de aradığım böyle bir dil sanırım. Kötülüğün kalelerini yıkma girişimi şiir benim için. Bunlar kâğıttan kaleler çoğu zaman, bir üflemek yetebiliyor.

Şiirin mekânı bellektir. Yaşanan her an belleğe aittir çünkü. Çağrışımlar zinciri, bilinç akışı bellekte gerçekleşir. Bellek hatırayı çarpıtır, farklı zamanları iç içe geçirir. Çocukluk neden insanın anayurdudur? Çünkü çocukluk dokunulmamış, çarpıtılmamış bellek demektir. Çocukluğa dair kayıtlar, en sahici kayıtlardır. Çocuk kurgusunu beğendirmeye ya da bir şeyi ispatlamaya çalışan bir film yönetmeni değildir çünkü. Çocuk hafızasında bir Proust sadakati vardır. Kayıttaki kelimeler masumiyetlerini yitirmemiştirler ve kendinde anlamlar taşımaktadırlar.

Bence şair olmak hep çocuk kalmaktır biraz da. Şairin sözcüklerle kurduğu ilişki çocuğun sözcüklerle kurduğu ilişkiden farklı değildir bir anlamda. Çocuk gibi şair de bir sonsuz keşifler alanı olarak görür dünyayı. Çocuğun en önemli özelliği sisteme teslim olmamış olmasıdır. Şair için de önemlidir bu. Her şiir bir karşı çıkıştır; var olan için yeni tanımlama biçimleri aramaktır. Şiirin bir karşı çıkışı dillendirmesinden söz etmiyorum, şair neden söz ederse etsin var olan dilin sınırlarını zorlayarak bir karşı çıkış içine girmiştir zaten.

Diğer yandan şiir planlanmış bir karşı çıkış olmamalı bana kalırsa. Bu onun büyüsünü bozuyor. Yani kamusal alandaki ahlakı sarsıcı kelimeleri, politik alanda söylenmesi sakıncalı olanı planlı biçimde dizelere dökmekten söz ediyorum. Bu okuru afallatabilir ve söylemin içsel şiddeti ve kabalık diye tanımlananla şairi görünür kılabilir ama şiir bunun çok ötesidir. Şiir derinden gider ve gizli olanı sarsıcı biçimde yüzeye taşır. Onun yasak tanımazlığı, verili ahlaka karşı çıkışı derindedir. Şiiri diğer söyleyiş biçimlerinden ayıran derinde taşıdığı bilgeliktir. Bir dize çağrışımlar zincirini körükleyip kendini çoğalttığı zaman okurun belleğine yerleşir. Ezberimizde taşıdığımız pek çok dizenin sırrı budur.

Çocuksu olandan, masumiyetten söz etmek entelektüel çevrelerde küçümsenen bir durum. Bunca kötülük karşısında eril bir kahramanın duruşu tercih edilen. Naiflik taşımak bir statü düşüklüğü. Oysa böylesine kirlenmiş bir dil içinde bir yetişkin için ulaşılması zor olan bu. Göz boyamayı, kendini kanıtlamayı gözeten bir metin bir ustalık taşısa da okuru gerer bana kalırsa.

Şiir en çok da en mahrem olanın alanı. En derinimizde bizi yaralayan ve öznelliğine rağmen başkalarıyla buluşup onların da deneyimine denk düşerek çoğul hale gelenin alanı.

Bunca kirlenmişlik, bunca zorbalık içinde şiire tutunmam, ona özel hatta yüce anlamlar yüklemem bu yüzden belki de.

Şairler bu duyguyu çok iyi bilirler. Doğacak bir çocuğu beklemeye benzer biraz da yeni bir şiir kitabını beklemek. En azından kimileri için öyle.

Kitaplar canlı varlıklar gibi bence. Konuşuyorlar çünkü, tanışıyorlar, seyahat ediyorlar. Bir adları var ayrıca. Kayıtları tutuluyor bir yerlerde. Kütüphanelerde kimlik numaraları filan oluyor.

Abartılı geliyor olabilir kimilerine ama bir kitabı beklemek böyle bir şey. Görüldüğü gibi ben de epey heyecanlıyım bu günlerde. Bir bekleyiş hayatının odağı haline geldiğinde başka projelere ön açamıyorsun. Bir biçimde bloke etmiş oluyorsun kendini. Beklentim biraz da yeniden akışkan hale gelmek.

Sabah kalbimi yokladığımda başka bir şey yazmak gelmedi pek içimden. Kitap heyecanımı paylaşmak istedim sizlerle. Ben galiba siz okurlarımı ailem gibi görüyorum.

Bu yazı toplam 457 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar