Ödül AŞIK ÜLKER
Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN) Başkanı Yard. Doç. Dr. Mustafa Rıza, güvensizlik ortamının krizlere neden olduğunu kaydederek, DAÜ VYK’nın göreve geldikten kısa bir süre sonra eleştirel noktaya gelmesinin nedeninin, işlerin yapılması gerektiği gibi yapılmadığını görmenin verdiği endişe, şüphe ve güvensizlik olduğunu söyledi.
“Ortada ciddi bir güvensizlik var. VYK başkanında ve VYK’da, yönetime güven konusunda ciddi bir sorun var” diyen Yard. Doç. Dr. Rıza, sorunu çözmesi gereken kişinin Eğitim Bakanı olduğunu belirtti.
Yard. Doç. Dr. Rıza “(Nazım Çavuşoğlu) DAÜ tarafıysa, krizleri çözecek. Bu kadar basittir. Yetki ondadır. Bende yetki olsaydı, ben çözerdim. Çok net. Yetki kimdeyse, o çözecek. Çözemezse yetkiyi devretsin. Biz yetkiyi kabul ederiz. Biz yetkiyle birlikte, sorumluluğu da alırız. Eğitim Bakanı yetkiyi kendisinde tutuyor, kendi işine gelenleri yaptırıyor. Sorumluluğa gelince, ‘nötr’ kalmayı tercih ediyor, ‘Bunlar kapışsınlar, kim ayakta kalırsa onunla devam edelim’ der gibi. Böyle bir mantık olamaz. Hedefler net olacak” ifadelerini kullandı.
Nisan 2024’te, hükümet, sendikalar ve üniversite yönetimi arasında, DAÜ’yü sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak için imzalanan protokolün gider bacağı bağlamında hedefine ulaştığının altını çizen Yard. Doç. Dr. Rıza, gelirler bacağıyla ilgili sıkıntıların devam ettiğine dikkat çekti.
Protokol öncesinde DAÜ tarihinin en büyük krizinin olduğunu, tüm paydaşların, farklı düşüncelerini bir kenara bırakarak bir masanın etrafına oturup anlaştığını anlatan Yard. Doç. Dr. Rıza, söz konusu birlikteliğin iki yılda, yavaş yavaş çözülmeye başladığını ifade etti.
“Gider bacağında protokol hedefine ulaştı”
Soru: Uzun zaman DAÜ’yü, krizle andık. Nisan 2024’te, hükümet, sendikalar ve üniversite yönetimi, üniversiteyi sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak için bir protokol imzaladı. Dört yıllık protokol ne aşamada?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Genel olarak baktığımızda, gider bacağı bağlamında, protokol aslında hedefine ulaştı. Giderler ciddi anlamda azaldı ve o kısım başarılı oldu. Mevzuat kısmında bazı şeyleri geriden takip ediyoruz. Mevzuat düzelmiş olsa dahi, uygulamada sıkıntı yaşanıyor. Mesela, yabancı öğrencilerin yatay geçişlerini hiçbir üniversite uygulamıyor. Gider bacağından, akademik personelin maaşına, adalet prensibine göre, kesinti uygulandı, kesintiler %28’e kadar vardı.
Diğer üniversitelerin emekli personeli çalıştırabilme avantajı vardı. Bu konu da düzeltildi, şimdi emekli olan öğretim elemanları DAÜ’de de çalışabiliyor. Böylece, orada da gider, ciddi şekilde düştü.
