Şiir ve Dil Üzerine

Bir şiirle hemhal olan okur imgelerin, sezgilerin, çağrışımların ortasında bu yeni/başka dille de hemhal olmaktadır.

Emel Kaya
emel_kaya@hotmail.com

Dil olmaksızın herhangi bir edebî metnin üretimi düşünülemez. Edebî metinlerin ana maddesi dildir. Biz bir roman, öykü, şiir hakkında konuşurken aslında bir dil hakkında da konuşuruz. Şiiri dışında tutarak, bu metinleri gündelik olandan ayıran şey, kurgulanmış bir olay-zaman-mekân belki düşünce ilişkisi, bu kurguyu ifade etmek için kullanılmak üzere kurgulanmış bir dil ve üsluptur. Kurgulanmış bir dil diyorum, çünkü dil aklımızdan, gönlümüzden geçenleri ifade edebilme, bunları başkalarıyla paylaşabilme, görünür kılabilmenin imkânını sunuyor gibi görünse de zihnimizdekilerin, tahayyül edilenlerin şu veya bu şekilde kayba uğramadan başkasına aktarılmasının gerçekten ne kadar mümkün olduğu tartışılır. Gündelik yaşamın içinde bu kayıplar “önemli” görünmeyebilir ancak edebî metnin kurmaca dünyasında bunlar önemli anlam katmanlarına imkân tanır. O nedenle yazar, ayrıntıları ıskalamadan, aynı şeyi ifade etmek için yeniden yeniden cümlesini kurarken bir taraftan onun esnekliğini, bağlam içindeki devinimini ve buradan ulaşacağı anlam katman(ların)ı da tartmaya yani dili kurgulamaya girişir. Dolayısıyla “anlatı” odağından hareket eden yazar bir öykü yahut roman kaleme alırken dilin olanaklarını kendince nasıl kullanabileceğinin, en iyi anlatma biçimini nasıl yakalayabileceğinin peşine düşer. Yazarın derdi zihnindeki kurguyu “anlatabilmek”tir.

Şiirin dille ilişkisi biraz daha farklıdır. Şiir anlatı değil, “sezdirim” odaklıdır. Dolayısıyla size bir hikâye, bir olay kurgusu sunmaktan ziyade illa gerekiyorsa, onun duygu ve atmosfer yükünü sezdirmeye çalışır. Bazen bu yükten daha azı yahut daha fazlası da sezdirilebilir. Koca bir şiir, sadece anlık bir aydınlanma, bir “ah” ünlemi için de yazılmış olabilir. Şiirin bunu yapabilmesi  gündelik dilin hakikat, kesinlik, gerçeklik çerçevelerini yıkıcı bir oluşum içinde olmasıyla mümkün gibi görünmektedir. Binlerce yıldır söylene söylene aşındırılmış sözcükler ve bunların sınırlandırılmış anlamlarıyla “anlatı”nın ötesine geçilemeyeceği aşikâr olduğundan; yıkıcı, yeniden kurucu çeşitli eğretilemeleri (metaforları) işe koşar. Eagleton, eğretilemelerin temelleri olmadığı, bir göstergeler kümesinin yerine konan başka bir göstergeler kümesi oldukları için, dilin en yoğun olarak inandırıcı olmaya çalıştığı noktada kendi kurmaca ve keyfî doğasına ihanet etmek eğiliminde olduğunu söyler. Edebiyat ve özelde şiir, bu belirsizliğin en açık seçik görüldüğü bölgedir; okurun “düzanlam” ile “mecazi” anlam arasında tereddüt ederek seçim yapamadığı ve “okunamaz” hale gelen metnin dipsiz dilsel çukuruna düştüğü bölgedir. Şiirde ısrarla “anlatı” ve “tutarlılık” arayan kişi mecazlar, sezdirimler, çağrışımlar, simgeler, mitler ve zihinsel sıçrayışlar arasında çoğu zaman yolunu kaybedecektir.

