Gaile 530: Editörün Notu

Bu sayı, bir anma sayısıdır; ama yalnızca anma değildir. Çünkü yüzleşmenin en zor tarafı, hakikati ortaya çıkaran insanları takdir etmek değil, onların açtığı yoldan yürümeye devam etmektir.

I. Kapının Açık Kaldığı Yer: Sevgül Uludağ

29 Haziran 2026'da Sevgül Uludağ'ı kaybettik. Ertesi gün onun cenazesinde Lefkoşa'da, adanın iki yarısından insanlar yan yana durdu. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, solcular ve sağcılar, kayıp yakınları ve gazeteciler, hayatlarının başka herhangi bir gününde belki aynı avluda buluşmayacak insanlar. Bu adada cenazeler bile ayrıdır. Mezarlıklarımız, dualarımız, yas tutma biçimlerimiz ve ölülerimizi anlatırken seçtiğimiz kelimeler milliyetlerine göre bölünmüştür. Sevgül'ün cenazesi, kısa bir süreliğine bu alışılmış düzeni bozdu. Hayatı boyunca kurmaya çalıştığı ortaklığı, ölümünde gerçekleştirmiş oldu.

Onun yaptığı iş, gazetecilik tarifine sığmıyordu. 1980'lerden başlayarak Yenidüzen'de, sonra Alithia ve Politis'te yazdığı yazılarla; kendi telefon numarasını isimsiz tanıklara açarak, yıllarca sabırla beklediği kapıları çalarak, Yeşil Hattı defalarca geçerek, resmî tarihlerin dışarıda bıraktığı insanları aradı, dinledi ve birbirine ulaştırdı. Telefonu bir sesler arşivine dönüştü. Her çağrı bir isim, bir tarla kenarı, bir kuyunun adı, bir kayıt altına geçmemiş olayın parçası.

Sevgül'ün asıl güçlü yanı, acıları yarıştırmayı reddetmesiydi. Kıbrıs'ta geçmiş konuşulmaya başlandığında hemen görünmez bir terazi çıkar ortaya. Bir taraf kendi ölüsünü masaya koyar, öteki başka bir ölüyle karşılık verir; böylece acı, anlaşılacak bir tecrübe olmaktan çıkıp siyasi muhasebenin para birimine dönüşür. O bu teraziyi reddetti — ama acıları birbirine eşitleyerek, "iki taraf da aynı şeyleri yaptı, kapatalım" kolaycılığına sığınarak değil. Her olayı kendi bağlamı, failleri ve sorumlulukları içinde ele aldı; kurbanın kimliğine bakmadan hikâyesine yer açtı. Bunu yaparken her iki tarafta da rahatsızlık yarattı, çünkü milliyetçi hafıza bizden yalnızca kendi kurbanlarımızı hatırlamamızı değil, ötekinin kurbanlarını mümkün olduğunca görmememizi ister.

Bu sayı, bir anma sayısıdır; ama yalnızca anma değildir. Çünkü yüzleşmenin en zor tarafı, hakikati ortaya çıkaran insanları takdir etmek değil, onların açtığı yoldan yürümeye devam etmektir. Sevgül bize bütün cevapları bırakmadı; ama doğru soruyu bıraktı. Ve bu adada hâlâ dokuz yüzden fazla insan, adının anılmasını bekliyor. Zaman, bütçeden de teknolojiden de kıymetli hâle geldi. Toplu mezarların yerini bilenler yaşlandı, her cenazeyle birlikte bir koordinat sonsuza dek toprağa gömülüyor. Bilgi vermek bu adada bir suç itirafı değil, bir vicdan borcudur.

II. Bu Adanın Öteki Gaileleri

Sevgül'ün gailesi hiçbir zaman yalnızca kayıplar dosyası olmadı; onun kapsayıcı gazeteciliği, adanın kuzeyinde yaşananları da aynı vicdan terazisinde tarttı. Bu yüzden onu anarken içinde yaşadığımız ülkenin hâlini konuşmamak, ona en büyük haksızlık olurdu.

Kıbrıs'ın kuzeyi bugün, üst üste binmiş krizlerin ülkesidir. Kaç kişi olduğumuzu bilmiyoruz. Nüfusun gerçek büyüklüğü, yaş yapısı ve niteliği hakkında güvenilir veriye sahip olmadan sağlıktan eğitime, altyapıdan istihdama hiçbir alanda ciddi bir planlama yapılamıyor. Plansız nüfus artışı hastane koridorlarını, okul sıralarını, elektrik hatlarını ve su şebekesini aynı anda zorlarken, siyaset kriz yönetmekten politika üretmeye geçemiyor. Ekonomide ise başka bir para biriminin enflasyonuna kelepçelenmiş bir hayat sürüyoruz; alım gücü eridikçe yoksulluk derinleşiyor, kamu hizmetleri zayıfladıkça eşitsizlik görünürleşiyor. Liyakatin yerini sadakatin aldığı bir yönetim kültüründe her gelen yöneticinin öncekinin işini bir kenara atması, kurumsal hafızayı da her seferinde sıfırlıyor.

Buna bir de kamusal alanın daralması ekleniyor. Sağlık verilerimizin siber saldırıyla ele geçirilmesi birkaç günlük haber akışının ardından unutuldu. Kıbrıs Türk medyasına, gazetecilere ve siyasetçilere yönelik organize dijital şikâyet saldırıları, haberciliğin bugün ne kadar kırılgan bir altyapıya emanet edildiğini gösterdi. Bir başka ülkeden düzenlenen birkaç yüz ihbar, bu ülkenin haber akışını haftalarca kesebiliyor. Tekelleşmiş platformlara kiracı olarak yerleşmiş bir kamuoyu, kendi sesinin sahibi değildir.

Ve barış... Guterres'in adaya gelişiyle birlikte her iki tarafta da milliyetçi refleksler yeniden yükseldi, uzlaşının dili kısıldı. Bölgemiz Gazze'den Ukrayna'ya uzanan bir gerilim hattında savaş dilini yeniden meşrulaştırırken, Kıbrıs kendi ezberine daha sıkı sarıldı. Oysa fiziksel şiddetin yokluğu barış değil, olsa olsa barışın başlangıcıdır; kalıcı barış yapısal bir dönüşümü, eşitliği ve adaleti gerektirir. Önümüzde yeni bir seçim dönemi var. Bu ülkenin insanına düşen, kendisine "dijitalleşmemiz lazım" ezberiyle gelene veri güvenliğini, "barış istiyoruz" diyene hangi barışı sorabilmek; kendi acısını anlatırken komşusunun acısını da duyabilmektir.

III. Bu Sayıda

Özel dosya. Ahmet Güneyli, "Kıbrıs'ta Negatif Barıştan Ortak Yas Kültürüne" başlıklı yazısında her 20 Temmuz'da tekrarlanan haklılık gürültüsünü kolektif bellek, rekabetçi mağduriyet ve dijital kutuplaşma kavramlarıyla çözümlüyor; ortak tarih yazmak kolay olmasa da ortak yas tutmanın mümkün olduğunu hatırlatıyor. Anna M. Agathangelou, mutfaktan sivil topluma ve mezara uzanan üç durakta Sevgül'ün siyasetini anlatıyor: eve dönen kediler, Yalusa sahillerinden toplanmış ve pasaportsuz sınır geçen deniz kabukları, ırkçılık üzerine saatler süren tartışmalar. Onun insancıllığı karşılıklı, somut ve talepkârdı — dayanışma sunulduğunda, eylemle geri verilmeliydi.

Burak Erkut, annesinin kütüphanesinin kapısını aralıyor. Perestroyka Notları'ndan Kadınlar İçin Politikada Strateji'ye uzanan kendi kitapları, Tenten'den Simone de Beauvoir'a, Galeano'dan Primo Levi'ye uzanan okumaları. Bir entelektüelin mirasını yazdıklarında olduğu kadar okuduklarında da aramak gerektiğini hatırlatan, sevgi dolu ve serinkanlı bir portre. Hakkı Yücel, acıyı hatırlamak ile unutmak arasındaki diyalektiği yeni bir gelecek arayışının merkezine yerleştiriyor; hafızanın ne intikamın deposu ne de sessizliğin mazereti olabileceğini gösteriyor.

