“Siyasete güvenin yerlerde süründüğü bir yapı var”

YENİDÜZEN’in yeni yazı dizisi 4 Soru, 4 Cevap’ın bu haftaki konuğu Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Lefke Milletvekili Salahi Şahiner oldu.

► “Yolsuzluğa bulaşmış olan Bakanlar Kurulu kendi eliyle bu halkın cebinden ve boğazından alıp da belli başlı işletmelerin kasasına koymaya çalışıyor, bunun için Meclisi 3 hafta boyunca bloke ediyor.”

► “Siyasete güvenin yerlerde süründüğü bir yapı var. Hükümet, adı üstünde hükmedecek olandır. Milletvekili, milletin vekilliğini yapacak olan biridir. Özellikle yandaş şirketlerin temsilciliğini yapacak bir birey olmaması gerekiyor.”

► “Halkımız bu yapıdan kurtulmak için gün sayıyor. Önümüzdeki seçimlerde halkın iradesi belli ki bu hükümeti sandığa gömecek bir sonuçla karşı karşıya getirecektir.”

► “Cumhurbaşkanının Kıbrıs sorunuyla ilgili söylemiş olduğu sözler, almış olduğu direktifler doğrultusundadır, kendi sözleri değildir. Sadece içinden okuduğu bir metinden ibarettir, içi boştur. Asla doldurulmayacaktır.”

Serap ŞAHİN

YENİDÜZEN’in yeni yazı dizisi 4 Soru, 4 Cevap’ın bu haftaki konuğu Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Lefke Milletvekili Salahi Şahiner oldu.

Salahi Şahiner ile 4 soruda ülke gündemini, yurttaşın siyasete bakış açısını ve Kıbrıs sorununu konuştuk.

 “Yolsuzluk yapan bir hükümet vardır. Yabancı sermaye dostu, yerli sermaye düşmanı olan bir hükümet” yorumunu yapan Şahiner, hükümetin yapabileceği tek şeyin, vicdanlarına bakması olduğunu ifade etti.

Kamu verimliliğinin yerlerde süründüğüne işaret eden Şahiner, dijitalleşerek kamudaki verimliliğin artacağına vurgu yaptı.

Üretime önem verilmesi gerektiğinin altını çizen Milletvekili Şahiner, siyasete olan güvenin yerlerde süründüğüne dikkat çekti.

Şahiner, Cumhurbaşkanlığı makamındaki Ersin Tatar’ın söylemleri konusunda , “Cumhurbaşkanının söylemiş olduğu sözler, almış olduğu direktifler doğrultusunda kendi sözleri değildir. Bu sadece içinden okuduğu bir metinden ibarettir, içi boştur. Asla doldurulmayacaktır. Asla da bahsettiği yöntemle birlikte Kıbrıs’a bir çözüm olması da mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

SORU

1

Ülkedeki güncel sorunlardan 3’ünü önem sırasına göre sıralayabilir misiniz?

“Yolsuzluk yapan rant ve peşkeş hükümeti”

“Yolsuzluğa bulaşmış olan Bakanlar Kurulu kendi eliyle bu halkın cebinden ve boğazından alıp da belli başlı işletmelerin kasasına koymaya çalışan, bunun için meclisi 3 hafta boyunca bloke eden, bütün emeğini, bütün gücünü buraya adamış olan bir hükümet olduğu kanaatindeyim. Bu kadar kötü bir ekonomik gidişat varken, halkını düşünmeyen, birkaç şirketin kasasını düşünen, bunlar için yasa değişiklikleri hazırlayan ve Bakanlar Kurulu kararı çıkartan, yolsuzluk yapan rant ve peşkeş hükümetinin ilk sırada yer aldığını düşünüyorum.”

