“Kimin kalıcı olacağına okur karar verir”

Eleştirmen, çevirmen, akademisyen ve yazar Ahmet Yıkık, “Kimin kalıcı olacağına okur karar verir” ifadelerini kullandı.

Simge ÇERKEZOĞLU

Eleştirmen, çevirmen, akademisyen ve yazar kimliklerini bir arada yürüten Ahmet Yıkık ile, Kıbrıs Türk Şiir Antolojisi (2000–2025) üzerine konuştuk. On dört şairi bir araya getiren bu çalışma üzerinden yalnızca son dönem Kıbrıs Türk şiirinin yönelimlerini değil, bir antolojinin hangi ölçütlerle kurgulandığını, neyi görünür kılıp neyi dışarıda bıraktığını da tartıştık. Seçki oluşturma sürecinden estetik ve poetik tercihlere, şiirin toplumsal ve politik katmanlarından postkolonyal bellek, beden ve ada kimliği gibi temalara uzanan bu sohbet, bugünün dünyasında şiirin nasıl bir yerde durduğuna dair önemli soruları da gündeme getiriyor.

Edebiyat alanında eleştirmen, çevirmen, yazar ve akademisyen olarak çok yönlü bir üretim içinde olan Ahmet Yıkık ile bu farklı roller nasıl oluştuğunu ve birbirleriyle etkileşim içinde nasıl geliştiğini konuşuyoruz.

“Edebiyata ilgim çok küçük yaşlarda başladı. Babam köyde bir kahvehane işletiyordu; hem Kıbrıs’ta hem de Türkiye’de yayımlanan, sağ ve sol dünya görüşlerini yansıtan çok sayıda gazete alırdı. Bu gazeteler önce kahvehanede müşteriler tarafından okunur, ertesi gün ise bizim için eve getirilirdi. Buna ek olarak, evde resimli çocuk kitaplarından popüler romanlara uzanan zengin bir okuma ortamı vardı. Böylesi bir atmosferde büyüyen bir çocuk olarak, kardeşlerimi ve anne babamı örnek alıp erken yaşlarda okuma alışkanlığı edindim; bir anlamda, onları rol model alarak okur oldum. Zamanla bu ilgi evle sınırlı kalmadı. Hem okul kütüphanesinden hem de Millî Kütüphane’den düzenli biçimde kitap ödünç alırdım. Edebiyata duyduğum bu süreklilik kazanan ilgi, lise sonrasında eğitimimi de bu alanda sürdürme kararı almamı sağladı. Lisans eğitimimi Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladım. Uzun yıllar ortaöğretim kurumlarında öğretmenlik yaptıktan sonra, bugün Kıbrıs Üniversitesi Türkoloji Bölümünde akademik çalışmalarımı sürdürüyorum.”

“Yaşam çizgimi edebiyatla iç içe sürdürüyorum”

Kıbrıs Türk edebiyatını uluslararası edebiyat çevrelerinde ve akademide daha görünür kılmak amacıyla akademik makaleler ve kitaplar yayımlamaya devam eden Yıkık, akademik alanda ise Osmanlı, Modern Türk ve Kıbrıs Türk edebiyatlarını, ağırlıklı olarak sosyolojik bir perspektiften ele alan dersler veriyor.

“Beni asıl meşgul eden temel mesele, edebî ve kurmaca metinlerde kurulan hayalî dünya temsilleri aracılığıyla bireysel ve toplumsal davranış biçimlerinin nasıl şekillendiğini sorgulamak. Bu sorgulamayı öğrencilerle birlikte yürütmek; metinleri karşılıklı tartışarak, farklı okuma imkânları üretmek benim için son derece besleyici ve canlı bir süreç. İnsanın yaşamı boyunca karşılaştığı kişiler, bakış açısını genişletir ve düşünme biçimini dönüştürür. Ben de edebiyata duyduğum yoğun ilgi sayesinde, özellikle Kıbrıs’ta pek çok yazar ve şairle yakın ilişkiler kurma imkânı buldum. Sanatçı ve Yazarlar Birliği’ne üye olduktan ve Yunanca öğrendikten sonra, Yunanca’dan Türkçe’ye şiir ve öykü çevirileri yapmaya başladım. Bunun yanı sıra, kitaplar üzerine eleştiri ve deneme yazıları da kaleme alıyorum. Yaşam çizgimde edebiyatla iç içe, onunla sürekli temas hâlinde ilerlemeyi sürdürüyorum.”

“Ada edebiyatının kalıcılaşmasına katkıda bulunmayı amaçladık”

Fatoş Avcısoyu Ruso ile birlikte hazırladığınız Kıbrıs Türk Şiir Antolojisi (2000–2025) geçtiğimiz günlerde ikinci baskısını da yaptı. Yedisi kadın, yedisi erkek olmak üzere toplam on dört şairin yer aldığı bu çalışma, yakın dönem Kıbrıs Türk şiirine kapsamlı bir bakış sunuyor.

Türkiye’den Lando Yayınevi bu yönde bir çalışma yapma önerisiyle bizimle iletişime geçtiğinde, bizi hem zahmetli hem de uzun soluklu bir proje beklediğinin farkındaydık. Süreç içinde karşılıklı bir çalışma zemini oluştu ve ayrıntılar birlikte şekillendi. Antolojinin zaman eşiği olarak 2000 yılını belirlememiz de bu görüşmelerin sonucunda netleşti. Bu çalışmadan önce Kıbrıs Türk şiiri üzerine antolojiler elbette hazırlanmıştı. Zaten genç bir edebiyatımız var; özellikle 1974 sonrasında ivme kazanan bu edebiyatın, bana kalırsa bugün de yoğun bir dinamizm ve üretkenlikle yoluna devam ettiği söylenebilir. Antolojiler, edebiyatın belleğini kuran ve sürekliliğini sağlayan çalışmalar olarak her zaman büyük önem taşır. Bir antoloji hazırlamak, şiir, öykü ve genel olarak edebiyata emek veren yazarlara hem görünürlük kazandırmak hem de bir tür takdir sunmak anlamına gelir. Bu çalışmayla, bunun ötesine geçmeyi; ada edebiyatının kalıcılaşmasına ve kurumsallaşmasına da katkıda bulunmayı amaçladık. Nitekim bizden önce, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren çeşitli şiir antolojileri yayımlandı. Özellikle Mehmet Yaşın’ın Kıbrıslıtürk Şiiri Antolojisi (18. yy-20. yy) Kıbrıs Türk edebiyatı açısından son derece değerli, bir çalışmadır. Son yıllarda, dünya genelinde “2000 sonrası edebiyat nereye gidiyor?” sorusu etrafında yürütülen tartışmalar bizler için de önemli bir çıkış noktası oldu. Bu soruya kendi bağlamımızdan bir yanıt arayarak yola çıktık. Böylece sosyolojik bir okuma biçimini, alımlama estetiği ile birleştiren bir yöntemi benimsedik. Buna ek olarak, anlam üretiminin zihinsel süreçlerle olduğu kadar bedenin algı dünyasıyla da ilişkili olduğuna vurgu yapmak istedik. Bu çerçevede toplumsal cinsiyet kavramını çalışmanın merkezine dâhil ettik; yer yer küir kuramdan da yararlandık. Sonuç olarak, yalnızca metinleri bir araya getiren değil, aynı zamanda onları belirli kuramsal ve eleştirel yaklaşımlar ışığında değerlendiren bir antoloji ortaya koymayı hedefledik.  Antolojimizin, bir yandan kapsayıcı ve temsil gücü yüksek olmasına özen gösterirken, öte yandan nitelik meselesini temel ölçütlerden biri olarak benimsedik. Bu noktada bazı ölçütler belirledik: İlk şiir kitabı 2000 yılından sonra yayımlanmış olan, en az iki şiir kitabı bulunan ve edebî üretiminde süreklilik gösteren —bizim ölçütlerimize göre nitelikli— şairleri seçtik. Çalışmamızı bu kriterler doğrultusunda şekillendirdik.”

“Kimin şair olarak kalıcı olacağına nihayetinde okur karar verir”

Antolojiyi konuşurken, ister istemez şu soru aklıma geliyor; bu çalışma bir belgeleme mi, yoksa bir yorumlama çabası mı? Çünkü bir araya getirilen her seçki, sadece dönemi veya üretimi kayda almakla kalmaz; aynı zamanda tercih, bakış açısı ve bir öneri de sunar.

“Her şeyden önce bu çalışmadaki temel motivasyonum, şairlerin ada kültürüne verdikleri emeği ve gösterdikleri çabayı görünür kılmak ve takdir etmekti. Bir antoloji hazırlamak, kuşkusuz belirli şairleri gündeme getirmek, onları belgelemek ve edebiyat tarihine bir not düşmek anlamına gelir. Aynı zamanda, kimi şairleri bir antoloji aracılığıyla önermek, onların edebî konumlarının tartışılmasına ve zamanla kanon içinde yer bulmalarına da katkı sağlar. Elbette, kimin şair olarak kalıcı olacağına nihayetinde okur karar verir; bunu da zaman gösterir. Buna rağmen, ben ve Fatoş Avcısoyu Ruso, edebiyata emek veren ve edebî değeri önceleyen kişiler olarak, kendi sorumluluğumuz çerçevesinde en nitelikli isimleri seçmeye özen gösterdik.”

“Şiirleri tarihsel bağlamları içinde ele aldım”

Seçkiyi oluşturulurken yalnızca isimlerin değil, estetik tercihlerden poetik yaklaşımlara ve şiirlerin dönemle kurduğu bağa kadar nelerin belirleyici olduğunu da konuştuk

“Akademik çalışmalarımda edebiyata öncelikle sosyolojik bir perspektiften yaklaşmayı tercih ediyorum. Toplum içinde yaşayan birey, o toplumun değer yargılarından, kültürel birikiminden ve tarihsel koşullarından etkilenir; bu etkileşim içinde biçimlenirken aynı zamanda toplumu dönüştürmeye ve etkilemeye de çalışır. Karşılıklı ve dinamik bir ilişki olarak süregelen bu sürece bu şekilde bakıyor ve çalışmalarımı da bu bakış açısı doğrultusunda şekillendiriyorum. Buna ek olarak, edebiyat kuramı içinde 1960’lı yıllardan itibaren geliştirilen alımlama estetiği yaklaşımını da önemsiyorum. Bu yaklaşım, metnin anlamının yalnızca yazar tarafından belirlenmediğini; okurun kendi yaşam deneyimi, birikimi ve tarihsel konumu aracılığıyla metni yeniden kurduğunu savunur. Ben de bugüne kadar biriken tüm yaşantılarımın, deneyimlerimin ve kişisel dünyamın süzgecinden geçirerek okur ve algılarım. Bu nedenle şiirleri yalnızca metin olarak değil, aynı zamanda tarihsel bağlamları içinde ele alarak yorumlamaya çalıştım.”

Antolojide öne çıkan postkolonyal bellek, kadınlık deneyimi, politika, beden ve ada kimliği gibi temaların, seçki oluşturulurken ne ölçüde belirleyici olduğu da sohbetimizin önemli başlıklarından biriydi.

“Şair şiirini yazar; metin yayımlandığı anda kamusal alana çıkar. Kamusal alanda kendinizi ifade ettiğiniz ölçüde, ister istemez politik bir tutum da almış olursunuz; çünkü bu, görüş beyan etmek anlamına gelir. Şiirleri okuduğumda, son yıllarda Kıbrıs’ta da —dünyanın birçok yerinde olduğu gibi— politik bakış açılarının belirgin biçimde çeşitlendiğini görüyorum. Yönetim ve siyaset üzerine doğrudan söz söyleyen şairler arasında özellikle Halil Karapaşaoğlu ve Hüseyin Bahça öne çıkıyor. Bunun yanı sıra kadın şairlerin şiirlerinde cinsel kimlik, kadınlık deneyimi ve beden meselesinin daha görünür hâle geldiği dikkat çekiyor. Bu temalar çoğu zaman doğayla kurulan ilişkiyle birleşerek eko‑feminist bir duyarlılığa yaslanıyor. Emel Kaya, Fatoş Avcısoyu Ruso ve Nafia Akdeniz, bu yaklaşımı şiirlerinde belirgin biçimde taşıyan isimler arasında yer alıyor. Elbette başka şairlerin şiirlerinde de politik eleştiri unsurları bulunuyor; ancak burada sözünü ettiğim örneklerde bu eleştiri, doğa ile ve farklı felsefi yaklaşımlarla daha doğrudan bir biçimde tezahür ediyor. Tuğçe Tekhanlı ise şiirlerinde yaşamın anlamını arayan, güçlü bir kadın özne olarak öne çıkıyor; bireysel sorgulamalarını aynı zamanda toplumsal tarihimizle ilişkilendirerek derinleştiriyor.”

“İnsanlar zamanla siyasetten uzaklaşabiliyor”

Kıbrıs Türk şiirini konuşurken konu yalnızca edebiyatla sınırlı kalmıyor tabii. İçinde bulunduğumuz çağın ruhu, iletişim biçimleri ve toplumsal dönüşümler de bu tartışmanın bir parçası hâline geliveriyor.

“Bugün bu mesele yalnızca Kıbrıs’ta değil, tüm dünyada tartışılıyor. Artık sıkça Z kuşağından, hatta yapay zekâ kuşağından söz ediliyor. İletişimin bu denli yaygınlaşması ve kolaylaşması, bireylerin çeşitli biçimlerde manipülasyona açık hâle gelmesine yol açıyor; bu durum da insanları, zamanla siyasetten uzaklaştırabiliyor. Bunun mutlaka etkisi var. Ancak bana kalırsa, genel yönelim daha çok bireyselleşme tarafında şekilleniyor. Kıbrıs Türk toplumu açısından baktığımızda ise, modernlikte ulaştığımız noktayı ve bugün yaşadığımız durumu, modern‑sonrası bir yaşama uyum süreci olarak okumak mümkün. Bu uyum, hem toplumsal ilişkilerde hem de düşünme biçimlerinde kendini hissettiriyor.”

Kültür & Sanat Haberleri