“Gelirler bacağında sıkıntılar devam etmektedir”
DAÜ’nün, gelirler bacağıyla ilgili sıkıntıları devam etmektedir. Bütün problem, yüksek öğretim alanın daralmasından kaynaklanıyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde, 23 YÖK onaylı üniversite var. Küçücük bir coğrafyada, 23 üniversite olması çok sıkıntılıdır. Ne kadar fazla üniversiteniz varsa, fiyat politikası ona göre değişiyor. Öğretim üyelerinin, diğer üniversitedeki maaşları ve çalışma koşulları bize göre daha kötüdür, sendikaları olmadığı için. Bazı üniversitelerde ciddi bağlamda insan kaynağı sömürülüyor. Tüm üniversiteler aynı değil tabi, eski 5 üniversite ve ODTÜ kalmış olsaydı, yüksek öğretim alanı stabil bir şekilde götürülebilirdi. Değişik üniversiteler açıldı, devlet bunlara teşvik verdi. Bu da devletin plansızlığıdır. Eğitim önemli bir alandır, ama eğitimin kalitesi de çok önemlidir. YÖDAK Başkanı “denetliyoruz, kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız” diyor, umarım öyle olur. Bu konuda, Eğitim Bakanı’na da oldukça büyük bir görev düşer. Eğitim Bakanımız Nazım Çavuşoğlu, her fırsatta övünmekte sınır tanımıyor. Son yıllarda eğitim özelleştirildi. Sadece özel okulların açılması değil, devlet okullarındaki sistem o kadar bozuldu ki, çocuklar mecburen dışarıdan takviye almak zorunda. Böyle olunca, fırsat eşitliğini de kaybediyoruz. Bu üniversiteler için de geçerlidir. Eğitimin her tarafını satılan bir meta haline getirmişiz, hiçbir kalite kontrolünü yapmıyoruz, kalite güvence sistemi, standart yok.
Bu ülkede, özellikle milliyetçi geçinen insanlar, bu toprakları sevmiyorlar. Ben milliyetçi değilim, buraya hangi nedenden dolayı gelmiş olursa olsun, herkesin en iyi eğitimi alma hakkına sahip olması, en iyi sağlık hizmetini alması lazım. Biz bunu, toplum olarak, sağlamak zorundayız.
Yüksek öğretimde, daha yüksek kaliteli eğitim vermemiz lazım. Siyasetle bazı kapıların açılması gerekiyor. Burada izoleye kaldığımızda, dışarısıyla herhangi bir alışverişimiz olmadığında, hem görünürlüğümüz artmayacak, hem de kısır bir döngüye gireceğiz. Dışarıya çıkmamız lazım ki, görünür olalım. Kaliteli eğitim verme konusunda iddialıyız.
“DAÜ devleti batırdı intibasını vermek istiyorlar”
Soru: DAÜ’deki kriz, öğrenci sayısını sizce ne kadar etkiledi?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Bunun etkisinin ölçümünü yapmadık. Hem Türkiye’de, hem de Kıbrıs’ta anket yaptırdık. DAÜ, açık ara, en çok tercih edilen ve en kaliteli üniversite olarak biliniyor. Başka üniversiteler bizi çok çok geriden takip ediyor. Sonuç itibariyla veliler de DAÜ’ye daha yüksek bir ücret vermeyi kabul ediyorlar. Diğer üniversitelere göre, DAÜ’deki harçlar, Kıbrıslı öğrenciler için çok yüksektir. Bir yurtsever olarak, çocuğumu ücretsiz okutmam gerekir. Bunun karşılığını devletin vermesi gerektiğini düşünüyoruz. DAÜ bir devlet üniversitesidir. Türkiye’den gelen öğrencilerin para almak için devlet-vakıf üniversitesi modeli kuruldu. Bu model ne ettir, ne balıktır. Siyasetçi bunu ağzına sakız yapıyor, işlerine geldiği gibi. Özdemir Berova, “DAÜ’ye verdiğimiz, katkılardan dolayı açığımız arttı” diyor. Devletin DAÜ’ye yaptığı katkı, 900 milyon TLdir. Açık 23 milyar TL’dir. Bunun %5’ini DAÜ’ye verdiler ama DAÜ devleti batırdı intibasını vermek istiyorlar.
“Çavuşoğlu, bize maaş üzerinden itibar suikastı düzenliyor”
Soru: Yakın bir zamanda bir açıklamanız oldu ve protokolün önündeki engelin aslında imza koyan siyasi anlayış olduğunu söylediniz. Hükümet, başlangıçta desteklediği veya destekler gibi görünüp imza koyduğu bu protokole artık destek vermiyor mu?
