“Barış çok kırılgan ve korunması gereken bir ihtimal”

Düşüncenin hikâyeyi, hikâyenin kişileri, kişilerin sözcükleri doğurduğu ve bir ihtimal sorgulaması olarak da görülebilecek Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun “Bir İhtimal Kabare” oyunu ile ilgili oyunun yaratıcısı ve yönetmeni Aliye Ummanel ile sohbet ettik.

Murat OBENLER

Düşüncenin hikâyeyi, hikâyenin kişileri, kişilerin sözcükleri doğurduğu ve bir ihtimal sorgulaması olarak da görülebilecek Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun “Bir İhtimal Kabare” oyunu ile ilgili oyunun yaratıcısı ve yönetmeni Aliye Ummanel ile sohbet ettik.

“Bizler aslında savaşı görmeyen, sonrasında doğan kayıp kuşak olarak bugün kendi savaşımızı veriyoruz”

“Kıbrıs Üçlemesi / Üç Birlik Kuralı Bozulan Tragedya” adı altında Passa Tempo, Kayıp ve Ev oyunlarıyla Kapalı oyununun yazarı olan, yönetmen olarak ele aldığı diğer yazarlar arasında Harold Pinter (Birthday Party) ve Dennis Kelly (Öksüzler) gibi isimler bulunan dramaturg/yönetmen/yazar Aliye Ummanel, Bir İhtimal Kabare’de de kendi sanatçı kimliğini, karakterini, çizgisini tiyatro severlere aktarmayı sürdürüyor. Özellikle savaş ve bunun yol açtığı travmalar, hafıza, toplumsal bellek ve yerinden edilme gibi temaları irdeleyen birisi olan Aliye Ummanel ile bu oyunun düşünce ve yazım süreçlerine bakmayı arzu ediyorum. Tüm oyunların benzer noktaları da olduğunu gözlemliyoruz.
Aliye Ummanel: Bir yönetmen olarak seçtiğim metinlerde kendi duyarlılığımla, dünya derdimle örtüşen meseleleri işleyen yazarları çalışmaya gayret gösterdim. Bu yazarlar arasında benim yazarlığıma da mutlaka katkıda bulunanlar olmuştur. Özellikle dilin kullanımı, biçim, ritmin inşası gibi konularda… Bununla beraber, oyun yazarı olarak ele aldığım ve senin az önce bahsettiğin temalar bizlerin içselleştirdiği temalar. Kıbrıs Üçlemesi’nde de olağan olarak içinde yetiştiğim toplumun, tarihsel süreçlerin kendiliğinden bende iz bıraktığı temaları ele aldım. Zannedersem bizim kuşak kendini bu temalarda kendiliğinden bulabiliyor. Üçlemenin ilk oyunu olan Passa Tempo’dan bugüne bellek ve kayıp kuşak teması öne çıkar. Bizler aslında savaşı görmeyen, sonrasında doğan kayıp kuşak olarak bugün kendi savaşımızı veriyoruz. Süregelen belirsizlik sayesinde geleceğe dair sürekli bir ‘umudu canlı tutma’ mücadelesinde olmak zorunda kaldık. Bu temalar bizim kuşağın çok fazla içselleştirdiği temalardır.

“Bu konular-oyunlar dünyanın herhangi bir yerinde sahnelendiğinde geçerli olan konulardır”

Bunlar Kıbrıs’a referans veren meseleler değil mi?
Ummanel: Üçlemenin her üç oyununda da adı geçmediği halde, bir coğrafi veya etnik referans bulunmadığı halde (karakterlerin isimleri bile olmadığı halde) aslında Kıbrıs’ın anlatıldığını biliyoruz. Bu tavır bilinçli bir şekilde seçildi çünkü bu konular, bu oyunlar dünyanın herhangi bir yerinde sahnelendiğinde geçerli olan konulardır. 

“Agop aslında Bir İhtimal Kabare’den önce doğdu”

Bir İhtimal Kabare’nin üzerine ne zaman düşünmeye başladın? Ne zaman yazım sürecini bitirdin? Sahne üstü hazırlıklar ne kadar sürdü?
Ummanel: Bir İhtimal Kabare’nin temeli pandemi döneminde Kapalı oyunuyla atıldı. O dönem seyirciyle salonlarda buluşamıyorduk ve evlerde kapalıydık. Tüm tiyatrolar gibi Lefkoşa Belediye Tiyatrosu olarak bizler de bu zor dönemde üretmeye devam etmenin yollarını arıyorduk. Bu amaçla on bir oyuncu için on bir monologdan oluşan bir oyun yazdım. Oyunu tek kişilik bu bölümleri çalışarak online bir prömiyerle seyirciye ulaştırdık. Zorlu koşulların bizi yaratıcı olmaya ittiği bir dönemdi. Kapalı Maraş’ın, Varosha’nın yeniden açılmış olması -ki sancılı ve rahatsız edici boyutlar içeren bir süreçti- gündemdeydi ve bu konuya yöneldim. Varosha’da şimdi yerinde olmayan, yerinden edilmiş hayatı hayal ederek Kapalı’yı yazdım. Bu oyunda da yerinden edilme temasını ele almış oldum. Bu kez yerinden edilen hayatın kendisiydi. İçinde hayat olmayan bir yerle karşı karşıyayız. Aslında orada hayat varken nasıldı? Oyuncularla birbirlerine eklemlenen ama tek başlarına da anlam ifade eden on bir monolog aracılığıyla seyircinin bu hayatı hayal etmesi için çalıştık. Bu monologlardan birisi Osman Ateş’in oynadığı Agop karakteri için yazılmıştı. Agop, Varosha’daki kabaresini yitirmiş bir adam olarak bizlere o kabaredeki hayatı anlatıyordu. Ekip, Osman Ateş ve seyirci Agop’u çok sevdi. Oyuncu arkadaşlarım Agop’un kabaresini bir hikâyeyle sahnede görmek istedi ve bunun için beni teşvik etti. Hikâye orada demlenmeye başladı. Yani Agop aslında Bir İhtimal Kabare’den önce doğdu.

Önemli bir araştırma süreci sonunda yazılan hikaye ile Agop ve kabaresi, Varosha’dan Lefkoşa’ya taşındı

Agop, Varosha’dan Lefkoşa’ya taşındı yani…
Ummanel: Evet. Bandabuliya Sahnesi’nin 5 yıl aradan sonra yeniden açılması gündeme geldiği zaman bu fikri hayata geçirmeye karar verdik. Agop artık Lefkoşa’ya gelecekti. Kıbrıslı Ermeni Agop, Lefkoşa’ya nasıl gelebilir diye düşünmeye başladım… 2024’ün Kasım ayında araştırmalara başladım. Araştırma, hikâyeyi kurma ve yazma sürecinin ardından 2025 Şubat ayında metni oyuncu arkadaşlarım ve yaratıcı ekiple paylaştım. 1955-1960 yılları arasındaki çatışmalı dönemdeki gazeteleri taradığım zaman eğlence hayatının adanın her tarafında olduğu gibi Lefkoşa’da da oldukça aktif olduğunu gördüm. Uluslararası şarkıcılar, orkestralar ve dansçıların da sahne aldığı kaliteli bir ortamdan bahsediyoruz. Lefkoşa’da o dönem yaşanan çok kültürlülüğe ve Ermenilerin hikâyesine baktım. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte azınlıklar için bir önemli kırılma yaşandığını gördüm. Yeni durum iki toplumdan birini seçme zorunluluğunu getirmişti. Bu seçimin ardından 1963’te çatışmaların başlamasıyla birlikte Ermeniler de etkilendi ve bir nevi arada kalma hali yaşandı. Bu, yazar olarak bende bir sorgulama aşaması başlattı. Bu doğrultuda düşünmeye ve hikâyeyi kurmaya başladım. Bir hikâyeyi yaratan başlıca şey düşüncedir. Hikâye, karakterler, tümü bir düşünceden doğar. Bir İhtimal Kabare de bir düşüncenin iletilebilmesi için bir hikâyenin ve Agop yanında diğer karakterlerin de doğmasıyla hayat buldu. Araştırma, yazım süreci, dekor tasarımı, kostüm tasarımı, özgün müziğin bestelenmesi, orkestranın çalışması, koreografi, prova süreci derken büyük bir emekten bahsediyoruz, toplamda bir yılı bulan bir zamandan bahsediyoruz…

“Agop karakteri aslında beraber olmanın mümkün olduğunu, barışın çok kırılgan ve korunması gereken bir ihtimal olduğunu bize anlatıyor”

