Eve Makis, ödüllü bir yazar ve yaratıcı yazarlık eğitmeni. Kariyerine gazeteci ve radyo sunucusu olarak başlayan Makis, zaman içinde roman yazarlığına yöneldi ve Nottingham Trent Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri vermeye başladı. İngiltere ve Kıbrıs’ta yaşayan yazarın romanlarından Land of the Golden Apple, Boy on the Bridge adıyla sinemaya uyarlandı. Röportajımızın odağında ise son romanı Where the Earth Holds Secrets —“Toprağın Sırları Sakladığı Yer”— var. Romanın çıkış noktasını, Sevgül Uludağ’ın Makis’in kayıp dayısını bulmasının ardından şekillenen bir kayıp hikâyesi oluşturuyor.
Eve Makis, İngiltere’de Kıbrıslı Rum bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kıbrıslı Rum eşiyle birlikte adayı sık sık ziyaret eden yazar, söyleşimize Kıbrıs’a ilişkin gözlemlerini ve bu gözlemlerin romanlarına nasıl yansıdığını anlatarak başlıyor.
“Kıbrıs benim için ikinci evim. Eşim Kıbrıs doğumlu. Dolayısıyla sürekli Kıbrıs ile İngiltere arasında sürüp giden bir hayatımız var. Burada olmayı çok seviyorum. Çocukluğumda sürekli Kıbrıs’a dair hikayelerin, savaşın anlatıldığı bir evde büyüdüm. 1974 yılında ben çocuktum. Ancak yeğenimin güvende olmak için gelip bir süre İngiltere’de bizimle yaşadığını hatırlıyorum. O zamanlar bu konuların çok farkında olmamakla birlikte büyüdüğümde dayımın kayıp olduğunu öğrendim. Daha sonra eşim Kıbrıslı Rum olduğu için sıklıkla Kıbrıs’a gelmeye başladık. Bu arada insanlardan göçmenlik, yokluk hikayeleri dinliyordum. Ben de zaman içinde bunları anlatma kapasitem olduğunu fark ederek, adaya hem içeriden hem dışarıdan bakabilecek biri olarak yazmaya karar verdim. Bana göre bir yazarın görevi tarihte yaşananları tamamen doğru anlatmaktan öte, insanların anlaşılmasının sağlamaktır. Ben de Kıbrıs’a ilişkin yazmaya böylece başladım.”
“Kıbrıs’ı daha çok konuşmaya ve yazmaya ihtiyacımız var”
Yazarın eserlerinde Kıbrıs önemli bir yer tutuyor. Romanları arasında benim en çok ilgimi çekenlerden biri Land of the Golden Apple. Makis’in eşinin çocukluğundan esinlenerek yazdığı roman, Kıbrıs’ın kuzeyindeki küçük bir köyde büyüyen Socrates’in gözünden aile ilişkilerini, çocukluk deneyimlerini ve yetişkinlerin dünyasının karanlık yönlerini anlatıyor. Makis, adanın kendisi için nasıl bir ilham kaynağı olduğunu şöyle anlatıyor.
“Ada tarihsel olarak inanılmaz. Anlatılacak o kadar çok hikâye var ki. Bunları daha çok konuşmaya ve yazmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Umarım Kıbrıs’a dair yazma ilhamım kaybolmaz ve yazmaya devam edebilirim.”
Romanda Socrates için köy yaşamı, dışarıdan göründüğü kadar huzurlu değildir. Ailesi, öğretmenleri ve her şeye karışan komşuları, arkadaşlarıyla özgürce eğlenmesini sınırlar. Böylece, Socrates’in çocukluk dünyası, yetişkinlerin gizlediği gerçeklerle sarsılmaya başlar… Son romanı Where the Earth Holds Secrets’te ise odağını Kıbrıs’ın kayıp kişilerine çeviriyor. Yazar bu kez adayı ortak acılar üzerinden anlatıyor. Hikâyenin merkezinde, yarım asrı aşkın süredir ailelerin yaşamında iz bırakan Kıbrıs’ın kayıp kişileri var. Makis’in bu konuyu romanının odağına taşımasının ise kişisel bir nedeni bulunuyor; kayıp dayısının bulunması.
“Aslında önceki romanlarımın bazılarında da kayıplar konusu yer almıştı, ancak ana konu değildi. Dayımın kemiklerinin geçtiğimiz yıl bulunmasıyla birlikte bu konuyla daha yakından ilgilenmeye ve kayıplarla yüzleşmeye başladım. Bunun sonucunda bir roman yazmaya karar verdim. Elbette bu hikâyeyi nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Çok derin travmaları beraberinde getiren bir konu. Kayıp kişilerin ailelerinin yıllar boyunca neler yaşadığını hayal bile edemeyiz. Hayatları boyunca o kayıp duygusuyla yaşıyorlar. Bazıları yıllarca bir umuda tutunuyor. Bunları kendi ailemde de gördüğümde, yaşananları bir roman aracılığıyla paylaşmak istedim.”
“Kitabımdaki gazeteci karakterine Uludağ ilham verdi”
Kitapta, kayıp bir Kıbrıslı Rumun bulunmasına yardım eden Kıbrıslı Türk bir gazeteci karakteri var. Bu karakteri yaratırken, kayıpların bulunması için uzun yıllar çalışan ve kısa süre önce kaybettiğimiz Sevgül Uludağ’dan ilham aldığını anlatıyor.
“Sevgül Uludağ için ne söylersem yetersiz kalacak. Sevgül çok duygusal ama aynı zamanda güçlü, özgün ve özel bir insandı. Kitabımdaki gazeteci karakterine de o ilham verdi. Romanı yazarken beni kayıplar konusunda bilgilendirdi; hiç bilmediğim pek çok şeyi anlattı, yanlış bildiklerimi düzeltti. Ben romanımı güvenli ortamımda, çalışma masamda yazdım. Sevgül ise kayıp kişilerin ailelerinin yanında, onların acılarıyla iç içe bir hayat geçirdi. Kayıpları bularak ailelerin eksik kalan parçalarını bir araya getirmeye çalıştı. Yaptıkları bana öylesine ilham verdi ki onu canlandıracak, temsil edecek bir karakter yaratmam gerektiğini hissettim. Bu karakter hayali olmamalıydı. Sevgül Uludağ olmalıydı.”
“Sevgül Uludağ’da barış için çalışma tutkusu vardı”
Kitaptaki gazeteci karakterinden ve Makis’in gazetecilik geçmişinden hareketle, söyleşimiz gazetecilerin barışın inşasında üstlenebileceği role uzanıyor.”
“Sevgül bunun için iyi bir örnek. Haberleri yalnızca haber vermekle sınırlı değildi. Kayıplar konusunda aldığı inisiyatif, adanın geçmişiyle yüzleşmesine değerli katkı, büyük bir adımdı. Elbette gazeteci haber yapmakla yükümlüdür; ancak bireysel olarak da barış için etkin biçimde çalışabilir. Sevgül Uludağ’da barış için çalışma tutkusu vardı. Gazeteciliğinin yanında merhametli bir insan ve barış aktivistiydi. Mesleğini çok iyi şeyler yapmak için kullandı.”
“Adada milletlerin değil insanların acıları var”
Kayıp kişilerin hikâyesi, bulunmaları ve defnedilmeleriyle sona ermiyor. Her bulunuş, yıllarca süren bekleyişi, umudu, acıyı ve bazen pişmanlıkları yeniden anlamlandırıyor. Kıbrıs’ta kayıplarla birlikte, iki toplumun birbirine dair hangi acıları ve hikâyeleri uzun yıllar görünmez kaldığını da konuşma şansı yakalıyoruz.
“Sanırım birbirimiz hakkında yeterince bilgi sahibi değildik. En çok da birbirimizin acılarına yabancı kaldık. Zaman içinde, kayıpların hikâyeleri de dahil olmak üzere, acılarımızı görmeye başladık. Kitapta da buna ilişkin bir ifadem var: Bu adada milletlerin, Kıbrıslı Türklerin ya da Kıbrıslı Rumların acıları değil, insanların acıları var. Bu acılar eşit; biri diğerinden eksik ya da fazla değil. Yıllarca kayıplarımızı gömemedik ama bu duyguları gömmeye çalıştık. Şimdi tam tersini yapabilmeye başladık.”
“Kıbrıslı Türklere dair eksik bilgilerimle yüzleştim”
Romanda, babası kayıp olan Kıbrıslı Rum Haris ile babasının bulunmasına yardım etmeye çalışan Kıbrıslı Türk gazeteci Nuray’ın yolları kesişiyor. Makis’in iki toplumdan karakterleri aynı hikâyede buluşturması, kendi ailesinin yaşadığı deneyime dayanıyor.
“Aslında Kıbrıs’ın gerçeği bu. Ailem Kıbrıslı Rum, ancak dayım gerçekten de Kıbrıslı Türk bir gazetecinin yardımıyla bulundu. Ben de bu gerçekliği romanıma taşıdım. Bu süreçte kendi acılarımla ve Kıbrıslı Türklere dair eksik bilgilerimle de yüzleştim. Haris de böyle bir karakter. Kıbrıslı Türkler hakkında hiçbir şey bilmiyor, hatta onları düşman olarak görüyor. Hikâye böyle başlıyor. Zaman içinde insanın yalnızca insan olduğunu fark ediyor. Bir Kıbrıslı Türkün de kendisi gibi acı çektiğine tanıklık ediyor. İki toplumdan karakterlere yer vererek bütün bunları anlatmak ve insanları bir araya getirmek istedim.”
Kayıplar, Kıbrıs’ın yakın tarihinin en acı gerçeklerinden biri. Makis bu konuyu edebiyat aracılığıyla ele alırken karakterlerin deneyimleri üzerinden okura farklı bakış açıları sunmayı amaçlıyor. Romanın ve gazeteciliğin yaşananları görünür kılmada farklı işlevleri olduğunu vurguluyor.
“Aslında ikisinin de ayrı görevleri var. Ben roman yazarak anlatmak istediğim konulara değiniyorum ve çok sayıda insana ulaşabiliyorum. Durumları karakterler üzerinden anlatıyor, okurlara farklı bakış açıları kazandırmaya çalışıyorum. Gazetecinin misyonu ise farklı; orada haber verme kaygısı var. Ancak esas olan, insanları yaşananlardan bir şekilde haberdar etmek.”
“Umut en son ölür”
Kayıpları, geçmişin acılarını ve birbirimizi anlamanın yollarını konuştuğumuz söyleşi, Kıbrıs’ın geleceğine uzanıyor. Makis, bütün bu acılara rağmen barışa dair umudunu koruyor.
“Kıbrıs’ta barışın mümkün olduğuna dair umudumu her zaman koruyorum. Bilirsiniz, ‘Umut en son ölür’ derler. Benim umudum da çabam da bu yönde. Geleceğin nasıl olacağını hiçbir zaman bilemeyiz ama umut edebiliriz.”