1. YAZARLAR

  2. Serkan Soyalan

  3. Kıbrıs’tan İstanbul’a uzanan izler
Serkan Soyalan

Serkan Soyalan

Kıbrıs’tan İstanbul’a uzanan izler

A+A-

Neşet Günal’ın insanı merkeze alan resimlerinden Cemal Gürsel Soyel’in Kıbrıslı kimliğine, Pera Palas’ın tarihî koridorlarından sanatın kuşaklar arasında kurduğu köprüye… “Ustanın Elleri”, bizi çok derin ve güzel bir yolculuğa çağırıyor.

***
İnsan bir sergiyi gezerken bazen kendisini hiç beklemediği bir yerde bulur. 
Bir tablonun önünde durursunuz; sanatçının adını okuduğunuz anda zihniniz İstanbul’dan Lefkoşa’ya, oradan yıllar öncesine uzanır. 
‘Ustanın Elleri: Neşet Günal Atölyesi’nden Yolu Geçenler’ sergisinde Cemal Gürsel Soyel’in adını görmek benim için böyle bir karşılaşmaydı. 
Bir Kıbrıslı olarak, kendi coğrafyamızdan çıkan sanatçıların daha geniş bir sanat hikâyesinde yer bulmasının anlamı üzerine yeniden düşündüm.

***
Bir öğretmenin gerçek eseri, bazen kendi ellerinden çıkmaz. Yıllar sonra başka birinin fırçasında, başka bir rengin seçiminde, dünyaya yöneltilen farklı bir bakışta ortaya çıkar. 
İstanbul’da ziyaret ettiğim “Ustanın Elleri: Neşet Günal Atölyesi’nden Yolu Geçenler” sergisi, bende tam da böyle bir duygu yarattı. Pera Palace Hotel’in tarihî atmosferinde, farklı sanatçıların eserleri arasında dolaşırken bir ustanın yalnızca kendi eserleriyle değil, yetiştirdiği sanatçılarla ve onlara bıraktığı düşünsel mirasla da yaşayabildiğini bir kez daha hissettim.

***
Neşet Günal, Cumhuriyet dönemi Türkiye resminin önemli isimlerinden biri. 
Günal’ın resim dünyasının merkezinde insan var. Daha doğrusu, hayatın yükünü omuzlarında taşıyan, emeğiyle yaşayan, yoksulluğu, yalnızlığı ve var olma mücadelesini bedeninde hisseden insan…
1923 yılında Nevşehir’de doğan Neşet Günal, sanat eğitimini İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde aldı. 
Paris’te sürdürdüğü sanat çalışmalarında da kendisini geliştirdi. 
Türkiye’ye döndükten sonra akademide görev yapan sanatçı, yıllar boyunca genç ressamların yetişmesine katkıda bulundu. Özellikle 1964’ten 1983’teki emekliliğine uzanan atölye dönemi, Türkiye resim sanatında önemli bir kuşağın oluşmasında etkili oldu.

***
Günal’ın resimlerinde Anadolu insanının yaşam koşulları, toprakla kurduğu ilişki, emeğin ağırlığı ve toplumsal eşitsizlikler belirgin biçimde hissedilir. 
Onun insan figürleri, yalnızca bir bedenin anatomik özelliklerini göstermek için resmedilmiş değildir. O bedenlerde hayatın bütün ağırlığı vardır. 
Eller, yüzler, duruşlar ve bakışlar; insanın içinde yaşadığı koşulları anlatan güçlü birer ifadeye dönüşür.

***
Sanatçının dünyasında yoksulluk, yalnızca resmedilecek bir görüntü olarak ele alınmaz; insanın yaşadığı toplumsal gerçekliğin bir parçası olarak karşımıza çıkar. Toprağın, emeğin ve yaşam mücadelesinin izleri, resmin biçimsel dünyasıyla birleşir. Bu nedenle Günal’ın eserlerine bakarken yalnızca sanatçının tekniğini değil, hayata karşı geliştirdiği duyarlılığı da görürüz.
Bana kalırsa büyük sanatçıları büyük yapan özelliklerden biri başkalarının sıradan gördüğü ayrıntılarda insanın hikâyesini yakalayabilmektir.

***
Neşet Günal’ın resimleri, bu nedenle yalnızca belli bir dönemin toplumsal koşullarını anlatan eserler değildir. İnsanın emeğiyle, yoksunluklarıyla ve onuruyla kurduğu ilişkinin de görsel hafızasıdır.
Serginin asıl gücü, Neşet Günal’ın eserlerini öğrencilerinin yapıtlarıyla bir araya getirmesinde yatıyor.

