Güçük Prens'in çetesi

“Gailemiz abartmamaktı. En doğrusu yeni ile eski dil arasında bir yer bulmaktı. 7 yaşındaki çocuk da anlasın 90 yaşındaki dede de. Lefkoşa'da kalan ile Karpaz'da kalanın da anlayabileceği, ortak bir çağdaş Kıbrıs Türkçesi arayışındaydık.”

Hasan Yıkıcı

400'den fazla dile ve lehçeye çevrilen Küçük Prens eseri, artık hem Kıbrıs Rumcası'nda hem Kıbrıs Türkçesi'nde.

Soğuk bir Lefkoşa akşamında, sıkıştığımız odada İakovos Hadjipieris heyecanla, gözlerinin içinden ışıklar saçarak konuşuyor. “4 kişi çocuk gibi çalıştık. Aslında biz de hala çocuğuz. Küçük Prens'in çetesiyiz. Eğer inanmasaydık bu işi de yapmazdık. İnsan inanmadığı bir şeyi neden yapsın ki?” Sonra yine tekrar ediyor ve odada bulunan herkes neşeli gülümsemeler yaymaya başlıyor. “Küçük Prens'in çetesiyiz biz. Burası da hücre evimiz.”

400'den fazla dile ve lehçeye çevrildi. Dini kitaplardan sonra en çok dile çevrilen eserler arasında. Antoine de Saint-Exupery'nin Küçük Prens kitabı... Ve artık Küçük Prens bitimsiz yolculuğunda Kıbrıs'tan da geçti ve iz bıraktı.

Geçtiğimiz yılın başında önce Kıbrıs Rumcası'na çevrildi Küçük Prens. İakovos Hadjipieris çevirdi. Ve yine geçtiğimiz yılın son haftalarında Küçük Prens yolculuğunda, Kıbrıs Türkçesi'nden de geçti... Güçük Prens olarak, Hakan Karahasan ve Ahmet Serdar Gökaşan çevirisi, Erdoğan Uzunahmet tasarımıyla.

Böylece uluslararası bir üne sahip yüzlerce dil ve lehçeye çevrilen edebi bir eser, Kıbrıs lehçelerinde de arz-ı endam etti...

Kim demiş Kıbrıs Türkçesi ve Kıbrıs Rumcası'nda edebi bir eser çevrilemez diye...

Küçük Prens'in çetesi, Güçük Prens'in hikâyesini anlatıyor...

 

 “Bizim yapacağımız hiç aklımıza gelmemişti ta ki İakovos bayrağı alana kadar”

Ahmet Serdar Gökaşan: “Sürekli bunu aramızda konuşuyorduk. Küçük Prens konusu her açıldığında hep “ne zaman bizim de dilimize, Kıbrıs Türkçesine çevrilecek, kim çevirecek” diye. Mesela Hüseyin Çakmak abimiz aklımıza gelirdi. Bizim yapacağımız hiç aklımıza gelmemişti. Ta ki İakovos alıp bayrağı öne çıkana kadar. İakovos'un yapması bize de ilham verdi. İakovos fitili ateşledi. İakovos olmasaydı bu kitap olmayacaktı belki de. İakovos'un bazen elinde kırbaç ile bazen tatlı diliyle bizi motive etmesi bu kitabın oluşmasına katkı sağladı.

“400'den fazla dil ve lehçeye çevrildi”

Hakan Karahasan: Herkesin bildiği o ansiklopedik bilgiyi paylaşmak gerekirse dünyada dini kitaplardan sonra en çok çevrilen kitaptır Küçük Prens. Sadece dillere değil, lehçelere de çevrilen bir kitaptır. Biz de bu zeminden ilerlemek istedik. 400'den fazla dil ve lehçeye çevrildi. Ve bu devam da ediyor. Yerel dillere çevriliyor. İakovos'un Kıbrıs Rumcası'na çevirmesi bizi çok sevindirdi. Kendisi de bizi sürekli teşvik etti. Öyle bir teşvik etti ki birden kendimizi acayip motive bir halde bulduk. Oturduk ve başladık. Orijinal Fransızca'sını kullandık. İngilizce metni de kullandık. Ayrıca Yunanca ve Kıbrıs Rumcası'ndan da yararlandık. Sürekli karşılaştırmalar yaptık.”

Karahasan ayrıca Küçük Prens kitaplarının koleksiyonunu yapmakta. Beş yıldır farklı farklı dillerde biriktirdiği Küçük Prens kitaplarının her birinin ayrı bir öyküsü olduğunu ve bunu da kaleme aldığını ifade etmekte.

 

“Her birinin ayrı bir öyküsü var”

Karahasan: “Bende şu anda 43 farklı dilde Küçük Prens var. Ya ben kendim gittiğim bir yerden alırım ya da birisi bana gönderir. Her kitabın bir öyküsü var çünkü. Öyle de olmasını istiyorum. 5 yıldır biriktirmekteyim. Yavaş giderim ama her birinin bir öyküsü olsun istiyorum. Her biri için ayrı notlar ve hikâyeler de yazmaktayım. Bu çıkarttığımızın da ayrı bir öyküsü oldu şimdi.”

Güçük Prens'in hem zorlayan hem de en keyifli süreçlerinden biri ise tasarım. Hem Kıbrıs Rumcası’nı hem de Kıbrıs Türkçesi'ni tasarlayan Erdoğan Uzunahmet, kitapları tasarlarken olabildiğince orijinal fotoğraflara sadık kaldıklarını ifade etmekte.

“4-5 versiyon hazırladık ama en sonunda oldu”

Erdoğan Uzunahmet:  “Tasarım konusunda burada iki şey bizi zorladı. Bir teknik olarak bir de resimlerin yerleştirilmesinin Rumca'da farklı, Türkçe'de farklı bir yapıda gerçekleşmesi.

Biz Rumca'da yaptıktan sonra Türkçe’de daha kolay olacak diye düşündük. Ama öyle olmadı. Daha zor oldu. Hem Türkçe sözcüklerin Rumca'dan daha fazla olması, hem de bizim kendi şivemizde sözcüklere uyumlu olarak görselleri yerleştirme konusunda oldukça zorlandık. Bunları belli bir estetiğin içinde toparlamak zor oldu. 4-5 versiyon hazırlandı. Ama en sonunda oldu.”

Türkçe versiyonlarındaki en uygun resim yerleştirmeyi yaptığımızı düşünürüm. Kitabın birçok Türkçe versiyonuna da baktık çünkü. Bizim yapmaya çalıştığımız özellikle çocukların da anlayabileceği bir tasarımdı.”

“Biraz da kendi dokunuşumuzu yapmak istedik. Tasarım olarak kopya alıp yapmak istemedik”

Uzunahmet: “Bazı resimlerin orijinallerine ulaştık. Ve gördük ki aslında birçok kitapta sonradan çizilmiş resimler var. Farklı farklı resimler. Orijinal olmayan resimler var. Biz de bu noktada olabildiğince orijinal resimlere sadık kalarak kitabı tasarlamaya çalıştık. Orijinal olmayanları da orijinale en yakınlarını kullandık. Oturduk o resimleri yeniden yaratmış gibi olduk. Pek çok resmi yeniden revize ettik ve boyamasını yaptık. Bizim için çok hoş bir çalışma oldu. Biraz da kendi dokunuşumuzu da yapmak istedik. Sadece kopya alıp yapmak istemedik tasarım olarak. Sonuç olarak ortaya bu çıktı.”

Küçük Prens'in Güçük Prens'e dönüşme süreci nasıl şekillendi, neler yaşandı... Ve hiç bitmeyen dil meselesi...  'Kıbrıs Türkçesi'nde kitap olur mu?' 'Olsa da böyle bir edebi değeri olan kitap nasıl çevrilir?' vs...

 

“Bir Kıbrıslı Türk olsaydı nasıl ifade ederdi?”

Hakan Karahasan: “Bir eser her hangi bir dile geçerken bir şeyler alıp bir şeyler de veriyoruz. Ayrıca orijinal dilini de korumamız lazım. Söylenmeyen bir şeyi söylemek gibi bir haddimiz yoktur. Bir taraftan da bir 'Kıbrıslı Türk olsaydı nasıl ifade ederdi?' Bunu düşündük. İkisi arasında denge kurmaya çalıştık. Kolay olmadı”

“Sürekli oluş halinde olan bir çeviriydi. Kavramları bulmak için çok çalıştık”