Yard. Doç. Dr. Rıza: İlk başta, gerçekten büyük bir çabayla hükümet bu işe ortak edildi. DAÜ-SEN orada çok önemli bir iş başardı. Çünkü devlet, o güne kadar, aslında görevinden kaçıyordu. DAÜ-SEN maaşların kesilmesine destek olmamış olsaydı, belki de maaşlardan daha fazla kesilebilirdi. O zaman da konu, mahkemeye gidecekti. Mahkeme sonucunda da, bunlar faiziyle birlikte ödenecekti. Biz bunları daha önce de yaşadık. Devletin, ilk başta verdiği desteği gerçekten takdir ediyorum. Nazım Çavuşoğlu, her fırsatta, “Ben 2019’da size batacaksınız demiştim” diyor. Ben miydim Eğitim Bakanı? Ben miydim DAÜ bütçesini Bakanlar Kurulu’na onaylatan? Nazım Çavuşoğlu, bize maaş üzerinden itibar suikastı düzenliyor. Bizim muazzaf tekavüdiyeli hocalarımız vardır, zamanında onlara DAÜ Yasası’nda devlet emeklisi gibi bir maaş öngörülmüş. Onu da ben vermedim. Nazım Çavuşoğlu sürekli onların maaşlarının yüksek olmasını dillendiriyor. Şu anda öyle maaşlar yok. Bu bir itibar suikastıdır. Bundan vazgeçmesi lazım. Beğenir ya da beğenmez, hiç önemli değil, bu insanlar eğitimli insanlardır. Ülkeyi tanıtan insanlardır. En azından iki dil konuşan, iki dilde yazıp çizen, uluslararası arenada hem bu ülkeyi hem de bu üniversiteyi tanıtıyorlar. Bunları küçük düşürmek doğru değil. Maaş üzerinden itibar suikastı yapılması kabul edilir bir şey değil.
“VYK başkanı Bora, işi doğru bir şekilde yürütmeye çalışıyor”
Soru: Hükümetin atadığı VYK Başkanı, üniversitenin mali açıdan sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasının önündeki en büyük engelin rektör ve ekibindeki bazı kişiler ve bunların benimsediği yönetim anlayışı olduğunu söyledi. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni gelen VYK’nın çok kısa sürede bu noktaya gelmesinin sebebi nedir?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Şemi Bora, tecrübeli bir insandır ve DAÜ’nün dinamiklerini de bilen biridir. Çünkü, yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak yıllardan beri görev yaptı. Şemi Bora işi kitabına göre yapmak ister. 20 küsur sene önce, ciddi grevlerin sonunda, bölüm başkanlarının seçimle göreve başlamasını sağladık ve öyle bir gelenek oluştu. 20 seneden beri bölüm başkanı, dekanı, rektör seçimle göreve geliyor.
Geçen sene bir kriz yaşadık, rektör iki dekanı görevden aldı. Alınmaları için vakıf kendilerinin yanıltıldığı söyledi. Sonradan, ciddi girişimimizin sonucunda, o fakültelerde yeniden bir eğilim yoklaması yaparak, eski dekanların görevlerine iade edilmesini sağladık. Eski VYK da bize destek olmuştu ve aldıkları kararı iptal etmişti.
VYK başkanı Bora, işi doğru bir şekilde yürütmeye çalışıyor. Rektörlüğün, son zamanlarda daha çok “benim önümde olan engelleri bir kenara iteyim ki daha rahat hareket edeyim” moduna girmesi, yönetimde bir çelişki oluşturdu. Bize göre doğru yol, geleneklerimize sahip çıkmaktır. Biz akademisyeniz, problem çözen insanlarız. Rektörün üzerinde, mali tabloyu iyileştirme konusunda ciddi bir baskı var ve buna ulaşmak için daha farklı hareket etmek istiyor olabilir.
Bu üniversitenin, son stratejik planı 2016’da yapıldı, 2021’de bitti. Ondan sonra iki rektör değişti, ikisi de stratejik plan yapmadı. Niçin yapmıyorlar? Çünkü ölçülebilir hedef koymak istemiyorlar. Sorgulanan noktaya gelmek istemiyorlar. Yönetici pozisyonlarına geldiğimizde geri çekilmeyi de bilmek lazım. Her seçilen rektör, her seçilen bölüm başkanı, her seçilen dekan bir sonraki dönemin hesabını yapıyor. Başarılı olduğunuzda, zaten göreve devam edersiniz.
Protokolü uyguladığımız, adil ve şeffaf olduğumuz sürece bir engel yok. İnsanların birbirine güvenmesi lazım artık. DAÜ-SEN çok güçlü gibi görünür, öyle görünmesinin sebebi örgütlülüğüdür. İnsanlar bize güveniyorlar. VYK’nın bu kadar kısa sürede bu noktaya gelmesi, işlerin yapılması gerektiği gibi yapılmadığını görmenin verdiği endişe, şüphe, güvensizliktir. Ortada ciddi bir güvensizlik var. VYK başkanında ve VYK’da, yönetime güven konusunda ciddi bir sorun var.
“Güvensizlik ortamı krizlere neden oluyor”
2018’de, ben sendikanın genel sekreteriyken, Cemal Özyiğit Eğitim Bakanı idi, dörtlü koalisyon hükümetinde. DAÜ’nün bütçesi açık vermeye başlayacak, sinyalleri gördük. Kadro politikasının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyledik. Bugün yaptığımız, ünvanla kadroyu ayırma işlemini aslında 2017’de biz koymuştuk. Çünkü gidişatı görüyorduk. Kadroların sınırlı kalmasını savunurken, vakıf da bizimle hemfikirdi o dönemlerde. Cemal Özyiğit, rektörün ve VYK’nın birlikte çalışmayı öğrenmesi gerektiğini söylemişti. Anlaşılan o ki, şimdiki yönetim ne şu andaki VYK, ne de eski VYK ile güven ortamı oluşturamıyor. Bu güvensizlik ortamı krizlere neden oluyor. Krizler olabilir, çözüm yolları da vardır. Sorunu çözmesi gereken kişi Eğitim Bakanı’dır.
Soru: Sorunu çözmesi gerekenler çözümün değil, sorunun parçası mı?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Öyle bir algı oluşuyor. Eğitim Bakanlığı’na sorunu çözmesini rica ettik, girişim yapmayacağını söyledi.
“DAÜ tarafıysa, krizleri çözecek”
Soru: Bakan, “Taraf olamam, ben DAÜ’den tarafım” diyor...
Yard. Doç. Dr. Rıza: DAÜ tarafıysa, krizleri çözecek. Bu kadar basittir. Yetki ondadır. Bende yetki olsaydı, ben çözerdim. Çok net. Yetki kimdeyse, o çözecek. Çözemezse yetkiyi devretsin. Biz yetkiyi kabul ederiz. Biz yetkiyle birlikte, sorumluluğu da alırız. Eğitim Bakanı yetkiyi kendisinde tutuyor, kendi işine gelenleri yaptırıyor. Sorumluluğa gelince, “nötr” kalmayı tercih ediyor, “Bunlar kapışsınlar, kim ayakta kalırsa onunla devam edelim” der gibi. Böyle bir mantık olamaz. Hedefler net olacak.
Protokol ortada, gider kısmında biz üstümüze düşeni yaptık. Ders yükümüz de fiilen arttı. Master, doktora öğrencilerinin danışmanlıklarından bütçeye yükümüz yok. Yüksek lisans, doktora öğrencilerin sayısı azaldığı için 3-4 saat ders yapıyoruz, bazen bu sadece bir saat olarak sayılıyor. Biz fedakarlığımızı sadece maaş bağlamında yapmadık, iş yükümüz de arttı.
Sendika tarafında, %100 üzerimize düşeni yaptık. Daha fazlasını yapamayız. “Başka ne yapacağız?” diye tartışmayız artık bundan sonra. Akademik personel görevini yaptı. En büyük problem, yönetimde hiçbir şeyin projelendirilmiyor olmasıdır. Rektörlük güzel girişimler de yapıyor diye düşünüyorum ama hiçbirinin sonunu getirmiyor. Bizde, proje kültürü eksikliği var.