Agop gerçekten oyunu domine eden şahsına münhasır güçlü bir karakter. Dengeleyici, kucaklayıcı, sevgi dolu ruhu ile kapsayıcı, otorite kurucu (5 kardeş korkusu ile ortamı disipline edici), din, dil, ırk ayrımı yapmayan, anti-militarist, şiddet karşıtı bir kişilik görüyoruz. Agop kendisine bir parantez açmayı hak ediyor.
Ummanel: Biz Agop’u çok sevdik. Kapalı oyununda da bu böyleydi. İnsani yanı çok güçlü, çok derin, amacını düşündüğümüz zaman kendini çok sevdiren bir karakter. Osman Ateş de titiz, boyutlu, analitik ve derin yaklaşımıyla bu karaktere hayat verdi.
Bir İhtimal Kabare’den önceki, demin bahsettiğimiz oyunlarım konu odaklı oyunlardı. Bir süredir karakter odaklı oyunlar yazmayı istiyordum, kendimi buna hazırlıyordum ve Agop da bu döneme denk geldi. Bir kabare sahibi Agop. Dümtekler ve Ağlayan Bar’la da rekabet eden, Lefkoşa’nın eğlence hayatında önemli bir figür. Kabaresinde İstanbullu Rum şarkıcı Anita, İngiliz şarkıcı Georgina, adını Pola şeklinde değiştirmek zorunda kalan Türk şarkıcı Nefise, Agop’un yardımcısı, idareci ve yine Türk olan Azize var… Kıbrıslı Türk Fandi Mustafa kabarenin gösteri akşamlarında ışık yapıyor ve aslında diğer tüm işlere de koşuyor. Bu farklı etnik kimliklerin Agop için hiçbir ayrıştırıcı önemi yok. Dışarıdaki çatışma içeren bir çember var ve aslında tam ortada duran kabareye doğru gittikçe daralıyor. Ama Agop hep bizi güldüren de bir tavırla “Baraber!” diyor. Agop karakteri aslında beraber olmanın mümkün olduğunu, barışın çok kırılgan ve korunması gereken bir ihtimal olduğunu bize anlatıyor. Farklılıkların altı çizildiği zaman beraber olma ihtimalinin de üstünün çizildiğini söylüyor. Belki burada ondan bir alıntıya yer vermemiz onu daha iyi anlamamızı sağlar: “Farklılıklar güzeldir. Engel değildir beraber olmaya. Ama ne vakit ki bir farklılığın altını çizerler, misal o Türk’tür, bu Rum’dur, bu Ermeni’dir derler, işler değişir. Ne vakit ki bir farklılığın altını çizdiler, o vakit bir ihtimalin de üstünü çizdiler; beraber olma ihtimalinin.” 

“Dünyadan kopuk yaşamadığımızın vurgusu benim için önemliydi”

Oyun Kabare’nin içindeki kapalı ortamı gösteriyor ama dünyadaki siyasi gelişmelerle de çok paralel bir bağ kuruluyor. Kabare içi ve dışı bağlam Agop’un ağzından çok iyi veriliyor. SSCB-ABD arasındaki Soğuk Savaştan Ortadoğu’daki çatışmalara, Türkiye-Yunanistan arasındaki gergin ortamdan Kıbrıs’ın sokaklarındaki çatışmalara kadar yapılan siyasi analizleri Anita-Georgina arasındaki çatışmalara bağlamasını çok başarılı buldum.
Ummanel: Dünyadan kopuk yaşamadığımızın vurgusu benim için önemliydi. Dünyada yaşanan süreçlerin Kıbrıs’a ve kabareye etkisi, Kıbrıs’ta yaşananların kabareye etkisi gibi birbirine geçmiş çemberleri görüyoruz. Hiçbirimiz içinde bulunduğumuz koşullardan bağımsız yaşayamıyoruz. Agop da bütün beraberlik, bir arada yaşama arzusuna rağmen önce kendisi ‘arada’ kalıyor sonra çabası boşa gidiyor…

“Etnik kimlik sebebiyle köklerini salmanın zor olduğu bu hikâyede kadın için tutunmak daha da zor”

