“Çözüm irademiz sürüyor; samimiyiz, kararlıyız”

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mehmet Dânâ, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde taraflar arasında yürütülen görüşmelere ilişkin, YENİDÜZEN’e açıklamalarda bulundu.

Tümay TUĞYAN

Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman’ı temsilen, teknik düzeydeki toplantıları yürüten heyetin başındaki isim olan Dânâ, Kıbrıs Türk tarafının çözüm iradesinin kararlılıkla sürdüğünü söyledi.

Çözüm iklimini oluşturacak GYÖ’ler konusunda daha fazla ilerleme sağlanması, özellikle yeni geçiş noktalarının açılması konusunun öncelikli olarak çözümlenmesi ihtiyacının sürdüğünü söyleyen Dânâ, “Böylelikle ‘bu tarz konuları bile çözemeyen liderler Kıbrıs konusunu nasıl çözecek’ yönündeki endişelere de cevap verilmiş olacak” dedi.

Yeni geçiş noktalarının açılması konusunda yeni bir gelişme olmadığını, ancak uzun süredir üzerinde ciddi mesai harcanan bu konunun olumlu sonuçlanması yönündeki kararlılıklarının devam ettiğini ifade eden Dânâ, bunun hem Kıbrıslı Türkler’e hem de Kıbrıslı Rumlar’a çok olumlu bir mesaj vereceğini belirtti.

Dânâ, tarafların Temmuz’a kadar GYÖ’ler konusunda kendi üzerine düşeni yapması durumunda, Genel Sekreter’in de yılın ikinci yarısında kendi üzerine düşeni yapması bağlamında ve yine tarafların da rızası alınmak kaydıyla bir düşüncesinin olduğunu, ama şu anda ortaya çıkmış herhangi bir yol haritası ya da bir çerçeve bulunmadığını söyledi.

Yeni bir müzakere sürecinin başarı şansı olduğundan önceden emin bir şekilde yola çıkmak istiediklerini kaydeden Dânâ, bu nedenle dönüşümlü başkanlık konusunun metodolojinin ilk sırasına konduğunu belirtti.

Dânâ, “Bizim tedbir almaya çalıştığımız husus, siyasi eşitliğin, özellikle de dönüşümlü başkanlık boyutunun, bir ‘al-ver’in parçasına dönüştürülmesini önceden engellemektir” diye konuştu.

2004’te de 2017’de de Kıbrıs Türk tarafının çözüm iradesinin hep orada olduğunu ve bu iradenin şimdi de sürdüğünü belirten Dânâ, “Kıbrıs Türk tarafı olarak bu hususta kararlı ve samimiyiz. Halkımızın bizden beklentisini de biliyoruz” diye konuştu.  

“Liderler görüşmesi olumlu bir ortamda geçti”

YENİDÜZEN: Sayın Dânâ, Kıbrıslı liderlerin pazartesi günü yaptığı baş başa görüşmenin ardından Birleşmiş Milletler tarafından yapılan ortak açıklamada, sürece ilişkin olumlu ifadeler kullanıldı. Bundan hareketle, olumlu gelişmeler mi beklemeliyiz? Dilerseniz buradan başlayalım.

 MEHMET DÂNÂ: Evet görüşme göreceli olarak olumlu bir ortamda gerçekleşti. İki toplantıdır liderlerin baş başa görüşme yönünde bir anlayışı var. Bu da kendilerine daha samimi bir görüşme gerçekleştirme imkanı sağlıyor. BM tarafından yapılan açıklamaya da yansıdığı üzere, Kıbrıs konusuna ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu. Buna ek olarak, bir çözüm ikliminin yaratılmasına yönelik var olan ihtiyaca binaen, gündemde olan gerek Cenevre ve New York'tan kalan inisiyatifler, yani üzerinde prensiben anlaşılan ama hayata geçirilemeyen inisiyatifler, gerekse de bilahare tarafların karşılıklı sunduğu öneriler üzerinden bir genel değerlendirme yaptı liderler. Buralarda varılan ilerlemeler değerlendirildi ve bizlere tekrar temsilciler olarak geriye kalan hususlarda ilerlemeye yönelik olarak çalışma talimatı verdiler. Yani genel hava olarak, olumlu bir ortamda gerçekleşti diyebilirim.