“Akademik personelin ikinci sınıf muamelesi görmesine tahammülümüz yok”
Soru: Açıklamanızda “partizan müdahaleler” ifadesini kullandınız. Hükümetin DAÜ konusunda kritik bir süreçten geçtiğini belirttiniz. Ne yapılması gerekiyor?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Hükümet tarafından, sanki yönetsel personel, akademik personelden daha değerlidir gibi bir algı yaratılıyor. Niye? Çünkü yönetsel personelin yetkili sendikası, hükümete daha yakındır. DAÜ-SEN hiç öyle bir pozisyon almadı. Biz problem çözme odaklı olduk. Zamanında, CTP hükümetteyken, 9 gün grev yaptığımızı da hatırlıyorum. Şu andaki UBP hükümetiyle de güzel bir protokol imzaladık. Biz iş odaklı bakıyoruz, kim doğruyu yaparsa onun yanındayız. O noktada bir sıkıntımız yok. Ama, son zamanlarda hissediyoruz ki, seçimler de yanaşınca, yönetsel personelde vekaleten müdür, şube amiri atamaları yani mevki dağıtımı var. Yıllar önce bir iç hizmetler döner sermaye kuruldu. Zamanında partizanca taşerona istihdam edilen insanları, bu iç hizmetler döner sermayeye aktardılar. Bu insanların hakları olabilir . Bunların haklarının gasp edilmesine, bizim hiçbir zaman desteğimiz olamaz. Ama bu insanların verimlilik analizi yapılmadan, bu değerlendirmeden geçmeden, doğrudan kadroya geçirmek bizi rahatsız eder.
Akademik personele gelince, bir itibar suikastı yapılıyor. Öbür taraftan, yönetsel personelde mevki dağıtımı, kadroya geçişler, devamlı personel uygulaması oldu. Protokolde yer alıyor, 2024 öncesi işe giren akademik personelin, devamlı personel olma hakkı vardır. Rektör, yönetsel personeli şubatta getirirken, akademik personeli daha üniversite yönetim kuruluna getirmedi. Bunları yaşıyoruz.
Bu üniversite ayakta duruyorsa, akademik personelin sayesinde ayakta duruyor. Yönetsel personelin ve işçi personelin katkıları elbette küçümsenemez ama akademik personel olmazsa, bu üniversite olmaz. Akademik personelin ikinci sınıf muamelesi görmesine tahammülümüz yok. Bundan dolayı sesimizi çıkaracağız.
“Esas problem plansızlıktır”
Soru: Mevcut anlayış değişmezse, DAÜ’yü nasıl bir gelecek bekler? Herkes, “biz DAÜ için uğraşıyoruz” diyor, rektör de, VYK da, bakan da, sendika da bunu söylüyor ama sorun devam ediyor.
Yard. Doç. Dr. Rıza: Protokol öncesinde büyük bir kriz vardı, DAÜ tarihinin en büyük kriziydi. Tüm paydaşlar, farklı düşüncelerini bir kenara bırakarak bir masanın etrafına oturdu ve anlaştı. Ama sadece belli bir dönemde birlikte çalışma sağlandı. İki yılda, yavaş yavaş o birliktelik çözülmeye başladı. Çünkü biraz rahatlama oldu. Devlet üzerine düşen katkıyı yapıyor. biraz sıkıntılı olsa bile maaşlar zamanında ödeniyor, sanki kriz yokmuş gibi.
Hatta, Nazım Çavuşoğlu’na “İnsanlar ay sonunu merakla bekliyor. Maaşlarımız zamanda ödenecek mi?” diye dedik. Kendisi “Öyle bir dert yoktur ki, protokolümüz imzaladıktan sonra biz üzerimize düşeni yapıyoruz” dedi. Teknik olarak haklı olabilir, doğrudur, maaşlar gününde ödeniyor. Ancak insanlar hala tedirgindir, çünkü bütçede gelirler istenilen yere
gelmedi veya istenilen seviyede artmadı. DAÜ’nün şu andaki durumu devletteki gibidir. DAÜ’de gelirler arttı ama, istediğiniz seviyede artmadığı için, istediğimiz iyileşmeyi sağlayamıyoruz. Bunların değişik nedenleri olabilir, konjöktürel olabilir... Ama temel olarak esas problem plansızlıktır.