1. YAZARLAR

  2. Kutlay Erk

  3. 18 AYIN SONUNDA...
Kutlay Erk

Kutlay Erk

Yazarın Tüm Yazıları >

18 AYIN SONUNDA...

A+A-

Geçen Pazar günü yapılan CTP Kurultayı’nda herhangi bir göreve aday olmadığım için, şimdi sade bir partili, bir sıra neferiyim. Son on sekiz ay bulunduğum Genel Sekreterlik görevinde birlikte çalıştığım ve çalışmalarım sırasında muhatap olduğum herkese ve aileme çok teşekkür ediyorum; şu anda parti yönetiminde görev alan tüm yoldaşlarıma da başlarılar diliyorum.

Geçen on sekiz ayın muhasebesini yapmayı erteleyerek, öğretilerini paylaşmak istiyorum.
Kıbrıs adasının son altmış yıllık tarihinde birbirini malından, canından, yerinden, yurdunda eden Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların, adada barış içinde bir arada yaşayabileceği ve adanın yönetişimini birlikte paylaşarak yapabileceği ve bunun üzerine kurgulanmış barışın sürdürülebilir olacağı tezi ile siyaset yapanlar, kendi partisi içinde yoldaşları ile barış içinde bir arada yaşayamıyorsa, parti içinde güç paylaşımı çatışmasına giriyorsa, ‘kelle avı’ istiyorsa, parti içi barış tehdit altında ise, siyasi tezlerinde inandırıcı olamazlar…

Halkının ‘düşman’ gördüğüne, “dost olabiliriz” diyerek halkına önderlik etmeye kalkışanların, “sosyalistim, bütün dünya halkları kardeştir” diyenlerin, kendi yoldaşını düşman görmesi, hain ilan etmesi yaman bir çelişkidir. Halkın zeka düzeyini küçümseyerek bu çelişkiyi görmeyecek olduğuna inanlar, halkta güven kaybından ve siyasi hareketin büyümesini engellemekten başka bir sonuç üretemez.
Anti-militarist olup, yoldaşları için “düşman – hain” nitelemeleri yapanlar, hedef gösterenler militarizmin şuuraltına yerleştirdiği kavramlara sahip olduğunu istem dışı olarak kanıtlarlar… Kazanılmış statüler parti içinde ego-merkezli statükolar kurmaya kullanılmamalı, parti hareketi böyle statüko mensuplarının egolarına teslim etmemeli…

Makamlara seçimle gelenler ‘yolcu’dur, seçenler ve muhataplar ‘hancı’; yolcu hanı ele geçirmek istiyorsa sonuç hüsrandır. Kendine ait olmayan gücü kendininmiş gibi kullanmaya kalkışmak, bulunduğu görevin yetkilerini sorumluluğu olarak değil de hakkı imiş gibi görüp kendi egosu ile kullanmak, adil olamamaktır.
Bir sorunun tarafları vardır, her tarafın da haklı ve haksız durumları vardır. Taraflar arasındaki sorunu çözmeye çalışanın da taraflara karşı adil olması, haklı ve haksız durumları irdeleyip çözümleyici olması gerek. Ama taraflar onu “dengeye oynuyor” diye yorumlar ve tarafsız davranışın kendilerinden taraf olunca mümkün olacağını düşünürse ve dolayısıyla adil olan suçlu gösterilirse, hıncın ve ihtirasın sarmalından kurtulmak mümkün olmaz.  

Aklını tatile, hırsını mesaiye gönderenlerin egosunu tatmin etmek olası değildir.
Umutlarına değil korkularına güvenenlerin katkısı kargaşadır.
Bireysel egoları tatmin etmek siyasi hareketin kapsama alanında değil. ‘Komünist’ yani ‘toplumcu / birliktenci’ siyaset kavramları temeli üzerinden ideolojik siyaset alanı içinde olup da bireysel egoları ile siyaseti şekillendirmeye çalışanlar, ait oldukları siyasi hareketin kitleler için olumlu sonuç üretmesine engelidir; siyasi ideolojik söylemleri de lafazanlık…

Sokakta, meydanda, evlerde, işyerlerinde sözler ve vaatler verip, bir yerlere seçilenlerin, sözünün eri olması ve sözünü yerine getirmeyi başkalarına ihale etmemesi gerekir.
Dışlayıcı olmamak gerek, kucaklayabilmek gerek tüm farklılıkları. Yoldaşlar, farklıklarını dondurup, ortak yönleri üzerinden yolu yürür; farklılıkları nedeniyle yolda kavga edenler,  siyasi trafik kazalarına neden olur.
Ekip çalışmasını yapabilmek gerek; bir ekiple açıktan, başka ekiple gizliden çalışmamak gerek… Bir parti içinde “Arkadaşlarım ve diğerleri” tavrı ile davranan bir üyeden kimseye hayır gelmez; bu tavrı sergileyen hele ki bir yönetim makamında bulunuyorsa, ondan hiç hayır gelmez…

Bir seçimle gelenin, bir seçimle gideceğini bilmesi gerek. Her kazanılan seçim, kaybedilecek seçimdir; her kaybedilen seçim kazanılacak seçimdir… Siyasetin iniş – çıkışı bu… Ama hedef kazanmak, kazınca da muhataplara eşit ve adil davranıp iyi hizmet etmektir. Kazanınca hoyratlaşanlar, kaybedince ‘düşman – hain’ ilan etme hakkını kendilerinde bulabilir ama bu sadece kendi egolarını tatmine yarar…
Bunlar benim için özerlikle son on sekiz ayda öne çıkan öğretilerinden kaynaklanan felsefelerdir. Üstüne alan olursa, kendi bileceği bir durumdur. Bu köşe yazısının kimseyi suçlama iddiası yoktur, deneyimlerden edinilen öğretiler ve felsefeler paylaşılıyor.

CTP’nin yeni genel sekreteri sevgili Tufan Erhürman’ın böyle felsefeler edinecek ve böyle bir yazı yazacak bir süreci yaşamamasını diliyorum.    
  
Not: Babalar Günü tüm babalara kutlu olsun…

Bu yazı toplam 2637 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar