Ödül AŞIK ÜLKER
Bağımsız Milletvekili İzlem Gürçağ Altuğra, UBP amblemini yıllarca onurla yakasında taşıdığını ancak çok ciddi yönetim zafiyeti yüzünden yolunu ayırma noktasına geldiğini söyledi.
Meclis tatile girmeden bir seçim tarihinin ilan edilmesi gerektiğini kaydeden Altuğra, “Bir ay daha vekil kaldın veya kalmadın, ne fark eder? Hayatını değiştirecek bir şey değil. Birazcık o egodan kurtulmak gerekir. Otuz gün daha vekil olsan, memleketi mi değiştireceksin? Memlekete iyilik yapılmış olur, bir an evvel ülkenin üstünden bu ruh sıkıntısı kalkar” diye konuştu.
“UBP amblemini yıllarca onurla yakamda taşıdım. Çok ciddi yönetim zafiyeti yüzünden, yolumu ayırma noktasına geldim. Çünkü artık umut kalmadı” diyen Altuğra, Üstel yönetimine sert eleştirilerde bulundu.
Altuğra şu ifadeleri kullandı:
“Gelin görün ki, UBP’nin son yönetimi, Üstel’in başta olduğu yönetim, ciddi bir zafiyet içerisindedir. Liyakat yok, hukuka sadakat yok. Tamamen bireysel, kişisel işler yapılıyor. Kendisine çok çok yakın olan insanların, ‘çok değerlilerinin’ yönlendirmesiyle çizdiği yol haritasını takip ettiğini herkes gözlemliyor zaten.”
“Liyakat yok, hukuka sadakat yok”
Soru: Parti yönetimine yönelik eleştirileriniz uzun süredir vardı. UBP’den istifa kararını vermenize neden olan kırılma noktası neydi?
Altuğra: Umudumu kaybettiğimi fark edince, istifa etme yoluna gittim. Doğruluğuna inanmadığım hiçbir şeye “tamam” diyemem, bu benim karakterim gereğidir. Hayatımın tüm süreçlerinde, adaletten, hukuktan, hak edişten uzak olan her şeye karşı dik duruşum oldu. Sessiz kalamam. Bu hem benim yapım gereğidir, hem de halkın bize verdiği görev sorumluluğu gereğidir. Halk bize diyor ki, “meclise git ve benim hakkımı savun, koru, kolla”. Ben, bu sorumluluk bilinciyle mecliste görevimi yürütüyorum. Ama gelin görün ki, UBP’nin son yönetimi, Üstel’in başta olduğu yönetim, ciddi bir zafiyet içerisindedir. Liyakat yok, hukuka sadakat yok. Tamamen bireysel, kişisel işler yapılıyor. Kendisine çok çok yakın olan insanların, “çok değerlilerinin” yönlendirmesiyle çizdiği yol haritasını takip ettiğini herkes gözlemliyor zaten. Liyakattan uzaklaşılan, devlet ciddiyetinin önemli bir ölçüde sulandırıldığı bir yönetim şekli var. Devlet deniyor ama, devlet ciddiyetine hiçbir şekilde sadık kalınmıyor.
Üst yönetimdeki bürokratlar, siyasiler, kelepçeyle mahkeme koridorlarında ve hiçbir şey yokmuş gibi davranılıyor. Üstüne üstlük başbakan sorun yokmuş gibi, sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi davranıyor. Sanki hiç sorumluluğu yok, hiçbir şeyden haberi yok. Görmedi, duymadı, bilmez gibi… Bunun ciddi şekilde sorgulanması gerekir. Ne demektir, bir başbakanın müsteşarlarının, üst düzey bürokratlarının mahkeme koridorlarında mahcup edilecek şekle düşürülmesi? O bürokrat arkadaşların yaşadıkları travma hiç hak edilen bir durum değildir. Başbakan bunları niye sorgulamadı? Sorguladıysa, mantıklı cevap versin. Birçok skandallar, iddialar var ama bunların hiçbiri ciddiye alınmadan, yokmuş gibi davranılıyor.