***
Neşet Günal’ın atölyesinden geçen sanatçıların eserlerini yan yana görmek, bir aktarımın izlerini sürmek bakımından değerliydi.
Üstelik burada söz konusu olan, bütün öğrencilerin aynı biçimde resim yapması değil. Aynı ustadan eğitim alan sanatçıların zaman içinde farklı estetik arayışlara yönelmesi, kendi anlatım biçimlerini geliştirmesi de sanat eğitiminin başarısına işaret eder.
Gerçek bir usta, öğrencisinin elini kendi eline benzetmeye çalışmaz. Ona elini nasıl kullanacağını, gözünü nasıl eğiteceğini ve kendi sesini nasıl bulacağını öğretir.
Bu yüzden serginin başlığındaki “eller” sözcüğünü yalnızca resim yapan eller olarak okumuyorum. Bir kuşağın diğerine uzattığı eli de görüyorum. Bilginin, deneyimin, eleştirinin ve yaratma cesaretinin el değiştirmesini…

***
Sergide Neşet Günal’ın yanı sıra Cemal Gürsel Soyel, Asım İşler, Aydın Ayan, Cihat Aral, Mehmet Güleryüz, Neş’e Erdok, İnci Eviner, Nevhiz Tanyeli ve İrfan Önürmen gibi farklı sanatçıların eserlerinin bir araya gelmesi, bu ortak eğitim geçmişinin nasıl çeşitli sanatsal yönelimlere dönüştüğünü gösteriyor.
Bu isimlerin her biri, kendi sanat yolculuğuyla ayrı bir hikâye anlatıyor. Aynı atölyeden geçmek, aynı sanatçı olmak anlamına gelmiyor. Ancak insanın dünyaya bakışını ciddiye alan bir eğitim geleneğinin içinde yetişmek, sanatçının kendi dilini kurmasına katkıda bulunabiliyor.

***
Sergide beni kişisel olarak en fazla heyecanlandıran noktalardan biri, Cemal Gürsel Soyel’in adını bu sanatçı topluluğu içinde görmekti.
Kıbrıslı bir sanatsever olarak bu tür karşılaşmalara başka bir dikkatle yaklaşıyorum. Çünkü Kıbrıs Türk sanatının hikâyesi, yalnızca adamızdaki atölyelerden, sergilerden ve kültür kurumlarından ibaret değil. Eğitim için başka coğrafyalara giden, farklı sanat çevreleriyle tanışan, yeni teknikler ve düşüncelerle buluşan sanatçılarımızın deneyimleri de bu hikâyenin önemli parçaları.

***
Bir Kıbrıslı sanatçının böyle bir sergide yer alması, yalnızca bir ismin listeye eklenmesi değildir. Bu, Kıbrıslı Türk sanatçının daha geniş bir sanat tarihi anlatısının parçası olduğunun görünür hâle gelmesidir.
Kültürümüzün sınırlarını çoğu zaman yaşadığımız coğrafyanın sınırlarıyla karıştırıyoruz. Oysa sanatçılarımızın eserleri, düşünceleri ve yetiştikleri gelenekler çok daha geniş bir alana yayılıyor. İstanbul’da bir atölyede öğrenilenler, Lefkoşa’da başka bir sanatçının bakışına; oradan da gelecek kuşakların üretimine uzanabiliyor.
Kıbrıs Türk toplumunun kültürel varlığı, yalnızca kendi içinde ürettikleriyle değil, dünya kültürüyle kurduğu ilişkilerle de zenginleşiyor.
Bu nedenle sanatçılarımızın uluslararası sergilerde, koleksiyonlarda ve sanat tarihi çalışmalarında görünür olması büyük önem taşıyor. 

***
Cemal Gürsel Soyel’in bu sergideki varlığı bana, Kıbrıslı sanatçıların hikâyelerini daha fazla araştırmamız, arşivlememiz ve yeni kuşaklarla buluşturmamız gerektiğini de düşündürdü.
Kaç sanatçımızın öğrencilik yıllarını, hangi ustalardan etkilendiğini, hangi sanat çevrelerinde yetiştiğini yeterince biliyoruz? 
Kaç eserimiz gerektiği gibi belgeleniyor? 
Kaç sanatçımızın yaşam öyküsü, gelecek kuşakların başvurabileceği kaynaklara dönüşüyor?
Bunlar yalnızca sanat tarihçilerinin değil, kültür kurumlarımızın, üniversitelerimizin, belediyelerimizin ve bütün toplumun üzerinde düşünmesi gereken sorular.

Çünkü bir toplumun sanat hafızası kendiliğinden korunmaz. Onu yaşatmak için emek vermek, araştırmak, belgelemek ve paylaşmak gerekir.

Bu yazı toplam 379 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar