Öncül: “Yüzünüzü doğaya dönün, yüreğinizi şiire açın”

Fikret Demirağ Şiir Festivali insanları sakin olmaya, öz değerlerimize ve doğaya bakmaya davet ediyor.

Murat OBENLER

Bu yıl 27-29 Kasım tarihleri arasında Lefke ve köylerinde “Şiirle Yavaşlamak” Ana Teması ile yapılacak 9. Uluslararası Fikret Demirağ Şiir Festivali ve her yıl geleneksel hale gelen, festival öncesinde basılan festival kitabı üzerine Festival Komite üyesi-şair Dt.Tamer Öncül ile görüştük.

“Şiirden Barışa: Lefke Barış Ekosistemi Modeli” projesi, İtalya'daki Cittaslow Uluslararası Ağı merkezinden Sosyal Uyum Kategorisi’nde ödül aldı. Şiir festivalinin gelenekselleşen varlığı da buna katkı koyuyor”

Festivalin daha önce bastığı kitapları var ama bu kitabın özelliklerinden biri de Cittaslow'un uluslararası alanda verdiği bir ödülle ilişkili olması. Bu ödül Festival Komitesi’nde görev alan nitelikli ve kendi alanlarında deneyimli kişilerin başarısı ve festivale paydaş olan Lefke Belediyesi’nden çeşitli STÖ’lere herkesin katkısıyla oluşmuş. Aynı zamanda İtalya’dan alınan bu ödül, yapılan çalışmaların uluslararası alanda takdir edilmesi ve onurlandırılması anlamına da geliyor.
 

Tamer Öncül: Geçen yıl festivali tamamladıktan sonra ilk toplantımızı Ocak ayında yaptık. Bu yılın ana temasını da “Şiir yavaşlatır mı?” olarak belirledik. Lefke'nin Cittaslow(Sakin Şehir) olmasından yola çıkarak böyle bir tema seçtik. Mayıs ayında komite üyemiz de olan Münevver Ebedi, Lefke Belediyesi adına bir proje hazırladı ve Cittaslow'un merkezine gönderdi. “Şiirden Barışa: Lefke Barış Ekosistemi Modeli” projesi, İtalya'daki Cittaslow Uluslararası Ağı merkezinden Sosyal Uyum Kategorisi’nde ödül aldı. Bu hepimizin ortak başarısıdır. Ödülü almaya Lefke Belediye Başkanı Aziz Kaya, tiyatro adına Yusuf Nidai, festival adına ben ve projeyi hazırlayan Münevver Ebedi birlikte gittik. Üç dört gün orada kaldık ve ödülümüzü aldık. O esnada kurulan ilişkiler de çok önemli. Ödülü almaya gittiğimizde Padova Üniversitesi'nden bir profesörle tanıştık. Sosyal ve psikolojik alanlarda çalışmaları olan bu kişiyle yazışmalarımız sürüyor. Ödül töreninde başka ülkelerden de ödül alan belediyeler vardı. Gelecek yıl Cittaslow şehirlerini festivale davet etmeyi tercih edersek, şimdiye kadar kurduğumuz ilişkiler sayesinde farklı bölgelerden şehirleri de programa katmak gibi bir hedefimiz olabilir.
Festivalimiz artık gelenekselleşti ve uluslararası boyutunu her yıl biraz daha geliştirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken festivale gelen konukların kendi ülkelerinde festivalle ilgili yaptıkları yayınları da çok önemsiyoruz. Festival kitabını çıkarmamızın amaçlarından biri de budur. İngilizce yayımlamamızın nedeni de uluslararası dolaşımını sağlamak. Bu yılki kitap Türkçe ve İngilizce olarak hazırlandı. Bu kitap, bu yıl festivale katılacak şairleri ve programı kapsıyor. Daha önce hazırladığımız, yalnızca İngilizce olan kitap ise festivalin başlangıcından bugüne kadar katılan, sayıları yüze yaklaşan şairi içeriyor. Bir anlamda festivalin antolojisi niteliğindeydi.