YENİDÜZEN: Cenevre ve New York derken, önceki dönemden kalan inisiyatiflerden bahsediyorsunuz sanırım.

MEHMET DÂNÂ: Evet, bu 5+1 gayri resmi görüşmelerde ele alınan ve üzerinde uzlaşılan hususlar var biliyorsunuz. Yeni geçiş kapıları açılması ve diğer konular. Bir de ek olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın önerdiği on maddelik güven yaratıcı önlemler paketi ve bilahare Rum tarafının yaptığı bazı öneriler. Yani tüm konularda nerelerde hangi yakınlaşmaların sağlandığı ve nerelerde sağlanabileceğine yönelik bir değerlendirme yapıldı.

YENİDÜZEN: Peki özlü konulara ilişkin tarafların birbirine yaklaşabileceği pozisyonlar görebiliyor muyuz?

MEHMET DÂNÂ: Biliyorsunuz bu hususta tarafların pozisyonları esasen belli. Hatırlayacağınız üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız Şubat ayında Genel Sekreter'le yaptığı görüşmede Genel Sekreter’e hem Kıbrıs konusundaki pozisyonumuzu aktarmış, hem de güven yaratıcı önlemlerle ilgili hangi gelişmelerin yaşandığını, bunların önemini, özellikle yeni geçiş noktaları açılması konusunun hem güneyde hem kuzeyde kazandığı sembolik değeri anlatmıştı. Cumhurbaşkanımız tarafından o görüşme sonrasında yapılan açıklamada da Genel Sekreter'in bizim pozisyonlarımızı dikkatli bir şekilde dinlediğini, Kıbrıs konusuna ilgisinin devam ettiğini gördüğümüz ifade edilmişti. Nitekim otuz dakika olarak planlanan görüşme 1 saat 15 dakika civarı sürmüştü. Genel Sekreter esasen taraflardan, öncelikle kendilerinin üzerine düşeni yapmasını beklediği, bu bağlamda başta yeni geçiş noktaları olmak üzere, güven yaratıcı konularda gerekli uzlaşının sağlanması durumunda kendisi de görev süresinin sonuna kadar üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu bizlere iletmişti. İçinde bulunduğumuz nokta bu. Daha önceden belirttiğimiz gibi Kıbrıs konusuna ilişkin pozisyonumuzun çıkış noktası, Genel Sekreter’in de ‘bu kez farklı olmalı’ tespitinden hareketle, ki bu tespiti 2017’de Crans Montana’dan sonra birçok kez yapmıştı, nasıl yeni bir metodoloji aracılığıyla yeni bir müzakere sürecini sonuç alıcı olarak kurgulayabileceğimiz. Bununla ilgili olarak Cumhurbaşkanımız metodolojimizi çok detaylı bir şekilde birçok kez izah etti. Bizim Kıbrıs konusu bağlamında pozisyonumuz bu şekilde. Tabii öncelikli olarak, adada çözüm iklimini oluşturacak GYÖ’ler konusunda daha fazla ilerleme sağlanması, özellikle yeni geçiş noktalarının açılması konusunun çözümlenmesi ihtiyacı devam ediyor. Böylelikle ‘bu tarz konuları bile çözemeyen liderler Kıbrıs konusunu nasıl çözecek’ yönündeki endişelere de cevap verilmiş olacak. Çabamız bu yönde. Biliyorsunuz Genel Sekreter’in Kişisel Temsilcisi Holguin, Temmuz ayına kadar Kıbrıs konusunda, özellikle Güney'de Mayıs ayı içerisinde gerçekleşecek olan seçimler ve bilahare devam etmekte olan AB Dönem Başkanlığı vesilesiyle bir hareketlenme yaşanmasının beklenmediğini ifade etmiş ve bu nedenle bu dönemde daha çok güven artırıcı önlemler konusuna yoğunlaşılması gerektiği yönünde bir değerlendirmede bulunmuştu. Bu değerlendirme bilahare Genel Sekreter’in sözcüsü tarafından da paylaşılmıştı. Bizim de Kıbrıs Türk tarafı olarak durduğumuz nokta esasen budur.

