Ödül AŞIK ÜLKER
Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN) Başkanı Doç. Dr. Ercan Hoşkara, DAÜ’nün iyi yönetilmediğini söyleyerek, sadece DAÜ’nün değil, ülkenin de iyi yönetilmediğini kaydetti.
Doç. Dr. Hoşkara, “Hükümetin yüksek öğretimin temizlenmesiyle ilgili bir operasyonu var mı? Böyle bir yönetim anlayışı var mı? Yok. Yüksek öğretimin iyi yönetilmesi ve bozulmanın ortadan kaldırılması gerekiyor” dedi.
Üniversitedeki demokratik yapıyı da, niteliği de koruyacak olanın kurullar olduğunun altını çizen Hoşkara, yeni atana VYK’ya hükümetin kimi önerdiğinin, cumhurbaşkanının kimi atadığının ötesinde, üniversitenin nasıl yönetileceğinin, yasalara uygun, demokratik, özerk ilkelere uygun, liyakata dayalı yönetilip yönetilmeyeceğinin önemli olduğunu vurguladı.
“Bu kadro mevzuata uygun, liyakata dayalı ve ekonomik sorunları çözecek, eksik kalan adımları atacak ve DAÜ, demokratik özerk üniversite ilkelerine ve hukuka bağlı olarak yönetilecek mi?” diyen Hoşkara, şu ifadeleri kullandı:
“Bu sürecin sonunda, umarım yeni atanan VYK üyeleri ve başkan Şemi Bora mevzuata ve demokratik, özerk üniversite ilkelerine uygun hareket eder. Sorumluluğun bilincinde, protokola uygun hareket ederse, bizim hiçbir sorunumuz olmaz. Rektörlük de bu noktaya gelirse, sorun olmaz.”
“İyi yönetilmediğimiz için bu noktaya geldik”
Soru: DAÜ yıllardır sorunlarla anılıyor. Hükümetle bir protokol imzalandı ama sular hala durulmadı. DAÜ’de neler oluyor, son durum nedir?
Doç. Dr. Hoşkara: 4 Nisan 2024’te, 4 yıllık bir protokol imzalandı. Hedef, 2028 yılı bütçesinde kendi gelirleriyle giderlerini karşılayan bir üniversite olmak. Yani giderler kontrol altına alınacak, gelirler artırılacak.
Bugüne kadar ne başardık, ne başaramadık? Giderleri kontrol altına aldık, bu anlamda protokolün hedeflerini %90 oranında gerçekleştirdik. Bu bir başarı. Geriye ne kaldı? %10, o da verimlilik, iyi yönetim. Her açıdan verimliliği artıracaksınız, enerjide, personel kullanımında verimliliği artıracaksınız... Sonunda, devlet katkısında da bu yılki bütçede 200 milyonluk bir artış elde edildi. Biz de mecliste, bütçe görüşmelerinde bunun doğrudan cari giderler için kullanılmamasını, yatırım için kullanılmasını önerdik. Örneğin, herkes güneş enerjisi yatırımını yaptı, biz yıllardır yapmadık. Şimdi bütçeye parası kondu, DAÜ yönetiminin girişimleriyle iki megavatlık bir kurulum izni de alındı.
İyi yönetim konusunda sıkıntı var. Zaten iyi yönetilmediğimiz için bu noktaya geldik. Sadece DAÜ iyi yönetilmediği için değil, ülke de iyi yönetilmediği için... Hükümetin yüksek öğretimin temizlenmesiyle ilgili bir operasyonu var mı? Böyle bir yönetim anlayışı var mı? Yok. Yüksek öğretimin iyi yönetilmesi ve bozulmanın ortadan kaldırılması gerekiyor.
“Hem ülkede, hem de DAÜ’de iyi yönetim istiyoruz”
Soru: Giderleri kontrol altına aldığınızı, bu anlamda protokolün hedeflerini %90 oranında gerçekleştirdiğinizi söylediniz. Gelirlerde durum ne?
Doç. Dr. Hoşkara: Yüksek öğretimdeki genel politika sorunlu olduğu için, gelirler ayağı bu kadar eridi. Sahte diplomayla ilgili konunun meclis başkanına kadar gittiği ve vatandaşlıkların da bununla bağlantılı karara bağlandığı iddiaları var. Böyle bir ortamın içinde, yüksek öğretimde bin dolara yıllık eğitim verdiğini iddia eden kurumlar var. Bir bakanın döneminde 16 üniversiteye izin verildi. O bakan da, sahte diploma konusunda sorgulandı, yargı sürecinin içinde yer alıyor. Bu sorunları hükümet çözmeli. Hem ülkede, hem de DAÜ’de iyi yönetim istiyoruz. Eğitim bakanlığına bağlı ilkokul, ortaokul, liselerde öğrencinin maliyeti 6 bin dolardır. OECD ortalaması nedir? Lisede 11 bin, ilkokulda 8 bin. OECD ortalaması yüksek öğretimde 21 bin dolardır. Dünya standartları budur. İlk, orta ve liseye baktığımızda, aslında oradan çok uzak değiliz, ama dünyanın tersine gidiyoruz, bütün dünyada en pahalı eğitim yüksek öğretimken, bizde en ucuzu. Bizde bir öğrencinin maliyeti 6 bin dolar. Rektörümüz geçen dönem yabancı öğrencilerin bursunu artırma kararı aldı, 5 bin dolar olan okul harcını, 3 bin dolara kadar düşürdü.
“Gelirler ayağında girdiğimiz yol intihardır”
Soru: KKTC vatandaşlarının ilk defa yabancı öğrenciden daha yüksek bir miktar ödediğinden de bahsediyorsunuz...
Doç. Dr. Hoşkara: Bizim itiraz ettiğimiz şey, KKTC vatandaşlarının ödediği harç değil. Bizim itiraz ettiğimiz şey, yabancı öğrencilerin ödediği harç ve harcın düşürülmesi stratejisidir. İddia ediyoruz, rektör bu politikaya devam edemeyecek. Sendika olarak, çok önceden mali olarak gideceğimiz yeri söyledik, çünkü tablolar bellidir. Görmek isteyenin, göreceği bir tablodur. Görmek istemiyorsa, göremez. Rektör, sorunun biz paylaştığımız için sorun olduğunu düşünüyor.
Hükümet, yabancı öğrenciye, TC vatandaşına burs vermeyi bir politika olarak belirlediyse, buna bir itirazımız yok, o zaman devletin katkısının burs politikasıyla devam edeceğini anlarız. Ama
protokole göre, devlet katkısının, kademe kademe azalması ve DAÜ’nün kendi gelirleriyle dönebilmesi hedefleniyor. KKTC devleti burs verebilir. Öyle bir burs politikası oluşturabilir, bunun uluslararası ilişkiler açısından da anlamı var. Ama yapılmaya çalışılan, burs veriyoruz adı altında harçları düşürmek ve diğer üniversitelerle rekabet etmekse, o zaman 2027’de bir kez daha maaşlardan kesmek isteyecekler.
Biz, “varız, var olacağız” diyoruz ama bu şekilde nasıl var olacağız? Eğer burada açılan 23 üniversitenin harç politikası ve maaş politikasına göre hareket edeceksek, tamam. Ama öyle olmayacağı söyleniyor. O zaman tutarsızlık var. Gelirler ayağında girdiğimiz yol, bize göre intihardır. Bu işin dönebilmesi için 6 bin doların altına inmemek gerekiyor. Devlet, öğrenciye burs verecek mi? Şu anda DAÜ burs veriyor ama DAÜ’nün bursu verecek parası yok, böyle bir kaynağı yok. DAÜ’nün bunu sürdürebilmesi mümkün değil. Protokolün başarılı olmasını ve üniversitenin yaşamasını istiyoruz. Protokolün altına imza attık ama aksaklığı da söylememiz gerekiyor.
“Sakat, yozlaşmış, bozulmuş bir alan yarattık”
Dünya üniversite sıralamalarında, Kıbrıs’ın kuzeyinden 4 üniversite var. Uluslararası görünürlük ve uluslararası öğrenci alabilmek açısından bu önemli. DAÜ de bunlardan biri, ilk giren. Kıbrıs’ın kuzeyinde nitelikli eğitim istiyorsak, en fazla altı üniversite olması lazım. Ciddi ciddi denetim geldiğinde, sayı zaten düşecek. Sakat, yozlaşmış, bozulmuş bir alan yarattık. Bundan kurtarmamız lazım.
Sendika olarak sadece rektöre eleştiri yapmıyoruz. Yeri geldiğinde VYK’ya da yaptık, Eğitim Bakanı’nı da eleştirdik. Ama biz bunları söylemeyelim isteniyor. Söylemeyelim ki, hayat onlar için hep rahat olsun. Rektör neden rahatsız oluyor? Çünkü aslında, yaptığı işten utanıyor, kamuoyu önünde gerçek konuşulduğunda rahatsız oluyor. Biz zamanında uyarmak istiyoruz.
“Çok yönetici, çok verimli sonuç getirmiyor”
Soru: İyi yönetimden bahsediyorsunuz, idari kadroya yapılan vekaleten atamaların yanlış olduğunu söylüyorsunuz. Rektör, 2026 içinde münhal açacağını söylemişti. Durum nedir?
Doç. Dr. Hoşkara: İyi yönetim için yönetici iyi olacak. Kadro sayısıyla, yönetici kadro sayısının bir oranı var, %12-15. DAÜ’de bütün yönetici, akademik ve yönetici kadro %25’i buldu. Eğitim Bakanı’na kadro çalışmaları yapılırken bunu söyledik, kademeli olarak bunu düşüreceklerini söylemelerini istedik. Çok yönetici, çok verimli sonuç getirmiyor. Tam tersi, çok yönetici olduğunda, herkes sorumluluğu birbirine bırakıyor ve az verimlilik oluyor.
Rektörün şahsıyla bir sorunumuz yok. Kendisini de çok severiz, o başka konu. Hasan Kılıç bugün rektör, 2.5 yıl önce, olağanüstü senato toplansın diye, senato üyesi dekan olarak bir önceki rektörün görevinin değerlendirilmesi için imza vermiş biri. Dolayısıyla, işler kötü gittiğinde, yanlış işler yapıldığında, kurullar olduğunu çok iyi bilen bir rektör. Bizim istediğimiz, aynı hataların tekrarlanmaması. Göreve geldiğinde 74 yöneticinin, 70’i vekaletle görevde değil miydi? Evet. Kendisi neden göreve geldi? Aynı statükoyu devam ettirmek için mi? Temel mesele budur.
Yeni tüzük, ÜYK’dan ve senatodan kaçırılarak yapıldı maalesef ve o konuda dava açıldı. Bu işin hukuk dışılığı da var. Neden münhal açmıyor? Kademe kademe çıkın münhalleri, isteyenler sınava girsin. En iyisini genel sekreter atayın, müdür atayın. Bu statüko, 10-15 yıldır fırsat bulamadı. Rektör herkesi yeniden vekaletle atadı, ama aynı pozisyona değil, yerlerini değişti. İtiraz etmeyenler ödüllendirildi, itiraz edenler cezalandırıldı. “Münhal açacağım” diyor, niye açmadı? 2.5 yıldır görevdedir, iki yıl önce protokolü imzaladı. Tüzük de yenilendi. En son, 2018 yılında, dörtlü koalisyon döneminde, müdürler için münhal yapıldı. Dört asaleten atama o dönemdendir.
“VYK’nın demokratik ilkelere gösterdiği hassasiyeti, rektör göstermiyor”
VYK münhal istemesine rağmen, rektör bundan kaçtı, yapmadı. Belki de ilk kez, hükümet kendi atadığı kurum yöneticileriyle çatışır noktaya geldi. Rektör iki dekanın görevden alınmasını VYK’ya önerdi, gerekçe de gösterdi. VYK da, o gerekçelere inandı ve görevden aldı. Sonra bu iki dekan, VYK’ya bu gerekçelerle ilgili savunmasını gönderdi ve iddiaların asılsız olduğunu belgelerle ortaya koydu. Rektör, belge ortaya koymamıştı. VYK, rektörlükten de belge istedi ama rektörlük belge getiremedi. Dekanlar savunmasını yaptı ve iddiaların tersini belgeledi.
Fakülte kurulu, dekan önermek için olağanüstü toplandı. Oy birliğiyle eğilim yoklamasını yenileme kararı aldı. Eğilim yoklamasını yaptı. %95 oranda destekle, aynı hocaların yeniden aynı göreve atanması görüşü çıktı. Bu görüşü rektörlüğe gönderdi ancak rektörlük o görüşü öneri olarak sunmadı. Oraya atadığı vekaletlerin kalmasını istedi. VYK da toplandı ve görevden alma kararını iptal etti.
Sayın Hasan Kılıç’ın rektör olarak atanması da %88 destekle, seçimle olmuştu. Senato kendisini VYK’ya önermişti. VYK da “Hasan Kılıç’ı atamıyorum. Vekaleten istediğimi atayacağım” diyebilirdi ama yapmadı. Demokratik teammül neyse onu yaptı. Vekaleten görev yürütecek hocayı da senato önerisiyle atamıştı, o seçim süreci içerisinde. Çok enteresan, VYK’nın demokratik ilkelere gösterdiği hassasiyeti, rektör göstermiyor.
Bizim bir diğer kızdığımız nokta, idari kadrolarda yaptığını akademik kadrolarda da yapmaya kalkması ve vekaleten atama işine girmesidir. VYK, rektörle beraber hareket etmedi, kurulların iradesiyle hareket etti. VYK, mevcut mevzuata göre yani yeni mevzuat yürürlüğe girmeden önce yükselme hakkı kazanan kişilerin atamasını da yaptı.
“Üniversitedeki demokratik yapıyı da, niteliği de koruyacak olan kurullardır”
Rektör, en son enstitü müdürü krizini yarattı. Enstitü müdürü, 2 Ocak’ta görev süresi dolmadan önce, rektörlüğe yazı yazdı ve asaleten atama sürecinin başlatılmasını istedi. Rektör, 2 Ocak’tan sonra oraya vekaleten atama yaptı. Bunun üstüne Enstitü Kurulu toplandı ve bunu doğru bulmadıklarını söyledi. Vekaleten atanan hoca, Enstitü Kurulu’nun iradesini dikkate alarak istifa etti. Rektör ise kurulun iradesini dikkate almadan, yeniden vekaleten atama yaptı. Enstitü Kurulu ise yeniden olağanüstü toplandı ve asalet atamada görüş oluşturmak için 5 Şubat’ta eğilim yoklaması kararı aldı ancak rektör, bu sefer “ben de eğilim yoklaması yapacağım ama 27 Şubat’ta” dedi. Enstitü Kurulu, 5 Şubat’ta eğilim yoklaması için oylamayı yaptı, görev süresi uzatılmayan eski müdür kurul üyelerinin toplam sayısının %70’nin desteğini aldı. Şimdi bir çatışma ortamı var. Biz de, istişare edin diyoruz. Rektör VYK’yı dinlemiyor, Enstitü Kurulu’nu dinlemiyor. Eskiden asaleten görevde olan ve yeniden Enstitü Kurulu tarafından seçilen müdürü istemiyor, inat. Rektör daha fazla zorlamamalı...
Bu üniversitedeki demokratik yapıyı da, niteliği de koruyacak olan kurullardır. Ortak akılla, biz de bunu destekleyeceğiz. Kendisi de dekanken bunu destekledi, şimdi rektör oldu, değişti, bunu söylediğimiz için bize kızıyor.
“Rektör, doğrudan kuruma zarar veriyor”
Soru: Rektörle iletişiminiz nasıl?
Doç. Dr. Hoşkara: Konuşuyoruz. Konuşuyoruz da nereye varıyoruz? İnadından vazgeçmiyor. Konuşuyoruz, anlatıyoruz, dinliyor. İletişimde bir sorunumuz yok. İletişimi koparmak gibi bir niyetimiz de yok, iletişim her zaman önemlidir. Sorun çözecek bir şeydir. Ama rektör bütün kanallarda direniyor. Biz de, “Bu yolu hep beraber yürüdük, hep beraber yürüyelim, katılımcılık olsun, demokratik ilkelerle devam etsin, mevzuata uygun hareket edelim ki çatışma olmasın” diyoruz.
Rektör mevzuatı ihlal ederse, kendisine verilen vekalet yetkisini suistimal ederse, biz de sesimizi çıkaracağız. Rektör, doğrudan kuruma zarar veriyor. Çalışan tarafından seçilmiş bir rektör olarak, çalışana rağmen, kurullara rağmen “ben yaparım” deme gücünü nereden alıyorsunuz? Nasıl götüreceksiniz? Nasıl yapacaksınız?
Soru: Yeni VYK atandı, resmi gazetede çıktı. Kararda, ekonomik sıkıntılara yeterli tedbir alınmaması vurgusu yer aldı. Uzun tartışmalar sonucunda VYK değişti. Şimdi ne olacak?
Doç. Dr. Hoşkara: Hükümet, “Ekonomik sorunlara yeterli tedbir alınmadı” diyor. Rektör hükümeti yalanlıyor, “Sorunlar çözüldü” diyor. Aslında DAÜ’de profesyonel yönetim Rektörlüktür, sorunlar çözülmediyse Rektörlük doğrudan sorumludur. VYK yeterli denetim ve doğru yönde müdahalede bulunmadıysa sorumlu olur. Aynı şekilde, Bakanlar Kurulu da Cumhurbaşkanı da atadıklarından ve onların denetim ve yürütmesinden sorumludur.
Cumhurbaşkanı, “Atama makamı ben olduğum için atayan sorumludur” dedi. Görevden alan sorumludur, atayan sorumludur. Bu süreçte, Cumhurbaşkanı liyakatla ilgili uyarılarını yaptı. Bütün değerlendirmelerin sonunda, memnun olmadığını ifade etse de atama kararını aldı, imzaladı. Artık Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde hükümetin önerdiği ve cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın atadığı bir VYK var. Cumhurbaşkanı, bundan sonra yapılan icraatlardan sorumlu mu? Bize göre evet. Kendi beyanına göre de evet. Bizim için, hükümetin kimi önerdiğinin, cumhurbaşkanının kimi atadığının ötesinde, üniversitenin nasıl yönetileceği, yasalara uygun, demokratik, özerk ilkelere uygun, liyakata dayalı yönetilip yönetilmeyeceğidir.
Bu kadro mevzuata uygun, liyakata dayalı ve ekonomik sorunları çözecek, eksik kalan adımları atacak ve DAÜ, demokratik özerk üniversite ilkelerine ve hukuka bağlı olarak yönetilecek mi? Bu böyle olmazsa, Cumhurbaşkanı’nın da bir sorumluluğu var. Biz DAÜ’nün iyi yönetilmesini istiyoruz. Olmazsa, Cumhurbaşkanı’na da bu sorumluluğu hatırlatacağız. VYK’nın da, hükümetin de, cumhurbaşkanı’nın da sorumluluğu var. Daha da ötesini söyleyeyim, bugüne kadar çok çalışmayan bir yöntemdir ama yasa, “VYK Cumhurbaşkanı’na rapor sunar” diyor. Ayrıca, nasıl ki sendikalarda, derneklerde, yürütmenin yanında bir de denetleme kurulu var. Bizim yasamızda da VYK’nin yanında bir de denetleme kurulu var. Denetleme Kurulu, doğrudan mali işleyişi ve mali performansı denetlemekle yükümlüdür. Bunu da hükümet önerir, Cumhurbaşkanı atar. Bize göre bu konudaki eksiklik de özellikle mali sorunların tartışıldığı bu dönemde, cumhurbaşkanının girişimiyle de giderilmelidir. Denetleme kuruluna önerilecek ve atanacak kişilerde aranan nitelikler yasada doğrudan mali konularla net bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Belki bu atamalar cumhurbaşkanının ifade ettiği memnuniyetsizliği de giderir nitelikte olabilir.
Bu sorumluluk alanında Tufan Erhürman’ın oluyor olmasından aslında mutluyuz, umutluyuz. Bu sürecin sonunda, umarım yeni atanan VYK üyeleri ve başkan Şemi Bora mevzuata ve demokratik, özerk üniversite ilkelerine uygun hareket eder. Sorumluluğun bilincinde, protokola uygun hareket ederse, bizim hiçbir sorunumuz olmaz. Rektörlük de bu noktaya gelirse, sorun olmaz. Böyle olursa, cumhurbaşkanının ifade ettiği hasasiyetler açısından da iyi olur.