Bir İhtimal Kabare bir şekilde İngiltere’den Yunanistan’a, Türkiye’ye ve Kıbrıs’a uzanan büyük bir coğrafyada bir nevi tutunamayan karakterleri buluşturmuyor mu? Agop’un kucağı tüm bunları ayırmadan sevgiyle kucaklıyor ve onlara korunaklı bir yaşam alanı sağlıyor. Bu karakterlerin hepsi de kadın.
Ummanel: Evet, bir şekilde köklerini bıraktıkları ülkelerinde, toplumlarında kabul görmeyen ve tutunamayan kişilerin toplandığı bir yer bu kabare. Agop oyunu “Topyekûn bir gidişi anlatmadan önce topyekûn bir yer edişi anlatmam gerekiyor size.” sözleriyle açıyor. Dağılmadan önce tutunmayı anlatması gerektiğini söylüyor. Buraya tutunan karakterleri izliyor seyirci böylece. Birden çok kez yerinden edilmiş insanların hikâyesini izliyor. İzleyici, Ermenilerin bunu birden çok kez yaşadığı yönündeki tarihsel bilgiyi taşıyor. Bununla beraber, Anita’nın İstanbullu bir Rum olarak 1955’teki 6-7 Eylül olaylarından etkilendiğini izliyor. Georgina bir İngiliz kadın olarak kendi ülkesinde çalışma hayatında kabul görmediği için köklerini bırakıp adaya geliyor. Azize’nin Müslüman bir kadın olarak İstanbul’da kabarede yer bulmakta zorlandığı bilgisini örtük bir şekilde ediniyor. Nefise İstanbul’da adını değişmek zorunda kalıyor aynı nedenle. Ve köklerini sürüyüp Lefkoşa’ya geliyorlar. Sonra yine etnik ayrışma sebebiyle aşkı için kendisine yuva olan Lefkoşa’daki kabareden de göç ediyor Nefise. Etnik kimlik sebebiyle köklerini salmanın zor olduğu bu hikâyede kadın için tutunmak daha da zor. 

Mr. Filanca ve Charis ile de Kıbrıs’ta yaşam süren farklı toplumları oyuna yansıtıyorsun. Onların politik tutumları değişince Kabareye bakışları da değişiyor.
Ummanel: Bir İngiliz olan kabare müşterisi ‘yüksek kademeden’ Mr. Filanca aracılığyla etnik kimliğin burada ilk kez önem kazandığı görülüyor. Mr. Filanca bir İngiliz kadınının kabaredeki konumunu kabul etmiyor. Bu aslında Georgina’nın bir kadın olarak kendi ülkesinden ayrılmak zorunda kalma nedeni ve burada da bu çıkmazla karşılaşmış oluyor. Dışarısı kabarenin tersine etnik ayrışmayı dayatıyor. Alışverişte bile etnik kimlik önem kazanıyor; Türk’ten Türk’e kampanyası ve benzerleri gibi… Etnik ayrışma gündelik hayatın içinde. Kıbrıslı Rum Charis ile Kıbrıslı Türk Fandi Mustafa eksenindeyse aslında oyunda Ermenilerin arada kalmışlığı anlatılıyor.

Oyunu tutunma ve ayrılma gibi iki bölüm şeklinde anlatabilir miyiz yoksa böyle bir ayrıma gitmek doğru olmaz mı?
İkiye ayırmak yerine olay örgüsünün seyrini takip etmek önemli. Olay dünyadan gittikçe Kıbrıs’a ve kabareye doğru daralan, çatışma ortamını gösteriyor. Tüm bunlar beraber olma yönünde bir mücadele ekseninde gelişiyor.

“Dönem şarkılarında İngilizce, Türkçe, Rumca dengesine ve çeşitliliğine önem verdim”

Oyunda birden çok dil kullanılmasına rağmen kabarenin ruhu bu farklılıkları ortadan kaldırarak beraber/ortak bir de kapsayıcı dil buluyor. Dil bir çeşitlilik olarak kalıyor hatta yapıştırıcı oluyor. Burası Agop’un kabaresi. Dönem şarkılarında İngilizce, Türkçe, Rumca dengesine ve çeşitliliğine önem verdim. Burada hem biz bir çalışma yaptık hem de araştırmacı Mete Hatay dönemle ilgili olarak bizlere ışık tuttu. Bu vesile ile ona da teşekkür etmek isterim. Özgün iki şarkıyı ve sahne geçişlerinde kullanılan müziği Ersen Sururi besteledi. Oyunda kullanılan kanto türündeki şarkının bestesini Osman Ateş yaptı. Bu şarkı hatta Kapalı’da da kullanılmıştı. Bu üç şarkının sözleri bana ait…

Oyunun çok önemli cümlelerinden birisi de “Neye inanırsanız ona kök salarsınız, canikom!”
Buna ben de yürekten inanıyorum. Bazen inandıklarımız memleketimiz haline geliyor.

