“Guduru kararlar”

İstatistik ve Araştırma Dairesi Eski Başkanı Güner Mükellef, doğru teşhis ve teşhise göre çözümler üretmenin önemine vurgu yaparak, hükümetin aldığı kararların ekonomik akla uygun olmadığını belirtti.

Ödül AŞIK ÜLKER

İstatistik ve Araştırma Dairesi Eski Başkanı Güner Mükellef, doğru teşhis ve teşhise göre çözümler üretmenin önemine vurgu yaparak, hükümetin aldığı kararların ekonomik akla uygun olmadığını belirtti.

Kamudaki liyakatsizliğin, gerekli analizlerin yapılamamasına neden olduğunu söyleyen Mükellef, ekonomide guduru kararlar alındığını kaydetti.

Mükellef, “Kamusal alanda ciddi bir liyakatsizlik var. İstatistik okur yazarlığı, maalesef, cahillik boyutunda. Çeşitli birimlerde bir sürü rakam var, veriler var, ama bunların nasıl kullanılacağı, nasıl yorumlanacağı, nasıl açıklanacağı konusunda çok geriyiz. Dolayısıyla, ekonomiyle ilgili alınan kararların yanlış ve yetersiz olması sebebiyle, Maliye’deki dış kaynak bağımlılığı artmaktadır” diye konuştu.

Hükümetin, dışsal krizlerden kaynaklanabilecek ekonomik durgunluğu engelleyebilmek veya etkilerini azaltabilmek için, bir takım kararlar almak zorunda olduğuna dikkat çeken Mükellef, bunu yaparken, ekonomiyi topyekün değerlendirip, elde edilecek bulgulara göre yapmak gerektiğinin altını çizdi.

Mükellef, Üstel’in Hayat Pahalılığı Ödeneği’nin 9 ay durdurulmasının ekonomide büyümeye neden olacağı iddiasının doğru olmadığını belirterek, şunları söyledi:

“9 ay içerisinde, %40 enflasyon olacağını varsayalım. Bu, ocak ayına kadar ortalama %4-4.5 bir gelir kaybı olacak demektir. 9 ayın sonunda neredeyse maaşların yarısı erimiş olacak. Maaşları eridiğinde ve yılın sonunda yarı yarıya indiğinde, bu insanlar, dar gelirliler nasıl geçinecek? Geçinemeyen insan, dar gelirli insan, maaşı harcamalarına yetmeyen insan ne yapar? Harcamasını kısmak zorunda kalır. Diğer taraftan da, ülkedeki hane halkının borç stoğuna da bakmak lazım, nasıl bir ivme kazanıyor, nerelere koşuyor? Harcamalarda daralma başladığı zaman, ihracatımız da geriler, ülke ekonomisi küçülmeye başlar. Sayın Başbakan’ın, bu tedbirlerle ‘üretimi artıracağı’ iddiasının, böylelikle yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Yanlış bir karar bu.”

“Kamu maliyesinin dış kaynak ihtiyacı her geçen gün artmaktadır”

Soru: Kamu maliyesinin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mükellef: Kamu maliyesinin uzun bir süredir, özellikle bu hükümet döneminde, dış kaynak ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Bunun temelinde ciddi sorunlar vardır. Bizim hükümetimiz, maalesef, kayıt dışı ekonominin ekonomideki sektörler arasındaki ilişkilerden nasıl bir ivme kazandığına, hangi sektörlerde ne boyutta olduğuna dair herhangi bir çalışması yok. Dolayısıyla kayıt dışı ekonomiye etkili müdahaleleri de olmuyor. Bu da, her geçen gün, kayıt dışı ekonominin artmasına neden oluyor.

“Vergilendirilmeyen ekonomi çok üst boyutlarda”

Kayıt dışı ekonominin üç boyutu var. Birinci boyutu, vergilendirilmeyen ekonomi, ki Maliye’yi esas ilgilendiren budur. İkinci boyutu, iş gücü istatistiklerine yansımayan, kaçak iş gücüdür. Üçüncü boyutu da, milli gelir hesaplamalarına yansıyamayan büyüklüklerdir, üretimlerdir. Dolayısıyla, bu üç boyutun, kendi içindeki ilişkilerden dolayı kayıt dışılık bugün KKTC ekonomisine ciddi anlamda bir sıkıntı yaratmaya başladı. Vergilendirilmeyen ekonomi çok üst boyutlarda artık. Bundan dolayı, Maliye maalesef, yaşanan yüksek enflasyonlara rağmen gelirlerini artıramıyor ve giderlerini gelirlerine göre ayarlayamıyor. Dolayısıyla, bütçede sürekli açık veriliyor.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla hesapları üretici fiyatlarıyla hesaplanmaktadır. Piyasa fiyatlarını iki kesim belirler, biri üreticiler, diğeri de tüketicilerdir. Ekonomideki fiyat haraketlerini sadece Tüketici Fiyat Endeksi verileri ile analiz etmek, ekonomide gerekli tedbirleri almamızda yeterli olmuyor. Üretici fiyatlarındaki haraketleri de değerlendirmelerimize almamız lazım. Mesela; en son yayınlanan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla hesapları 2024 yılına ait. 2023 yılı Gayri Safi Yurtiçi Hesapları ile bunları, aradaki sektörel gelişmeleri elimine ederek, karşılaştırdığımızda her bir  sektördeki üretici fiyat haraketlerini ve toplamda da ekonomideki üretici fiyat haraketlerini görürüz. Örneğin, tarım sektöründe 2024 yılında %65 fiyat artışı olmuş, ama 2024 TÜFE %53 olarak gerçekleşmiş. Bunun anlamı şudur; tarım sektöründeki fiyat artışları enflasyonunuzun yükselmesine neden olmuştur. Bunun sebeplerinin araştırılması lazım. Bunun sebepleri araştırıldığında, fiyat artışının nedeni talep kökenli bir enflasyon mu, yoksa maliyet kökenli bir enflasyon mu olduğunu hükümetin belirlemesi lazım. Bunlar için alınacak tedbirler farklıdır. Önce teşhisi doğru koymamız lazım ki, ona göre de çözümleri üretelim. Maalesef kamusal alanda liyakatsizlik, bu gibi analizlerin yapılamamasını gündeme getiriyor. Bu durum da, ekonomide alınan kararların guduru kararlar olduğunu bize gösteriyor.

“Kamusal alanda ciddi bir liyakatsizlik var”

Eğer talepte bir artış varsa, arz yetersizliği varsa; biz dıştan bir şeyleri getirerek oradaki fiyatları baskılayabiliriz. Ama eğer, maliyet enflasyonuysa, yerel üretimin maliyetlerini hangi unsurların yükselttiğini araştırarak, vereceğimiz destekler, teşviklerle enflasyonu yine baskılarız. Ama hükümet bu çalışmaları yapamıyor. Çünkü kamusal alanda ciddi bir liyakatsizlik var. İstatistik okur yazarlığı, maalesef, cahillik boyutunda. Çeşitli birimlerde bir sürü rakam var, veriler var, ama bunların nasıl kullanılacağı, nasıl yorumlanacağı, nasıl açıklanacağı konusunda çok geriyiz. Dolayısıyla, ekonomiyle ilgili alınan kararların yanlış ve yetersiz olması sebebiyle, maliyedeki dış kaynak bağımlılığı artmaktadır.

“Para aktarımı çok da mümkün görünmüyor”

Soru: Bahsettiğiniz ortamda, Türkiye’den kaynak almak ne kadar mümkündür,

iç borçlanmayla ilgili durum nedir?
Mükellef:
Bugün gelinen noktada borçla, eski borçlar kapatılmaya çalışılıyor. Ayrıca, bunun üzerinde de borçlanarak, herkesin de dilinde olan, “maliye sadece maaş ödemek için borç alıyor” söylemleri ortaya çıkıyor.

