Başka bir “Sapma” mümkün!

Yıltan Taşçı, balerin fotoğrafından yola çıkarak Vahşi Kapitalizme eleştiri getiriyor.

Murat OBENLER

Ülkemizin çok yönlü sanatçılarından Yıltan Taşçı ile İstanbul’da açılan “Sapma” sergisi üzerine konuştuk. Ülkemizde fotoğrafçılıkta tarz ve proje bazlı çalışma eksikliği olduğuna dikkat çeken Taşçı sanat tarihini okumadan, bilmeden sadece estetik anlayış ile sanatın fotoğraftaki yolculuğunda ileriye gidilmesinin zor olduğunu kaydetti.

“16. kişisel sergimi açtım”

İstanbul OvooArt Sanat Galerisi’nde açılan “Sapma” adlı kişisel serginizden önce sizin kaç kişisel serginiz olduğunu ve en sonuncusunun hangisi olduğunu sorarak başlamayı arzu ederim?

Yıltan Taşçı: Bu benim 16. Kişisel sergimdir. Kıbrıs’ın 1001 Yüzü, Lefkoşa’nın Yüzleri, Ressamlarımız, Siyah Maskeli Kadın ilk aklıma gelenler. En son Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun “Tartüf 24” adlı kişisel fotoğraf sergimi açmıştım. 

“Tevfik İleri ve Çerkes Karadağ’ın sözleri böylesi bir sergi açmamda çok etkili oldu”

“Sapma” temalı bir kişisel sergi açma fikriniz kafanızda nasıl ve ne zaman oluştu?

Benim fotoğraf yaşamımda iki kişinin sözü diğerlerinden ayrılır ve beni çok etkiledi. 2008 yılında Tevfik İleri bana “Yıllardır sanatın içinde bir kişisin, kitapların var, müziklerin var, edebiyat hocasısın, fotoğraf da çekiyorsun. Niye sanatsal fotoğrafa yönelmiyorsun?” demişti. Onun bu konudaki teşviki ve desteği çok değerlidir. Sanatına ve kişiliğine çok değer verdiğim Çerkes Karadağ’ın “Ben fotoğraf sanatçısı değilim, sanat fotoğrafçısıyım” dedi. Bugüne kadar hep journalistic(gazetecilik) çalıştım, belgesel fotoğrafçılık öne çıktı. Onlar benim dünya görüşümle, toplumsal duruşumla ilgiliydiler. Çerkes hocanın bu sözünün yanı sıra sanat tarihini biliyor olmanız da estetik bilince sahip olmanız da gerekir. Belki her yerde söylüyorum diye biraz tekrara girecek ama Kuzey Kıbrıs’taki fotoğrafçıların % 95’i sanat tarihini bilmiyor. 

Bu bilgi ve bilinçle 4 yıl boyunca Mersin Devlet Opera ve Balesi üyesi balerinlerini fotoğrafladım. Mersinli fotoğrafçı Hulki Muradi senede birkaç kez bale fotoğraflaması ile ilgili profesyonel ortamlarda atölye çalışması düzenliyor. Ben de 4 yıl gittim. 6 saatten toplam 24 saat fotoğraflama yaptım. 

“Aşırı manipülasyon fotoğrafı özünden uzaklaştırır. Sapma projem dijital art’dır”

Fotoğrafı çekmek kadar 21.yüzyılda fotoğrafı bilgisayar başında fotoğrafı yapmak diye bir kavram da hayatlarımıza girdi. Sen bir fotoğrafçı olarak bu bağlantıyı, dengeyi, kıvamı nasıl ayarlıyorsun? 

1990’larda Photoshop için de benzer tartışmalar yapılmıştı. 21. Yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz zamanlarda da gerek yapay zeka gerekse fotoğrafın bilgisayar başındaki teknik yolculuğu hep konuşulur oldu. Ben Dijital Art kavramı altında da çalışmalar yapıyorum. Sapma projem dijital art olarak değerlendirilebilir. Fotoğrafı ben çektim ama fotoğrafta deformasyon vardır. Teknolojiye karşı değilim ama tamamen yapay zeka ile fotoğraf yapmayı tasvip etmem. Gerektiği zaman ben de kıvamında kullanırım. Aşırı manipülasyon fotoğrafı özünden uzaklaştırır. 

“Sapma, bedenin estetik olarak tanımlanmış sınırlarından bilinçli bir kopuştur. Bu sergi, güzelliği üretmez; güzelliğin nerede ve nasıl çöktüğünü gösterir”

Sizi bu sapma konusunu çalışmaya iten nedenler nelerdir?

Sapma, bedenin estetik olarak tanımlanmış sınırlarından bilinçli bir kopuştur. Bu sergide balerin figürü, kusursuzluk ideolojisinin taşıyıcısı olmaktan çıkar; hareket, disiplin ve zarafet parçalanarak yeniden okunur. Görüntü, artık temsil etmez-bozar, sarsar, hata üretir. Buradaki bedenler dans etmez; zorlanır, bükülür, çözülür. Anatomi bir yapı değil, müdahale edilebilir bir yüzeydir. Form, sabitlenemez bir hâl alır; hareketin sürekliliği yerini kırılmaya, bulanıklığa ve deformasyona bırakır. Sapma, izleyiciyi tanıdık olanı tanıyamaz hâle getirir. Göz, alışık olduğu zarafeti ararken, karşısına çıkan şey bir ideal değil, bir gerilimdir. Bu sergi, güzelliği üretmez; güzelliğin nerede ve nasıl çöktüğünü gösterir. Burada görünen, bedenin kontrolden çıktığı andır. 

