“Farklı fikirlerimiz olsa da hepimiz kendi hayatımızı yaşamak istiyoruz”

"Kuir Kıbrıs" filminin yönetmeni Florenza Deniz İncirli; Kuzey Kıbrıs’taki kuir varoluşu militarizm, sömürgecilik ve sınıfsal mücadeleyle harmanlayarak yerelden evrensele uzanan direniş hikâyesini anlattı.

Murat OBENLER

Anti-kapitalist, anti-emperyalist Kuir kadın filmci Florenza Deniz İncirli ile 7.Queer Wave Cyprus Festivali’nde gösterilen ve beş ülkeye, sayısız yaşanmış gerçekliğe yayılan feminist direniş hikâyelerini bir araya getiren “Daughters of the Tallest Tree- En Uzun Ağacın Kızları” projesi içindeki “Kuir Kıbrıs” belgeselini konuştuk.  

“Görsel antropolog, sanatçı ve araştırmacıyım. Deneysel çalışmaları çok severim”

Sohbetimize seni biraz tanıyarak başlamak isterim.

Florenza Deniz İncirli: Ben video sanatı, hareketli görüntü (moving-image) ve metin odaklı üretimler yapan görsel antropolog, sanatçı ve araştırmacıyım. Deneysel çalışmaları çok severim. “They gave me a camera to know where I'm from” (Nereli olduğumu bilmem için bana bir kamera verdiler) adlı 11 dakikalık deneysel filmim kimlik, köken ve arşiv sorgulamalarını barındırıyordu ve Kontekst Film Festivali gibi platformlarda gösterilmiştir. “What we have Left I”,teknolojik atıkları, CMC madenlerini ve madenciliğin Kıbrıs/Lefke'de yarattığı ekolojik tahribatı metinler eşliğinde inceleyen sessiz bir filmdi, devamında “What we have Left II” de Lefke bölgesinde sahadan kaydedilen doğal sesler ile teknolojik sesleri harmanlayan deneysel bir ses manzarası (soundscape) çalışmam oldu, serinin devamı niteliğindeki “What we have Left III” ise 11 dakikalık hareketli görüntü/film projesi oldu. Yine “Narlık Sokak-Pomegranate Street”, görsel çalışmam “Koçum Benim-My Ram”, “Critical Coffee Reading” ve “Immaterial” adlı projelerimi de sayabilirim.

“Projenin odağı Feminist Protest kısa filmlerdi ve ben de Kuir Kıbrıs adlı projemle bu antolojiye kabul aldım”

En Uzun Ağacın Kızları projesi nasıl ortaya çıktı ve sen projeye nasıl dahil oldun?

Florenza Deniz İncirli: 2 yıl önce Heinrich-Böll-Stiftung bünyesindeki Global Unit for Feminism and Gender Democracy (Küresel Feminist Pitch) kapsamında bir belgesel film antolojisi projesi için başvuru açıldı ve ben de başvurarak kabul aldım. Projenin odağı Feminist Protest kısa filmlerdi ve Tayland, Güney Afrika, Irak, Kuzey Kıbrıs ve Ekvador'dan beş farklı eserden oluşan film projesinin çalışmaları başladı.  Global South(Küresel Güney-Eski Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin yerini alan tabir) Filmciler için açılmış başvurulara ben de (Kuzey Kıbrıs’ı bu kategoride değerlendirdikleri için) başvurdum. Kıbrıs Cumhuriyeti ise bu kategoride değildir. Ben son 4 yıldır bir Kuir filmci olarak tüm Pride etkinliklerini çekiyordum ve ileriki projelerim için de iyi bir arşiv oluşturdum. Aktivist Erman Dolmacı arkadaşıma çok büyük saygım vardır. Kuir Kıbrıs adlı kısa filmim de ona ve hareket için çok önemli bir yere sahip olan Kuir Kıbrıs Derneği’ne saygı olarak çıktı.
Bu projede Berlinde yaşayan eski sinemacılardan Zoran isimli bir kişinin mentörlüğünde her ay diğer filmciler ile zoom üzerinden buluşuyorduk ve film süreçlerini konuşuyorduk. Saraybosnalı yapım şirketi Deblokada’dan Yapımcı Damir İbrahimovic ve Yapımcı Yapımcı Merima Šišić ile de süreç boyunca iletişimimiz oldu. Ben araştırmacı ve sanatçıyım. Masterimi de görsel antropoloji üzerine yaptım o yüzden bu disiplin kültürü çalışırken insanlara da bakmayı gerektirir. Film sürecinde buraya adını yazmadığım birçok insanla da konuştum, sohbet ettim.

“Kadın yönetmenler olarak farklı kıtalardan farklı deneyimleri kendi gözümüzden evrensel bir bakış açısıyla göstermek istedik”

Bu antolojideki kısa filmler arası tematik bağlantı, ortak fikir-tema hakkında neler söyleyebiliriz?

Farklı kıtalardan farklı deneyimleri (Feminizm mücadelesi, LGBTQIA+, sömürü, çevre, militarizm vs. hakkında) farklı kadın yönetmenler olarak kendi gözümüzden evrensel bir bakış açısıyla göstermek istedik. Geçtiğimiz hafta Berlin’de Kinocenter’de yapılan bir gösterim/programda diğer yönetmenlerle orada ilk kez yüz yüze tanıştık. Hiçbiri Kıbrıs’ın yerini bile biliyorlardı ama şimdi mücadelemizi de biliyorlar. Suriyeli bir festival düzenleyen kadın yanıma geldi ve benle Türkçe sohbet etti. Türkiye ve demokrasi-haklar üzerine yoğunlaşan sohbetimizde ikimiz de çok duygusal olduk. Bu vb. bağlantılar çok önemlidir.

“Ülkedeki tarihsel, sosyo-kültürel bilgileri arkadaşım Tahini Molasses ve Kuir Kıbrıs Derneği ile harmanladım. Kıbrıslılar dışında bu adada yaşayan milletlere mensup insanların da insan haklarını savunmalıyız. Sadece kendimizi düşünmemeliyiz”

Kıbrıs dışında filmi izleyecekler için çok iyi tarihsel, sosyo-politik bilgiler de veriyorsun. Anti-Kolonyalizm, Anti-Militarizm, Demokrasi-İnsan Hakları, Feminizm, Çevre, Vegan yaşam gibi dertleri de var. Queer sanatçı-aktivist Tahini Molasses’in kişisel hikayesi de filmde yer alıyor. Senaryoyu nasıl oluşturdun?

Filmin sağlam bilgilerin üzerine oturması gerekiyordu. Ülkedeki tarihsel, sosyo-kültürel bilgileri çok iyi arkadaşım olan Tahini Molasses ve Kuir Kıbrıs Derneği ile harmanladım. Tahini çok dürüsttür, paylaşımcıdır, çok yeteneklidir, egosu yoktur, insanlarla göz göze direk iletişimi çok sever. Filmi onu da koymayı düşündüm ve o da tamam dedi. Çok iyi bir insan hakları savunucusu da olan Erman Dolmacı’ya da hem mücadelesinden hem duruşundan hem de kişiliğinden dolayı çok saygı duyarım. Cesaretiyle kuir topluluğunda çok kişinin hayranlığını ve sevgisini kazanmış bir aktivist olan Erman’ı da filmin ana anlatıcılarından birisi olarak seçtim. İkisi de cesur kişilikleriyle de öne çıkıyorlar ve kuir  topluluğu için çok iyi bir temsiliyet oluşturuyorlar.
Ben anti-militarist bir insanım. Dünyadaki ve adadaki tüm sömürgeciliklere karşı da mücadele ediyorum. Kuzey Kıbrıs’ta her yerde KKTC-TC bayrakları var, Kuirler kendi evlerinde yaptıkları kendi bayraklarını taşırlar, kendi kıyafetlerini ve dövizlerini kendileri yaparlar. Aşırı sağcı bir devlette yaşamanın göstergesi olan bayrak yoğunluğu arasında kuirler kendi bayraklarını açarak caddelerde yürürler.

Anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir kişi olarak ırkçılığa da karşı olmalıyız. Kıbrıslılar dışında bu adada yaşayan milletlere mensup insanların da insan haklarını savunmalıyız. Sadece kendimizi düşünmemeliyiz. Mücadele de birlikte olmalıdır. Farklı ekonomik sınıflar arasında bizler sömürülen büyük çoğunluğun yanındayız ve sömürü düzenine de karşıyız. Queer hak savunuculuğu tüm bunları kapsayan bir manifestoya sahiptir ve Pride da tüm bu renkleri bir yürüyüşte buluşturuyor. 

Bir Kuir kadın olarak kadın hak mücadelesi ile Kuir hak mücadelesi çok birbirini tamamlayan bir şeydir ve feministtir. Kıbrıstaki straight (düz)kadınlar da her yıl Onur Yürüyüşüne katılırlar. O alanda kendilerini çok güvende hissederler. Toplumda hem kadınlara hem de kuirlere şiddet var ve buna karşı da birlikte ses veriliyor. Milliyetçi-muhafazakar saldırgan kesimler bu şiddeti uygulayarak, çoğaltarak bu sistemin devamını sağlarken biz diyalog yolunu seçiyoruz, herkesi kucaklıyoruz. Farklı fikirlere sahip kuir arkadaşlarım vardır ama hoşgörü, sevgi, anlayış ile ortak bir hak mücadelesini de sürdürüyoruz. Farklı fikirlerimiz olsa da hepimiz kendi hayatımızı yaşamak istiyoruz. Kuir topluluğu tüm dünyada en özgürlük sevdalısı kesimdir.

Çekimleri ne zaman gerçekleştirdin, ne kadar sürdü, ne kadar çekim yaptın?

Çekimleri ben, Sonay Sevgüm, Silest Kazintwari(DoP) birlikte yaptık ve sonrasında o çekimleri bir araya getirdik. Mentörümüzün talebi ile yüz yüze çekimleri de gerçekleştirdik. İngiltere’de stüdyosu olan arkadaşlarım bana Tahini çekimlerinde yardımcı oldu. Bu benim ilk belgeselimdir. Pride bir günde çektik. Röportajlar 5-6 günümüzü aldı. En zor olan editleme oldu. Toplam 10 gün diyebiliriz.

Sen de yönetmen olarak filmin kamera önünde de görünüyorsun. Bunu neden tercih ettin?

Ben de kuir topluluğunun içindeyim. Bu yüzden bu belgeselde yönetmen olarak tarafsız değilim. Tarafım kuir topluluğundan yanadır.

“Türkiye’de yaşayan kuirlerin mücadelesi bizim de mücadelemizdir. Onlarla en büyük dayanışmayı göstermeliyiz”

Filmde çeşitli kesimlerin gereksiz tepkisini çekmemek için ve odaktan kaçmamak için terminolojiyi çok dikkatli seçtiğini gördüm.

Yanlış kelimeleri kullandığında istediğin şeyi elde edemezsin. Türkiyede yaşayan kuirlerin mücadelesi bizim de mücadelemizdir. Orada kuir dernekleri kapatılıyor, kuir insanlar hapis ediliyor. Onlarla en büyük dayanışmayı göstermeliyiz. Burası zaten Türkiye’nin Las Vegas’ı oldu.

Müzik seçimleriniz de anlatmak istediğiniz temayı çok iyi destekliyordu. Bu süreç nasıl oldu?

