Lefkoşa Türk Hanımlar Cemiyeti Hayriyesi-1932-3
Cemiyetin kuruluşundan itibaren kısa sürede özellikle fakir çocuklarımıza yardımdan öte fakir aileler için de etkinlikten öte kurumlaşmaya gittiğini görüyoruz.
Kurucu üyeleri yeni bir atılım için toplanma kararı almıştı. Bu “atılım” ise “Şefkat Yurdu” ismi altında çok değerli bir organizasyondu. Toplanma çağrısı ve “Şefkat Yurdu” ile ilgili iki haber şöyleydi…
“SÖZ gazetesi, 18 Şubat 1932, syf:5
L. T. Hanımlar Cemiyetinden:
Şubatın 23’üncü salı günü ö.s. saat 4’te Köşklüçiftlik’de Ülviye Mithat Hm’ın evinde içtima edileceğinden faal azaların bu içtimada hazır bulunmaları reca olunur.
Fahri Kâtip
Şaziye Vicdan”
“SÖZ gazetesi, 25 Şubat 1932, syf:2
Şefkat Yurdu Açılıyor
L.T. Hanımları Cemiyeti geçen salı günü içtima etmiş ve fakir Türk kadınlarını çalıştırmak için bir Şefkat Yurdu açmağa karar vermişlerdir.
Cemiyetin fahri kâtibi Şaziye Vicdan H. (hanım) Yurda bir tezgâh ve bir dikiş makinesi hediye etmek suretiyle çok yüksek bir hamiyyet göstermiştir.
Ümit ederiz ki Şaziye hanımın bu teberrüsü diğer hanımlarımız için bir örnek teşkil etsin ve hediye edecekleri sanat vasıtalarıyle Yurdun daha vasi bir sahada iş görmesini temin etsinler.
Cemiyeti verdiği işbu karardan takdir eder ve kat’i bir muvaffakiyet elde etmesini dileriz.”
Çok önemli bir adım atılmıştı. Anlaşıldığına göre Şefkat Yurdu adı altında bir mekân tahsis edilmişti. Ve burada Cemiyetin gelir elde edebilmesi yanında birkaç kişi de olsa iş imkânı yaratması söz konusuydu. Bu değerli kuruluş ve attıkları adımlar, Ankara’daki bir öğrencinin de kaleme sarılmasına neden olmuştu. Ankara Hukuk Fakültesi Birinci sınıf öğrencisi, A. Ekrem Tahsin, Cemiyetle ilgili duygu ve düşüncelerini şöyle dile getiriyordu gazete sayfasından…
“SÖZ gazetesi, 17 Mart 1932, syf:2
Ankaradan: 6.3.932
Lefkoşa Türk Hanımlar Cemiyetine
Aziz hemşirelerim!
Güzel Anavatanın, müşfik kucağında tahsil gören biz Kıbrıslı kardeşleriniz
Hayırlı Cemiyetinizin kurulduğunu sevgili “Söz”ün sütunlarında okuduğumuz vakit sevincimizden coştuk. Sizin bu yüksek ve kutsî hareketinizi ne kadar takdir ve tebrik etsek yine azdır. Siz; Adanın karanlık kalan ufuklarını, cesaretinizle aydınlattınız. Bu yürüyüşü belki bazıları ehemmiyetsiz addederler. Fakat benim aciz fikrimce, siz; erişilemeyecek bir yükseklik vücude getirdiniz. Bu hareketinizle, temiz kanlı Türk kadınları olduğunuzu isbat ettiniz.
Erkeklerinizin büyük bir kısmının aile hayatında ve sair içtimai meselelerde sizlere verdikleri kıymet, ehemmiyet ve mevkii çok iyi biliyorum. Onlar, daima (kadın işi canım) deyip geçmek isterler. Fakat onlara, Bayramda yaptığınız işlerle, neler başarabileceğinizi bilfiil gösterdiniz.
Evvelce zavallı idiniz. Fakat artık cemiyet hayatının ve onun faidelerini tamamıyle anladınız. Artık iş görüyorsunuz. Artık karanlık perdeleri yırttınız ve Umacı kıyafetini maziye gömdünüz. Artık zavallı değilsiniz. Benliğini idrak eden bir varlıksınız. Artık siz, eski peçeli kadın değil, Ana vatandaki gibi medeni ve yeni Türk kadınısınız.