“Yeni geçiş noktaları konusunda gelişme yok ama çabalardan da vazgeçilmiş değil”

YENİDÜZEN: Yeni geçiş noktaları konusuyla devam edelim o zaman. Tarafların bu konudaki mevcut pozisyonuna baktığımızda, bu konuda da bir uzlaşıya yakın olmadığımızı görüyoruz.  Özellikle Kiraciköy-Gaziler-Eylence hattıyla ilgili bir ara yol bulunamadı henüz. Bu konuda bizim bildiğimizin ötesinde bir gelişme var mı?

MEHMET DÂNÂ: Bugün itibarıyla yeni bir durum yok ama çabalardan da vazgeçilmiş değil. Çünkü bu konu üzerinde ciddi bir mesai harcandı. Öncelikle bu inisiyatif, Cenevre’de başlayıp son olarak New York'ta gerçekleşen 5+1 toplantının bir ürünüdür. Üzerinde prensipte bir uzlaşı var. O günden bu yana bu hususta çok ciddi bir zaman harcandı ve belli bazı noktalara gelindi. Biz bu egzersizin devam edip de olumlu sonuçlanması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde çok büyük bir enerji ve çaba boşa gitmiş olacak. O nedenle çözülmesi yönünde kararlılığımız devam ediyor. Bunun aynı zamanda vereceği olumlu mesaj da çok önemli. Eğer bu dört kapıyı açmayı başarabilirsek, hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlara çok olumlu bir mesaj vereceğimizi değerlendiriyoruz.

YENİDÜZEN: Kilit, bu geçiş noktasına ilişkin sorunun aşılmasıyla, açılacak mı? O çözülürse, diğer geçiş noktalarıyla ilgili herhangi bir sıkıntı yok değil mi?

MEHMET DÂNÂ: Evet diğerleriyle ilgili bir sıkıntı yok aslında. Sadece burada devam eden bir tıkanıklık noktası var. Rum tarafının, ara bölgeden yol geçmesi yönünde ısrarlı bir talebi var. Bunu zaten biliyorsunuz. Biz buna karşılık birçok alternatif öneri oluşturduk. Kuzeyden bir yol yapılabilir, bunu Türk tarafı finanse edebilir dedik. Olmadı, güneyden yeni bir yol yapılabilir dedik. Onu da Avrupa Birliği'nin finanse edebileceği konuşuldu ve Avrupa Birliği'nden bu yönde bir teminat aldık. Bir ara, yolun kuzeyden geçmesi durumunda oradaki mülklerle ilgili ne olacağı sorusu gündeme getirildi. Bunun üzerine Taşınmaz Mal Komisyonu’nun buna çözüm üretebileceğini ifade ettik. Yani farklı farklı çözüm önerileriyle gittik Rum tarafına. Ama bugün itibariyle bir esneme yok. Yine de bizim bu inisiyatifle ilgili ısrarımız ve beklentimiz devam ediyor. Gerçekten önemli olduğunu düşünüyoruz ve bu çabanın heba edilmesini istemiyoruz.

YENİDÜZEN: Yol için ara bölgenin kullanılmasının Kıbrıs Türk tarafı açısından sakıncası nedir? Reddetme gerekçeniz olan güvenlik konusunu biraz açabilir misiniz?

MEHMET DÂNÂ: Oradaki en büyük sıkıntı, dediğiniz gibi güvenlik sıkıntısıdır. Bir kere ara bölge, BM Barış Gücü’nün otoritesi altında olan bir bölge. Oradaki tek yetkili BM Barış Gücü. Biliyorsunuz tüm dünya genelinde şu anda Barış Gücü misyonlarına yönelik ciddi bir mali kısıtlama var. Kıbrıs’taki misyonun da bu bağlamda yaşadığı sıkıntılar mevcut. Yani halihazırda BM Barış Gücü mali kapasitesindeki kısıtlamalar nedeniyle belli başlı bazı sıkıntılar yaşıyor. Ara bölgede inşa edilecek bir yol, BM Barış Gücü için ekstra bir yükümlülük olacak. Bu nedenle, BM Barış Gücü de buna sıcak bakmıyor. Diğer yandan, bizim açımızdan bakıldığında, orada öngördüğümüz veya bugünden öngöremeyeceğimiz sıkıntılar yaşanabilir. Örneğin o yol kullanılırken birisi arabasından inip başka faaliyetler içerisine girebilir veya bir kaza olabilir ve bu tarz durumlar birçok komplikasyon doğurur. Bu bölge sınıra yakınlığı nedeniyle askeri olarak da hassas bir bölge. Bir de buna ek olarak, o yolun ara bölgeden geçmesini gerektirecek mantıklı bir sebep yok. Yani ne yolu kısaltıyor, ne de o geçiş noktasının açılmasını kolaylaştırıyor. Bu güzergahın güneyden veya kuzeyden alternatifleri var. Biliyorsunuz bu kapı ağırlıklı olarak o bölgede yaşayan Rumlar’ın Lefkoşa’ya ulaşımını kolaylaştıracak. Biz bunun farkındayız ve bu bizim için bir sorun değil. Eğer niyet, eğer amaç, bu geçiş noktasının açılarak o bölgede yaşayan Rumlara kolaylık sağlanması ise biz buna hazırız. Eğer onlara yardımcı olacaksa, böyle bir ihtiyaç varsa, tabii ki bunu karşılamaya hazırız. Ama illa bu şekilde olması gerekir şeklinde bir ısrarın da gerekli ve yapıcı olmadığını düşünüyoruz, özellikle herkesin kendisini rahat hissedebileceği alternatifler mevcutken. 

YENİDÜZEN: Peki Sayın Hristodulidis’in, sizin ortaya koyduğunuz alternatifleri ret gerekçesi nedir? Yolun ara bölgeden geçmesi yönündeki ısrarını neyle gerekçelendiriyor?

MEHMET DÂNÂ: Zaman içerisinde bu konuda farklı argümanlar geliştirildi. Ara bölgenin kullanımının geçişi kolaylaştıracağı yönünde bir iddia oldu ama bu bize çok mantıklı gelmiyor çünkü mesafe olarak pek fark etmiyor. Bir ara mülkiyetle ilgili konu gündeme getirildi ki o noktada da Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurulabileceğini söyledik. Bir noktada, yol kuzeyden geçerse Kıbrıslı Rumlar kendilerini güvende hissetmeyebilir diye bir argüman geliştirildi. Oysa zaten geçiş kapılarının amacı, bir taraftan diğer tarafa geçip orada vakit geçirmek değil mi? Yani farklı toplantılarda farklı argümanlar üretildi. Ancak bizim açımızdan hiçbiri tatmin edici bir argüman değil.

YENİDÜZEN: Kıbrıslı Rum müzakereci Menelaos Menelaou geçtiğimiz hafta bize verdiği röportajda, BM'nin bu yol konusunda bir öneri yaptığını, kendilerinin de Kıbrıs Rum tarafı olarak bu öneriyi kabul ettiklerini ve Kıbrıs Türk tarafının yanıtına bağlı olarak bu önerinin hayata geçebileceğini söyledi. Buna ilişkin ne söylemek istersiniz? Var mı öyle bir öneri?

MEHMET DÂNÂ: Böyle bir öneri yok. İki tarafın da pozisyonu belli. Bir taraf ara bölge içerisinden geçecek bir yol talep ediyor. Diğer taraf da ara bölgeden değil de ya kuzeyden ya da güneyden geçecek bir yolla bu işin çözümlenmesini istiyor.

YENİDÜZEN: Yani BM’nin sunduğu bir ara formül yok mu?

MEHMET DÂNÂ: Hayır, bir ara formül yok. Zaten BM’nin öyle bir çabası da yok. Bu tarz konularda BM’nin tutumu iki tarafın kendilerinin uzlaşıya varması yönündedir.

YENİDÜZEN: Burası aşılırsa, Erenköy de bahsedilen dört geçiş noktası bağlamında gündeme gelecek mi?

MEHMET DÂNÂ: Aslında öyle değil. Erenköy, Rum tarafının yıllardır gündeme getirdiği bir konu. Evet bu bir gerçek, ancak bununla birlikte, Cenevre’de başlayıp New York’ta harita üzerinde ilerleyen bu inisiyatifte Erenköy’le ilgili bir husus söz konusu değil. Bu inisiyatifte, Haspolat, Akıncılar-Limbya, Kiracıköy-Gaziler ve Gaziler-Eylence geçiş noktaları var. Bunlar dikkat ederseniz hepsi aynı bölgede ve aynı harita üzerinde tartışılıyor. Erenköy’le ilgili bu tarz bir tartışmaya hiç girilmemiş zaten. Kıbrıs Türk tarafı çok uzun bir süredir bunun, bilinen sebeplerden dolayı, mümkün olmadığını zaten söylüyor. Rum tarafının yıllardır böyle bir düşüncesi, beklentisi var ama hiçbir zaman somut olarak bu tartışılan bir konu değil.

“BM’nin Temmuz sonrasına ilişkin bir niyeti var, ama şu anda gerek  yöntem gerekse içerik bağlamında somut bir yol haritası yok”

YENİDÜZEN: Dilerseniz şimdi biraz da Kıbrıs sorununun özlü konularına dönelim. Yine başta konuştuğumuz BM açıklamasında, liderlerin baş başa görüşmede bu konuda izlenecek yolla ilgili görüş alışverişinde bulunduğu ifade ediliyor. Hristodulidis BM Genel Sekreteri ile Brüksel’de yaptığı görüşmenin ardından, Guterres’in müzakerelerin yeniden başlatılabilmesi için bir çerçeve üzerinde çalıştığına ilişkin iddialar gündeme getirmişti. Görüşmede bu konu ele alındı mı? 

MEHMET DÂNÂ: Sayın Hristodulidis, Genel Sekreter ile yaptığı temaslarla ilgili Sayın Cumhurbaşkanımıza bilgi verdi. Benim, Rum liderin söyledikleri üzerinden yorum yapmam doğru olmaz. Esasen, Birleşmiş Milletler'in bu konudaki tutumunda bir tutarlılık söz konusudur. Yani bizim Genel Sekreter’le yaptığımız görüşmede bize söylenenler de aslında pek farklı hususlar değil. BM tarafı öncelikli olarak Temmuz ayına kadar bahse konu GYÖ’ler bağlamında bir ilerleme bekliyor. Bunun içerisinde özellikle bu geçiş noktaları konusu da var. Bununla birlikte, tarafların kendi üzerine düşeni yapması durumunda, Genel Sekreter’in de Temmuz ayından görev süresinin sona ereceği yıl sonuna kadar kendi üzerine düşeni yapması bağlamında tarafların da rızası alınmak kaydıyla bir düşüncesi var. Ama şu anda ortaya çıkmış herhangi bir yol haritası ya da bir çerçeve yok. Yani öyle bir detay yok. Sadece Genel Sekreter’in bize de New York’ta ilettiği, “Benim Kıbrıs konusundaki ilgim devam ediyor. Siz üzerinize düşeni yapın. Ben de üzerime düşeni yapmaya hazırım” şeklindeki ifadesi var. 