Karahasan: “Kıbrıs Türkçesi dediğimiz diyalekt daha çok konuşma dili olan bir şey. Yazıda bunu görmek çok sınırlı. Gözlerimiz de alışkın değil buna. Sürekli oluş halinde olan bir çeviriydi. Çevirdikçe daha çok içine girdik. İçine girdikçe de daha da iyi anlayabildik çeviri sürecini. Uzaktan kolay gibi gelir ama 'Kıbrıslı biri olsaydı hangi sözcüğü kullanırdı?' sorusunun cevabını vermek ve böyle bir çeviri yapmak kolay bir süreç değildi. Kavramları bulmak için çok çalıştık. Ortada Orijinal bir metin var bizim canımızı çekeni söyleme gibi bir hakkımız yoktur. Hem orijinal dili korumak lazım hem de Kıbrıslı bir Türk olsaydı nasıl ifade edebilirdi diye de düşündük ve yola çıktık. Çeviriyi çok abartmamaya çalıştık.

“Dili bugüne yaklaştırmak için elimizden gelen gayreti gösterdik”

Ahmet Serdar Gökaşan: “En baştan beri içimizde anlaşılmamak veya ters teper mi acaba kaygıları vardı. Bundan dolayı masallara baktık, sözlüklere baktık. Kullanabileceğimiz ne kadar kaynak varsa inceledik. Mesela Goncolozlar ve Masallar kitabı çok iyi bir kaynak oldu. Tek tek her sözcüğün üzerinde düşünüp yazdık. Bunları çeviriye yedirirken acaba 'dedelerimiz mi çocuklarımız mı, gençler mi?' diye sorduk. Dili bugüne yaklaştırmak için elimizden gelen gayreti gösterdik.  Öyle sözcükler var ki hayatın içerisinde var ama çok yaygın değil. Kullanırık ama çocuk anlamaz, çocuk kullanmaz. Ya da şehirdeki gençler bilmez ama köylerdekiler bilir. En son metin üzerinden geçerken bayağı bir silkeledik ve eledik aslında.”

“7 yaşındaki çocuk da anlasın 90 yaşındaki dede de”

İakovos Hadjipieris “Gailemiz abartmamaktı. En doğrusu ortasında bir yer bulmaktı yeni ile eski dil arasında. 7 yaşındaki çocuk da anlasın 90 yaşındaki dede de. Lefkoşa'da kalan ile Karpaz'da kalanın da anlayabileceği, ortak bir çağdaş Kıbrıs Türkçesi arayışındaydık.”

Kitabın gerek Kıbrıs Rumcası'na çevrildiğinde gerekse de Kıbrıs Türkçesi'ne gelen ilk tepkilerden biri de her iki kesimde de ortak oldu. Kıbrıs Türkçesi/Rumcası diye bir şey var mı ki? Veya “bir eser nasıl olur da böyle bir yerel dile çevrilebilir?” şeklinde oldu. Utanmayı atıp ben de ortaya “Kıbrıs Türkçesi diye bir şey var mı ki diye soruyorum. Kısa bir sessizlik oluyor, Ahmet abi (Ahmet Serdar Gökaşan) yerinden kalkıp kitap raflarına doğru ilerliyor. Büyük ve kalın bir kitap çekip alıyor raftan ve sessizliği bozuyor: “Orhan Kabataş sözlüğünün ismini “Kıbrıs Türkçesi Etimoloji sözlüğü” dedi. Demek ki var. Bilimsel bir zemini de var”

 

“Bütün dünya diyalekt konuşuyor”

İakovos: “Bütün dünya zaten diyalekt konuşur. Fakat iktidarlar bunu anlamıyor. Londra'da, Manchester ya da Avusturya'da aynı İngilizce konuşulmuyor. Lehçedir konuşulan. Diyalektik dediğimiz şey de budur. Dil çok önemlidir. Burada büyük bir gerçek var. Lehçemiz var. Kıbrıs Türkçesi ve Kıbrıs Rumcası. Buna sahip çıkmalıyız. Kıbrıs lehçesi bugün yazılabilir bir dildir de aynı zamanda. Yazılı eserler verebilecek bir dildir.”

“Tek bir dil biçiminin dayatılması kültürel farklılığı yok eder.”

Hakan: “Tek bir dil biçiminin dayatılması kültürel farklılığı yok eden bir durum. Zaten tek tipleştiren de tamamen bu mantıktır. Sürekli tek bir şey yapınca bu defa belli bir zamandan sonra farklılıklar da kalmaz. Sen dil konusunda öyle bir dayatmada bulunuyorsun ki tüm farklılıkları düm düz ediyorsun.”