“Kamu verimliliği bugün yerlerde sürünüyor”

“İkincisi sorun maalesef halkımızın kamudan yeterince hizmet alamaması. Özellikle son 4-5 yıllık dönem içerisinde bu hat safhaya ulaşmıştır. Halkımız alması gereken belli başlı hizmetleri alamaz bir duruma düşmüştür. Liyakatsiz atamalar, konusuna hâkim olmayan siyasi atamayla gelen yöneticiler veya bakanlar maalesef kamu hizmetlerinden alınan verimi yerlerde süründürüyor. Eğer halkın bunlardan hizmet alamadığını, bunlara olan güvenin yerlerde süründüğü bir noktadan bakacak olursak, alında devlete olan güven kalmıyor. Ekonomik sıkıntılarla birlikte kamu hizmetinden yararlanamayan vatandaşların, özellikle gençlerin yurtdışına kapı aralamaya çalıştığını gözlemleyebiliyoruz. Savaş sonrası enkazı andıran bir hükümet ve göç alır noktaya geldik. Kamu verimliliği bugün yerlerde sürünüyor. Halkımız maalesef kamudan yeterli hizmeti alamıyor.Ulaşımda ve sağlıkta bu durum aynıdır.”

“Ekonomi cahili yöneten kadrosu, yaramızın üzerine tuz biber ekecek adımlar atmıştır”

“Üçüncü nokta da ekonomi. Biz CTP olarak pandeminin başından söylemiştik. Ekonomik olarak gerekli önlemleri zamanında almazsanız, ekonomik boyutu yıkıcı olacaktır. Dünya ekonomisi pandemi sonrasında toparlanma eğilimi içerisindeyken; bizde maalesef hayat pahalılığının artarak devam edeceği, üretimin duracağı, zaten bozuk olan ekonomik yapının daha da fazla yara alacağını söylemiştik. Dünyadaki enflasyon oranlarına baktığımızda toparlanma eğilimine yavaş yavaş giriyor. Fakat bizde artan ve artacak olan bir ivmeyle devam edecek gibi duruyor. Çünkü tam anlamıyla ekonomi cahili bir yöneten kadrosu, bu yaramızın üzerine tuz biber ekecek adımlar atmıştır. Üretim durma noktasını geçiyor. Kriz döneminde üretimdeki bir ana başlık durabilir fakat bunun ne zaman geriye döneceği ile ilgili hükümetlerde beklenti olması gerekiyor. Artık o beklenti olmuyor. Özellikle üretim alanlarındaki bu durağanlık artık üreticilerin gerek tarımsal ve hayvancılık alanında gerekse ufak da olsa sanayi üretimi alanındaki üreticilerimizin bir kere daha üretime dönmemek üzere bu sektörden çekildiğini görebiliyoruz. Nedenleri de girdi maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Üretim sektörlerinin ekonomik akıla uygun olan bir model olmaktan çıkmasıdır. Biz söylemiştik. Sizin buraya yapacağınız bir kuruşluk destek, size yüzlerce lira olarak geri dönecektir. Çünkü ürettik sonra hayat pahalılığını aşağı çekecek ve yaşanabilir bir ülke olacak, halk alışveriş yapabilecek ve ekonomiye katkı yapacaktır. Ekonomik çarkın, diğer çarkları döndüreceğini başından söylemiştik. Maalesef burada üretim sektörü duruyor. Üretici üretmiyor, hayat pahalılığını tetikliyor. Üretici üretmediği zaman kepenk kapatıyor. Kepenk kapattığı zaman normalde desteklemiş olduğu, beslediği sektörleri besleyemiyor. O sektörler de yara alıyor. Bu ekonomik gidişat gerçekten çok ürkütücüdür çünkü geçmiş değildir, geçecek gibi de görünmüyor. Hükümet içerisinde ekonomi cahili bir kadronun yön vermiş olduğu batak bir halin sonucudur. Özellikle ilgi gösterilmesi ve radikal adımların hızlı bir şekilde hayata geçirmemiz gerekiyor. Bunun çözümü basittir fakat buna kafa yoran bununla ilgili çalışan, proje üreten veya kendine dert edinen bir hükümet maalesef ortada yok. Hükümetin çabasının hangi yönde olduğu, hangi işletmelere dönük olduğu tamamıyla yerli sermaye düşmanı, yabancı sermaye sevdalısı bir hükümet haline geldiği için iç ekonomimiz de maalesef böyle oluyor. Devleşen, büyüyen yabancı sermaye, bunun karşılığında ise batan yerli işletmeler ve üreticiler olabiliyor. Bu bizim için çok büyük bir risktir. Önümüzdeki dönemde de sıkıntı yaşayacağımız, göç vereceğimiz bir noktaya gelinmiştir.”