Maliye’nin dış kaynak bağımlılığını ortadan kaldırmamız lazım. Belki bugün, yarın Türkiye’den belli bir miktar daha kaynak bütçeye aktarılabilir. Aslında bu da çok zor. Çünkü Türkiye’nin de, bugünden sonra, savaş nedeniyle yaşayacağı ekonomik durgunluklar, enflasyonlar, onların da bir takım politikalarını tekrar gözden geçirme gereğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bize para aktarımı çok da mümkün görünmüyor. Çünkü birkaç yıldır, protokollerle vaat edilen rakamların bir türlü KKTC maliyesine veya ekonomisine yansımadığını görüyoruz. Bu protokollerde vaat edilen rakamların TC tarafından gönderilmesi, yine protokollerde yer alan KKTC’nin yükümlülüklerine bağlı. Geçmiş protokollerde de KKTC’nin yükümlülüklerini yerine getiremediğini ve dolayısıyla vadedilen miktarların çok daha azının gönderildiğini gördük.  Aynı şey yine geçerli olabilir. Hükümet, belli bir süre daha borçlanmaya devam edecek. Ama bu çözüm değil. Çözüm nedir? Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alma, vergiyi tabana yayma, daha geniş kitlelerden vergi alma ve bu şekilde bütçe açıklarını kapatma.
Vergi olaylarına baktığımızda, maliye tarafından toplanan dolaylı ve dolaysız vergileri Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranladığımız zaman, bize bir takım ipuçları veriyor. Örneğin KKTC’de, dolayısız vergilerin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranı %9 civarında, dolaylı vergilerin oranı da %13 civarında. Yani devletimiz toplamda, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın %23’ü kadar vergi topluyor. Bu, Güney Kıbrıs’ta %33, AB ülkelerinde %44-45’lere kadar çıkıyor, OECD ülkelerinde de ortalama %34’lerdedir. Biz çok gerideyiz aslında. Dolayısıyla bizim, toplanan verginin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranını belli bir noktaya çıkarmamız lazım, en az %30’lara kadar çıkarabilmemiz lazım. Zaten bunu yaptığınız zaman, bütçeniz bu kadar eksi vermez, hatta artı vereceği zamanlar bile olur. Bu nasıl yapılacak? Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alarak ve vergiyi tabana yayarak. Türkiye’den 25 milyar TL kaynak aktarılırsa, bu, bütçe açığına çok ciddi bir katkı sağlayacak. Doğrudan bütçe borçlarına bu para verilmez ama, sektörel olarak doğru dağıtıldığı zaman, iş hacminin büyümesiyle, devlet kendi payını çıkaracak.
 

“Hükümet, elbette bir takım kararlar almak zorundadır, fakat...”

Soru: Açıklanan tedbirleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterli midir?
Mükellef:
Kesinlikle değildir. Çünkü, bu gibi dışarıdan gelen krizlerde, iç dinamiklerin nasıl şekilleneceğini çok iyi analiz etmek lazım. Elimizde, analiz yapabileceğimiz bazı doneler, veriler vardır. Örneğin, benim de çok büyük emeklerimin olduğu, 1998 yılında yapmış olduğumuz çok geniş kapsamlı çalışmalarla, ülke ekonomisini 63 sektörün yer aldığı, her bir sektörün bir diğer sektörle ilişkilerini ortaya koyan modeller geliştirdik, tablolar hazırladık. Örneğin, tarım sektörü kendi üretimini gerçekleştirebilmesi için, diğer sektörlerimizden girdi olarak ne alıyor? Kendi üretimini, diğer sektörlerimize girdi olarak nasıl veriyor? Ne kadar ithal yapma durumundadır? Ne kadar ihracat yapıyor? Hane halkı tüketimine ne kadar veriyor? Bütün bunları, bahsettiğim modellerin, tabloların üzerinde görme şansımız var. Fiyat analizlerini de, bu tablolar üzerinde rahatlıkla yapabilirsiniz. Sadece kriz dönemlerinde değil, hükümetin ara ara ekonominin sektörel bazda ve genel dengelerini değerlendirmesi lazım.

Hükümet, dışsal krizlerden kaynaklanabilecek ekonomik durgunluğu engelleyebilmek, veya etkilerini azaltabilmek için, elbette bir takım kararlar almak zorundadır. Fakat bunu yaparken ekonomiyi topyekün değerlendirip elde edeceği bulgulara göre yapmalıdır. Hangi sektöre ne kadar destek verecek, ne zaman verecek, bu değerlendirmelerinin sonuçlarına göre kararlarını almalıdır. Öyle sektörlerdeki yakınmalara, “biz battık” demelere göre haraket etmekle olacak işler değildir bunlar. Örneğin, hayvancılıkta çok ciddi sorunlar var. Hayvancılıkta, büyükbaş hayvan süt üretimine teşvik veriyorsunuz ve zaman zaman bunu da artırıyorsunuz. Savaş nedeniyle, şu anda aylık 850 ton hellimin ihracatı durdu.  Bu da, aylık 7 bin 600 ton süte denk geliyor. Yani aylık süt üretiminin %70’i demektir bu. Ne olacak bu fazlalık? Yerlere mi dökülecek? Hala teşvik mi verelim, ne yapalım? Devletin elindeki kaynakların, hangi sektörlere nasıl paylaştırılacağı noktasında, mutlaka verimlilik ve etkinlik kriterleri dikkate alınmalı.

“Yerel üretimi, ithalat bağımlılığına tercih etmemiz lazım”

Sektörler arası ilişkiler çok önemli. Mesela ekonomik planlamada, turizm sektörünü büyüteceğinizde, turizm sektörüne girdi sağlayan sektörler hangileridir? Mefruşat, mobilya vs. Eğer turizm sektörünü büyütürken ortaya çıkacak ihtiyaçlarını, bu sektörlerin karşılayabileceği konuma gelmelerine katkı koymazsanız, ithal etmek zorunda kalırsınız. İthalat bağımlılığınız artar. Yerel üretimi, ithalat bağımlılığına tercih etmemiz lazım. Bunu yapabilmek için de, sektörler arası ilişkiler üzerinden hareket ederek, elimizdeki kaynakları dağıtmamız lazım.
Hükümet kimin sesi çıkarsa, o sektörün sorunlarını gidermek adına hareket ediyor. Bu yeterli değil. Bazı kesimleri ekonomik olarak iyileştirirsiniz ama, bazı sektörlere de ciddi anlamda zarar verirsiniz. Bugün alınan tedbirler de, bu çalışmalar yapılmadan alınmış tedbirler olduğu için, bu gibi sıkıntıları, ileride ekonomimiz maalesef yaşayacak. Tedbir olarak açıklananlar, süreci kolaylaştırmaktan öte, ileride daha farklı sorunlar çıkmasına neden olacak.
 

“TÜFE rakamları, piyasadaki enflasyonu yansıtmıyor”

Soru: HP’nin 9 ay dondurulması konusunda çok büyük tepkiler var. Hükümet, meclisin ara verdiği bir sırada, yasa gücünde kararname ile bunu uygulamaya koydu. Bunun ekonomiye nasıl etkileri olacak?

Mükellef: Üç aylık hayat pahalılığı verecekler, sonra donduracaklar ve “buradan 3 milyar TL kurtaracağız, bunu sektörlerimize aktaracağız ve ekonomide büyüme, yani üretimde artışı sağlayacağız” diyor Başbakan ve hükümet yetkilileri...

Üç ay içerisinde oluşan hayat pahalılığını verdiniz, geriye kalan 9 ayda gerçekleşecek HP’yi vermeyeceksiniz. Gerekçe de, savaş ve asgari ücretliye, memura, emekliye verilen hayat pahalılığının enflasyonu artırması olarak gösteriliyor. HP’nin enflasyonu ne kadar artırıdığına dair hükümetin bir çalışması var mı? Yok. Bu konuda ciddi bir çalışma yapılmalı ki, görelim bakalım yaratılan enflasyonu karşılamak için verilen HP, gerçekten yeni bir enflasyon yaratıyor mu?
İstatistik Kurumu tarafından hesaplanıp açıklanan TÜFE rakamları, piyasadaki enflasyonu yansıtmıyor. 2023 yılındaki hesaplamalarında kurum, büyük bir skandala imza atmış. Bunu da konu ile ilgili kurulan Meclis Araştırma Komitesi kanıtlamış. İstatistik Kurumu’nun en üst düzey yöneticisi de bunu itiraf etmiş. Halk, İstatistik Kurumu’nun açıkladığı oranların çok daha üzerinde bir fiyat artışını hissediyor. Piyasadaki gerçek bu. Diyelim ki, 9 ay içerisinde piyasada %40 enflasyon olacak. Bu ne demektir? Bugünkü ücretli kesim, yani nisan ayı sonunda %7 artış alacak olan ücretli kesimin maaşlarına, sonraki 9 ayda herhangi bir artış gelmeyecek. Gerçi hayat pahalı ödeneği, kesinlikle bir maaş artışı, reel anlamda, hiçbir zaman değildir. Verilen HP, satın alma gücünde, enflasyon nedeniyle yaşanan gelir kaybını telafi etmek içindir.
 

“Ocak ayına kadar ortalama %4-4.5 bir gelir kaybı olacak”

9 ay içerisinde, %40 enflasyon olacağını varsayalım. Bu, ocak ayına kadar ortalama %4-4.5 bir gelir kaybı olacak demektir. 9 ayın sonunda neredeyse maaşların yarısı erimiş olacak. Maaşları eridiğinde ve yılın sonunda yarı yarıya indiğinde, bu insanlar, dar gelirliler nasıl geçinecek? Geçinemeyen insan, dar gelirli insan, maaşı harcamalarına yetmeyen insan ne yapar? Harcamasını kısmak zorunda kalır. Diğer taraftan da, ülkedeki hane halkının borç stoğuna da bakmak lazım, nasıl bir ivme kazanıyor, nerelere koşuyor? Harcamalarda daralma başladığı zaman, ihracatımız da geriler, ülke ekonomisi küçülmeye başlar. Sayın Başbakan’ın, bu tedbirlerle “üretimi artıracağı” iddiasının, böylelikle yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Yanlış bir karar bu. Ülke ekonomisindeki küçülme, neyi meydana getirir? İflasları. İşsizlik başlayacak. İşsizlikten kaynaklı harcamalarda daralmalar olacak. Hükümet gerekli vergiyi toplayamayacak yani. Ekonomide ciddi bir sıkıntı olacak.
Hükümetin herhangi bir araştırma, değerlendirme yapmadan aldığı bir diğer karar da, bu süreç içerisinde emekliye çıkacak olanların, bir hak kaybına uğramamaları için, bazı düzenlemeler yapacağına yönelik kararıdır. “Mayıs ve Haziran aylarında emekliye çıkacak olanlar, zaten artış alamayacaktı. Biz %7 ile onlara bir şeyler verdik” diyor Maliye Bakanı ve ekliyor, “Temmuz’dan itibaren, Ocak’a kadar yaş haddinden emekliye çıkacak olanlara da isteğe bağlı bir defaya mahsus, 2 Ocak 2027’ye kadar çalışma hakkı veriyoruz ki onlar da bir kayba uğramasın”.
 

“Bu tasarruf mu?”

Anayasal olarak, bu ciddi anlamda bir sorundur, bir sıkıntıdır. Çünkü siz, insanlara anayasadaki eşitlik ilkesini hiçe sayarak, böyle kararlarla farklı uygulamalara gidemezsiniz. İkincisi,  acaba kaç kişiye böyle bir imkan veriyorsunuz, Maliye’den bu kararınızdan dolayı ek ne kadar para çıkacak? 2 Ocak’a kadar çalışma fırsatı verdiğinizde kaç kişi geciktirilmiş emeklilikten yararlanacak ve Maliye bütçesinin bundan dolayı ne kadar zararı olacak? Böyle bir çalışma yaptınız mı?
Arkadaşımız Erkan Okandan’ın yaptığı bir tablo var, örneğin yaş haddinden Temmuz’da emekliye çıkacak bir müsteşarın, çıkmayıp Ocak ayını beklediğinde, ikramiyesinde 6 milyon TL  bir artış olacak. Maaşında da keza bir artış olacak. Maliye, bunlara ne kadar fazla para verebilir? Bu tasarruf mu? Demek ki, alınan kararlar, eksisiyle artısıyla değerlendirilmeden alınan kararlardır. Bu açık ve nettir.

“Hükümet güven ortamına ciddi anlamda zarar verdi”

Soru: Yasa mecliste görüşülürken, meclis ara verdiği zaman hükümet yasa  geçmeden bir kararname ile bunu uygulamaya koydu. Anayasaya aykırılık gerekçesiyle mahkemeye de taşındı. Bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mükellef: Piyasalarda güven çok önemlidir. Hükümet güven ortamına ciddi anlamda zarar verdi bu bir. İkincisi, anayasayla bir çelişki de söz konusudur. Bahsettiğim o emeklilik olayında, bir takım insanlara, bu uygulamayla ekstradan bir takım haklar veriyorsunuz. Ve bunun sürekliliği olmayacak, bunlar ciddi sorun. Bir taraftan da, meclisin açık olduğu bir dönem içerisinde, neden bunu daha önce gündeme getirmediniz, son gün, bu kadar tepki toplayacağını bildiğiniz halde meclise getirdiniz. Hükümet, illaki bir tedbir alacaksa, savaştan dolayı veya başka nedenlerden dolayı, öncelikle bunun açıklamasını, gerekçeleriyle, çok iyi yapmalı ve kamuoyundan gerekli desteği görmelidir. Eğer kamuoyundan destek göremezseniz, zaten başarı şansınız yoktur. Dolayısıyla hükümet bunu niye böyle düşünmüyor da, “ben çaresiz kaldım ve bu çareye başvurdum” diyor, bu çok etik bir şey değildir. Yüksek ihtimal mahkemeden de dönebilir. Tekrardan aynı şekilde bir karar almaları gerekirse, Nisan, belki Mayıs veya Haziran’da yeniden aynı kararı almaları gerekir mi? Hükümet kendi kendine, bir anomali, kaotik bir ortam yaratıyor. Bu da, hükümetin kendine olan güvenirliliğini ortadan kaldırıyor.