Ben de uluslararası boyuta çok önem veriyorum. Örneğin karikatür, müzik, halk dansları, fotoğraf alanlarında ülkemizde gurur duyulası festivaller var. Yabancı sinema yapımlarını, tiyatro alanında ise yabancı grupları ülkemizde izleme konusunda açmazımız sürüyor. Şiir alanında da sizler gerçekten sanatın uluslararası özelliğini çok iyi hayata geçiriyorsunuz.
Öncül: Uluslararası boyut gerçekten çok önemli ve bunu her geçen yıl daha da genişleterek, niteliğini yükselterek festivale dahil etmeye gayret ediyoruz.

Bu yılın konuk dilinin İtalyanca olması, ödülün İtalya’da alınması, Yavaşlama kavramını seçmeniz ve sonrasında Cittaslow’dan ödül gelmesi sanırım tesadüften çok birbirini çeken olaylar gibi oldu.

Öncül: Aslında bu seçimi yaparken ülke üzerinden değil, dil üzerinden hareket ediyoruz. Örneğin Almanca seçtiğimizde Almanya'nın yanı sıra İsviçre ve Avusturya'yı da kapsayan bir yaklaşım benimsiyoruz. Çünkü aynı dili konuşan farklı ülkeleri bir araya getirebiliyoruz.
Gelecek yıl için de iki düşüncemiz var. Birincisi Balkan dilleri üzerine bir festival düzenlemek. Birden fazla dili kapsayan, belki beş farklı Balkan dilinin yer alacağı bir çalışma olabilir. İkincincisi ise Cittaslow şehirlerini bir araya getirmek. Bunlar gelecek yıl için üzerinde düşündüğümüz iki ayrı öneri.

“Şiir insanın ruhunu besleyen bir şey. Yavaş yavaş, sindirerek, üzerinde düşünerek”

Festivalin bu yılki ana teması olan “Şiirle Yavaşlamak” kavramına yeniden dönersek…

Öncül: “Şiir yavaşlatır mı?” sorusu aslında sadece şiirin kendisiyle ilgili değil. Sanattan, kültürden ve insanın kendi değerlerinden uzaklaşma eğilimini kırmak, insanın insanca yaşayabilmesi, kültür ve sanata, kendi benliğine ve ruhuna sahip çıkması yönünde bir çağrı da taşıyor.
Yavaş şehirler kavramı, şiirle yan yana geldiğinde başka bir anlam da kazanıyor. Ancak yavaşlamak, aslında Slow Food hareketinden gelen bir kavram. Beslenme alışkanlıkları açısından da bildiğiniz gibi fast food kültüründen uzaklaşmayı ifade ediyor.
Şiir de insanın ruhunu besleyen bir şey. Yavaş yavaş, sindirerek, üzerinde düşünerek… Bugün Facebook'ta ve başka sosyal medya mecralarında Nazım Hikmet'e atfedilen dörtlükler görüyoruz. Bunların çoğu aslında Nazım'a ait olmayan, başka şairlerin yazdığı ya da tamamen uydurma şiirler. Her şeyin hızla tüketildiği bir ortamdayız. İnsanlar hızlıca bir şiire bakıp geçiyor. Biz bu hızlı tüketim alışkanlığını kırmak istiyoruz. İnsanlara biraz sakin olmalarını, kendi değerlerine, çevrelerine ve doğaya bakmalarını söylüyoruz. Üç günlüğüne de olsa hızlı yaşamı bir kenara bırakıp buraya gelmelerini, şiirle ve doğayla buluşmalarını istiyoruz.
Festivalin gerçekleştirildiği mekânlar da bu düşünceye uygun seçildi. Yağmur olmadığı sürece salonlara kapanmak istemiyoruz. Antik tiyatro gibi açık alanları tercih ediyoruz. Köyde gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde de Fikret Demirağ Şiir Tepesi gibi denizle, yeşille ve doğayla iç içe olan mekânları kullanıyoruz. Burası tam anlamıyla yavaşlama kavramına uygun bir yer. Aslında çok basit bir çağrımız var.  Yüzünüzü doğaya dönün, yüreğinizi şiire açın. Buraya geldiğinizde hangi yöne bakacağınızı düşünmenize gerek yok; her taraf doğa, her taraf şiir.