Hölderlin’e göre şiir, bütün uğraşların en masumu, dil ise mülklerin en tehlikelisidir. Şair kişi odur ki bu mülkün içinde oturur; mütemadiyen duvarlarını yıkar, tuğlalarını kemirir, çatısını dişler, sessiz sakin/bağır çağır fütursuzca seğirir... Bacasından aşağılara doğru mülkünü ayıklaya sınaya, yıka ürete, derleye dağıta yeniden yeniden kurar. Bu hummalı yap-boz süresince üstüne yıkılanların tozu toprağı, orasına burasına saplananların sancıları arasından çeker çıkarır şiirini. Yani zannedildiğinin aksine, şairin dille ilişkisi romantik ve sevecen bir ilişki değildir. Sevgili Latife Tekin’in bir sohbetimizde söylediği gibi, “dili seven bir şair olmaz”. Sevgi sadakat, bağlılık, sahiplenme, koruma, kollama gibi bir alanda konumlanır. Şairin yıkıp kendine göre yeni baştan kurabilmesi için dili tüm incelikleriyle bilmesi gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir ancak dili severek yazılan şeyin şiir olup olmadığı çok tartışma götürür.

O halde, “bildiğimiz” dillerin dışında konumlanan şiirin gerçeklikle ilişkisi yok mudur? Yahut şiirdeki dil hangi gerçeklik üzerinden konuşur? En bilinen cevapla, gerçek ile onun sanatsal ifadesi özdeş değildir. Özdemir İnce, şiirin düzyazı kadar gerçekliğe tanık olmasını engelleyen niteliğinin başında, koşuklama tekniği, değiştirmece (mecaz), benzetme (teşbih) vb. yöntemlerden ve şiirin yapısını oluşturan imge, eğretileme (metafor), simge ve mit gibi dört terimden ileri geldiğini kabul eder. Şiir ne kadar yalın ve doğrudan olursa olsun, metne sıkı sıkıya bağlı olan bir anlamı da içerir. Bu, şiirin doğrudan doğruya ifade ettiği anlamın dışında, okurla metin arasında oluşan bir anlamdır. Bu anlam, şairi de aşarak yorumlayıcı okurla şiirsel metin arasındaki diyalektikte oluşur. Günlük dilde sözcükler, temsil ettikleri gerçeğe dikey olarak bağlıdır. Her biri anlamsal bakımdan kendi içeriğinin üzerine bir etiket gibi yapışmıştır. Ama şiirde anlamın birliğini metnin kendisi oluşturur; bu da dikey anlamsal ilişkinin dışında bir başka anlam katmanı yaratır. Doğası gereği çok anlamlı olan şiir, bazı konularda tanık gösterilemeyecek kadar kaygandır.

Şu durumda, zaman zaman duyduğumuz “çok gerçekçi bir şiir” ifadesi ne anlama gelmektedir? Şair doğal olarak şiirsel söyleme özgü ögelerden yararlanıp (imge, eğretileme, mit vs.) yapıtının özünü hayal gücü, imgelem, bilinçaltı ve çağrışımların verileri üzerine oturtabilir, ancak bunların okurun zihninde uyandırdığı estetik heyecanın nesnel gerçekler ve toplumsal pratikler tarafından doğrulanması, en azından sezilmesi gerektiğini söyler İnce. Şiir bu doğrulama oranında ya gerçekçidir ya da değildir.

Her halükârda şiirin temel derdi “gerçeklik” ya da “gerçekliği anlatmak” değil, gerçekliğin estetik bir başka zeminde ve zihinde yeniden nasıl üretileceği, nasıl yankılanacağıdır. Bu da şairin kaçınılmaz olarak gerçekliği, duygu ve düşünceleri başka bir estetik alandan kuşatıp seslendireceği/sezdireceği bir başka dil kurmasını zorunlu kılar. Bir şiirle hemhal olan okur imgelerin, sezgilerin, çağrışımların ortasında bu yeni/başka dille de hemhal olmaktadır.  

Kaynaklar

Eagleton, Terry (1990). Edebiyat Kuramı, Ayrıntı Yayınları.

Güçbilmez, Beliz (2024). Anne Ben Düştüm mü? –Kurmacalara Neden Muhtacız?-, Kolektif Kitap.

İnce, Özdemir (1995). Şiir ve Gerçeklik, Can Yayınları.

Dergiler Haberleri