Oyunda aşk da mevcut doğal olarak. Hem de ülkesini terk etmek zorunda kalacak kadar güçlü bir aşk. Her Kıbrıslı’nın başına gelebilecek gitmek mi zor kalmak mı sorusunu da sorduran Nefise ve Andonis’in aşkı. İnsanlık var olduğundan bugüne temel bir mesele.
Arada kalmış bir aşk bu da. Aşk da bir ‘yerinden edilmeye’ eviriliyor. Nefise sadece aşkı uğruna gitmek zorunda kalıyor. Bunun yanında etnik kimlikle ilgili başka sorunlar da yaşıyor. İstanbul’daki kabareden Kıbrıs’a geliyor, Nefise İstanbul’da kendi kimliğiyle var olamıyor. Pola takma adıyla sahneye çıkmak zorunda da kalıyor. Bu onun bir kadın olarak orada var olabilmesinin yolu. Kıbrıs’ta da bir Rum gencine aşık oluyor. Bu aşkı bu adada yaşayamayacağı için bir kez daha gitmek zorunda kalıyor. Agop da Nefise’yi hiç unutamıyor ve sürekli özlemle anıyor.

“Ben içtenlikle beraber olmanın, birlikteliğin mümkün olduğuna inanırım. Oyunlarımın ‘birbirini anlamaya’ hizmet etmesi için çabaladım”

Oyunu en iyi anlatan kelime bence ‘Beraber- Barabar’ kelimesidir. Bu kelime senin kişisel hayatında ve oyundaki anlamı ile ne ifade ediyor?
Ben içtenlikle beraber olmanın, birlikteliğin mümkün olduğuna inanırım. Agop’un dediği gibi “Birbirimizden farklı olmamız ama yine de bir masa etrafında beraber olmamız ihtimaldir. Ve de güzel bir ihtimaldir.” Bu inancımı sanatıma da yansıtmaya çabaladım. Ortak olan ortak trajedileri anlatmaya çalıştım. Kıbrıslı Türkler ve Rumların oyunlarımı beraber izlemeleri için emek verdim. Oyunlarımın ‘birbirini anlamaya’ hizmet etmesi için çabaladım. Hayata bakışım, insanlarla ilgili değerlendirmelerim onların etnik kimliği üzerinden olmaz veya hangi açıdan benden farklıdırlar gibi bir temele dayanmaz.

“Anlamın çoğalması, çeşitlenmesi benim için çok önemli”

Oyunun sonuna doğru Agop “Arada kalanların kökleri nereye doğru uzar?” diye soruyor ve “Belki de bizler havada uçuşan köklerizdir Azize.” diye ekliyor. Bu şiirsel cümleler çok felsefik bir tartışma konusu da olabilecek kadar derin sorular bana göre.
Arada kalmak, köklenememek gibi konular derin birer psikolojik ve sosyolojik yön taşıyor. Bunlar aynı zamanda insan için evrensel nitelik taşıyan temalar. Bununla beraber, dilde şiirselliğe önem veriyorum. Oyun ritminin inşasında şiirselliğin varlığı çok önem arz eder benim için. Ben şiirsellikten bütüne ilişkin bir hissi anlarım. Bunun yanında çoğalan anlamları anlarım. Bazen oyunun ismi bile buna hizmet eder. Kayıp oyunumun isminde olduğu gibi. Bu sözcük oyunda hem kayıp şahıslar hem kayıp kuşak, hem kayıp bellek hem kayıp eşyalarda karşımıza çıkıyor. Hem de insan yaşamında kaybolan koca bir zamanı anlatıyor. Anlamlar da çeşitleniyor. Anlamın çoğalması, çeşitlenmesi benim için çok önemli. Şiirsellik bana göre oyunların biraz da bu yanında saklıdır. İhtimal sözcüğünden de seyirci açısından bu çoğalmayı bekliyorum mesela.