YENİDÜZEN: Hristodulidis’in açıklamasının ardından, somut bir şey olup olmadığı BM nezdinde yeniden teyit edildi mi yani? Çünkü Hristodulidis, ‘Brüksel görüşmemizin ertesi günü bu çabaya star verildi’ diyor.  

MEHMET DÂNÂ: Aslında teyit etme ihtiyacı yok. Biz de BM ile zaten düzenli temas içerisindeyiz. Bu yönde bir çaba ihtimali bizim Genel Sekreter ile görüşmemizde, Holguin’in açık mektubunda ve Genel Sekreter’in sözcüsünün açıklamasında zaten mevcuttu. Bize daha önce söylenenle çelişmiyor. Öyle bir niyet var, ama şu anda somut bir yol haritası, gerek yöntem gerekse içerik bağlamında yok. Dediğim gibi Temmuz’a kadar önümüzde halen daha uzun bir süre var. Bu dönemin her iki tarafça nasıl değerlendirileceği, gerekli bazı adımları atıp atmayacaklardı da Genel Sekreter tarafından dikkate alınacaktır diye düşünüyorum. 

“Dönüşümlü başkanlık bugüne kadar tüm müzakere süreçlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olan bir engel olarak karşımıza çıktı”

YENİDÜZEN: Sayın Cumhurbaşkanı’nın metodoloji olarak ifadelendirdiği bir dört maddelik listesi var müzakerelerin başlayabilmesi için. Bunların birinci maddesi de dönüşümlü başkanlık konusu. Dönüşümlü başkanlık ve Kıbrıslı Türklerin karar alma mekanizmalarına etkin katılımı meselesi aynı zamanda Crans-Montana konferansının sonuçsuz kalmasının sebeplerinden biriydi. Bu sorunun aşılabilmesinin, iki liderin pozisyonlarının yakınlaştırılabilmesinin hiç mi formülü yoktur? Yani Guterres Çerçevesi’nde belirtildiği şekliyle bir çaba örneğin.

MEHMET DÂNÂ: Dönüşümlü başkanlık hususu, ki siyasi eşitliğin ana unsurlarından birisidir, sizin de bahsettiğiniz gibi Crans-Montana konferansının çökmesinin ana nedeni olarak ortaya çıktı. Dönemin Rum liderliği o günlerde ‘Bir Kıbrıslı Türk’ün de başkan olacağı bir sistemi benim halkıma anlatmam mümkün değil, dolayısıyla bu konuda size olumlu bir cevap veremiyorum’ dedi. Bu ifadeler kamuoyunca da bilinmektedir. Bu konu sadece o dönemde değil, daha önceki görüşme süreçlerinin de başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olan bir engel olarak hep önümüze çıktı. Bu nedenledir ki biz bu kez dönüşümlü başkanlık dahil olmak üzere siyasi eşitliği sürecin en başına ve metodolojimizin birinci noktasına koyduk. Çünkü olası bir yeni sürecin sonunda aynı sorunu tekrar yaşamak istemiyoruz. Dönemin Rum liderliğinin Kıbrıs Türk liderliğine süreç boyunca ‘Merak etmeyin dönüşümlü başkanlık cebimdedir, günü geldiğinde bu hususta bir sorun yaşanmayacak’ şeklinde verdiği teminatlar var. Ama öyle olmadığı günün sonunda ortaya çıktı. O nedenle biz bu sorunun öncelikli olarak çözülmesini istiyoruz ki çıkacağımız yolda, yeni bir süreçte yine aynı sorunları yaşamayalım. O nedenledir ki metodolojimiz konusunda ısrarcıyız. Aksi takdirde, yani sırf müzakere olsun diye yapılacak müzakereler sonucunda varacağımız nokta yine çözümsüzlük olacaktır. Yani geçmiş tecrübelerden ders çıkarmadan ve bu doğrultuda bazı şeyleri değiştirmeden girilecek yeni bir süreç sonucunda yine on yıllar sürecek bir müzakere sürecinin ardından yine aynı noktaya geleceğiz. Bizim Kıbrıs Türk halkı olarak böyle bir lüksümüzün olmadığını düşünüyoruz. Her yeni süreçte halkımızda haklı olarak bir beklenti doğuyor ve her seferinde de bu beklenti büyük bir hayal kırıklığına dönüşüyor. O nedenle biz yeni bir müzakere sürecinin başarı şansı olduğundan önceden emin bir şekilde yola çıkmak istiyoruz ki bu kez çözüme ulaşabilelim.

“Dönüşümlü başkanlığın, ‘al-ver’in parçası haline gelmesini engellemek için önceden tedbir alıyoruz”

YENİDÜZEN: Anastasiadis Crans Montana’da dönüşümlü başkanlık konusunu, güvenlik ve garantiler konusuyla ilişkilendirmiş, Türk askerinin adadan çekilmesi konusunda Türkiye’den net bir takvim alması durumunda, dönüşümlü başkanlığa onay verebileceğini ifade etmişti. O dönemin TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise çözüme ilişkin anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle beraber anlamlı sayıda askerin çekilmesine yeşil ışık yakarken, geriye kalan askerlerin çekilmesi konusunu ise, üç başkanlık döneminin sonunda tekrardan değerlendireceklerini belirtmiş, konuyu net bir takvime bağlamayı kabul etmemişti. Sadece dönüşümlü başkanlığın değil, bu iki konunun müzakerelerin başında birlikte ele alınıp çözülmesi, sürecin önünü açar mı? 

MEHMET DÂNÂ: Şimdi aslında bizim tam da tedbir almaya çalıştığımız husus siyasi eşitliğin, özellikle de dönüşümlü başkanlık boyutunun, bu tarz bir ‘al-ver’in parçasına dönüştürülerek sürecin önünün tıkanmasını önceden engellemektir. Siyasi eşitlik herhangi bir çözümün özüdür, dönüşümlü başkanlık da bunun ayrılmaz bir parçasıdır. Aksi takdirde herhangi bir konuda, bu garantiler ya da başka bir konu olur, bunun bir ‘al-ver’e tabi tutulmaya çalışılmasının geçmişte süreçleri hangi noktaya getirdiği ortadadır. Kaldı ki, biz bu aşamada dönüşümlü başkanlığın, prensip olarak kabul edilmesini talep ediyoruz. Yani bu aşamada şu kadar dönem Kıbrıslı Türk, şu kadar dönem Kıbrıslı Rum başkan olacak şeklinde bir uzlaşı beklemiyoruz. Ama en azından ortaya çıkacak yeni yapıda bir Kıbrıslı Türk’ün de başkan olabileceğinin prensip olarak kabul edilmesini istiyoruz. Bunun dönemleri tabii ki müzakere sürecinin bir parçası olacak. Biz bu konuların içeriğini müzakere etmeyiz demiyoruz, ama bazı prensipler var ki eğer bu prensipler baştan kabul edilmezse, belli bazı konularda yetki paylaşımını öngörecek bir yapının ortaya çıkması mümkün olmaz. Siyasi eşitlik de böyle bir şeydir. Bu nedenle biz bu soru işaretlerini ortadan kaldırmak için, metodolojimiz çerçevesinde ve siyasi eşitlik konusu bağlamında, dönüşümlü başkanlığın bu aşamada en azından prensiben kabulünü talep ediyoruz. Çünkü durum eğer dönemin Rum liderinin dediği gibiyse ve dönüşümlü başkanlığı Kıbrıs Rum halkı kabul etmeyecekse, yeni bir sürece girmek Kıbrıs Türk tarafı için boşuna zaman kaybı olacak ve Kıbrıs Türk halkına yeni bir hayal kırıklığı yaratacaktır. Ama yok durum böyle değilse, süreleri bilahare müzakere edilmek kaydıyla, bu hususun prensiben bu aşamada kabul edilmesinin Rum liderliği açısından da bir sıkıntı yaratmaması lazım.