“Sapma sergim acımasızlığı, gaddarlığı ve doyumsuzluğu artan, dünyamızı yok oluşa sürükleyen egemenlere bir tokattır. Bozarak, sarsarak, kırarak, deforme ederek eleştirimi eserime yansıtıyorum”

Kusursuzluk ideolojisi dediğimiz kavram politik düzlemde hangi ideolojiye denk gelir? Sizin bu serginiz de buna bir duruş sergiliyor diye yorumladım.

20.yüzyılın kapitalist egemenlerine, küresel sömürgecilerine ve 21. Yüzyılın vahşi kapitalizmine denk gelir. Benim Sapma sergim de acımasızlığı artan, gaddarlığı artan, doyumsuzluğu artan, tüm insanlığın evi olan dünyamızı yok oluşa sürükleyen egemenlere bir tokattır. Bozarak, sarsarak, kırarak, bulanıklık yaratarak, deforme ederek eleştirimi eserime yansıtıyorum. 

Teknik olarak da bilgisayarda photoshopta filtreleri girerim. Deforme ederek birşeyler yarattım. Sanat Tarihi bilgisine ve estetik bilince haiz bir sanatçı olarak (Burada Kübizm’den etkilendim/beslendim) balerin fotoğraflarımı kullandım. Bazı fotoğraflar için günlerce çalıştım, çok çeşitli versiyonlarını yarattım. 

“Sanatta asıl olan orijinalite/özgünlüktür. Bizim ülkede tarz belirleme ve proje bazında çalışma eksikliği vardır. Yeni projem “Varoluşsal Yalnızlık” temalı olacak”

Projelerinizde bir özgünlük de her zaman dikkatimi çekmiştir. Müzik insanı olmanız ve edebiyatçı ve eğitimci yanınızın da bu özgünlükte önemli etkileri ve/veya etkileşimleri vardır. Bu projenizde bu özelliğinizi nasıl eserlere yansıtıyorsunuz? 

Sanatçı en çok kitaplardan beslenir. Okudukça muhayyile gelişir. Sanat Tarihi’ni de biliyorsanız ve bol bol da okuyorsanız hayal gücünüz genişler. Müzikten de hayatım boyunca beslenen bir insan oldum. Bu da yaratımlarınızı etkiler. 

Sanatta asıl olan orijinalite/özgünlüktür. Bu sanatın en önemli işlevlerinden biridir. Bizim Kıbrıslı Türk fotoğrafçılarda iki eksiklik vardır. Birincisi tarz belirleme sıkıntısı vardır. Mesela bir Hasan Bağlar’ın tarzı vardır, bir Başar Taşlı, bir Mehmet Türkelman’ın tarzı vardır. Ben de sokak fotoğrafçısıyım. Gazeteciliğe yönelik çalışma yaparım. Belgelemeye odaklanırım. İlk defa bu sergide çizgimiz epey dışına çıktım.  İkinci eksiklik de tarzına bağlı olarak proje bazında çalışmaktır. Bu bağlamda yeni çalışmam da “Varoluşsal Yalnızlık” temasıdır. Bu da yıllarca sürecek bir projedir. 

“Çok iyi bir açılış oldu. Hem Kıbrıs’tan hem Türkiye’den elit bir kitle katıldı. Sapma sergim bugüne kadar açtığım 16 sergi içinde beni en çok duygulandıran ve onurlandıran oldu”

Sergi süreci nasıl gelişti?

Çektiğim yüzlerce fotoğraftan 16 tanesini seçtim. İstanbul OvooArt Sanat Galerisi sahibi Hakan Körpi, fotoğrafçı Çerkes Karadağ’ın benim bu projemi kendisine önermesi üzerine fotoğraflarımı kendisine gönderdim ve çok iyi fotoğraflar olduğu düşüncesi ile bana döndü ve sonrasında sergi hazırlıklarına başladık. Sergi 6 Haziran’da açıldı ve 26 Haziran’a kadar İstanbul’da sürecek. Açılış çok iyiydi. Elit bir kitle açılışta bizimleydi. Katılımcı niteliği yüksek bir sergi açılışı yaşadık. Sapma Sergimin bugüne kadar açtığım 16 sergi içinde beni en çok duygulandıran ve onurlandıran sergi olduğunu söyleyebilirim. Sonrasında Ankara, İzmir ve İstanbul Havalimanları’nda da bu sergi gezecek. Eskişehir, Bursa gibi şehirleri de dolaşacak. Türkiye’de bu serginin bir yıl kadar dolaşacağını düşünüyorum. Sonrasında Kıbrıs’a da taşıyabiliriz. 

Kültür & Sanat Haberleri