Mekanlar arasında bir de Fikret Demirağ'ın şiir odası var. Orası tam olarak nerede?
“Lefke Bandabuliya içinde küçük bir odadan bahsediyoruz. Belediye yaklaşık on yıldır bu odayı bize tahsis etti. Fikret Demirağ'ın kişisel eşyaları, kitapları ve onun hakkında yazılmış metinlerin bulunduğu, küçük bir müze niteliğinde bir yer.”

“Lefke'de sürekli bir kültür merkezinin de oluşturulması önemlidir. Fikret Demirağ'ın arşiv ve şiir odası da böyle bir alanın parçası olabilir”

Burası yıl boyu ziyarete açık mı, yoksa yalnızca festival döneminde mi kullanılıyor?
“Aslında sürekli açık olması konusunda henüz istediğimiz düzenlemeyi yapamadık. Belediyeyle bu konuyu konuşuyoruz. Oradaki dükkânların, el işi üretimlerinin ve farklı etkinliklerin de yer alacağı bir düzenleme düşünülebilir. Umarım önümüzdeki dönemde bunu gerçekleştirebiliriz. Lefke'de sürekli bir kültür merkezinin de oluşturulması önemlidir. Fikret Demirağ'ın arşiv ve şiir odası da böyle bir kültür merkezinin parçası olabilir.”

Festival için davetlerinizi nasıl yapıyorsunuz? Hangi ağlar ve bağlantıları kullanıyorsunuz?
“Biz festivali resmî salonlara, protokole ve klasik açılış törenlerine sıkıştırmak istemiyoruz. Burada protokol yok, resmî açılış yok. Herkese açık bir çağrı var. Şiir için gelmek isteyen herkese kapımız açık. Şiirin içinde zaten şehrin bütün renkleri var. Marş, bayrak ve benzeri resmî gösterilerden uzak duruyoruz. Burada müzik var, ritim var, sanat var.”

“Sanatın evrensel yapısını ve sınırları aşan, insanları yakınlaştıran/ buluşturan/ birleştiren özelliğini her anlamda festivalde bulabilirsiniz”

Bu yılki programa baktığımda adamızdan 27 şair ve dünyanın farklı ülkelerinden 11 şair ve sanatçının yer aldığını görüyorum. Bunun yanında çok sayıda müzisyen de var. Gerçekten uluslararası bir buluşma olacak. Program beni heyecanlandırmaya başladı bile.
“Evet sanatın evrensel yapısını ve sınırları aşan, insanları yakınlaştıran/buluşturan/birleştiren özelliğini her anlamda festivalde bulabilirsiniz. Müzikal olarak da festivalimizde çeşitliliğe önem veriyoruz. Fikret Demirağ şiirlerini besteleyen ve icra eden Yorgos Kaligioris bu yıl da programda da yer alıyor. Her yıl bize destek veriyor. Sol Anahtarı, Eski Kafa ve Baria gibi gruplar da programa katkıda bulunuyor. Bu arkadaşlarımız gönüllü olarak, kendi emeklerini ortaya koyarak bu çalışmalara katılıyorlar. Mesela Sofia Barka da şiir okuyacak. Onun şiir okuma ve performans konusunda yeteneği var. Spontane bir performans da görebiliriz. Programın güzel taraflarından biri de bu spontane yapısı. Her şey önceden belirlenmiş, katı bir çerçeve içinde ilerlemiyor. Herkes kendi katkısını sunabiliyor.”

“Yalnızca üniversiteyle değil, bölgedeki bütün kurumlarla iş birliği yapmak, hepsiyle ortak çalışmalar gerçekleştirmek istiyoruz”

Festival programına genel olarak baktığımda, bunun klasik anlamda bir şiir festivalinin çok ötesine geçtiğini düşünüyorum. Kültürel hafızayla, Cittaslow'un yavaş yaşam felsefesiyle, eğitimle, çocuklarla ve çevreyle bağlantılı çalışmalar var. Tohum topu çalışmaları, çevre etkinlikleri, toplumsal barışa katkı sunan ortak pratikler de programın bir parçası. Şiir başta olmak üzere müzik, performans, karikatür, fotoğraf ve farklı sanat dallarının da yer aldığı geniş bir yapıdan söz ediyoruz. Adı şiir festivali olsa da zaman içinde kendisini aşmış ve genişlemiş bir festival görüyoruz.

“Evet, sanatın farklı dallarını festivale katmaya çalışıyoruz. Karikatür sergisi açtık, daha önce fotoğraf sergisi de düzenledik, turistik geziler yapıyoruz, yıl boyunca yürütülen projeler de festivalin bir parçası. Lefke Belediyesi Cittaslow Tiyatrosu’nun “Lefke 48-Bir Grev Öyküsü” projesi buna örnek. Bunun yanında bölge okullarını da etkinliklere dâhil ediyoruz. Cengiz Topel Meslek Lisesi'nin büyük salonunda düzenlediğimiz programda bölgedeki altı okuldan öğrenciler yer alıyor. Her okuldan şiir ve müzikle ilgilenen on öğrenci seçiliyor. Öğrenciler hazırlanarak festivalde şiir ve müzik sunumları gerçekleştiriyor.
İlk yıllarda üniversiteyle de benzer çalışmalar yapmaya çalıştık. Ancak yönetim değişiklikleri ve pandemi nedeniyle bu ilişkilerde kopukluklar yaşandı. Bağlantıları tamamen kesmek istemiyoruz, çalışmalarımıza devam ediyoruz. Umarım bundan sonraki dönemde üniversiteyle daha sıcak ilişkiler kurabiliriz. Aslında hedefimiz yalnızca üniversiteyle değil, bölgedeki bütün kurumlarla iş birliği yapmak. Dernekler, eğitim kurumları, kültür-sanat kuruluşları ve muhtarlıklar.  Hepsiyle ortak çalışmalar gerçekleştirmek istiyoruz.”

Yerel yönetimlerin kültür-sanat etkinliklerinin tanıtımdaki etkisi merkezin yaptığından daha geniş gözlemi

Mehmetçik,Tatlısu veya başka bir Cittaslow şehrinde size buna benzer bir şiir etkinlik düzenlenmesi teklifi gelirse nasıl karşılarsınız?
“Elbette, bu tür fikirlere açığız. Şiir de markalaşabilir. Elbette portakal festivalleri, panayırlar ve benzeri etkinlikler de gerekli. Ancak bugün ülkemizde biraz fazla panayır düzenleniyor. Girne’de olduğu gibi bazen bütün etkinlikler bir araya getirilerek tek bir festival gibi de sunuluyor. Bu, organizasyon açısından iyi bir fikir olabilir ama önemli olan niteliği yükseltmek. Belediyelerin kriterleri ve öncelikleri elbette birbirinden farklı olabilir. Ancak yerel yönetimlerin kültür-sanat birimlerinin daha aktif çalışması, belediye meclis üyelerinin ilgili komisyonlarda daha fazla sorumluluk alması ve bu konuda fikir üretmesi çok önemli. STÖ’lerle iş birliklerinin artırılması da gerekiyor. Yerel yönetimler bu anlamda çok önemli bir role sahip. Bazen yerel yönetimlerin kültür-sanat alanında bir yıl boyunca ortaya koyduğu çalışmaların, merkezi kurumların ya da tanıtım kuruluşlarının gerçekleştirdiği faaliyetlerden çok daha geniş bir uluslararası etki yaratabildiğini görebiliyoruz. Sanatın böyle bir gücü var. Gelen konuklardan, onların ülkelerinde yapılan yayınlardan ve sonrasında kurulan ilişkilerden bunun geri dönüşlerini alıyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.”