İakovos: “Çağdaş Türkçe ya da Yunanca'yı seviyoruz. Çocuklarımızın bütün dillerini öğrenmesini istiyoruz. Ama lehçelere ve diyalektlere saygı gösterilmesini istiyoruz o kadar.

Hakan: “Muharrem Faiz bir kitabında Rauf Denktaş'ın “100-150 bin kişiden kültür olmaz” cümlesini alıntılar. Halbuki hayır. 100-150 bin kişinin kültürü olabilir. Sırf 100-150 bin kişidir diye onu hakir görüp yok sayamazsınız. Kıbrıs Türkçesi aslında önemli bir edebi yapıtı çevirebilecek ve ona karşılığını verebilecek önemli ve zengin bir dildir aslında. Biz biraz da bunu göstermeye çalıştık.”

“Dil kimliktir”

İakovos: “Ve bu bir kimliktir. İnsanın ağzından bir kelime çıktığı zaman onun nereli olduğunu anlıyorsunuz. Din ve ulustan öte, dil ile insanları tanıyabiliyoruz. Dil kimliktir dolayısıyla.

Güçük Prens'in yayınlandığı hafta 500'den fazla satıldı. Özellikle genç ve orta yaş kesiminin büyük ilgisini gördü. Anne, baba ve dedeler çocukları-torunları için kitabı satın aldı, gençler ise yeni bir okuma deneyimi için...

 

Ahmet Serdar Gökaşan: “İlgi göreceğini sezmiştim... İakovos'ın kitabı çıktığı zaman da çok büyük bir ilgi gördü. Bir çok insan sahiplenmişti…

“Hala çocuğuz, biz Güçük Prens'in çetesiyiz”

İakovos: “Halk kendiliğinden sahip çıktı ve beğendi. Çünkü ünlü bir masal Küçük Prens. O yüzden insanlar sahiplenmeye hazırdı aslında. Biz 4 kişiyiz. Çocuk gibi çalıştık. Biz çocuğuz aslında. Güçük Prens'in çetesi gibiyiz. Burası da hücre evi gibi. Ben bu ekibe inanıyorum. Eğer inanmasaydım ve çocuk olmasaydım buraya gelmezdim, bu işi yapmazdık zaten.”

Erdoğan: “Biz birbirimizle arkadaşız. Birbirimizin ilgilerini biliyoruz. Aramızda güçlü bir paylaşım var. Birbirimizi tamamladık bu süreçte. Burası da Küçük Prens'in bir hücre evi gibi oldu. Çocuk olduğumuz için bu kitapla keyifle uğraştık. Tasarım aslında işin keyfi bir  noktadan sonra. Para kazanmışız  kazanmamışız önemli değil. Önemli olan bu süreci ve paylaşımı yaşamak.

“Bu dili biz yaşarken kullanacağız, şimdi yaşıyoruz ve konuşuyoruz”

İakovos: “Ben Küçük Prens'i Kıbrıs Rumcası'na çevirirken hem İngilizce hem Yunanca hem Fransızca hem de Türkçe kullanarak çevirdim. Zamanla bir yöntem ve formül yarattık, ardından da bu yönetimi takip ederek devam ettik. Hem Kıbrıs Rumcası için hem Kıbrıs Türkçesi için. Yeni çocuklar yeni nesiller farklı konuşuyorlar artık. Bu yüzden bu noktaya hassasiyet gösterdik Rumca çeviride de. Herkes aslında küçük prensi seviyor. Ben de seviyorum. Tabii ki bunu biz yaşarken çevireceğiz ve bu dili kullanacağız. Şimdi yaşıyoruz ve konuşuyoruz.”

“Bir tarafım eksikti, şimdi tam oldum”

İakovos: “Çünkü Kıbrıs'ı seviyorum. Benim hedefim topluma Kıbrıs Rumcası ile yazabilir ve konuşabiliriz duygusunu, özgüvenini vermekti. İktidarlar bunları yapmıyor. Ama biz yapabiliriz. Rumca baskıyı yaptığımda bir taraftan mutlu olmuş ama aynı zamanda yarım da hissetmiştim. Şimdi Kıbrıs Türkçesi de çıkınca tam oldum. Çok sevindim. Kıbrıs'ın iki dilinin diyalekti buluşmuş oldu. Hep bir yanım eksik hissediyordum. Artık tam oldum.