Müzik için Çav Bella’yı düşündüm. Çav Bella her zaman aklımda olan bir şarkıdır. Aslında Tahini’nin söylediği bir şarkı koymak isterdim ama backing track’ın haklarını alamadım. Çok sakin ve rahatlatıcı bulduğum ud enstrümanını da kullandım.

“Queer Wave Cyprus kurumsallaşmış olması çok önemlidir. Filmimde olduğu gibi her şeyi birlikte yapmaktan da çok mutluyum” 

Queer Wave Cyprus LGBTQIA+ Film Festivali’nin sizin ve topluluk için önemini de sormak isterim?

Festival kurucusu ve direktörü Diego Armando Aparicio çok iyi bir kişi ve yaptığı festival hepimiz için çok önemlidir. Yine festivalde çalışan Despina ve büyük bir gönüllü ekibi var. Kurumsallaşmış olması çok önemlidir. Orada kendimi hiç dışlanmış hissetmem. Kıbrısta en sevdiğim kuir etkinliğidir. İçinde herşey vardır. Ben ilk kez geçtiğimiz yıl Besire Paralik’in film gösteriminde kolaylaştırıcı olarak görev aldım. Yine Firuzan, Tegiye, Rahme,Nurtane,Serap abla,Ezgi, Nilay büyük kuir topluluğunun üyeleri ve ben herşeyi birlikte yapmaktan da çok mutluyum.  

Filminiz Queer Wave’de Kıbrıs galası yaptı.Soru cevapta en çok dikkatinizi çeken soru hangisi oldu?

Queer Wave‘de bir diaspora yönetmeni olarak kendi konumumu nasıl gördüğümle ilgili soru ilginçti. Ben de şu cevabı verdim: Tam anlamıyla diaspora sayılmam çünkü 12-18 yaşları arasında Kıbrıs’ta yaşadım ve tüm ailem hâlâ burada olduğu için yılda 2-4 kez ziyarete geliyorum. Ancak bence, özellikle Londra’daki diaspora ile diyalog halinde olmamız gerekiyor, çünkü onlar burada Kıbrıs’ta sahip olduğumuz bilgiye aynı şekilde erişemiyorlar. Diasporayı daha fazla dahil etmek için de çaba göstermemiz gerekiyor, çünkü Türkçe konuşan Kıbrıslılar olarak onların sayısı bizden daha fazla ve sadece Türkiye tarafından finanse edilen propagandayla etkileşime giriyorlar. Onları dışladığımız için giderek daha fazla yabancılaşıyor ve asimile oluyorlar; bu yüzden onları nazikçe dahil etmeliyiz. Sağcı ya da “aptal” oldukları için alay etmek yerine onları anlamaya davet etmeliyiz.

“İngilteredeki kuirlerin durumu buraya göre oldukça rahattır çünkü Kıbrısta militarizm var. Türkçe konuşan Kıbrıslılar’ı ve onların Kuir mücadelesini bu belgeselde öne çıkarmak istedim”

Avrupa’daki Kuir hareketi ile Kuzey Kıbrıs’taki hareket arasındaki farklar nelerdir? Bu konuda bir karşılaştırma rica edebilir miyim?

İngiltere de son yıllarda transfobik, homofobik olmaya başladı. Tabi Batıda 1970’lerde bu mücadele başladı. Orası kapitalizmin göbeği olduğu için,liberal bir sistemde yaşandığı için evlilik, çocuk sahibi olma gibi birçok haklara da sahiptirler ama şimdi bir geriye dönüş yaşanıyor. Arkadaşlarım Londradaki yürüyüşe “White Pride” diyorlar. Ancak onların durumu buraya göre oldukça rahattır çünkü Kıbrısta militarizm var. Türkçe konuşan Kıbrıslılar’ı ve onların Kuir mücadelesini bu belgeselde anlatmak, öne çıkarmak istedim.

Röportaj Haberleri