SORU

2

● Sözünü ettiğiniz 3 sorunun çözümleri sizce neler?

“Yolsuzluk yapan bir hükümet var”

“Birinci noktaya bakarsak, yolsuzluk yapan bir hükümet vardır. Yabancı sermaye dostu, yerli sermaye düşmanı olan bir hükümet. Hükümetin yapabileceği tek şey, vicdanlarına bakması gerektiği. Biz CTP olarak kendimize bir özeleştiri yapalım. Bir kere daha gelecek herhangi bir hükümetin bu şekilde adımlar atamaması için de, iktidara geldiğimiz zaman gerekli yasal düzenlemeleri yapmak boynumuzun borcudur. Bu halkın boğazından alıp da birkaç şirketin kasasına koyabilecek kararların karşısına set çekebilelim ki, bu gibi usulsüzlükler bir daha tekrarlanmasın. İktidara geldiğimiz zaman ilk başta önümüzde durabilecek başlıklardan bir tanesi budur. Bu, bu hükümetin çözebileceği bir başlık değildir. Çok mücadele veriyoruz fakat vurdumduymaz, halkını düşünmeyen, halkı ile empati yapamayan, vicdanını kaybetmiş bir yapıyla karşı karşıyayız. UBP’nin en kötü dönemini bile aratan bir yapıyla karşı karşıyayız. UBP’ye oy veren insanlar bile bugün gerçekten UBP’den utanır bir pozisyona düşmüştür. UBP’liler de bizim ülkemizde yaşayan fertlerimizdir ancak onların bile yüzlerini düşürmüşlerdir.”

“Siyasete güvenin yerlerde süründüğü bir yapı var. Hükümet, adı üstünde hükmedecek olandır. Milletvekili, milletin vekilliğini yapacak olan biridir. Özellikle yandaş şirketlerin temsilciliğini yapacak bir birey olmaması gerekiyor.”

“Dijitalleşmek kamudaki verimliliği sağlayacaktır”

“İkinci olarak kamu hizmetlerinin verimsizliğinden bahsettik. Anayasal olarak eğitim hakkını ve sağlık hizmetini bu ülke vatandaşına sunmak zorundasınız. Çevre ile ilgili atmanız gerekenler adımları atmak zorundasınız. Maalesef kamusal hizmetlerin olabildiğince gerilediği, özele muhtaç bırakıldığı ve halkın cebinden her yıl belki de milyarlarca Türk Lirası kamudan alamadığı hizmetleri özele verdiği bir dönemdeyiz. ‘Bütçem yeterli değildir, kamu maliyesi müsait değildir. O yüzden ben bu hizmetleri veremiyorum’ ifadeleri kesinlikle bağdaştırılamaz. Yapmış oldukları bu hatalı işlemleri yapmamış olsalar zaten eğitimdeki açıklarımızı rahat bir şekilde kapatabiliriz. Bağışlanan vergi borçları ve bağışlanacak olan vergi borçları ile birlikte çok rahat tam teşekküllü devlet hastanemiz olabilir. Kadro açıklarını çok rahat bir şekilde kapatabiliriz. Yanlış adımlardan imtina ederlerse, zaten maliye olarak sıkıntıya düşmezler. Bu açığı da rahat bir şekilde kapatabilirler. Kamudaki verimlilik personel sayısını arttırmakla değil, devlette dijitalleşmeyle olmalı. Devlette dijitalleşme, kamudan alacağı hizmetlerden maksimum oranda faydalanmasına vesile olacak en ucuz araçtır. Bunu yapabildiğimiz takdirde, vatandaşın kamu hizmetlerinden alacağı hizmette ekstra verimlilik sağlayabiliriz. Aksi durumda klasik yöntemlerle nereye kadar gideceğimizi geçtiğimiz dönem içerisinde gördük. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti E-Devlet ile dijitalleşme konusunda çok önemli adımlar attı. Biz aynı noktaya gelmek için yolun daha başındayız. Nasıl olur da ben TC ile iktisadi ve mali işbirliği protokoller çerçevesinde TC’den hibe olarak, devlette dijitalleşmeyle ilgili bir söz alıyorum. Peki, bu neden benim ülkemde gerçekleşmiyor? sorusu da o iktisati ve mali işbirliği protokolündedir. Kanaatimce TC ile iktisadi ve işbirliği protokollerinde E-Devlet başlıklarının üstünün çizilmesi ve benim yerli mühendislerimle kendi kapasitemle ve bütçemle bu yazılımları artık yapmam gerekiyor. Eğer Türkiye cumhuriyeti bana bir söz veriyorsa, devlette dijitalleşme konusunda atacağı adımlar 2008 yılından beri raflarda bekliyorsa ben TC’ye teşekkür edip, kendi bütçemle bunu yapabilmem gerekiyor. Bir yazılım mühendisi olarak söylüyorum, E-Devlet yazılımları neredeyse en basit yazılımlardır.”

