Cumartesi Anneleri'nin 700'üncü buluşmasına polis saldırdı

Türkiye'de gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek için 23 yıldır İstanbul'da eylem yapan "Cumartesi Anneleri"nin 700’üncü buluşmasında olaylar çıktı

Türkiye'de gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek için 23 yıldır İstanbul'da eylem yapan "Cumartesi Anneleri"nin 700’üncü buluşmasında olaylar çıktı.

Meydanda toplanan kayıp yakınlarına saldıran polis, bazı anneleri gözaltına aldı. 

700. hafta buluşması öncesi Galatasaray Meydanı'na gelen kayıp yakınlarına polis saldırdı. Aralarında Maside Ocak, Ali Ocak, Hasan Karakoç, Sebla Arcan, Faruk Eren ve Besna Tosun'un da olduğu 20'den fazla kişi ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Polis, katılımcıları İstiklal Caddesi boyunca sürerek meydana girişlerini engellemeye çalıştı. 

Cumartesi Anneleri'nin 700'üncü haftasında gözaltına alınanlar polis aracında tutuldu. 

Diğer Cumartesi Anneleri ve destekleyen yurttaşlar, polisin biber gazlı saldırısına rağmen oturma eylemi başlattılar. CHP ve HDP'li bazı milletvekilleri de oturma eylemine destek verdi.

Polis, Hazzopulo Pasajı içindeki insanlara plastik mermiyle saldırdı.

'CUMARTESİ ANNELERİ'NİN EYLEMİ SÜLEYMAN SOYLU'NUN EMRİYLE YASAKLANDI'

Cumartesi Anneleri’nin eyleminin yasaklanmasının ardından İçişleri Bakanı’nı arayan CHP'li Sezgin Tanrıkulu, eylemin bizzat Süleyman Soylu’nun emriyle yasaklandığını belirtti.

21 Mart 1995'te Gazi Mahallesi Olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra kaybolan ve 15 Mayıs'ta 1995’te işkence edilmiş cesedi Beykoz’da kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın annesi, Cumartesi Anneleri eyleminin sembol ismi Emine Ocak, eylemin 700. haftasında tıpkı 15 Ağustos 1998’de Cumartesi Anneleri’nin 170. Haftasında başlayan ve 30 hafta boyunca devam eden müdahale silsilesinde olduğu gibi bir kez daha gözaltına alındı. Emine Ocak’ın iki gözaltı fotoğrafı arasındaki benzerlik ise dikkat çekti.

Gözaltının ardından polis aracına götürülen Emine Ocak, eyleme destek veren milletvekillerinin müdahalesi ile serbest bırakıldı.

Erdoğan söz vermişti

6 Şubat 2011’de eylemin 306. Haftasında dönemin Başbakanı olarak Cumartesi Anneleri ile bir araya gelen Erdoğan, 12 Eylül ihtilalinde gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınmayan Cemil Kırbayır'ın 103 yaşındaki annesi Berfo Kırbayır’a  “8 yıldır faali meçhullerin önlendiğini, bu konuyla mücadelede hükümetin kararlı olduğunu, kayıp yakınlarının acılarını dindirmek için de hükümet olarak her türlü çabayı göstereceklerini söyledi. 30 yıl geçmiş vakalarda sonuç almanın kolay olmadığını ifade eden Erdoğan, yine de bunun bir mazeret olamayacağını, gerekli her türlü çabanın gösterileceğini” belirtti.

Bu görüşmenin ardından iki MİT’çi hakkında soruşturma izni verilse de Cemil Kırbayır’ın kemikleri bulunamadı. Berfo Ana 21 Şubat 2013 günü hayatını kaybetti.