Özlü hanımlar! Yürüdüğünüz yol pek çetindir. Çünkü Kıbrıs’tasınız. Yüksek dileğinize giderken ihtimal birçok manialara rastlayacaksınız. Sakın ümidiniz kırılmasın. Bilakis siz bunları, aziz mefkûrenize giderken teşvik edici birer âmil telâkki etmelisiniz. Emelinize daha sıkı sarılmalısınız. Ana vatandaki Türk kadınlığının birkaç sene zarfında ne kadar yükseldiğini kendi gözlerimle gördüm. Onlara muhitin çok yardımı olmuştu. Fakat sizin vaziyetiniz böyle değildir. Siz, yokluk ve mahrumiyet içinde heveslerinizle varlık yaratacaksınız.
Damarlarınızdaki kan aynı kandır, ruhlarınızdaki hususiyetler aynidir. Fakat muhitiniz çok başka ve çok ayrıdır. Henüz yeni teşekkül ettiniz. Birçok garezkârane tenkitlere maruz kalacağınız muhakkaktır. Aldırmayınız ve sizi bekliyen daha yükseklere çıkmağa çalışınız. Ne yobazların o kopasıca dilleri ne kocakarı dedikoduları ne büyüklük satan mağrur adamların menfi teşebbüsleri, ne de münevver veya kibar görünmek isteyen hanım veya beylerin sarkıntılıkları sizi bedbin (karamsar) etmesin.
Onlar sizin yılmadan ve korkmadan ilerleyişlerinizin karşısında, susmaktan başka çare göremiyeceklerdir. Bugüne kadar olan faaliyetleriniz, sizin bir dağ çiçeği gibi temiz ve öz Türk kadını olduğunuzu isbat etmiştir. Bu yazılarıma karşı, bazılarının, bana alayla mukabele edeceklerine eminim. Fakat onlara, Türk vatanının bu temiz yerinden korkmadan bağırarak derim ki: “Efendiler! İnsaf ediniz! Kıbrıs Türk kadınının mantıksız tahakkümünüze artık tahammülü kalmamıştır. Sokaklardaki döküm saçım fakir ana kuzularını, yalın ayak, çıplak, aç gezip dolaşan kendi millet ve cemaatımızın çocuklarını hiç mi görmüyorsunuz? Siz bir şey yapamadınız, daha doğrusu hayır ocaklarını bir fitne ve fesat kaynağı yaptınız. Bırakınız, bari kadınlarınız yapsın.”
Mefkûreci (bu vatana bağlı) ve müşfik anneler! Pek tabiidir ki her istek birbirinden olmaz. Hedefinize ağır ağır fakat salimen elbette erişeceksiniz. Elbette sizin bugünkü mütevazı ve sevilen dağınız bir gün olup yükselecektir. O zaman mübarek dağınızın şahikasından çakacak şimşeklerin, sizi çekemiyenlerin gözlerini kör edeceğine emin olunuz.
Haydin kardeşler! İleri daima ileri yürüyünüz ve yükseliniz. Yolunuz açık olsun! Size, kalbimin en derin sevgi ve saygılarını sunar ve parlak muvaffakiyetler dilerim.
Ankara Hukuk Fakütesi Birinci sınıfta
A.Ekrem Tahsin”
Bu güzel yazının yayımlandığı aynı tarihli gazetemizde Cemiyetin toplantısından sonra alınan karar ve bilgiler bu kez gazetenin üçüncü sayfasından okura duyuruluyordu…
“SÖZ gazetesi, 17 Mart 1932, syf:3
HAFTA VEKAYii
Toplandılar ve konuştular
L.T.H. Cemiyeti geçen cumartesi içtima ettiler ve fakirleri işletmek için açtıkları Şefkat Yurduna mahsus talimatnameyi tastik etmişler.
Hesap veriyorlar
Aynı Cemiyetin veznedarı Şaziye Nevres H. İdarehanemize bir mektup gönderdi ve geçen Bayramda Cemiyet namına tevzi olunan rozet hesabı ile verilen müsamere hasılatını bildirdi ve hesabı neşrederek muhterem halkın malûmatına arzetmemizi reca etti.
Hesap Şudur:
…..
Söz: Şaziye Nevres Hf. (hanımefendi) Bu hesabı vermek suretiyle halka karşı hürmet göstermiş oluyor. Bu hareketlerini takdir ederiz. Yalnız şunu ilave etmeliyiz ki Cemiyete iane suretiyle gönderilen paranın miktarı ve müteberrilerin isimlerini neşretmek lazımdır. Ümit ederiz ki badefa bu mühim noktaya ehemmiyet verecekler ve cemaatın nef’sine fedakârlık eden kimselerin bilinmesi ve anlaşılmasına yardım edeceklerdir.”