Terzi Osman ve Marulla, Ayakkabıcı Ziver, Elongi’nin Kosti gibi karakterler ve Taksim Kola, Bel Cola, Zivaniya, Kahve vs. gibi sembolik eşyalar da bol bol kullanılıyor…
Dönemin toplumsal arka planını da yansıtan markaları, eşyaları, sembolleri kullandık. Bunların her biri tarihsel ve politik değişimi de anlamlar yüklenerek anlatırlar…

Karanlık, çatışma, ayrılık gibi olumsuzluklar da oyunun temel olayları. Agop umutlu/pozitif bakış açısıyla “40 yıl sürecek değil ya, elbet geçecek bu karanlık günler…” diyor. Bir yanda kabarenin ışıklı, renkli, eğlenceli hâli bir yanda bu olumsuzluklar. Karanlık ve aydınlığın çarpışması gibi akıyor oyun.
Oyunda ışıkla ilişkilendirilen karakter Fandi Mustafa. Agop içeride renkli, ışıklı bir dünya kurmaya, insanların “mutlulukta uzlaştıkları” bir kabare yaratmaya çalışıyor. Reji de bunu desteklemek için oyunu/sahneyi sadece iki kez karanlığa düşürüyor. Bu bir tesadüf değil, bu iki an birbiriyle örtüşüyor.

“Oyun tarihte bir sayfaya bakıyor ama aslında asıl önemli olan bu sayfanın bugünle ilişkisi. Oyun bugüne ne diyor?”

Oyunda bir de ip metaforu var. Çok şey anlatıyor oyunda. Cumhuriyet iki tarafın tuttuğu bir ip ise ve düştüyse onu kimin bıraktığının ne önemi var? Kıbrıslıların hafızalarında 1960, 1963, 1967, 1974, 2004’ün bu ip metaforu üzerinden çok şey anlattığı bir oyunu izliyoruz.
Cumhuriyet ve belki daha çok bir arada yaşamak diyebiliriz buna… Bir İhtimal Kabare tarihte bir sayfaya bakıyor ama aslında asıl önemli olan bu sayfanın bugünle ilişkisi. Oyun bugüne ne diyor? Senin bu yorumunla oyunun bugüne de konuştuğunu görüyorum ve bu bana ne mutlu bize dedirtiyor. Tiyatro sanatının amacı bu çünkü. Bugünü, bugündeki kendimizi anlamaya yardımcı olmak. Geçmişten gelen bu fotoğrafa bu sebeple bakıyoruz. Bugün oyunu izleyen farklı kuşaklar arasından seyirciler bir anlam (birbirinden farklı da olsa) bulabiliyor mu? Önemli olan bu. 

Anita ve Georgina arasındaki çatışma etnik bir temele mi dayanıyor yoksa kadınlar arası bir mikro hegemonya alanı mıdır?
Ekipler içinde böyle şeyler olur. Farklı ekoller, disiplinler ve mizaçlardan doğan çatışmalar normaldir. Burada ekip olarak “mutlulukta uzlaşma” hedefi konması ve Agop’un ona ulaşma arzusu esas önemli olan. Farklılıkların kabulü, iki kişinin ilişkisi arasında başlar. Anita ve Georgina bize biraz da bunu anlatıyor…

“Düşünce hikâyeyi, hikâye kişileri, kişiler sözcükleri doğurdu”

Bir İhtimal Kabare oyununun adı nereden geliyor? Oyunun adına nasıl karar verdin?

Bir İhtimal Kabare… Düşünce hikâyeyi, hikâye kişileri, kişiler sözcükleri doğurdu. Sonunda da kabarenin adının bu olması gerektiği açığa çıktı. Bu ismi de şiirsel buluyorum. Sorular barındırıyor. Seyirci eve bir yanıtla değil kendi muhakemesiyle yanıtlamak zorunda olduğu sorularla gidiyor. Daha doğrusu umudum bu. Sanat bunun için var. Bize reçeteler vermek için değil, kendi kalıcı yanıtlarımızı bulmamız, düşüncelerimizin harekete geçmesi için. Bir zamanlar mümkün olan yine mümkün olabilir mi? Bu isim bunu sorduruyor. İhtimal sözcüğü hem kabarenin adı hem de kabarenin temsil ettiği dünyaya ilişkin bir ihtimal sorgulaması…

Oyun ne zaman seyirciyle buluştu ve hangi tarihlerde Bandabuliya Sahnesi’nde sahnelenecek?
Oyun 8 Aralık 2025’te prömiyer yaptı. Her Pazartesi saat 20:00’de Bandabuliya Sahnesi’nde sahnelenmeye devam ediyor. Biletler de Gişe Kıbrıs’tan elde edilebilir.

Röportaj Haberleri