“İnsanlar kendi konuştukları dilde evrensel bir eser gördüler”

Ahmet Serdar Gökaşan: “Bu denli ilgi görmesinin nedenlerinden biri kimlik meselesi. İnsanlar kendi konuştukları dilde bir eser gördüler. Ve bu evrensel bir eser. Bu insanları çok gururlandırdı. Normal, gündelik hayatın içerisinden bir dile çevirdik bu eseri. Bunun önemli olduğunu görüyoruz. Ve birçok insan çocukları için aldı kitabı. Çocukları için imza attırdılar. Bu benim için çok anlamlı oldu.”

Hakan: “Kitabın doğrudan sahiplenilmesinin kimlik politikalarıyla bağlantısı var. İktidardakilerle halk arasında bu konuda ciddi bir kopuş var. Ortaokul, lisede dil meselesinin nasıl dayatıldığını yaşadık. Aslında kahvede veya sokakta konuştuğumuz dil ne başka bir dilden daha aşağıdadır ne de daha yukarıda. Nasıl ki bir dili oluşturan unsurlar diğer başka diller için de geçerliyse, her dilin o kültürü taşıma özelliği olarak ciddi bir ağırlığı ve önemi varsa, Kıbrıs Türkçesi'nin de var.

Gündelik hayatlarımızda sürekli bir kendi kendini denetleme durumu var. Bizim burada konuştuğumuz dil 'öyle iyi değildir, komiktir' vs denir. Kıbrıs Türkçesi nasıl komik olur? Bir insan anne babasıyla konuşurken kahkaha atarak mı konuşur? Neden Kıbrıs Türkçesi komik olsun?

Kıbrıs Türkçesi abartılı bir espri kaynağı değildir. Gündelik yaşamda kullandığımız bir dildir.”

Erdoğan: “Buradaki yapıya dair Kıbrıslı Türklerin sıkıntıları var. Hepimiz biliyoruz bunu. Böyle bir ortamda böyle bir eserin çıkması neşe ve mutluluk kaynağı oldu herkes için. İnsanlar demek ki bunu istiyordu. İhtiyaçları vardı. Bir haftada 500 adet satılması bunun göstergesi. İnsanların içinde böyle bir arzu var demek.”

İakovos: “Kıbrıs Türkçesi de Kıbrıs Rumcası da bir eseri çevirebilecek kadar yeterli bir dildir. Negatif tepkiler aldım ben de. Bazıları ne göstermek istediğimi sorguladı. Sanki Yunanca yeterli değilmiş gibi de Kıbrıs Rumcası'na ne ihtiyaç varmış doğrultusunda tepkiler geldi. Aslında bugüne kadar ne kaybettiysek kaybettik. Artık beklemememiz lazım. Kendi dil, kimlik ve kültürümüz için üretmeliyiz.”

Erdoğan: “Bizim için çok öğretici bir süreç oldu. Orhan Kabataş'ın sözlüğünden yararlandık. İlknur Türkmen'den, Umut Gazi'den ve Fatih Yalıner'den yardım aldık. Goncolozlar ve Masallar kitabının oldukça faydası oldu.”

“Esas kahraman da Küçük Prens'tir”

Erdoğan: “Tabii burada esas kahraman da Küçük Prens'tir. Kıbrıs'a da uğramış oldu. En önemli konu bu aslında. Çünkü felsefi bir de gailesi var Küçük Prens'in.”

Hakan: “Biraz da bugünün dünyasında bu tür metinlere ihtiyacımız son derece arttı ve artmaya da devam ediyor. İnsanların hayatlarında ciddi çelişkiler var.  Belli bir ekonomik döngü ve iş hayatı içerisinde sıkılıp giderken aslında Küçük Prens çok önemli bazı şeyleri bize tekrar hatırlatıyor. Bu kitabın çıktığı günden beri eskiyememesinin nedeni aslında insana dair gerçek anlamda dokunuşlarının olmasıdır.

Evcilleştirme üzerine mesela. Bağ kurmak. Nedir bağ kurmak? Alışkanlıklardır aslında. Dost olmak nedir, ne değildir, onu görüyoruz. Biz gündelik yaşamımızdan bir taraftan birçok şeyi elde ederken diğer taraftan da birçok şeyi gittikçe kaybediyor ve kesip bırakıyoruz. Bunun yokluğunu sürekli hissediyoruz. Ama bu hissiyat ile gerçeklik arasında sürekli bir bocalama yaşıyoruz. Küçük Prens biraz da bunları hatırlatan bir eser.”

 

 

 

 

 

Dergiler Haberleri