“Dansımla bir hikâye kuruyorum”

Ertan Berksu için dans, keyfin ve özgürlüğün en görünür hâli. Hayatının en mutlu anlarının sahnede saklı olduğunu söylüyor.

Ertan Berksu için dans, keyfin ve özgürlüğün en görünür hâli. Hayatının en mutlu anlarının sahnede saklı olduğunu söylüyor.

Berksu için dans, matematiksel bir kesinlik ve duygusal bir anlatı alanı. Çizgisi net, adımları ölçülü, bedeni kontrollü fakat bu kontrollü bedenin içinde ritimle büyümüş bir çocuk, sahnede kendini kanıtlamış bir genç ve her performansıyla  kurulan farklı bir hikâye var. Onun hikayesi futbol sahasında ağlayan bir çocuktan, smokiniyle vals yapan bir dansçıya, halk danslarının kolektif coşkusundan klasik ve Latin disiplininin estetiğine, sonunda da tiyatro sahnesine taşınan bir dönüşüm aslında. Bugün hem halk oyunlarında geleneğin ritmini yaşatıyor hem de Lefkoşa Belediye Tiyatrosu sahnesinde çok kültürlü bir kabarenin parçası olarak izleyiciyle buluşuyor. Ertan Berksu ile dansın matematiğini, sahnenin disiplinini, müziğin içindeki duyguyu ve “dansla hikâye kurma” meselesini konuştuk.

Çoğu erkek çocuğunun futbol topunun peşinden koştuğu yaşlarda, Ertan Berksu başka bir ritmin izini sürüyordu. Futbola ilgisizliği, onu dansla tanıştıran ilk adım oluyor.

“Babam futbolcuydu; çocuklarının da futbolcu olmasını çok isterdi. İlkokul yıllarımdan fotoğraflarım var. Babam Yenicami Spor Kulübü’nde oynarken şampiyon oluyorlar, kutlama yapıyorlar. Beni de sahaya alıyor ama fotoğraflarda ağlıyorum. Çocukluğumda babam, futbolla ilgilenmem için beni teşvik etti. Ancak zamanla bu alana hiç ilgim olmadığını kabullendi. Bunun üzerine on yaşımda beni halk danslarına yazdırdı. On altı yaşıma geldiğimde ise Osman Ateş ile tanıştım. Zaman içinde halk dansları yerini modern dansa bıraktı; dans hayatımda giderek daha fazla yer kaplamaya başladı. Kursun sonunda hazırlanan bir saatlik gösteride ise yalnızca bir kez sahneye çıktım. Osman Ateş bana, ‘Senden bir şey olmaz’ demişti. Ancak daha sonra bir dansçının sakatlanmasıyla onun yerine, sadece dört prova yaparak bir saatlik gösteriye çıktım. O performansla kendimi ispatladım ve devamı geldi. Grup danslarından solo performanslara geçtim. Ardından tiyatro oyunlarında da rol almaya başladım.”

“Benim için dans etmek son derece profesyonel bir iş”

Futbol sahasında ağlayan çocuk, yıllar sonra sahnede kendi bedenini ifade aracına dönüştürüyor. Onun danstaki tarzını konuşurken şunu sorguluyoruz; tarz doğuştan gelen bir yönelim mi, yoksa sahnede defalarca düşüp kalkarak inşa edilen bir kimlik mi?

“Her dansçının bir tarzı vardır, olmalıdır. Kıbrıs’ta çok sayıda dans gecesi ve parti düzenlenir ama ben oralarda dans eden biri hiç olmadım. Uzun kol ve bacaklarım nedeniyle kendimi daha klasik bir dansçı olarak görüyorum. Sahne üzerinde kendimi çok daha iyi ifade ediyorum. Vals yaparken çok mutlu oluyorum. Çaça ve sambayı da seviyorum ama tüm bunları sahnede yapmayı tercih ediyorum.. Dans; biriyle tanışmak, sohbet etmek ya da sosyal bir ortamda eşlik etmek değildir. Sahne, ışık, kostüm ve atmosfer olmalıdır. En başından beri bu bakışa sahip oldum. Bu yaklaşımım halk oyunları için de geçerli.

Sanırım bu karakterimle de ilgili. Her şeyi profesyonel yapmak isterim. Elimin nerede durduğu, başımın açısı, hareketlerimin netliği benim için çok önemlidir. Modern dans daha fazla özgürlük alanı açar ama benim tarzıma pek uygun değil. Klasik ve Latin danslarında bu özgürlük sınırlıdır; her şeyi kontrol etmek zorundasınız. Smokini iyi taşımalı, partnerinizi düşünmeli, ritmi eksiksiz tutmalısınız. Tüm bunlar uzun provalar gerektirir. Sonuçta dansımla bir hikâye kurduğuma inanıyorum. Her performansın içinde bir anlatı vardır ve bu, seyirciye de geçer.”

Sahnedeki net çizgilerin, ölçülü adımların ve kontrollü beden dilinin gerisinde pek çok duygu saklı olmalı… Ertan Berksu’nun dansını besleyen şeyin yalnızca teknik mi, yoksa daha derin bir bakış açısı mı olduğunu konuşuyoruz.

“Dansımı farklı duygular besliyor. Bazen aşk ve arkadaşlık, bazen öfke ve yalnızlık… Ancak sahnede samba yapıyorsanız, ister istemez bir karnaval ve eğlence duygusu vardır. Tango yapıyorsam, orada mutlaka aşk vardır. Bazen slow vals yaparım; koreografi ve müzik öylesine güçlü bir aşk anlatır ki, ben de o duyguyu beslemek zorunda kalırım. Aslında önemli olan müziğin içine girmek. Müziğin size ne hissettirdiğini keşfetmek… Kendi kişisel duygumdan çok, müzik ve koreografinin bende uyandırdığı duyguların peşine düşerim. Bu daha gerçek bir yere götürür. Koreografi ve müzik zaten dansçıya birçok veri sunar. Sonrası ise dansçının o verileri kendi duygusuyla yoğurmasına kalır.”

“Sahneye konulan hiçbir şey geleneksel olamaz”

Henüz on yaşında başladığı halk danslarına dönüyor sohbetimiz. Çünkü anlıyorum ki onun sahnedeki kontrollü, klasik duruşunun ardında, kolektif  ritimle atılmış ilk adımlar da var.

“Halk danslarında artık farklı içerikler sahneye koyuyoruz. Lefkoşa Folklor ve Gençlik Merkezi Derneği (FOGEM) bildiğiniz gibi Kıbrıslı Türk halk danslarını yaşatıp sahneleyen, uluslararası etkinliklerde de temsil eden bir kültür-sanat organizasyonudur. FOGEM’de en son Kıbrıs oyunları ile dünya danslarını buluşturan bir koreografi hazırladık. Bir yanda Kıbrıs figürlerini sergilerken, diğer yanda samba yapıyoruz. Bu topraklardan çok sayıda medeniyetin geçmiş olması, halk danslarımızı da zenginleştirdi. Ben zaten çok gelenekselci bir halk dansı anlayışını benimsemiyorum. Köyde dedelerimin oynadığı gibi, tamamen geleneksel bir formu sahneye taşımak bana göre mümkün değil. Zaten sahneye konulan bir şey, geleneksel kalamaz. Geleneksel dediğimiz şey, köydeki düğünde oynanan oyundur. Elbette FOGEM olarak geleneksel oyunları da icra ediyoruz. Ancak düzenlemeli, sahneye uyarlanmış çalışmalarda daha güçlü olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü sahne, özünde bir gösteri ve performans alanıdır.”

“Dans, benim için bedenle düşünmenin bir yolu” diyor Berksu. Ona hak veriyorum. Bazen kelimeler susuyor ama beden konuşmaya devam ediyor. Röportajda, bu dili nasıl geliştirdiğini ve sahnede nasıl dönüştüğünü de paylaşıyor.

“Benim için dans, bedenle düşünmek, ama bunun da ötesinde neredeyse matematiksel bir işlem gibi. Bir koreografi var, sayı var, çizgi var… Tüm bunları harmanlayıp bedenine hükmetmek söz konusu. Halk dansları ile kazandığım beden hâkimiyeti ve ritim duygusu, zamanla beni dans için eğitti, adeta temelden yetiştirdi. Sonrasında ise dansın gerçek anlamda gelişim süreci başlıyor. Bu oldukça meşakkatli bir yolculuk; hiç kolay değil. Zaman geçtikçe yaş alıyoruz, belki kilo alıyoruz, beden eskisi kadar hızlı cevap vermeyebiliyor. Ritim duygusu da aynı yoğunlukta kalmayabiliyor. Ama yine de her şey mümkün. Profesyonel sahne deneyimim ilk olarak, Aliye Ummanel’in yönettiği Filipo’nun Büyük Öfkesi ile başladı. Ardından yönetmenliğini Yaşar Ersoy’un üstlendiği Barış’ın Engellenemez Komedyası oyununda yer aldım. Her iki yapımda da dans ederek rol aldım ve her ikisi de Lefkoşa Belediye Tiyatrosu repertuvarındaydı.”

Dans çalışmalarına devam ederken halk danslarını da ihmal etmiyor. Çünkü onun için dans, belirli saatlere sıkışan bir disiplinden öte, yaşam ritmiyle iç içe geçmiş bir varoluş biçimi gibi.

“Sadece dans değil hala halk oyunlarına da devam ediyorum. Eğitmenimiz Salahi Döşemeci beni hem genç ekip hem de yetişkin ekipte sahneye çıkarıyor. İki ekip birlikte devam ediyor. Geçtiğimiz yıl iki farklı yarışmada Bursa ve Polonya’dan ödüller aldık. Tabii halk dansları da kolay değil. Tüm hafta boyunca çalışmalara katılıyorum. Halk danslarımızın da yaşatılması gerektiğine inanıyorum.”

“Çok kültürlü kabarenin parçası olarak sahnedeyim”

Son günlerde Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun yeni oyunu Bir İhtimal Kabare’deki dans performansıyla dikkat çeken Berksu, sahne sürecini ve oyunun ruhunu anlatıyor.

“Her Pazartesi akşamı Bandabulya Sahnesi’nde Bir İhtimal Kabare ile seyirci karşısına çıkıyoruz. Oyuna yoğun bir ilgi var. Aliye Ummanel’in kaleme aldığı bu metin, etnik farklılıkların tüm zorluklara rağmen bir arada var olabilme ihtimalini sorguluyor. Hikâye, Rum, Türk, Ermeni ve İngiliz toplumlarının birlikte yaşadığı 1958–1960 yıllarında bir kabare mekânında geçiyor.

Dışarıda toplumlar arasında ciddi ayrışmalar ve çatışmalar yaşanırken, kabarenin sahibi içerideki hassas dengeyi korumaya çalışıyor. Ben de diğer dansçı arkadaşlarımla birlikte bu çok kültürlü kabarenin parçası olarak sahnedeyim. Oyun, savaş ve çatışma yıllarının dramatik atmosferini taşırken aynı zamanda güçlü bir komedi dili de kuruyor. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca izleyiciyi hem düşündüren hem de eğlendiren, temposu hiç düşmeyen bir yapım olduğunu düşünüyorum.”

Röportaj Haberleri