“Üretime büyük önem vermemiz gerekiyor”

“Ekonomik sorunların aşılması için bir kaynağa ihtiyacımız var. Kaynakları öncelikle doğru kullanabilmenin yoluna bakılmalı. Hükümet bu kaynakları doğru kullanıyor mu? Kesinlikle hayır. Kasada biriken parayı alıyor, en başta bahsettiğim gibi belirli şirketin kasasına koymayı kendine görev bilen bir hükümet. Hükümetin harcamalarda verimliliğe özen göstermesi gerekiyor. Teşviklendirme programlarımızın yerel istihdamını arttıracak şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor. Ekonomik anlamda denk bütçenin oluşturulabilmesi için ve doğru alanlara doğru teşviklerin verilebilmesinin önü eğer bir kaynaksa, bu kaynağı devletin kasasına koymanın yöntemini bulmak gerekiyor. Üretime büyük önem vermemiz gerekiyor. Üretmediğimiz zaman yurtdışından ithal ettiğimiz belli başlı ürünleri yerel üretimle birlikte kıyaslandığında bize büyük rakamlara tekabül ettiğini gözlemliyoruz. Üretimin rekoltesi eskiye oranla çok düştü. Yerel üretimi arttıracak teşviklerin ve girdi maliyetlerini düşürecek önlemlerin alınması gerekiyor. Örneğin yaş sebze meyve ithaline sadece 1 yıl içinde 10 milyar TL ödüyoruz. Bütçemiz yaklaşık 35 milyar TL, bunun 10 milyar TL’si sade yaş sebze meyveye ödeniyor. Bu rakamlar 3-4 yıl içerisinde neden bu kadar yükseldi? Çünkü üretici artık üretmiyor, üretemiyor. Hayat pahalılığını aşağı çekebilecek önlemleri almak ve 1 yıl sonra bunun meyvelerini toplayabilmek çok basittir. Bu önlemler alınmazsa dünyada enflasyon düşüşe geçtiğinde bizde hayat pahalılığı katlanarak artmaya devam edecektir.”

SORU

3:

Siyasete güvenin azaldığı, halkın politikaya olan bakışında değişimler olduğu tespiti yapılıyor. Sizce yurttaş siyasetten uzaklaştı mı? Ayrıca halkın güncel sorunlara duyarsız kaldığını düşünüyor musunuz?

“Siyasete güvenin yerlerde süründüğü bir yapı var”

“Siyasete güvenin yerlerde süründüğü bir yapı var. Hükümet, adı üstünde hükmedecek olandır. Milletvekili, milletin vekilliğini yapacak olan biridir. Özellikle yandaş şirketlerin temsilciliğini yapacak bir birey olmaması gerekiyor. Halk milletvekilini kendi hak ve çıkarlarını korusun diye, kamu yararını düşünsün diye meclise göndermiştir. Hükümet de atacağı her adımda kamu yararının, anayasanın üstünlüğünü düşünerek hareket etmelidir. Bir bakıyoruz yapmaması gereken her şeyi yapan bir hükümet var. Haklı olarak halkımız da siyasetin geneline olan güven duygusunun sarsıldığını gözlemleyebiliyoruz. CTP özelinde bunun böyle olmadığını düşünüyorum. Halk içerisinde olmaya özen gösteren bir milletvekili olduğumu düşünüyorum. Halkın nabzı gerçekten önümüzdeki dönem içerisinde, halkın çıkar ve menfaatlerini gözetmeden hareket eden, birkaç şirketin askeri gibi davranan, adına hükümet dediğimiz sözde yapıya karşı çok sert bir tokat atacak gibi duruyor.

“Halkımız bu yapıdan kurtulmak için gün sayıyor”

“Bu ülkeyi yaşanmaz bir hale getirdiler. Göç veriyoruz. Göçü biz ne zaman verdik? En büyük ekonomik buhranlarda verdik. En fazla göçü de savaş dönemlerinde verdik. Bugün yine aynı noktaya geldik. Savaş sonrasında da kamusal hizmetlerden faydalanılamıyorduk çünkü hastanemiz yoktu, okullarımız yıkılmıştı. Yine alamıyoruz. Dolayısıyla halkımız bu yapıdan kurtulmak için gün sayıyor. Önümüzdeki seçimlerde halkın iradesi belikli bu hükümeti sandığa gömecek bir sonuçla karşı karşıya getirecektir. Keşke hiç bu noktaya gelmemiş olsaydık çünkü bunu toparlamak da bize düşecek. CTP olarak 2022’deki seçimlerde de dersimize çok iyi çalışmıştık, mevcut sorunları çok iyi analiz etmiştik. Sorunları çözecek olan politikaları da somut önerilerle birlikte stabil para birimine, muhasebesel geçiş olarak adını koymuştuk. Atmamamız gereken adımlar belliydi. Bunu da yaparken halka söz vermiştik. İktidara geldiğimiz zaman bu enkazı toparlamak bize zaman kaybettirecek gibi duruyor. Fakat biz halkımıza da kendimize de güveniyoruz.”

SORU

4:

Cumhurbaşkanı’nın söylemleri ve attığı adımlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Kıbrıs sorunu konusunda nasıl bir yol izlenmeli?

“Cumhurbaşkanın söylemleri kendi sözleri değildir. Bu sadece içinden okuduğu bir metinden ibarettir”

“Kıbrıs konusunda izlenecek olan yol uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler kararlarının yazdığı şekildedir. Başka türlü de bir çözüm olmayacaktır. Cumhurbaşkanının söylemiş olduğu sözler, almış olduğu direktifler doğrultusunda kendi sözleri değildir. Kendi sözleri olduğuna inanmıyorum. Bu sadece içinden okuduğu bir metinden ibarettir, içi boştur. Asla doldurulmayacaktır. Asla da bahsettiği yöntemle birlikte Kıbrıs’a bir çözüm olması da mümkün değildir. Bu sadece çözümsüzlük kısmının uzatma dakikalarını oynayan bir kötü çizilmiş bir senaryonun tiyatro oyunudur. Bunun çok da uzun süreceğini düşünmüyorum. Önemli olan TC’nin Crans Montana sürecinde ortaya koyduğu iradeden sonra bir anda bu kadar dış siyasette tam aksi bir adımı atabilecek yani uluslararası hukuku hiçe sayabilecek bir çözüm önerisiyle hayata, dış politikasına yön vermesidir. Sayın Tatar’ın eline verilen dış politikadaki duruşunun zaman kaybı olduğunu değerlendiriyorum.  CTP cumhurbaşkanlığını alana kadar herhangi bir ilerleme de beklemiyorum. Biz dünyaya entegre olmaya, dünyayla birlikte yürümeye çalışan, bizi buralara entegre edecek olan adımlara ihtiyacımız vardır. Kıbrıs konusunda Cumhurbaşkanından kazandığı günden beri herhangi bir olumlu adımlar atılabileceğini beklemiyordum ve beklemeyeceğim de. ”

TEK KELİME, TEK CEVAP

Nüfus: Risk

Kıbrıs sorunu: Çözülecek

Pahalılık: Artacak

Hükümet: Seviyesiz

Kıbrıslı Türkler: Umutsuz

Kıbrıslı Rumlar: Umutlu

Türkiye’deki AKP iktidarı: Muhafazakar

Cumhurbaşkanı: İtibarsız

Siyaset: Muhalefet

Meclis: Verimsiz

Özel Haber Haberleri