Leyla Kıralp'in yazısı bir veda mektubu… Kalemi titreyerek, kulağında "napan be canım" sesiyle, iki toplumun kayıpları için birlikte ağladıkları yılları anıyor. Mete Hatay, cenazedeki kalabalığı LaCapra'nın "acting out" ile "working through" ayrımı ve Rothberg'in çok yönlü hafıza kavramıyla okuyor; hafızanın sıfır toplamlı bir oyun olmadığını, birinin acısının tanınmasının ötekinden bir şey eksiltmediğini savunuyor. Nazar Erişkin ile söyleşimiz barış gazeteciliğini kapsayıcılık ve tutarlılık ekseninde tartışıyor. Anlatan değil yaşayan bir gazetecinin, tahakküme karşı çıkmanın tabaktan haber diline uzanan bir bütün olduğu ısrarı. Panikos Hrisanthu ise Sevgül'ün çalışmasını benzersiz, öncü ve devrimci olarak tanımlarken bir adım daha ileri gidiyor. Bu iş, toplum olarak suçun karşısında durup onu kınadığımızda tamamlanacaktır ve bunu bugün yapmazsak, yarın yeniden yapma ihtimalini açık bırakmış oluruz.

Serbest yazılar. Ecrin Bulut, "barbar" damgasının etnosantrizmden simgesel şiddete uzanan tarihini izliyor ve Lévi-Strauss'un cümlesini yeniden çınlatıyor: Asıl barbar, barbarlığa inanandır. Hakan Karahasan, Galtung'un negatif–pozitif barış ayrımından hareketle "adada barış zaten var" söyleminin ne kadarının doğru, ne kadarının rehavet olduğunu sorguluyor. Münevver Özgür Özersay, mimarlık düşüncesiyle siyaseti buluşturduğu deneme dizisinin ilkinde aidiyet, mensubiyet ve mülkiyeti ayırıyor; sol hareketin eleştiri dilinin kapsayıcı bir aidiyet alanı imar edip edemediğini soruyor. Yılmaz Akgünlü, Bişkek'in ağaçlı, su kanallı, insan için tasarlanmış sokaklarından bir gezi notu getiriyor ve bize kendi şehirlerimizi kimin için inşa ettiğimizi düşündürüyor.

Sevgül'ün en sevdiği işlerden biri, birbirinden habersiz hikâyeleri birbirine değdirmekti. Bu sayının yazıları da öyle: kayıplarla barış, hafızayla dil, mimarlıkla aidiyet, gezi notuyla ülke hâli birbirine değiyor.

İyi okumalar.


Gaile Yayın Kurulu

Ahmet Güneyli

Aliye Özsoylu

Emel Kaya

Hakan Karahasan

Hakkı Yücel

Münevver Özgür Özersay

Yılmaz Akgünlü

Ağ Editörü ve Kapak Tasarımı: Hüseyin Özbarışcı

Yayıncı: yeniduzen.com

E-posta: infogaile2008@gmail.com


Notlar

1. Kapak görselinde yer alan Sevgül Uludağ'ın kendi kütüphanesinden çekilmiş olan fotoğraf için oğlu Burak Erkut'a teşekkür ederiz. Işık etkisi ve altyazı AI desteği ile oluşturulmuştur.

2. Editörün Notu görseli, Sevgül'ün Kıbrıs insanlarının hikâyelerini yan yana nakış gibi, sele gibi işlemiş olması düşüncesiyle seçildi. Ayrı ayrı ipliklerin, renklerin, kamışların birbirlerinin altından ve üstünden geçerek taşıyıcı bir bütüne dönüşmesi gibi… Kaynak: Kıbrıs Cumhuriyeti Turizm Bakanlığı Yardımcısı (Deputy Ministry of Tourism), 2026. (Özgün Gov.cy sayfası: https://www.gov.cy/tourism/mi-katigoriopoiimeno/schedio-chorigias-viomatikon-ergastirion-paradosiakis-cheirotechnias-metapoiisis-agrotikon-kai-ktinotrofikon-proionton-kai-oinogastronomias-gia-to-2026/)

Dergiler Haberleri