Lefkoşa’dan kaldırılan otobüs ile festival tüm adanın sanatseverlerine imkan yaratıyor. Geçmiş yıllarda festivalde konaklamalı seçenekler de vardı. Yavaşlama kavramıyla konaklamayı bir araya getirmek mümkün olabilir. Bu yıl özellikle Lefke dışından gelecek olanlara böyle bir seçenek düşünüldü mü?
“Artık festivalin belirli bir geçmişi ve birikimi var. Bu konuyu gündemimize alabiliriz. Bölgede oteller ve butik oteller bulunuyor. Onlarla iş birliği yapılabilir. Böylece hem onların tanıtımına katkı sağlanır hem de festivalin kapsamı genişler. Zaten bölgedeki üreticileri ve yerel değerleri festivalin içine katmaya çalışıyoruz.”
 

Festival programıyla ilgili duyurular ne zaman başlayacak?

“Önümüzdeki haftadan itibaren programımızı sosyal medyada yayımlamaya başlayacağız. Çok erken duyuru yapıldığında insanlar unutabiliyor. Son ana bırakıldığında ise herkesin programı önceden belirlenmiş oluyor. Bu nedenle doğru zamanı yakalamak önemli.
Elimizde festival kitabının bulunması da bizim için bir fırsat. Festivale fiziksel olarak katılamayacak insanlar da bu kitap aracılığıyla etkinliği bir ölçüde hissedebilir. Kitabı okuyarak şairleri, şiirleri ve festivalin atmosferini tanıyabilirler. Kalıcı bir edebî eserin basılı olması da bizim için çok önemli.
Fikret Demirağ'ın dostlarını, şairleri, şiiri seven insanları; doğayla baş başa kalmak, güzel müzik, şiir ve sanatla buluşmak, biraz olsun yavaşlamak isteyen herkesi Kasım ayının son hafta sonunda Lefke'ye bekliyoruz.”

“Şiirin kendi ana dilinde okunması çok değerli. Şiir yalnızca ne anlattığıyla ilgili değil, nasıl okunduğu da önemlidir. Kitapçıktan da Türkçe ve İngilizcesi takip edilebilir”

Şiirleri ana dillerinde dinleyeceğiz. Ancak farklı dillerde okunan şiirleri herkesin anlaması mümkün olmayabilir. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
“Şiirlerin kitapta Türkçe ve İngilizce çevirileri zaten bulunuyor. Dolayısıyla dinleyiciler, şiirleri okurken kitap üzerinden takip edebilirler. Biz salonlara kapanmak istemediğimiz için açık alanları tercih ediyoruz. Ancak yağmur yağması durumunda geçen yıl olduğu gibi etkinlikleri Lefke AKM’ye taşıyabileceğimiz alternatif bir mekânımız da var. Şiirin kendi ana dilinde okunması çok değerli. Bir şiirde vurgu, ses ve tını çok önemlidir. Dinleyicinin bunları hissetmesi gerekir. Şiir yalnızca ne anlattığıyla ilgili değildir; nasıl okunduğu da önemlidir. Bir şiirin ana dilindeki müziğini, sesini ve ritmini hissetmek gerekir. Bu nedenle şairlerin şiirlerini kendi dillerinde okumalarını önemsiyoruz. Çeviriyi okumak, şiirin ana dilindeki etkisini her zaman vermez. Dinleyici kitabındaki Türkçe ve İngilizce çevirileri takip ederek şiirin anlamını da yakalayabilir.

Röportaj Haberleri