Yalvara yakara yaptırdığımız grup toplantıları var ya, “Ben genel başkanım, ben ne dersem o olur” dedi. Ben de kendisine, “Doğru söylediğiniz şeyler olur. her dediğiniz olmaz” dedim. Grup toplantılarında ciddi tartışmalarımız oldu. Tamamen bireysel, kişisel davranışlar var, halka, bütüne yönelik davranışlar olmadığını gördüm. Üstel’in döneminde liyakatsizlik, devlet ciddiyetinin sulandırılması, adaletsizlik, hukuksuzluk yolunda bir sergileniş oldu. Bunlar birikti, birikti ve dedim ki “Artık umut kalmamıştır. Ben devlete inanan, devletin devamlılığını savunan ideolojiye sahip bir kişi olarak bir karar almam gerekiyor”. UBP amblemini yıllarca onurla yakamda taşıdım.Çok ciddi yönetim zafiyeti yüzünden, yolumu ayırma noktasına geldim. Çünkü artık umut kalmadı.
“Mesaj al, hazımlı ol”
Soru: Sıkıntınızın partiyle değil, yönetimle olduğunu hep söylediniz. Olağanüstü kurultay çağrınız da oldu, ama parti kurultayı gerçekleştirme noktasına gelemedi. Sizden başka muhalifler de vardı…
Altuğra: Olağanüstü kurultayın çağrısını yaptım. Cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra, “Partimiz üç kere üst üste yenilgi almıştır. Artık aynaya bakmak lazım” dedim. Mesaj al, hazımlı ol. Halk senin yönetimindeki partiye oy vermiyor, artık güven duymuyor. Belediye seçimlerini kaybettin. Tek kişilik milletvekilliği ara seçimini kaybettin. Cumhurbaşkanlığı seçimini hezimetle kaybettin. Eğer bu partiyi düşünüyorsan, eğer UBP’nin geleceğini düşünüyorsan, misyonuna inanıyorsan, o devlet ciddiyetinin samimiyetine inanıyorsan, dersin ki “Arkadaşlar, üç kere seçim kaybedilmiştir. Ben genel başkanlığı bir başka arkadaşıma devredeyim ki, partiye yeni bir enerji, yeni bir heyecan, yeni bir motivasyon gelsin, parti toparlansın.” O koltukta oturarak var olma yemini yapmışçasına davranma. Partiyi korumak, yüceltmek adına samimiyse, böyle bir davranışa gitmesi gerekirdi. Ama tam aksine, daha da tutundu, kırıla döküle devam ediyor. Tabandan duyduğumuz, bizi üzen cümleler de oldu. Bu yönetim zafiyetine karşı getirdikleri eleştirel cümlelerden dolayı üzülüyoruz. Bunu Üstel’e grup toplantılarında söyledik ama “Tabandan hiç böyle sesler yükselmiyor, siz böyle değerlendiriyorsunuz” dedi.
“Lider olmak, her baba yiğidin harcı değildir”
Genel kurul çalışmalarına da baktığınız zaman, oylama sırasında, bütçe görüşmelerinde bile, genel başkan olarak genel kurulda yoktu. “Nasıl olsa, içeride 27 kişi var, eller kalkacak” diye düşünüyor. Halbuki sen bir lidersin, bir lider yerinde oturur ki, vekillerine hem örnek olsun, hem de ilham versin. Ama lider olmak, öyle her baba yiğidin harcı değildir. Bazı meziyetlere sahip olmak lazım. İlham vereceksin, cesaret vereceksin, destek vereceksin. En başta dürüst olacaksın.
“Özür dilemesi gereken ben değilim”
Soru: İstifanız öncesinde, Ünal Üstel’le en son ne zaman görüştünüz?
Altuğra: Ünal Üstel’le teke tek ne zaman görüştüğümü, inanın hatırlamıyorum. Ben bu kadar çağrılar yapıyorum. Yalvara yakara yaptırdığımız grup toplantılarında isyan ettim, halktan duyduklarımızı söyledim, “Toparlanmamız gerekir” dedim. O bana, “Bunlar senin kendine göre ifadelerindir” dedi, hiç kabullenmedi. “İzlem, gel bakalım teke tek konuşalım. Bir de bana seni üzenin ne olduğunu anlat, nedir seni bu kadar feveran ettiren“ diye bir kere bile bana sormadı, benimle konuşmadı. Bir lider böyle mi davranır? Aracı milletvekili koymuş, sabretmiş, özür dileyeyim diye beklemiş. Ne özürü? Benim özür dileyecek bir şeyim yok. Ne münasebet! Özür dilemem gereken davranış biçimlerim ya da söylemlerim olursa eğer, özür dileyecek kadar da yürekliyim. Ama burada, özür dilemesi gereken ben değilim.
Soru: İstifa açıklamanızdan sonra Üstel’in, “Babası istedi, bakan yaptım”, “Performans sorunu vardı” gibi bazı açıklamaları oldu…
Altuğra: Çok talihsiz bir açıklama. Bana, ama özellikle babama karşı yapılan büyük bir ayıp. Ne münasebet da babam onun ayağına gidecek ve “kızımı bakan yap” ricasında bulunacak. Bu açıklamalar, yakından uzaktan gerçeği yansıtmıyor. Ben bunu talihsizlik ve babama karşı yapılan büyük bir ayıp olarak değerlendiriyorum. Çok yazık.
“UBP’nin 70li yıllardaki ruhu bu değil”
Soru: UBP’nin kurucu prensiplerinden saptığını gördüm diyorsunuz. En belirgin sapma neydi?
Altuğra: Usulsüzlükler… Örneğin, yapılan ihaleler usulüne uygun yapılıyor mu? Bin bir türlü iddia duyuyoruz. İhale Komisyonu Başkanı arkadaşımız, hala ciddi bir travma içerisindedir. Eğer bir usulsüzlük yoksaydı, niçin bu insanlar bu travmaları yaşıyor? Başbakanlık Müsteşarı’nın durumu ortada, sahte diploma iddiaları, kırsal kesim arsalarının dağıtılış şekli, istihdamlar ortada. Bir devlet, ciddiyetle bir yönetime sahipse, halka yönelik icraatlarını ve kurumlarındaki yönetimlerini hakikaten bu adalet sinsilesine göre yürütüyorsa, bu saydığımız iddiaların hiç biri konuşulmaz.
Vatandaş bir ihtiyacını, talebini, hak arayışını bir siyasiyle paylaştığında, sanki o siyasi ona bir lütufta bulunuyormuş gibi davranıyor ve vatandaş ömür boyu o siyasiye borçluymuş gibi bir tablo çiziliyor. Ne münasebet! Siyasinin asli görevi vatandaşa yardım etmektir. Siyasi, görevini yapıyor, bir lütuf sunmuyor. Vatandaşa, kendisine ömür boyu minnet edecekmiş enerjisini geçirdiği noktada, büyük bir saygısızlık yapmış oluyor. Tüm bunlar, UBP’nin kuruluş misyonundan ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. UBP’nin 70li yıllardaki ruhu bu değil.
“İstifa etmek, her babayiğidin harcı değildir”
Soru: Değişik dönemlerde, sizin gibi, muhalefet eden başka milletvekilleri de var. Bu istifa sürecinde onlarla bir istişareniz oldu mu?
Altuğra: Ben, kendi özgür irademle istifa kararı aldım ve hiçbir milletvekiline veya üyeye, “ben istifa ettim, sen de istifa et” teklifini kesinlikle yapmadım, yapmam. Böyle bir teklifte bulunmayı da doğru bulmam zaten. İstifa etmek, her babayiğidin harcı değildir. Bu, büyük bir cesaret işidir. Benim bir duruşum vardır, ilkelerim vardır. Bu doğrultuda kararımı verdim. Diğer arkadaşlarımdan, “Gel bakalım İzlem, nedir senin yaptığın” şeklinde bir yaklaşım da görmedim. Son gün, artık “İzlem gerçekten partiden istifa ediyor” noktasına gelindiğinde, ayaküstü “yapma, etme” gibi cümleleri duydum. Kıymeti yok. Doğum gerçekleşirken, “vazgeç, doğurma” diyemezsin, artık doğum gerçekleşiyor.
Olağanüstü kurultay çağırdığım dönemde, 2025 Ekim ayında, bu süreç kırılmıştı ve grup toplantısında ciddi kavgalar yapıldı. O dönemde, “gel bakalım nedir bu sıkıntı” şeklinde samimiyetle bir görüşme düzenlenseydi, belki daha iyi olabilirdi. Ama hiç öyle bir şey olmadı.
Her insanın bir sabrı, dayanma gücü ve bazı şeyleri öngörme yeteneği vardır. Parti içerisinde hedeflenen hamleleri öngörüyorum. Sistem seni itmiş itmiş, uçurumun kenarına kadar, o aşamada,artık ya canını kurtaracaksın ya da uçurumdan aşağıyı gözlerini kapatıp düşeceksin. Yok, bu keyfi onlara yaşatmam. Ömrümün büyük bir kısmını UBP’de geçiren bir kişi olarak, üyelikten istifa dilekçemi genel merkeze sunarken, elbette buruklaştım, duygularım kabardı. Ama, kendi kendimi, yönetimin istediği şekilde öldürmesine de benim gururum kesinlikle izin vermezdi.
“Hangi rozet altında olduğum önemli değil”
Benim hangi rozet altında olduğum önemli değil. Önemli olan, benim toplum için ne yaptığımdır. Bir milletvekilinin görevi, halka götürülecek hizmetlerin neler olduğu yönünde mecliste kafa patlatmaktır. Ben bu görevimi layıkıyla yaptığıma inanıyorum. O yüzden yoluma HP’de devam edeceğim.
“Seçim için en ideal tarih Eylül’dür”
Soru: İstifanız, meclis aritmetiğinde bir değişim yarattı. Sizce istifanız seçim sürecini hızlandırır mı? Ne zaman seçim olur?
Altuğra: Hızlandıracağını sanmam. Haziran sonunda, Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmeler tatile girecek. Haziran sonuna kadar 6-7 meclis oturumu kaldı, pazartesi olarak. O yüzden hızlandırmaz. Haziran’ın sonunda, bu benim kişisel tahminimdir, bir seçim tarihinin ilan edilmesi gerekir ki hazırlıklar başlasın. Benim görüşüme göre seçim, Eylül ayı içerisinde yapılsın. Çünkü tatilin sona ermesiyle birlikte, Ekim ayında, meclis çalışmaları yeniden başlar. Yemin etme töreni, komitelerin oluşması bir süreç alacak. Bu süreç tamamlandıktan hemen sonra, Kasım ayında, bütçe görüşmeleri başlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, seçim için en ideal tarih Eylül’dür.
Bir ay daha vekil kaldın veya kalmadın, ne fark eder? Hayatını değiştirecek bir şey değil. Birazcık o egodan kurtulmak gerekir. Otuz gün daha vekil olsan, memleketi mi değiştireceksin? Memlekete iyilik yapılmış olur, bir an evvel ülkenin üstünden bu ruh sıkıntısı kalkar.
“Bu işler, cesaret ister”
Soru: İstifadan sonra, nasıl tepkiler aldınız?
Altuğra: Benim, tabanla ciddi bir şekilde kucaklaşmam vardır. O kucaklaşma, benim için, ömürlüktür. Dostluk başka bir şey, siyaset başka bir şey. Ben yıllardır, UBP örgütlerinin içerisinde dolaştım, ciddi dostluklar kurdum. O dostluklarım sonuna kadar bakidir. Bu noktaya gelindiği için çok üzülenler oldu. “Keşke gitmeseydin” diyenler oldu. “Haklısın, iyi ki gittin. Sonuna kadar biz de senin arkandayız ve geliyoruz” diyenler oldu. Herkesin, kendi iç dünyasına göre bir yorumu olması gayet doğaldır. Ben bunu anlayışla karşılıyorum.
“Keşke gitmeseydin ve içeride mücadele etseydin” diyenler oldu, ben bunu yaptım zaten. UBP’de mücadele zemini kalmamıştı. Genel Başkan’ın etrafta söylediklerini dinliyorum. Köy ortamlarında söylediklerini arkadaşlar gelip bana söylüyor. Benim artık orada tutunabileceğim bir durum kalmamıştı ve dedim ki “Bu işler böyle olmaz, gitmem gerekir ve gittim”.
Benim duruşum bellidir, amacım bellidir, hizmet anlayışım bellidir. HP’deki arkadaşlarla birlikte çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Soru: İstifanız domino etkisi yaratır mı, arkadan gelen istifalar olur mu?
Altuğra: Milletvekillerinden geleceğini hiç düşünmüyorum. Bu işler, cesaret ister.