“Çözüm irademiz hep oradaydı ve devam ediyor”

YENİDÜZEN: Peki gerek özlü konular gerekse yeni geçiş noktalarının açılması konusunda bir ilerleme şu an için söz konusu değilse, liderler görüşmesine ilişkin yapılan pozitif tandanslı açıklamadan bizim ne anlamamız lazım?

MEHMET DÂNÂ: Liderlerin görüşmesi başı başına olumlu bir şey. Kaldı ki bu konuştuklarımızın dışındaki bazı güven artırıcı önlemler konusunda yapılan çalışmalar var, ilerlemeler var. Bunlar tam somutlaşmadığı ve kesinleşmediği için liderler bu aşamada açıklamayı uygun görmedi. Çünkü tüm detayları üzerinde uzlaşılması lazım. Ay sonunda bir toplantı daha gerçekleşecek ve biz temsilciler olarak o toplantıya kadar bu hususlarda daha fazla ilerleme sağlamak için çalışacağız. Yani çalışmalar devam ediyor. Dünyada yaşanan bu kadar sıkıntıya, savaşa rağmen, Genel Sekreter’in ilgisinin devam etmesi de önemli bir unsur. Kıbrıs konusunda yeni bir dinamizm yakalanması olası, ancak tabii ki bu kendi başına olacak olan bir şey değil. İki tarafın da bu yönde samimi ve yapıcı bir şekilde çalışması lazım. Bu hususta bizim kararlılığımız devam etmektedir. 

YENİDÜZEN: Her iki tarafta da çözüm niyeti vardır diyebiliyor muyuz?

MEHMET DÂNÂ: Bizim kendi adımıza konuşmamız daha doğru bir yaklaşım olur.Biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımızın Kıbrıs Türk halkı tarafından güçlü bir şekilde seçilmesi dahi kendi başına halkımızın çözüm iradesinin tekrar tescillidir. Kaldı ki, son olarak 2004 ve2017’de olmak üzere, o irade hep oradaydı ve o irade devam ediyor. Rum tarafının tutumuna ilişkin olarak ise bazı soru işaretlerinin olduğu da bir gerçek. Güneyde önce seçimler, bilahare Avrupa Birliği dönem başkanlığının sona ermesi var. Nitekim bu nedenlerle zaten BM de biraz bekleyip görelim, taraflar bu dönemde güven artırıcı önlemlere odaklansın ve başta geçiş noktaları konusu olmak üzere ilerleme sağlasın diyor. Kıbrıs Türk tarafı olarak bu hususta kararlı ve samimiyiz. Halkımızın bizden beklentisini de biliyoruz. 

YENİDÜZEN: AB dönem başkanlığı ve parlamento seçimleri bir handikap olarak duruyor dediniz. Ama onlar bittikten sonra daha büyük bir handikapla karşılaşılır mı? Çünkü sonrasında da yavaş yavaş başkanlık seçimi sürecine girecek Hristodulidis. Seçim dönemleri malum, milliyetçi duygulara yatırım yapılan dönemlerdir genellikle. 

MEHMET DÂNÂ: İçerisinde bulunduğumuz dönemde bunları ne yazık ki görüyoruz, son dönemde yapılan açıklamalar da ortada. Yani biz bir yandan çözüm iklimi oluşsun, bunun için güven yaratıcı önlemler üzerinde uzlaşalım derken, diğer yandan çok rahatsız edici açıklamalar gelebiliyor. Umarım bu geçici bir dönemdir ve ileriki dönemde daha yapıcı bir tutumla karşılaşırız.

 

YENİDÜZEN: Nisan sonu liderlerin yeniden bir araya geleceği açıklandı. Görüşme tarihi belli mi?

MEHMET DÂNÂ: Hayır henüz netleşmedi. Herhalde önümüzdeki günlerde temsilcilerin yapacağı görüşmelerde belirlenir diye düşünüyorum.

Özel Haber Haberleri