Aklın yolu birdir. Aldıkları kararlar ekonomik akla uygun değildir. Ekonomistlerle bu kararlarını değerlendirdiler mi? Çoğu ekonomist, bu tür kararları, ekonomiyi daraltacak kararlar olarak yorumlamaktadır. Ama, hükümete göre üretimi artıracak kararlar olarak yorumlanıyor.
 

Savaşın etkileri...

Soru: Yaşanan sorunların, alınan tedbirlerin ne kadarı savaşla bağlantılı?

Mükellef: Savaş bahane olabilir, ama hepimiz biliyoruz ki, esas neden, yanlış yönetime bağlı bütçe açıklarıdır. Şu ana kadar, sadece ve sadece akaryakıttaki artıştan dolayı ekonomide fiyatlar yükseldi. Ama, bunun ekonomiye ne kadar zarar vereceğini kim hesapladı? Bence tamamen guduru söylenmiş şeylerdir bunlar. Bundan sonra, savaşın daha uzun sürmesi halinde, savaşın daha ağır etkilerini görür müyüz? İlla ki görürüz. Örneğin, Türkiye’de uçak biletlerinde %45 fiyat artışı oldu. Demek ki, gerek insanların, gerek malların taşınmasında, navlun giderlerinde, tedariklerde pahalılık olacak. Dolayısıyla bunlar tekrar bize bir enflasyon olarak gelecek. Dışsal olan bu enflasyon etkisi, içerideki dinamiklerimizi ne kadar harekete geçirecek, nasıl etkileyecek? Biz bunları doğru dürüst hesaplamadan, görmeden, ona göre önlem almadan bu enflasyonu azaltamayız. Farkındayız hepimiz ki, 4-5 yıldır ciddi anlamda bir enflasyon var ve bir direnç kazandı artık. Bu enflasyonu aşağıya çekemezsek, halkın hiçbir zaman sosyoekonomik  açıdan refahından bahsetmemiz mümkün değil.

“Gelecek olan iktidar, öncelikle kamuda yok olan liyakatı tekrar yerine koymalı”

Soru: Karşımızda çok dağınık bir tablo var, bu karmaşanın hepsi birbirine bağlı. Bunu toparlamak için ne yapmak gerekir? Genel seçimden sonra nereden başlanmalı?
Mükellef:
Öncelikle, halkın kamuya olan güveninin artırılması lazım. Bugün, liyakate uygun olmayan duruş nedeniyle, kamuya ciddi anlamda bir güvensizlik var. İhale yolsuzlukları, bazı üst düzey bürokratların karıştığı usulsüzlükler, sahte diploma gibi olaylar, kamu kesiminde ciddi bir güvensizlik yarattı. Dolayısıyla, gelecek olan iktidar, öncelikle kamuda yok olan liyakatı tekrar yerine koymayı amaç edinmeli. İkincisi, kamunun sunacağı hizmetlerde, bir takım kriterler olmalı. Mesela, kamudan bir talepte bulunacağınızda, önce kriterlere bakacaksınız, bunları karşılıyorsanız hakkınızdır, gidip isteyeceksiniz. Hakkınız olduğunda da, alacağınızı bileceksiniz. Ama maalesef, şimdi bu kriterler, kişiden kişiye değiştirildiği için, erozyona uğratıldığı için, bir talebinizi gerçekleştirebilmek adına, siyasilerin arkasından koşmaya mecbur kalıyorsunuz. Bu da, iradenizi, kişisel çıkarınız için siyasilere teslim etmektir.