Erdoğan, 1999 yılında  Siirt’te okuduğu şiir nedeniyle 4 ay 10 gün hapis yattığı Pınarhisar’a 2013 yılında yaptığı ziyarette de faili meçhuller konusuna değinerek şöyle konuşmuştu:

"Ben 'şiir okudum' diye Pınarhisar Cezaevinde kaldım. Bu ülkede binlerce insan, 'şiir okudu' diye, 'şarkı türkü söyledi' diye, 'yazı yazdı' diye, 'görüşlerini beyan etti' diye benim maruz kaldığım eziyete, hatta çok daha fazlasına onlar maruz kaldılar. Alllah'a hamd olsun, ben kendi ülkemdeydim, İstanbul'umuzun hemen yanında, Kırklareli'nin hemen yanında, bu güzel Pınarhisar'daydım. Ama kimileri vatanlarını terk etmek zorunda kaldı, kimileri gurbette hayata veda etmek zorunda kaldı. Kimileri yıllarını hapiste geçirmek zorunda kaldı. Kimileri sokak ortasında vurulup, faili meçhul cinayetlerde hayatlarından kopmak zorunda kaldı. İşte bu ayıbı, bu gayri insani süreci, bu anti demokratik atmosferi, değiştirmek için de büyük mücadele verdik.”

Cumartesi Anneleri'nin eylemi ne zaman ve nasıl başladı?

İlk kez 27 Mayıs 1995'te, gözaltında kaybolan yakınlarının akıbetini sormak için toplanan Cumartesi Anneleri,  bugün 700'üncü kez İstiklal Caddesi'nde Galatasaray Lisesi'nin önünde oturma eylemi yapacaktı.

Türkiye'de darbe dönemleri ile 1990'lı yılların başında sık yaşanan kaybolma olgusu insan hakları savunucularının öncelikli mücadelesi haline geldi. İnsan Hakları Derneği (İHD) 1992 yılında "Kayıplar Bulunsun" sloganıyla zorla kaybedilen kişilere karşı ilk kampanyasını başlattı. Bu kampanya, 1995 yılında Cumartesi Anneleri'nin mücadelesiyle ülke çapında yankı uyandıran bir harekete dönüştü.

Her şey Hasan Ocak'ın cesedinin bulunmasıyla başladı

12 Mart 1995'te Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları İstanbul'un Gazi Mahallesi'nde kimliği belirsiz kişilerin bir kahvehaneye silahlı saldırı gerçekleştirmesiyle başlayan ve 3 gün süren Gazi Mahallesi Olayları 22 kişinin hayatını kaybetmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.

Hasan Ocak 21 Mart 1995'te Gazi Mahallesi Olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra kayboldu. Hasan'ın annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün gün boyunca Hasan'ı aradı. 15 Mayıs'ta, Hasan'ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Ceset, Hasan gözaltına alındıktan 5 gün sonra Beykoz Ormanı'nda köylüler tarafından fark edilmişti.

Hasan'ın bulunması için İnsan Hakları Derneği'nin de desteğiyle başlayan kampanya, Hasan'ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü.

İlk kez 27 Mayıs'ta Galatasaray Önünde oturma eylemi yapan 15-20 kişilik grup zamanla çığ gibi büyüdü.

Cumartesi Anneleri'nin esin kaynağı Arjantinli Mayıs Meydanı Anneleri

Arjantin'de kirli savaş olarak adlandırılan diktatörlük döneminde (1976-1983) sol görüşlü 30 binden fazla kişi kayboldu. "Gözaltı kayıpları" kavramı lügatına cunta rejimiyle birlikte giren Arjantin halkı, bu dönemde son derece baskıcı bir rejim altında yaşıyordu.

3 kişinin yan yana gelmesinin bile yasak olduğu ülkede bir grup kadın 1977 yılında kayıp çocuklarının bulunması için hükümet binasına 100 metre mesafedeki Mayıs Meydanı'nda (Plaza de Mayo) toplanmaya başladı. Beyaz başörtüleriyle ikişer ikişer meydana giren kadınlar her perşembe saat 12'de meydanın ortasındaki piramidin etrafında tur atıyordu.

Cunta hükümeti, "perşembe delileri" veya "terörist anneleri" olarak adlandırdığı Mayıs Meydanı Anneleri'nin adalet arayışını bastırmak için türlü baskılar uyguladı. Hareketin önderleri, harekete destek veren avukatlar, insan hakları savunucuları işkenceye maruz kaldı, haklarında çok sayıda dava açıldı, kaybolanları ararken kendileri de kaçırılıp kaybolarak aynı kadere mahkum oldu.