Dolayısıyla gelecek olan hükümetin, kamudaki hizmetler için belirlenmiş kriterlerde tekrardan iyileştirme yapmak zorunluluğu vardır. Günün koşullarına, ülke koşullarına göre bu kriterleri geliştirip, bunları yasal zemine oturtmak zorunluluğu vardır.

“Nüfusu bilmek çok önemlidir”

Diğer taraftan, ekonominin geneli için, başta bir nüfus sayımı yapmak zorundadır. Bugün, devlet kademelerinde hiç kimse nüfusun ne olduğunu bilmiyor. Ben, uzun yıllar istatistik biriminde çalışmış bir kişi olarak, hükümetin açıkladığı nüfusu, doğru olarak kabul etmiyorum. Çünkü çeşitli verilerle bunu analiz edebiliyorum, söylenen nüfusun gerçek nüfus olmadığı ortada.
Nüfusunuzu bilmezseniz, ülke içerisindeki halkın, neyi ne kadar tükettiğini, ne kadar harcama yaptığını bilemezsiniz. Spesifik olarak ne kadar gıdaya, ne kadar ilaca, ne kadar suya, ne kadar arabaya ihtiyacınız var, hiçbir hesap yapamazsınız. Yapamadığınız zaman da, hangi alana ne kadar kaynak kanalize edeceğinizi bilemezsiniz. Bu yüzden nüfusu bilmek çok önemlidir. Bir nüfus sayımı yapıldıktan sonra da, Hane Halkı Bütçe Anketi yapılarak, burada sürekli ikamet eden hanehalkının nereye ne kadar harcama yaptığını görelim. TÜFE ağırlıklarını ve sepeti günümüz gerçeklerine göre yenileyebilelim. Bu anket yardımıyla da, ekonomideki nihai tüketimi hesaplayabilir, nihai tüketim boyutunda arz eksiğimizi görebiliriz. Bunları ithalatla karşılarken dışa ne kadar ödeme yaparız, bunları görebiliriz. İthal edilenleri, yerli üretim olarak yapabilir miyiz, yapamaz mıyız? Bunların araştırılması lazım. Bunların yardımıyla da, hükümetin ciddi bir planlamayı gündeme getirmesi lazım.

“İdari kayıt sistemi gerçekten çok yetersiz”

Bunun yanında, devletin idari kayıt sistemi gerçekten çok yetersiz. İşyeri kayıt sistemini geliştirmek lazım. Adrese dayalı nüfus kayıt sistemini hayata geçirmek lazım. Bu yapıldığı zaman, örneğin Eylül ayında kaç çocuğun okula gideceğini, hangi bölgede kaç çocuk olduğunu, öğretmen ihtiyacını, okuldaki masa sandalye sayısını, herşeyi ilgili idari kayıtlardan görmek mümkün olur. İhtiyaca göre de ciddi bir planlama yapılır. Ama biz bugün hep guduru gidiyoruz.

5 çocuğun kayıt yapmasını beklerken, 25 geliyor. Masa yetmez, öğretmen yetmez. Planlamaları insan odaklı yapabilmek lazım. Verileri doğru şekilde toplamak ve istatistik verileri değerlendirmemiz lazım. Savaştan dolayı petrolde artış olursa, bu, özelde hangi sektörü, genelde ülke ekonomisini, hane halklarını nasıl etkileyecek, bunu 10 dakika içerisinde analizlerle çıkarabilirsiniz ve gerekli önlemleri alırsınız. Örneğin, et fiyatlarındaki durum, biz teşvik veriyoruz ama et fiyatları düşmüyor. Rum tarafında elektrik, akaryakıt daha pahalı ama et daha ucuz. Onlar nasıl başarıyor bunu? İki ekonomi arasındaki uygulamalardaki fark nedir? Bütün bunlara bakmamız lazım.

“Ciddi bir irade lazım”

Bunu kiminle yapacaksınız? Liyakatlı personelli yapacaksınız. Gelecek olan iktidarın liyakata bu yönden önem vermek zorunluluğu vardır. Bunlar yapılırsa, bu ülke daha yaşanır bir hale getirilebilir. Ciddi bir irade lazım. Acı reçeteler olacak ama bunu da halka çok doğru bir şekilde, gerçekçi bir şekilde izah ederek halkın güvenini kazanmak lazım.

Röportaj Haberleri